COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
Z.N.S. – TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no. 21896/08)  
KARAR  
STRAZBURG  
19 Ocak 2010  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 21896/08 no’lu davanın nedeni Z.N.S. adlı İran  
vatandaşının (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 8 Mayıs 2008  
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”)  
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Daire Başkanı, başvuranın, isminin ifşa  
edilmemesi talebini kabul etmiştir.  
Başvuran, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından S. Efe tarafından temsil  
edilmiştir.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Başvuran 1967 doğumludur ve halen Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma  
Merkezi’nde tutulmaktadır.  
A. Sınırdışı işlemleri ve başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma  
Merkezi’ne yerleştirilmesi  
Başvuran Türkiye’ye ilk olarak 24 Eylül 2002 tarihinde sahte pasaportla giriş yapmıştır.  
Türk makamları ya da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni (BMMYK)  
haberdar etmeden İstanbul’da yaşamaya ve çalışmaya başlamıştır.  
22 Ekim 2003 tarihinde başvuran BMMYK’ya başvurarak mülteci olarak tanınmayı  
talep etmiştir. 2004 yılı içerisinde Türk yetkililerce yakalanarak İran’a sınırdışı edilmiştir.  
Başvuran, sınırdışı edildiği İran’da 9 ay hapis cezası çektiğini ve kötü muameleye uğradığını  
iddia etmektedir.  
İran’da cezaevinden salıverilmesini takiben başvuran Türkiye’ye yine yasadışı olarak 3  
Şubat 2005 tarihinde giriş yapmış ve BMMYK önündeki dosyasının gıyabında kapatıldığını  
öğrenmiştir.  
Başvuran 2007 yılı içerisinde BMMYK’ya başvurarak dosyasının yeniden  
incelenmesini talep etmiştir.  
Başvuran, vize ihlali ve resmi belgelerde sahtecilik yaptığı şüphesiyle 9 Mayıs 2008  
tarihinde yakalanmıştır. Başvuran, sorgusunda İran’da yaşamak istemediğini ve BMMYK’ya  
başvurmak amacıyla Türkiye’ye geldiğini ifade etmiştir. Başvuran, sınırdışı edilmek amacıyla  
aynı tarihte İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne konulmuştur.  
Başvuran, 16 Mayıs 2008 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği mektupta sağlık  
durumunu öne sürerek acilen tedavi görmesi için serbest bırakılmasını ve BMMYK ve  
AİHM’ye yaptığı başvurular sonuçlanana kadar ikamet izni verilmesini talep etmiştir.  
Aynı tarihte İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde yapılan sorgusunda başvuran, Türkiye’ye  
ilk olarak sahte pasaportla giriş yaptığını, İran’a sınırdışı edildiğini, orada 9 ay cezaevinde  
yattığını, 3 Şubat 2005 tarihinde Türkiye’ye tekrar giriş yaptığında derhal BMMYK’ya  
1
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
başvurduğunu, İran’daki mevcut hükümete karşı olduğunu ve kendisinin ve ailesinin İran’da  
baskı gördüğünü ifade etmiştir. Vizesinin yenilenmesinin tek yolu olduğu için Türkiye’ye  
girişıkış yaptığını belirtmiştir. Ayrıca BMMYK’daki dosyası kapatıldığı için Türk  
makamlarına daha önce başvurmadığını iddia etmiştir.  
6 Mayıs, 16 Mayıs ve 2 Haziran 2008 tarihlerinde başvuranın temsilcisi İstanbul  
Emniyet Müdürlüğü’ne gönderdiği dilekçelerde başvuranın serbest bırakılıp BMMYK’ya  
yaptığı başvuru sonuçlanana kadar ikamet tezkeresi verilmesini talep etmiştir.  
Başvuran 10 Haziran 2008 tarihinde Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma  
Merkezi’ne nakledilmiştir.  
18 Temmuz 2008 tarihinde, İçişleri Bakanlığı başvuranın Türk makamları önündeki  
davasının AİHM kararının açıklanmasına kadar bekletildiğini bildirmiştir.  
