CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
Zeynep AVCI - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 37021/97)  
NİHAİ KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
6 Şubat 2003  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2003. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (37021/97) başvuru no'lu  
davanın nedeni Zeynep Avcı'nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna 5  
Haziran 1997 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin Temel İnsan Haklarını  
güvence altına alan eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu  
avukatlarından Sn. E. Keskin tarafından temsil edilmekledir  
OLAYLAR  
1975 doğumlu olan başvuranın herhangi bir işi bulunmamakladır, başvurunun  
yapıldığı sırada başvuran Kocaeli Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.  
Başvuranın ifadelerine göre 25 Kasım 1996'da saat 00.30 sularında geçici  
olarak kaldığı Fahriye Erkal'ın evinde İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
Şubesine bağlı polisler tarafından tutuklanmış ve sorgulanmak üzere götürülmüştür.  
30 Kasım 1996 tarihinde hazırlanan tutanakta PKK'ya karşı düzenlenen  
operasyonlar çerçevesinde başvuranın 27 Kasım 1996'da tutuklandığı ve adı geçenin  
bu belgeyi imzaladığı belirtilmiştir.  
28 Kasım 1996'da adli bir tabip tarafından muayene edilen başvuranın  
vücudunda herhangi bir şiddet izine rastlanılmadığı kaydedilmiştir.  
İzmir Adli Tıp Kurumunda 3 Aralık 1996'da saat 11.35'te yeniden hazırlanan  
rapor 28 Kasım 1996 tarihinde alınan sonuçları doğrulamıştır. Başvuran aynı gün  
sorgulanmak üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğüne sevk edilmiştir.  
5 Aralık 1996 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine  
Cumhuriyet Savcısı başvuranın gözaltı süresini 18 Aralık 1996'ya dek uzatmıştır.  
Başvuran her kırk sekiz saatte bir sağlık kontrolünden geçirilmiştir. Adli tabibin 10  
Aralık 1996 saat 15.30'da gerçekleştirmiş olduğu muayene daha önce düzenlenen  
rapor sonuçlarını doğrulamıştır.  
18 Aralık 1996 tarihinde başvuran, DGM Cumhuriyet Savcısı tarafından  
sorgulanmış ve kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetmiş, baskı altında ve  
okumadan birkaç kağıt imzaladığını ifade etmiştir. Buna müteakiben, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Hakimi başvuranın tutukluluğuna karar vermiştir. Başvuran, Hakim  
önünde Savcılıkta verdiği ifadelerini tekrarlamıştır.  
16 Ocak 1997 tarihli iddianame ile İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı başvuran  
hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca kamu davası açmıştır.  
İstanbul DGM önünde başlayan yargılama sırasında, 28 Nisan 1997 tarihli  
duruşmada, başvuran suçsuz olduğunu dile getirmiş ve İzmir Emniyet Müdürlüğü  
polisleri tarafından kendisine işkence yapıldığını ve tecavüz edildiğini ifade etmiştir.  
Başvuran, ayrıca tıbbi muayene sırasında polislerden .korktuğu için bu şikayetini dile  
getiremediğini vurgulamıştır.  
26 Mayıs 1997 tarihinde başvuran İzmir Cumhuriyet Savcılığı'na bir dilekçe ile  
müracaat ederek gözaltından sorumlu polis memurları hakkında şikayetçi olmuştur.  
Şikayetine dayanarak olarak R. Korlak isimli bir sanığın şahitliğini göstermiştir.  
Başvuran söz konusu polis memurlarının TCK’nın 416. maddesi gereğince tecavüz  
suçundan kovuşturulmalarını talep etmiştir. Aynı gün başvuran avukatı başvuranın  
İstanbul Tıp Fakültesi Travmatoloji Servisinde muayene edilmesini talep etmiştir  
5 Ağustos 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranın şikayeti ile ilgili olarak  
takipsizlik kararı vermiştir. Savcı, başvuranın şikayetinin, R.Kortak ‘ın şahitliği,  
şikayetçinin anlatımını doğrulayan bir doktor raporunun olmayışı dolayısıyla ve diğer  
yandan şikayetin olayların vuku bulduğu tarihten altı ay sonra yapılmış olması  
nedeniyle, söz konusu  
27 Ağustos 1997 tarihinde başvuran İzmir Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde  
takipsizlik kararına itirazda bulunmuştur.  
