CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
ZEKĐ BAYHAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:6318/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
28 Temmuz 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (6318/02) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaı)  
Zeki Bayhan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 22 Haziran 2001 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1976 doğumludur ve Hakkari’de ikamet etmektedir.  
Bavuran, Đzmir polisi tarafından 4 Haziran 1998 tarihinde PKK1 üyesi olduğu ve bu örgüt  
adına bombalı saldırı eylemlerine karığı üphesiyle diğer altı kiiyle birlikte tutuklanmıtır.  
Bavuran ve diğer üpheliler polise verdikleri ifadelerde kendilerine isnad edilen suçları kabul  
etmilerdir. üpheliler gözaltında tutulduğu sırada polis, birçok soruturma gerçekletirmi,  
olay yerlerini incelemive baskınlar düzenlemi, bulunan patlayıcı madde ve ateli silahlara  
el koymu, olay yeri incelemeleri ve baskınlar sırasında ele geçirilen patlayıcılar ile diğer  
maddi deliller hakkında bilirkii raporları almı, üphelileri yüzletirmi, fotoğraf üzerinden  
kimlik tespitleri yapmı, bavuranın el yazısı için grafoloji uzmanına danıve son olarak  
patlayıcılar üzerinde parmak izi analizleri yapmıtır.  
28 Haziran 1998 tarihinde bavuran, saat 11 ile 11 :10 arasında avukatıyla görütür.  
Tutanaklara göre, avukat kendisine haklarını hatırlatarak bir ihtiyacı olup olmadığını sormuꢀ  
ve bavuran buna olumsuz cevap vermitir.  
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı (« Cumhuriyet savcısı » – « DGM»)  
tarafından 29 Haziran 1998 tarihinde dinlenen bavuran, yasadıı örgüt bünyesindeki  
faaliyetlerini anlatmıve üç bombalı saldırı eylemini organize ve finanse ettiğini  
kabullenmitir. Gözaltı sırasında verdiği ifade hakkında sorgulanan bavuran, savcıya  
söylediklerini aynen doğrulamıtır. Bavuran, baka yorum yapmaksızın gözaltı sırasında  
yapılan soruturmaları kabul etmitir.  
Aynı gün, DGM nöbetçi hakimi önüne çıkarılan bavuran, Cumhuriyet savcısına verdiği  
ifadeyi tekrarlamıtır. Hakim, bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
Bavuran, ne Cumhuriyet savcısı önünde ne nöbetçi hakim önünde kötü muameleden söz  
etmitir.  
9 Temmuz 1998’de Cumhuriyet savcısı, Devletin toprak bütünlüğünü bozmaya çalıtıkları ve  
yasaı bir örgüte yardım ve yataklık ettikleri gerekçesiyle bavuran ile diğer altı kii  
hakkında eski Türk Ceza Kanunu’nun 125 ve 169. maddelerinde belirtilen suçlar kapsamında  
cezalandırılmaları istemiyle dava açmıtır.  
1. Kürdistan Đꢀçi Partisi, yasadıı silahlı bir terör örgütü.  
2
DGM önünde görülen on bir durumada sanıkların savunmaları dinlenmitir. Bavuran,  
yalnızca iki durumada hazır bulunmuve diğerlerine katılmayı reddetmitir. 15 Haziran 1999  
tarihinde görülen durumada, bavuranın kendisine isnad edilen suçları kabul ettiği ve  
saldırıları nasıl organize ve finanse ettiğini anlattığı sekiz sayfalık savunma yazısı  
okunmutur. Bavuran, gözaltı sırasında verdiği ve bazı örgüt üyelerinin isimlerini zikrettiği  
ifadesini zorla ve ikence altında elde edildiğini ileri sürerek reddetmitir.  
Diğer sanıklar bombalı saldırılara katıldıklarını kabul ederken, yasadıı örgütle olan  
bağlantılarını inkâr etmilerdir.  