29 Aralık 2008 tarihinde başvuran ve oğlu, dinsel gerekçelerle BMMYK yetkisi  
kapsamında mülteci olarak tanınmıştır.  
14 Nisan 2009 tarihinde başvuranın temsilcisi Ankara İdare Mahkemesi’nde bir dava  
açarak İçişleri Bakanlığı’nın müvekkilinin serbest bırakılmaması kararının iptal edilmesi ve  
yargılama süresince sözkonusu kararın yürütmesinin durdurulması talebinde bulunmuş,  
mahkeme talebi 28 Mayıs 2009 tarihinde reddetmiştir.  
Başvuranın temsilcisi temyize gitmiş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi temyiz talebini  
24 Haziran 2009 tarihinde reddetmiştir.  
B. Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’ndeki koşullar, başvuranın  
tıbbi yardım alamadığı ve kötü muamele gördüğü iddiası  
1. Başvuranın beyanı  
AİHM’ye 16 Mayıs 2008 tarihinde yaptığı beyanda başvuranın temsilcisi, başvuranın  
Haziran 2006 tarihinde geçirdiği operasyondan kaynaklanan ciddi sorunlar yaşıyor olmasına  
karşın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde doktora erişimi bulunmadığını  
savunmuştur. Temsilci, başvuranın bir doktor tarafından muayene edildiğini ve doktorun ilave  
muayene yapılması talimatı verdiğini 18 Haziran 2008 tarihinde AİHM'ye bildirmiştir. Buna  
karşın İçişleri Bakanlığı başka bir muayeneye izin vermemiş, başvuranın sağlık durumu  
kötüye gitmiştir.  
Başvuran 27 Ağustos 2008 tarihinde, Merkeze konulması ve Merkezdeki şartları  
protesto etmek üzere diğer dört kişiyle birlikte ölüm orucuna başlamıştır.  
Başvuran, AİHM önünde, Merkezin fiziki şartlarının Avrupa İşkencenin Önlenmesi  
Komitesi’nin (AİÖK) belirlediği asgari standartların altında olduğunu savunmuştur.  
Başvuran, iddialarını desteklemek üzere Merkezin çeşitli bölümlerinin fotoğraflarını ibraz  
etmiştir. Fotoğraflarda, odalardan birinde, üzerinde yastık ve battaniyeler olan iki ranza  
görülmektedir. Yataklarda çarşaf bulunmamaktadır. Başka bir odada çarşaf, yastık ve  
battaniyeli iki yatak görünmektedir. Mutfak lavabosu ve fırını gösteren başka bir fotoğrafta  
bunların kullanılamaz durumda olduğu görülmektedir. Başka bir fotoğraf banyoda dört adet  
lavabonun bulunduğunu, tuvaletlerin kısmen koyu renkli bir madde ile kaplı olduğunu  
2
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
göstermektedir. Etiketleri Kiril alfabesiyle yazılmış temizlik malzemelerinin kullanım  
sürelerinin 9-10 yıl önce dolduğu görülmektedir.  
Başvuran son olarak Merkezde çalışan görevlilerin tutuklulara iyi davranmadığını iddia  
etmiştir. Özellikle bir polis memuru tarafından hakarete uğradığını ve tehdit edildiğini öne  
sürmüştür.  
2. Hükümetin beyanı  
Hükümet, başvuranın Temmuz 2008’de Kırklareli Devlet Hastanesi’nde bir dizi tıbbi  
muayeneye tâbi tutulduğunu ve başvurana kan testleri, abdominopelvik ultrasonografi ve  
abdominal tomografi tetkiklerinin uygulandığını belirtmiştir. Doktorlar, bu tetkikler  
sonucunda patoloji tespit etmemişlerdir.  
Hükümet, başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nin fiziki  
şartlarının AİÖK tarafından belirlenen asgari düzeyi sağlamadığı iddiasını reddetmiştir.  