17 Eylül 1997 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, Savcı tarafından ileri  
sürülen kanıtlara ve dosyanın içeriğine istinaden başvuranın itirazını reddetmiştir.  
HUKUKA DAİR  
1. AİHS’NİN 5 §§ 1,3 VE 4.MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran 25 Kasım’dan 18 Aralık 1996’ya dek olan süre zarfında özğürlüğünün  
kısıtlandığını belirterek AİHS’nin 6.maddesinin 1,3 ve 4.paragraflarının ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.Başvuran gözaltı süresinin yasal sınırlamaların  
dışında olduğundan ve yetkili bir hakim karşısına çıkarılmadığından şikayetçi  
olmaktadır.  
Hükümet başvuranın gözaltına alınmasının iç hukuka uygun olarak  
gerçekleştirildiğini, ilgilinin iddia ettiği gibi 25 Kasım 1996’da değil 27 Kasım  
1996’da gözaltına alındığını, İzmir Emniyet Müdürlüğü Şubesinde altı gün  
boyunca tutuklu kaldığını ardından İstanbul’a nakledildiğini ve burada  
Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine TCK’nın 128.maddesi uyarınca gözaltı  
süresinin 18 Aralık 1996’ya dek uzatıldığını savunmaktadır.  
AİHM tarafların gözaltı süresine ilişkin vermiş olduğu beyanların farklı olduğunu  
not etmektedir. Dava dosyasında olayın bu yönüne ilişkin eksiklik bilgiler  
karşısında AİHM, bunları ığa çıkarma yükümlülüğünün bulunmadığını  
belirterek başvuranın 27 Kasım 1996’da gözaltına alındığını varsayarak bu  
sürenin 18 Aralık 1996’da sona erdiğini yani toplam yirmibir gün sürdüğünü  
kaydetmektedir.  
AİHM, 5. maddenin bir tutuklamanın <<yasal yollardan>> uygunluğunu  
gözeterek keyfi uygulamalar karşısında bireyin haklarını koruduğunu  
hatırlatmaktadır. (Bkz. Wassink-Hollanda kararı 27 Eylul 1990, seri: A no: 185,  
s.11, § 24 ).AİHS’nin 5.maddesi temel bir insan hakkını, yani bireyi  
Devletin(kişi)özgürlüğüne keyfi müdahelelerine karşı korumayı, garanti altına  
alır.Yürütmenin müdahelelerinin yargısal denetimini ,keyfiliği en aza indirmeye  
ve hukuk devletini gerçekleştirmeye yönelik 5.maddenin 3.fıkrasında yer alan  
garantinin asli bir özelliğidir ki bu <<demokratik bir toplumun>>temel  
ilkelerinden biridir.(Bkz.Sakık ve diğerleri-Türkiye kararı,26 Kasım 1997,1997-  
VII,s.2623-2624, § 44).  
AİHM,sonuç olarak Sözleşmenin 5 § 4 maddesinin yakalama ve tutukluluk  
nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkesin bu kısıtlamanın yasaya  
uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi veya aksi halinde  
serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahip olmasını  
öngördüğünü ifade etmektedir. (Bkz. Van der Leer-Hollanda kararları, 21 Şubat  
1990, seri: A no: 170, s.14, § 35, ve Musial-Polonya kararı no: 24557/94, §  
43,AlHM1999-lI).  
Bu çerçevede başvuran 27 Kasım 1996'da İzmir'de tutuklanmış ardından 3  
Aralık 1996'da İstanbul'a nakledilmiş, 5 Aralık 1996'da Cumhuriyet Savcısının talebi  
üzerine gözaltı süresi 18 Aralık 1996'ya dek sürmüş ve başvuran tutuklu olarak hakim  
karşısına çıkmıştır.  
AİHM, olayların meydana geldiği dönemde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin  
yetki alanına giren ve kolektif olarak işlenen suçlarda bir şüphelinin olağanüstü hal  
bölgesinde tutuklandığını ve on beş gün gözaltında tutulduğunu kaydetmektedir.  
Sözkonusu olay İzmir'de meydana gelmiştir, yasaların başvuranı maksimum on beş  
gün gözaltında tutulmasını öngördüğü kuvvetle ihtimaldir, oysa başvuran yirmi bir gün  
boyunca gözaltında tutulmuş ve AİHS'nin 5 § l c) maddesi uyarınca yetkili bir hakim  
karşısına çıkarılmamıştır.  
Bu nedenle gözaltı süreci yasaların öngördüğü şekilde gerçekleşmemiştir.  