Bir askeri ve iki sivil hakimden oluan DGM heyeti, 15 Haziran 1999 tarihinde görülen  
duruma sonrasında, bavuranı yasadıı bir örgüte üye olmak ve patlayıcı üretmekten suçlu  
bularak eski Türk Ceza Kanunu’nun 168. ve 264. maddeleri gereğince otuz yıl hapis cezasına  
mahkûm etmitir. Mahkeme karar gerekçesinde, bavuran ve diğer sanıkların yargılamanın  
her aamasında verdikleri ifadeleri, olay yerinde ele geçirilen patlayıcılarla ilgili tutanak ve  
bilirkii raporlarını ve ilgili ahıslar gözaltındayken gerçekletirilen tüm soruturmaları  
dikkate aldığını bildirmitir.  
18 ve 22 Haziran 1999 tarihlerinde, Anayasa ve Devlet güvenlik mahkemeleriyle ilgili yasada  
gerekli değiiklikler yapılarak, askeri yargıçlar DGM bünyesinden çıkarılmıtır.  
1 ubat 2000 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin bavuran ve diğer üç sanıkla ilgili  
kararını bozmutur. Yargıtay kararı bozma gerekçesinde, sanıklara isnad edilen suçların eski  
Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi alanına girdiğini kaydetmitir.  
DGM, 8 Haziran 2000 tarihinde avukatları tarafından temsil edilen bavuran ve diğer  
sanıkların savunmalarını dinlemitir. Bavuran, okunan savunma metninde bombalı saldırıları  
finanse ettiğini ve gerçekletirdiğini yinelemitir. Bu duruma sonrasında DGM, bavuranı  
eski Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi gereğince ölüm cezasına mahkûm etmive daha  
sonra cezayı ömür boyu hapse çevirmitir. Mahkeme bu kararda da, ilk mahkûmiyet  
kararındaki delil unsurlarının dikkate alındığını bildirmitir.  
Yargıtay, 18 Aralık 2000 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını basavcının, bavurana  
tebliğ edilmeyen, görüü doğrultusunda onamıtır. Yargıtay, aralarında bavuranın avukatının  
da bulunduğu bazı avukatların durumaya mazeret belirtmeksizin katılmadıklarını tespit  
etmesi, bir diğerinin de mazeretini reddetmesi üzerine, bir duruma yapmanın da gerekli  
olmadığına hükmetmitir.23 Ocak 2001 tarihinde Yargıtay kararı, ilk derece mahkemesi  
kâtipliğinde bulunan dava dosyasına eklenmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yargılamanın ilk bölümünde bünyesinde askeri bir yargıç bulunması dolayısıyla  
DGM’nin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmektedir.  
3
Daha sonra bavuran, gözaltının dördüncü gününe kadar bir avukat yardımından  
yararlanmadığından ikâyetçi olmakta ve mahkemelerin kendisini yalnızca gözaltı döneminde  
yapılan soruturmalara dayanarak mahkûm ettiklerini ileri sürmektedir.  
Bavuran ayrıca, tutuklu bulunduğu cezaevi ile yargılandığı DGM arasındaki uzak mesafe  
dolayısıyla savunma hakkının çiğnendiğini iddia etmektedir.  
Son olarak bavuran, Yargıtay basavcısının tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden  
ve Yargıtay önünde bir duruma yapılmadığından ikâyetçi olmaktadır.  
Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.  
A. Gözaltı sırasında avukatın bulunmaması  
Hükümet, bavuranın gözaltı süresinin sona ermesini müteakiben altı ay içerisinde  
bavurusunu sunmadığını, bu nedenle altı aylık süreye uyulmadığını ileri sürmekte ve  
AĐHM’nin bu ikâyeti reddetmesini istemektedir.  
Hükümet, esasen bavuranın 28 Haziran 1998 tarihinde avukat yardımından faydalandığını,  
Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim tarafından dinlenmeden önce avukatıyla görüğünü,  
bu sorgulamada kendisine isnad edilen suçlamaları kabul ettiğini, avukatının hazır bulunduğu  
DGM önünde de aynı suçlamaları kabullendiğini, tüm yargılama boyunca savunmasını  
özgürce sunma ve gözaltı sırasında verdiği ifadelere itiraz etme imkânının bulunduğunu ileri  
sürmektedir.  