Hükümet, sözkonusu Merkezin bir tutukevi olmadığını belirterek Merkezin ortak alanında  
yapılan bir doğum günü ve nişan kutlamalarına ve Merkezin bahçesinde yapılan Kurban  
Bayramı kutlamasına ait fotoğraflar ibraz etmiştir.  
Hükümet, 9 Eylül 2009 tarihli görüşlerinde, başvuranın kötü muamele iddiasına ilişkin  
olarak, başvurana hakaret ettiği iddia edilen polis memuru hakkında bir soruşturma  
başlatıldığını ifade etmiştir.  
HUKUK  
I. SINIRDIŞI İŞLEMLERİNE İLİŞKİN OLARAK AİHS’NİN 2. VE 3. MADDELERİNİN  
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, AİHS’nin 2. ve 3. maddelerine dayanarak, İran’a sınırdışı edilmesinin gerçek  
bir kötü muamele ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bırakacağını öne sürmüştür.  
AİHM, başvuranın şikâyetinin sadece AİHS'nin 3. maddesi temelinde incelenmesini  
uygun bulmaktadır (bkz. Abdolkhani ve Karimnia – Türkiye, no. 30471/08; N.A. – İngiltere,  
no. 25904/07 ve Said – Hollanda, no. 2345/02).  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, başvuran hakkında bir sınırdışı kararı alınmadığını ifade etmiştir. Başvuranın  
vize ve pasaport gereklerini ihlal ettiğini ve ulusal mevzuata göre sınırdışı edileceğini  
belirtmiştir. Bu durum, başvuranın sadece İran’a gönderilebileceği anlamına gelmemektedir.  
Vize temin etmesi halinde başvuran, başka bir ülkeye gönderilebilecektir. Hükümet ayrıca  
başvuranın AİHS'nin 35/1 maddesi kapsamında mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini  
savunmuştur. Başvuranın yetkili makamlara geçici sığınma talebinde bulunmadığını ve  
yetkililerin bu talebi reddetmeleri halinde idare mahkemelerine başvurabileceğini ifade  
etmiştir. Hükümet, görüşlerini desteklemek üzere sınırdışı kararlarının iptaline karar verilen  
birtakım idare mahkemesi kararları ibraz etmiştir.  
3
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
Başvuran, resmi belgelere göre, sınırdışı edilmek üzere 3 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul  
Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi’ne konulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca kendisini 16  
Mayıs 2008 tarihinde sorgulayan polis memuruna İran’daki mevcut hükümete karşı olduğunu  
ve ülkesine dönmek istemediğini söylediğini öne sürmüştür. Ancak Türkiye ile İran arasında  
“teröristlerin iadesi”ne ilişkin olarak yapılan bir anlaşma kapsamında sınırdışı edilebileceği  
korkusuyla, İran’da rejime karşı faaliyetlere katıldığını polise söylememiştir.  
AİHM, 9 Mayıs 2008 ve 10 Haziran 2008 tarihli belgelere göre, başvuranın sınırdışı  
edilmek üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne konulmuş olduğunu gözlemler. Dolayısıyla  
Hükümetin, başvuran hakkında sınırdışı kararı alınmadığı görüşünü kabul edemez. AİHM,  
ayrıca, başvuranın 16 Mayıs 2008 tarihli ifadesinde İran Hükümeti karşısındaki durumunu  
ıkça ifade ettiğini gözlemlemektedir. Ancak, İçişleri Bakanlığı başvuranın avukatına,  
başvuranla ilgili olarak uygulanacak prosedürün AİHM önündeki yargılama sonuçlanıncaya  
kadar ertelendiğini bildirmiştir. Ayrıca, Savunmacı Hükümet, mensup olduğu din nedeniyle  
BMMYK tarafından başvurana mülteci statüsü tanındığını, başvuranın AİHM’ye sunduğu  
mülteci belgesinin kendilerine gönderildiği 27 Mart 2009 tarihinde öğrenmiştir. Bu koşullar  
altında, AİHM, başvuranın iddialarıyla ilgili olarak ulusal makamlardan herhangi bir yanıt  
gelmemesi nedeniyle, başvuranın kendisinden beklenen her şeyi yaptığı sonucuna varmıştır.  