Öyle olsa bile AİHM, başvuranın yasadışı örgüt PKK'ya üye olma suçuyla itham  
edildiğini ve Hükümetin bu yönde makul bir kanıtının bulunmadığını dile getirerek  
Mahkemenin davayı bu çerçevede incelemeyi uygun görmemiştir. Bununla birlikte  
AİHM, geçmişte pek çok defa dile getirdiği gibi terörizme karşı kolektif suç oranını  
azaltma amacını dahi taşısa AİHS'nin 5 § 3 maddesi uyarınca yasal göz altı süresinin  
dört gün altı saat olarak belirlendiğini hatırlatmaktadır.(Bkz.diğerleri arasında Brogan-  
İngiltere kararı 29 Kasım 1988, seri: A no: 145,s.33 §62).  
AİHM, yirmi bir günlük gözaltı süresinin çabukluk esasına ve mahkemenin bu  
yöndeki içtihatlarına uygun olmadığı kanaatindedir.  
Bu nedenle başvuranın kişisel özgürlüğüne karşı alınan bu önlemlerle AİHS'nin  
5. maddesinin 1,3 ve 4. paragrafları ihlal edilmiştir.  
II. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran İzmir'de altı gün polis nezaretinde bulunması nedeniyle AİHS'nin 3.  
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Başvuran İzmir Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında bulunduğu yirmi bir günlük  
süreçte işkenceye ve tecavüze maruz kaldığını, bu olayların izlerinin uzun süre  
devam ettiğini ve hazırlanan tıbbi raporların polis gözetiminde yapıldığını ileri sürerek  
5 Kasım 1999 tarihli rapora göndermede bulunmaktadır.  
Başvuran, Hükümetin yürütülen soruşturma çerçevesinde tutuklular M. Budak'ın  
ve Çalhan'ın ifadelerine olayın ardından üç yıl sonra 1999'da başvurduğunun altını  
çizmiş diğer yandan Dr. Uzun'un ifadesinde adı geçenin düşük yaptığına ilişkin hiçbir  
ibarede bulunmadığını eklemektedir.  
Başvuran ayrıca gözaltı süresinin aşırı olduğundan ve göz altı koşullarından  
şikayetçi olmakta ve AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
Hükümet ilk olarak başvuranın ifadesinin tutarsız ve çelişkili olduğunu dile  
getirmekte, başvuranın tecavüz suçlamasıyla ilgili şikayetini soruşturmayı yürüten  
yetkililerin bilgisine çok geç ilettiğini ayrıca başvuranın gözaltına alınmasının  
ardından pek çok kez sağlık kontrolünden geçtiğini, sözkonusu şikayetiyle ilgili hiçbir  
muayene talebinde bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet sonuç olarak AİHM  
nezdinde ortaya konulan bu iddiaların «makul şüpheciliğin ötesinde» ve gerçeklikten  
uzak olduğunun altını çizerek bu yönde 28 Kasım 3,10 ve 18 Aralık 1996 tarihli  
başvuranın vücudunda hiçbir şiddet izine rastlanmadığını belirten sağlık raporlarını  
referans kaynağı olarak göstermektedir. Kortak'ın ifadesi ile ilgili olarak ise Hükümet  
adı geçenin başvuran ile aynı suçlamalarla yargılandığını belirterek ifadelerinin somut  
deliller olarak nitelendirilemeyeceğini eklemektedir.  
Hükümet, göz altı koşullarının Sözleşmenin 3. maddesinde yer alan unsurlar ile  
bağdaşmayan nitelikte olmadığını savunmakta, bu yönde Komisyonun iki kararına  
göndermede bulunmaktadır (7572 / 76, 7586 / 76 ve 7587 / 76, 8 Temmuz 1978  
tarihli kararlar, 14, s.64, ve 8317 / 78 no'lu ve 15 Mayıs 1980 tarihli karar, 20, s.44).  
Ayrıca göz altında bulunan kişiler özel koşullar mevcut değil ise avukatları ile  
görüşebilirler, Hükümet buna ilişkin gözaltında bulunan şüphelilerin avukatları ile  
yapmış oldukları görüşmelere atıfta bulunmuştur.  