Hükümet, Türk hukukunda, gözaltı sırasında alınan ifadelerin artlarıyla ilgili iddiaların,  
baka delillerle desteklenmediği takdirde, dikkate alınmadığını eklemektedir. Hükümet, bu  
noktada, bavuranın polise verdiği ifadelerin savcı ve hakim önünde de doğrulandığını, DGM  
önünde avukatının yanında sunulan savunmada tekrarlandığını ve bu ifadelerin diğer  
sanıkların verdikleri ifadelerle uyutuğunu hatırlatmaktadır.  
Hükümet, gözaltı sonrasında verilen tıbbi raporda hiçbir yara izine rastlanmadığını ve zaten  
bavuranın da savcı ve hakim önünde böyle bir iddiada bulunmadığını, bu nedenle ilgili  
ahsın baskı altında zorla ifade verdiği iddiasının hiçbir dayanağı olmadığını kaydetmektedir.  
Bavuran, gözaltı sırasında verdiği ifadenin avukatının bulunmadığı bir ortamda ve ikence  
altında elde edildiğini ileri sürmektedir. Bavuran, gözaltı sonrasında düzenlenen tıbbi  
raporun güvenilirliğini reddetmekte ve Cumhuriyet savcısı, nöbetçi hakim ve DGM önünde  
kötü muameleye maruz kaldığı iddialarını dile getirdiğini ve bu yargı organları önünde gözaltı  
sırasında alınan ifadesini ve bu dönemde yapılan tüm soruturmaları kabul etmediğini ileri  
sürmektedir.  
Bavuran, gözaltı sırasında verdiği ifadelerin ve yapılan soruturmaların mahkûmiyetinde  
dikkate alınan yegâne deliller olduğunu iddia etmektedir. Bavuran, tüm soruturma ilemleri  
bittikten sonra avukat yardımı aldığını öne sürmekte, bu hakkından da sınırlı bir ekilde  
yararlandığını, zira avukatla görümesinin polislerin bulunduğu bir ortamda ve sadece on  
dakika sürdüğünü, bu nedenle avukatıyla kendisine isnad edilen suçlar ile delil unsurları  
hakkında özgürce konuamadığını eklemektedir.  
4
AĐHM, 18 Aralık 2000 tarihli Yargıtay kararının AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı  
anlamında iç hukuktaki nihai karar tarihi olduğu kanaatindedir (Türkiye aleyhine Ek ve ıktaꢀ  
dava, no 6058/02 ve 18074/03, prg. 9, 17 ubat 2009). Bu karar metni, DGM katipliğinde  
bulunan dava dosyasına eklenmive 23 Ocak 2001 tarihinde tarafların kullanımına  
sunulmutur. Bavuru bu tarihten itibaren altı aylık süre dahilinde sunulduğundan AĐHM,  
Hükümetin altı aylık süreyle ilgili bu iddiasını reddetmektedir.  
AĐHM yapılan ikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu  
itibarla, bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
Bu alanda uygulanan genel ilkeler için AĐHM yerleik içtihadına atıfta bulunmaktadır  
(Türkiye aleyhine Salduz davası [GC], no 36391/02, prg. 50-55, 27 Kasım 2008). AĐHM  
konuyla ilgili olarak, adil yargılanma hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi  
için, 6. maddenin 1. paragrafı uyarınca, kural olarak, her davanın kendine has koulları  
ıığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça, üpheliye, polis tarafından  
ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata eriim hakkı sağlanmasının gerekli olduğunu  
hatırlatmaktadır. Avukat eriiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin  
gerekçe gösterilmesi durumunda bile, böylesi bir kısıtlama - gerekçesi ne olursa olsun -  
sanığın 6. madde tarafından güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir.  