Hükümet’in başvuranın idare mahkemelerine başvurabileceği yönündeki iddiasıyla  
ilgili olarak, AİHM, Türk mevzuatında sınır dışı kararının iptalini istemenin erteleyici bir  
etkisinin olmadığını, bu nedenle de AİHS’nin 35/1 maddesi uyarınca başvuranın bu tür iç  
hukuk yollarını tüketmek için idare mahkemelerine başvurmasına gerek olmadığını hatırlatır  
(Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AİHM, Hükümet’in itirazlarını  
reddeder.  
B. Esas  
Hükümet, başvuranın İran’da herhangi bir kötü muameleye maruz kalmaması  
nedeniyle haklı nedenlere dayanan bir zulüm korkusu olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet,  
ayrıca, ne başvuran ne de avukatı tarafından ulusal makamlara sığınma talebinde  
bulunulduğunu kaydetmiştir.  
Başvuran, bir kereye mahsus olarak itirazda bulunmasına fırsat tanınmadan İran’a sınır  
dışı edildiğini iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, yeniden sınır dışı edilme korkusu taşıdığından  
dolayı polise İran’daki siyasi faaliyetlerinden bahsetmediğini ifade etmiştir. Başvuran,  
Türkiye’ye gelmeden önce İran’da rejim karşıtı eylemlere katıldığı, Hıristiyan olduğu ve  
bunun da İran makamlarının bilgisi dahilinde olduğu için, İran’a gönderilmesi halinde ölüm  
veya kötü muamele riskiyle karşılaşacağını ileri sürmüştür. Başvuran, bu bağlamda, BMMYK  
tarafından mülteci olarak tanındığını vurgulamıştır.  
AİHM, ilk olarak, başvuranın 3 Mayıs 2008 tarihinde yakalandığını ve 16 Mayıs 2008  
tarihinde polise ifade verirken İran’a dönmek istemediğini ve BMMYK’ye başvurmak üzere  
Türkiye’ye geldiğini söylediğini gözlemlemektedir. Ancak, 9 Mayıs ve 10 Haziran 2008  
tarihli belgelere göre, ulusal makamlar, başvuranın ifadelerini incelemeden sınır dışı  
edilmesini planlamışlardır. Ayrıca, başvuranın Türk makamları önündeki davası, AİHM  
önündeki yargılama sonuçlanıncaya kadar ertelenmiştir. Bu koşullar altında, AİHM, ulusal  
makamların başvuranın iddiasına ilişkin anlamlı bir değerlendirme yaptıkları konusunda ikna  
olmamıştır. Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde tutulduğu sırada sığınma  
4
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
talebi öncesinde yaşadıklarıyla ilgili olarak başvuranla görüşme yapma ve dini nedeniyle  
maruz kalabileceği riski değerlendirme görevi BMMYK Türkiye Ofisi’ne düşştür.  
Başvuranın İran’a geri gönderilmesi halinde karşılaşacağını iddia ettiği risk konusunda  
BMMYK’nin vardığı sonuç AİHM için büyük önem arz etmelidir (Jabari / Türkiye, no.  
40035/98; N.A. / Birleşik Krallık, yukarıda kaydedilen; Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda  
kaydedilen). AİHM, bu bağlamda, BMMYK’nin başvuranla görüşmesi sırasında, başvuranın  
korkularının inanılabilirliğini ve ülkesindeki koşullarla ilgili olarak anlattıklarının doğru olup  
olmadığını test etme imkanının bulunduğunu gözlemlemektedir. Bu görüşmenin ardından,  
BMMYK, başvuranın kendi ülkesinde zulme maruz kalma riski taşıdığı sonucuna varmıştır.  
BMMYK’nin değerlendirmesi ışığında, AİHM, başvuranın İran’a geri dönmesi  
halinde, mensup olduğu din nedeniyle AİHS’nin 3. maddesinde güvence altına alınan  
hakkının ihlal edilme riskini taşıdığını kabul etmek için somut gerekçeler bulunduğuna karar  
verir.  