AİHM, ortaya konulan olayları mahkeme içtihatları ışığında değerlendireceğini  
kaydetmektedir.(Bkz. diğerleri arasında Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim  
1998, 1998-VIII, s. 3288, § 93, Selmouni-Fransa no: 25803/94, § 95, AİHM 1999-V,  
Raninen-Finlandiya, 16 Aralık 1997, 1997-V111, s. 2821-2822, § 55, V.-İngiltere no:  
24888/94, § 71, AİHM 1999-IX, Chahal-İngiltere, 15 Kasım 1996, 1996-V, s. 1855, §  
79, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993, seri A no:269, s.17-18, § 30 ve Labita-İtalya no:  
26772/95, § 120 AİHM 1999-IV).  
AİHM, ilk olarak başvuranın iddia ettiği tecavüz olayıyla ilgili iddialarını  
destekleyecek hiçbir delili mahkemeye sunmadığını hatırlatmaktadır. Söz konusu  
tıbbi raporlarda başvuranın iddia ettiği gibi şiddete maruz kaldığını gösterir hiçbir ize  
rastlanmadığını, ayrıca dava dosyasında başvuranın Cumhuriyet Savcısı tarafından  
dinlenildiği 18 Aralık 1996'da ne de Sorgu hakimi karşısında bu koşullan hiçbir  
şekilde dile getirmediğini ifade etmektedir.Üstelik 5 Ağustos 1997 tarihli meni  
muhakeme kararında Savcılık mezkur tıbbi raporlara geniş bir yer ayırmış, fakat  
başvuran Ağır ceza mahkemesinde yapmış olduğu itirazda bu şikayetlerini  
yinelememiştir.  
AİHM, başvuranın tutumunun anlattıkları ile örtüşmediği sonucuna varmıştır.  
Ayrıca AİHM, başvuranın gözaltında bulunduğu koşullan dikkate alarak maruz  
kaldığı olaya ilişkin kanıtların elde edilmesinin güçlüğünü kabul etmekte, fakat adı  
geçenin çeşitli vesilelerle pek çok defa tıbbi muayeneden geçtiğini belirtmektedir.  
Üstelik Mahkeme başvuranın tutuklu bulunduğu sırada üç psikiyatrdan oluşan heyetin  
hazırlamış oldukları raporlarında sözkonusu olaya dair hiçbir ize rastlamadıkları ifade  
ettiklerini, başvurandan 3 Temmuz 2001 tarihli kabul edilebilirlik başvurusunda talep  
edilen bilgilere hiçbir açıklama getirmediğini eklemektedir.  
AİHM, başvuranın maruz kaldığını öne sürdüğü olayı destekleyecek hiçbir  
unsurun olmadığına itibar etmektedir.  
Bu durumda AİHS'nin 3. maddesinin ihlaline rastlanmamaktadır.  
Başvuranın göz altı koşullarına ilişkin olarak AİHM, tutuklu koşullarının kimi kez  
aşağılayıcı ve insanlık dışı olabileceğini belirtmekledir. (Dougoz-Yunanistan kararı  
no:40907/98, § 46, Ali İM 2001-II), (Bkz. aynı zamanda Yunanistan kararındaki  
Komisyonun 5 Kasım 1969 tarihli raporları, bşv. no'laır.3321/67, 3322/67, 3323/67 ve  
3344/67). Tutuklu koşullarını değerlendirmek için başvuranın savlarının yanı sıra  
birikimsel diğer etmenleri de dikkate almak gerekir. (Bkz. sözü edilen Dougoz karan,  
§ 46).  
AİHM, dava dosyasında başvuranın gözaltı koşullarından yetkililer tarafından  
bilgilendirildiğine dair hiçbir bilgileye rastlanmamıştır. Mahkeme başvuranın  
gözaltında bulunduğu İzmir Emniyet Müdürlüğünde 27 Kasım 3 Aralık 1996 tarihleri  
arasında üç kez muayene edildiğini, ardından 3 Aralık'ta İstanbul'a nakledildiğini  
burada PKK bünyesindeki faaliyetleri nedeniyle on beş gün gözaltında tutulduğunu  
not etmekledir.  
Bu koşullarda AİHM başvuranın gözaltı koşullarının AİHS'nin 3. maddesinin  
uygulanmasını gerektirecek sınırda olmadığı görüşündedir.  
Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında AİHM, AİHS'nin 5 §§ 1,3 ve 4.  
maddelerinin başvuranın AİHS'nin 3. maddesince yapmış olduğu başvurudan ayrı  
olarak değerlendirilmesi için hiçbir özel durumun oluşmadığı sonucuna varmaktadır.  
III. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran maruz kaldığı tecavüz olayıyla ilgili hiçbir etkili başvuru yolu  
bulunmadığını savunarak AİHS'nin 13. maddesine atıfla bulunmakladır.  