Avukat eriimi sağlanmayan sanığın polise ifade verirken kullandığı kendini suçlayıcı  
ifadelerin bilahare mahkûmiyet dayanağı olarak kullanılması durumunda, prensip olarak,  
sanığın haklarına telafi edilemeyecek ekilde zarar verilmiolur (Salduz, ilgili bölüm,  
prg. 55).  
Mevcut davada, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca, bavuran Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlardan birini ilemekle itham edildiği için gözaltı  
sırasında avukata eriim hakkı kısıtlanmıtır. Bunun sonucunda, ilgili ahıs, polise ifade  
verirken ve suçluluğunun belirlenmesi için yapılan soruturmalar sırasında avukata eriim  
hakkından yararlanamamıtır.  
AĐHM, bavuranın mahkûm edilmesinin önemli ölçüde gözaltı sırasında verdiği ifadeye ve  
aynı dönemde yapılan soruturmalara dayandırıldığını, oysa ki bavuranın o dönemde henüz  
bir avukat yardımı almadığını not etmektedir.  
Buna mukabil bavuranın Cumhuriyet savcısı, nöbetçi hakim ve DGM önünde kendisine  
yöneltilen suçlamaları kabul ettiği bir gerçektir. Bu konuda AĐHM, Cumhuriyet savcısı ve  
nöbetçi hakime ifade vermeden önce ilgili ahsa avukatıyla görüme izni verildiğini ve DGM  
önünde de avukatının hukuki yardımından yararlandığını kaydetmektedir.  
Bununla birlikte, dava dosyasından anlaıldığına göre, tüm soruturmalar, bavuranın  
Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim önünde ifade vermesinden önce gerçekletirilmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi gördüğü dava kapsamında herhangi bir ek soruturmaya gerek  
duymatır.  
Yukarıda elde edilen bilgiler ıığında AĐHM, bavuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu  
sırada bir avukat yardımı almamasının savunma haklarını telafi edilemeyecek ekilde  
etkilediği sonucuna varmaktadır.  
5
Dolayısıyla, mevcut davada AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı 3c) paragrafı ile bağlantılı  
olarak ihlal edilmitir.  
B. Yargıtay Basavcısı’nın yazılı görübildirisinin tebliğ edilmemesi  
AĐHM, yapılan ikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu  
itibarla bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
AĐHM, bavuranın ikâyetine benzer bir ikâyeti daha önce incelediğini ve basavcının  
tebliğnamesinin niteliği ve bavurana, buna cevaben yazılı görübildirme imkânının  
tanınmaması dolayısıyla AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlâl edildiği sonucuna  
vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Göç davası [GC],  
no 36590/97, prg. 55, CEDH 2002-V, ve Türkiye aleyhine Kömürcü davası, no 77432/01,  
prg. 18-20, 22 Haziran 2006).  
AĐHM, mevcut davayı inceledikten sonra, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmaya  
yetecek nitelikte inandırıcı hiçbir delil veya argüman sunmadığını kaydetmektedir.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlâl edilmitir.  
C. AĐHS’nin 6. maddesine dayandırılan diğer ikâyetler  
Yargıtay önünde duruma yapılmadığı yönündeki ikâyetle ilgili olarak AĐHM, Yargıtay’ın  
davanın esası hakkında değil yalnızca hukuk kurallarının yorumlanmasıyla ilgili bir karar  
verdiğini ve ilk derece mahkemesinde kamuya açık bir duruma yapıldığını not etmektedir.  
Bu yüzden, Yargıtay önünde kamuya açık bir duruma yapılmaması, 6. maddenin öngördüğü  
ekilde yargının adilliğini lekeleyecek nitelikte değildir (Đsveç aleyhine Ekbatani davası, 26  
Mayıs 1988, prg. 31, seri A no 134).  
DGM’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki ikâyetle ilgili olarak ise AĐHM, davaya  
temyizden sonra bakan DGM’nin yalnızca sivil hakimlerden olutuğunu ve bu hakimlerin  
dava nedenini oluturan tüm olgu ve hukuk unsurlarını incelediğini kaydetmektedir. Bu ikinci  
inceleme sırasında DGM, askeri yargıcın bulunduğu birinci incelemede uygulanan hukuki  
ilemleri yenilemive böylece bavuran ile diğer sanıkların savunmalarını dinlemitir.  