Sonuç olarak, AİHM, başvuranın İran’a geri dönmesi halinde AİHS’nin 3. maddesinin  
ihlal edileceği sonucuna varır.  
II. AİHS’NİN 5/1, 5/3, 5/4, 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, kanuna aykırı bir şekilde, tutukluluğunun meşruiyetine itiraz etme  
imkanından yoksun bırakıldığını iddia ederek AİHS’nin 5/1, 5/3, 5/4, 6 ve 13. maddelerinin  
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.  
AİHM, söz konusu şikayetlerin AİHS’nin 5/1 ve 5/4 maddeleri uyarınca  
incelenmesinin daha uygun olacağı kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1.  
Özgürlükten mahrum bırakma ve AİHS’nin 5/1 maddesine uygunluk  
Hükümet, başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde  
alıkonmadığını, orada barındırıldığını ileri sürmüştür. Başvuranın gözaltı veya tutukluluk  
olarak tanımlanamayacak şekilde söz konusu merkeze yerleştirilme nedeni, makamların sınır  
dışı işlemleri tamamlanıncaya kadar yabancıları gözetim altında tutmak istemeleridir.  
Hükümet, söz konusu uygulamanın 5683 No.lu Kanun’un 23. maddesi ile 5682 No.lu  
Kanun’un 4. maddesine dayandığını ileri sürmüştür.  
Başvuran, tutuklu bulunduğunu ve tutukluluğunun iç hukukta yeterli bir yasal  
dayanağı olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, tutuklanmasına dair herhangi bir mahkeme  
kararının da bulunmadığını iddia etmiştir.  
5
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
AİHM, Abdolkhani ve Karimnia davasında aynı şikayeti incelediğini hatırlatır. AİHM,  
adı geçen davada başvuranların Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’ne  
yerleştirilmesi nedeniyle özgürlüklerinin kısıtlandığına karar vermiştir. AİHM, sınır dışı  
amacıyla tutukluluğu emreden veya tutukluluğu uzatan ve böylesi bir tutukluluk için belirli  
bir zaman sınırı koyan kesin bir yasal hüküm bulunmaması nedeniyle, AİHS’nin 5. maddesi  
uyarınca başvuranların özgürlüğünden mahrum bırakılmasının “yasal” olmadığı sonucuna  
varmıştır.  
AİHM, söz konusu davayı incelemiş ve yukarıda bahsedilen Abdolkhani ve Karimnia  
kararında yapmış olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul  
bulunmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, AİHS’nin 5/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
2. AİHS’nin 5/4 maddesine uygunluk  
Hükümet, kişilerin yabancı kabul ve barındırma merkezlerine yerleştirilmesine yönelik  
kararların iptali için idare mahkemelerine başvurmanın AİHS’nin 5/4 maddesi uyarınca etkili  
bir hukuk yolu olduğunu ileri sürmüştür.  
Başvuran, ilk olarak, geçerli bir kimlik belgesine sahip olmaması nedeniyle avukat  
tutamadığını, dolayısıyla idare mahkemelerine başvuramadığını ileri sürmüştür. Başvuran, 16  
Nisan 2009 tarihli ifadesinde, BMMYK tarafından mülteci olarak tanınmasının ardından, artık  
noter tasdikli bir vekaletname ile kendi adına yasal yollara başvurması için bir avukata yetki  
verebileceğini belirtmiştir. Dolayısıyla, başvuranın avukatı Ankara İdare Mahkemesi’ne  
başvurmuş ve başvuranın serbest bırakılmasını talep etmiştir. Başvuran, Mayıs ve Haziran  
2009 tarihli ifadelerinde, söz konusu yargılamanın yeterince hızlı ilerlemediğini ileri  
sürmüştür.  