Hükümet bu iddiaları reddetmektedir.  
AİHM, AİHS'nin 13. maddesinin iç hukukta etkili başvuru hakkını güvence altına  
aldığını hatırlatmakladır. Bu başvuru yolunun hukukla olduğu kadar teoride de «etkili»  
olması gerekmektedir. Bu madde Sözleşme uyarınca savunma makamının  
şikayetlerine yönelik uygulanamaz. (Bkz. Böyle ve Rice-İngiltere kararı 27 Nisan  
1988, seri A no: 131, s.23, § 52).  
AİHM, dava dosyasında yer alan unsurların başvuranın gözaltında bulunduğu  
sırada tecavüze maruz kaldığı sonucunu ortaya koymadığına itibar etmekledir. Bu  
durum 3. madde uyarınca bir şikayetin yapılmasını gerekli kılmamakladır.(Bkz. sözü  
edilen Böyle ve Rice kararı). AİHM, esasa ilişkin söz konusu şikayetle ilgili etkili bir  
soruşturma yapılması zorunluluğunun bulunmadığı sonucuna varmıştır.  
AlHM, yetkililerin söz konusu olayda pasif kaldığına dair bir ibareye  
rastlanmadığını belirterek savunmacı Hükümetin AİHS'nin 13. maddesi uyarınca  
yürüttüğü cezai soruşturmanın etkili olarak nitelendirilebileceğini kaydetmekledir.  
Bu nedenle AİHS'nin 13. maddesince bir ihlalin olmadığı sonucuna varmıştır.  
IV. AİHSA'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN  
AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
A. Tazminat  
Başvuran maddi tazminat ve avukatlık masraflarına ilişkin 5.000.000.000 TL.,  
manevi tazminat olarak ise 20.000.000.000 TL. talep etmektedir.  
AİHM, başvuranın avukatlık ücreti ve masraflarına dair bu taleplerini masrafa ve  
harcamalar başlığı altında değerlendireceğini kaydetmektedir.  
Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, başvuranın adli makamlar karşısına  
çıkarılmaksızın yirmi bir gün göz altına alındığını ve yerel mahkemelerin başvurana  
hiçbir surette manevi tazmin imkanı tanımadığım belirterek adı geçene manevi  
tazminat olarak 10.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, AHIM önünde temsil edilmesi sırasındaki masraf ve harcamalar  
başlığı altında 1.500.000.000 TL. avukatlık ücreti, 1.000.000.000 TL. çeviri  
masrafları, 2.500.000.000 TL. haberleşme ve iletişim harcamaları, 1.000.000.000 TL.  
yolluk harcamaları olmak üzere toplam 4.000.000.000 TL. talep etmektedir.  
Bu unsurlar ışığında AİHM başvurana, eşit ve hakkaniyete uygun olarak masraf  
ve harcamalara ilişkin 3.000 Euro ve Avrupa Konseyinin adli yardım başlığı altında  
öngördüğü 838 Euro'nün (5. 500 Fransız Frangı) tahsis edilmesini kararlaştırmıştır.  
C. Temerrüt Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basil  
faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oram uygulanacağını belirtmektedir.  
BU NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS'nin 5 §§ l, 3 ve 4. maddesinin ihlal edildiğim;  
2. AİHS'nin 3. maddesine yönelik bir ihlalin olmadığına;  
3. Başvuranın göz altı koşullarına ilişkin AİHS'nin 3. maddesi çerçevesinde  
yapmış olduğu şikayetin ayrı olarak incelenmesini gerekli olmadığına:  
4. AİHS'nin 13. maddesi uyarınca bir ihlalin bulunmadığına;  
5. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesine uygun olarak kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde. Savunmacı Hükümetin başvurana :  
i. Manevi tazminat olarak 10.000 (on bin ) Euro ;  
ü. Avrupa Konseyi tarafından verilen 838 (sekiz yüz oluz sekiz) Euro'luk adli  
yardım miktarı şülmek ve doğrudan veya dolaylı her türlü vergiden muaf olmak  
üzere, masraf ve harcamalar için 3.000 (üç bin) Euıo ödemesine;  
b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bitiminden ödeme tarihine kadar geçecek  
süre için Avrupa Merkez Bankasının belirlemiş olduğu yıllık % 3'lük faizin  
ödenmesine;  
6. Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddelerine uygun olarak 6 Şubat 2003 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.