Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI
Başvuran, resmi belgelere göre, sınırdışı edilmek üzere 3 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul
Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi’ne konulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca kendisini 16
Mayıs 2008 tarihinde sorgulayan polis memuruna İran’daki mevcut hükümete karşı olduğunu
ve ülkesine dönmek istemediğini söylediğini öne sürmüştür. Ancak Türkiye ile İran arasında
“teröristlerin iadesi”ne ilişkin olarak yapılan bir anlaşma kapsamında sınırdışı edilebileceği
korkusuyla, İran’da rejime karşı faaliyetlere katıldığını polise söylememiştir.
AİHM, 9 Mayıs 2008 ve 10 Haziran 2008 tarihli belgelere göre, başvuranın sınırdışı
edilmek üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne konulmuş olduğunu gözlemler. Dolayısıyla
Hükümetin, başvuran hakkında sınırdışı kararı alınmadığı görüşünü kabul edemez. AİHM,
ayrıca, başvuranın 16 Mayıs 2008 tarihli ifadesinde İran Hükümeti karşısındaki durumunu
açıkça ifade ettiğini gözlemlemektedir. Ancak, İçişleri Bakanlığı başvuranın avukatına,
başvuranla ilgili olarak uygulanacak prosedürün AİHM önündeki yargılama sonuçlanıncaya
kadar ertelendiğini bildirmiştir. Ayrıca, Savunmacı Hükümet, mensup olduğu din nedeniyle
BMMYK tarafından başvurana mülteci statüsü tanındığını, başvuranın AİHM’ye sunduğu
mülteci belgesinin kendilerine gönderildiği 27 Mart 2009 tarihinde öğrenmiştir. Bu koşullar
altında, AİHM, başvuranın iddialarıyla ilgili olarak ulusal makamlardan herhangi bir yanıt
gelmemesi nedeniyle, başvuranın kendisinden beklenen her şeyi yaptığı sonucuna varmıştır.
Hükümet’in başvuranın idare mahkemelerine başvurabileceği yönündeki iddiasıyla
ilgili olarak, AİHM, Türk mevzuatında sınır dışı kararının iptalini istemenin erteleyici bir
etkisinin olmadığını, bu nedenle de AİHS’nin 35/1 maddesi uyarınca başvuranın bu tür iç
hukuk yollarını tüketmek için idare mahkemelerine başvurmasına gerek olmadığını hatırlatır
(Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AİHM, Hükümet’in itirazlarını
reddeder.
B. Esas
Hükümet, başvuranın İran’da herhangi bir kötü muameleye maruz kalmaması
nedeniyle haklı nedenlere dayanan bir zulüm korkusu olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet,
ayrıca, ne başvuran ne de avukatı tarafından ulusal makamlara sığınma talebinde
bulunulduğunu kaydetmiştir.
Başvuran, bir kereye mahsus olarak itirazda bulunmasına fırsat tanınmadan İran’a sınır
dışı edildiğini iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, yeniden sınır dışı edilme korkusu taşıdığından
dolayı polise İran’daki siyasi faaliyetlerinden bahsetmediğini ifade etmiştir. Başvuran,
Türkiye’ye gelmeden önce İran’da rejim karşıtı eylemlere katıldığı, Hıristiyan olduğu ve
bunun da İran makamlarının bilgisi dahilinde olduğu için, İran’a gönderilmesi halinde ölüm
veya kötü muamele riskiyle karşılaşacağını ileri sürmüştür. Başvuran, bu bağlamda, BMMYK
tarafından mülteci olarak tanındığını vurgulamıştır.
AİHM, ilk olarak, başvuranın 3 Mayıs 2008 tarihinde yakalandığını ve 16 Mayıs 2008
tarihinde polise ifade verirken İran’a dönmek istemediğini ve BMMYK’ye başvurmak üzere
Türkiye’ye geldiğini söylediğini gözlemlemektedir. Ancak, 9 Mayıs ve 10 Haziran 2008
tarihli belgelere göre, ulusal makamlar, başvuranın ifadelerini incelemeden sınır dışı
edilmesini planlamışlardır. Ayrıca, başvuranın Türk makamları önündeki davası, AİHM
önündeki yargılama sonuçlanıncaya kadar ertelenmiştir. Bu koşullar altında, AİHM, ulusal
makamların başvuranın iddiasına ilişkin anlamlı bir değerlendirme yaptıkları konusunda ikna
olmamıştır. Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde tutulduğu sırada sığınma
4