AİHM, AİHS’nin 5/4 maddesinin amacının, yakalanan veya tutuklanan kişilerin,  
maruz kaldıkları tedbirin yasaya uygunluğu hakkında mahkemeye başvurma hakkını güvence  
altına almak olduğunu hatırlatır (mutatis mutandis, De Wilde, Ooms ve Versyp / Belçika, 18  
Haziran 1971). Bir kişinin tutukluluğu esnasında, tutukluluğunun yasaya uygunluğu  
konusunda ivedi olarak yargısal denetime başvurabilmesini sağlayacak bir hukuk yolu  
bulunmalıdır. Sözkonusu yargısal denetim, yeri geldiğinde serbest bırakma ile  
sonuçlanabilmelidir. AİHS’nin 5/4 maddesinin gerektirdiği hukuk yolunun varlığı sadece  
teoride değil uygulamada da yeterince kesin olmalıdır. Aksi halde, söz konusu hükmün  
amaçları ısından gerekli olan erişilebilirlik ve etkili olma özelliğinden yoksun olacaktır  
(mutatis mutandis, Stoichkov / Bulgaristan, no. 9808/02; Vachev / Bulgaristan, no.  
42987/98).  
AİHM, ilk olarak, başvuranın avukatının 14 Nisan 1999 tarihinde Ankara İdare  
Mahkemesi’ne dava açtığını, Bakanlık tarafından müvekkilinin serbest bırakılmamasına  
yönelik olarak verilen kararın iptalini ve yargılama sonuçlanıncaya kadar söz konusu kararla  
ilgili yürütmenin durdurulmasını talep ettiğini gözlemlemektedir. Avukatın talebi geri  
çevrilmiş, daha sonra üst mahkemeye yapılan başvurusu ise 24 Haziran 2009 tarihinde  
reddedilmiştir. Ayrıca, dava dosyasında yer alan bilgiye göre, söz konusu mahkeme önündeki  
yargılama halen derdesttir. Dolayısıyla, idare mahkemeleri tarafından yürütülen inceleme iki  
ay on gün sürmüştür.  
AİHM, AİHS’nin 5/1 maddesi uyarınca, Türkiye’de sınır dışı edilene kadar tutuklu  
bulundurma prosedürünü düzenleyen yasal hükümler bulunmadığına dair tespitlerine atıfta  
bulunmaktadır. Söz konusu yargılamada herhangi bir karmaşık sorun ortaya konmamıştır.  
6
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
AİHM, başvuranın tutukluluğu için yeterli yasal dayanak bulunmadığını gözlemlemek  
ısından Ankara İdare Mahkemesi’nin AİHM’ye göre daha iyi bir konumda olduğu  
kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, söz konusu davadaki yargısal denetimin, başvuranın  
dilekçesi için “ivedi” bir cevap olarak görülemeyeceği sonucuna varmıştır (Khudyakova /  
Rusya, no. 13476/04; Kadem / Malta, no. 55263/00).  
Dolayısıyla, AİHM, AİHS’nin 5/4 maddesi uyarınca, Türk hukuk sisteminin,  
başvuranın tutukluluğunun yasaya uygunluğu konusunda ivedi olarak yargısal denetime  
başvurabilmesini sağlayacak bir hukuk yolu sunmadığı sonucuna varmıştır (S.D. / Yunanistan,  
no. 53541/07; Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda kaydedilen).  
Buna göre, AİHS’nin 5/4 maddesi ihlal edilmiştir.  
III. BAŞVURANIN TUTUKLANMASI KAPSAMINDA AİHS’NİN 3. MADDESİNİN  
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI  
AİHS’nin 3. Maddesini dayanak olarak gösteren başvuran, Kırklareli Yabancı Kabul ve  
Barınma Merkezi’ndeki fiziksel koşullardan şikayetçi olmuştur ve tıbbi yardım  
sağlanmadığını ileri sürmüştür. 22 Haziran 2009 tarihli ifadelerinde, aynı başlık altında,  
Barınma Evi’nde görevli polis memuru A.A. tarafından hakarete ve tehditlere maruz  
bırakıldığından da şikayetçi olmuştur.  