Yargılamanın bütününe bakan ve bavuranın ikâyetine dayanak olarak herhangi bir argüman  
sunmağını dikkate alan AĐHM, davanın sonuçlanmasından önce askeri hakimin yerine sivil  
hakimin gelmesinin, bavuranın kendisini mahkûm eden mahkemenin bağımsızlığı ve  
tarafsızğına ilikin makul kaygılarını yeteri kadar ortadan kaldırdığı kanaatine varmaktadır  
(bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Göçmen davası, no 72000/01, prg. 64, 17 Ekim  
2006, ve Türkiye aleyhine Özkan ve Adıbelli davası, no 18342/02, prg. 48, 9 Ocak 2007).  
AĐHM, son olarak, bavuranın tutuklu kaldığı Nazilli cezaevi ile davasının görüldüğü Đzmir  
Devlet Güvenlik Mahkemesi arasındaki mesafenin 160 km. olduğunu tespit etmektedir.  
Öncelikle bavuranın ulusal mahkemeler önünde böyle bir ikâyette bulunmadığını hatırlatan  
AĐHM, üstelik cezaevi ile DGM arasındaki mesafenin savunmasını hazırlamasında engel  
tekil ettiği yönündeki bu ikâyetini herhangi bir delil unsuruyla desteklemediğini  
kaydetmektedir.  
6
Bunun sonucunda, sözkonusu ikâyetler açıkça dayanaktan yoksun bulunduğundan, AĐHS’nin  
35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, DGM önünde yapılan yargılamalarla hukuk mahkemeleri önünde yapılan  
yargılamaların farklı olduğunu ileri sürmekte ve AĐHS’nin 14. maddesi anlamında bir  
ayrımcığa maruz kaldığını iddia etmektedir.  
Bavuran ayrıca, Yargıtay kararının kendisine tebliğ edilmemesi dolayısıyla AĐHS’nin 34.  
maddesinde öngörülen bireysel itiraz hakkının engellendiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, bu ikâyetleri sunulduğu ekliyle ve yerleik içtihadının ıığında incelemitir. Elinde  
bulunan tüm unsurları dikkate alan AĐHM, (Türkiye aleyhine Gerger davası [GC], no  
24919/94, prg. 69, 8 Temmuz 1999, ve Türkiye aleyhine Đrfan Güler davası (karar), no  
49391/99, 23 Haziran 2001) mevcut davada AĐHS’nin 14. maddesi tarafından teminat altına  
alınan hakların ihlâl edilmediği kanaatine varmıtır.  
Bunun sonucunda, sözkonusu ikâyetler açıkça dayanaktan yoksun bulunduğundan, AĐHS’nin  
35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 21.500 Euro maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte  
ve sözkonusu talebi reddetmektedir.  
Buna karın hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, bavurana, 1.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesine hükmetmektedir.  
AĐHM, mevcut davadakine benzer koullarda, en uygun telafi yönteminin, bavuranın talep  
etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesinin gerekliliklerini karılayacak ekilde yeniden  
yargılanması olacağı kanaatindedir (sözü edilen Salduz).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri  
için 2.650 Euro talep etmektedir. Bavuran, avukatlık ücret makbuzunu belge olarak  
sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu miktara itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerinin geri ödemesini elde edebilir. Mevcut davada sahip olduğu  
7
unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alan AĐHM, bavurana, masrafların  
tamamı için 1.000 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun, gözaltı sırasında avukatın hazır bulunmaması ve Yargıtay Cumhuriyet  
Basavcısı’nın görüünün bavurana tebliğ edilmemesi kapsamında yapılan ikayete  
ilikin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. Gözaltı sırasında bavuranın avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle  
AĐHS’nin 6/3 c) maddesi ile birlikte AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın görüünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin  
6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı  
Devlet tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine;  
i) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro) manevi tazminat  
ii) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 28 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8