1. Başvuranın A.A. tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiası  
Hükümet, başvuranın kötü muamele iddiaları hususunda başlatılan soruşturmanın halen  
devam etmekte olduğunu ileri sürmüştür.  
Başvuran, bu hususta herhangi bir görüş belirtmemiştir.  
AİHM, ceza kovuşturmasının ilke olarak kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir iç  
hukuk yolu teşkil ettiğini hatırlatır. Başvurana hakaret ettiği iddia edilen polis memurunun  
tutumlarına ilişkin başlatılan soruşturmanın halen devam ettiği göz önüne alındığında, AİHM  
başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle AİHS’nin 35.  
maddesinin 1. ve 4. paragrafları bağlamında reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.  
2. Tıbbi yardım  
Hükümet başvuranın, tıbbi yardım alınamamasına ilişkin şikayetini ulusal makamlar  
önünde sunmadığını belirtmiştir. Başvurunun bu kısmı hususunda mevcut iç hukuk yollarını  
tüketmediğini iddia etmiştir.  
Başvuran, iddialarını yinelemiştir.  
AİHM, başvurunun sözkonusu kısmının aşağıda kaydedilen nedenlerden ötürü  
dayanaktan yoksun olması sebebiyle başvuranın iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğini  
değerlendirmenin gerekli olmadığı kanaatindedir.  
AİHM, 3. maddenin tutukluların sağlıklarının ve esenliklerinin, diğer hususlar  
meyanında, kendilerine gerekli tıbbi yardım sağlanarak güvence altına alınmasını  
gerektirdiğini hatırlatır. AİHM mevcut davada Mayıs 2008’de yasal temsilcisinin, ciddi bir  
7
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
hastalığı olduğunu belirterek yetkili makamlardan, başvuranı muayene etmelerini istediğini  
gözlemler. Müteakiben, Haziran ve Temmuz 2008’de, başvuran daha önce geçirmiş olduğu  
operasyon hususunda tıbbi muayenelerden geçmiştir. Bu muayenelerin sonucunda, doktorlar  
başvuranın hiçbir hastalığı bulunmadığını gözlemlemiştir. Yetkili makamların, yasal  
temsilcinin talep etmesinin hemen ardından başvuranın muayene sonuçlarına ve tıbbi  
geçmişine ilişkin yeterli bilgilere sahip olduklarını göz önüne alan AİHM, başvuranın yeterli  
tıbbi yardım aldığı sonucuna varır. Bu nedenle, başvurunun sözkonusu kısmının dayanaktan  
yoksun olduğu ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi  
gerektiği kanısına varır.  
3. Fiziksel koşullar  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, başvuranın şikayetini ulusal makamlar önünde yapmaması sonucu AİHS’nin  
35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle başvurunun  
sözkonusu kısmının reddedilmesi gerektiğini kaydeder.  
Başvuran, şikayetinin olumsuz sonuçlarından endişe etmesi nedeniyle tutukluluk  
koşullarına ilişkin iddialarda bulunamadığı cevabını vermiştir.  
AİHM, AİHS’nin 35/1 maddesinin amacının, Sözleşmeci Devletler’e aleyhlerindeki  
iddialar AİHM önünde sunulmadan önce bu iddiaları önleme ya da düzeltme fırsatını  
sağlamak olduğunu hatırlatır. Sonuç olarak, Devletler meseleleri kendi hukuk sistemleri  
dahilinde çözüme kavuşturmaya çalışmadan uluslararası bir kurum önünde filleri için hesap  
vermekten muaf olurlar. Ancak, AİHS’nin 35/1 maddesi bağlamında tüketilmesi gereken  
yegane iç hukuk yolları, iddia edilen ihlaller hususunda ve hem mevcut hem de uygun  
olanlardır. Bu tür iç hukuk yollarının mevcudiyeti, yalnızca teoride değil uygulamada da kesin  
olmalıdır, kesin olmaması halinde gerekli erişilebilirlikten ve etkinlikten yoksun olurlar.  
Ayrıca, AİHM iç hukuk yollarının tüketilmesi alanında, AİHM’yi sözkonusu iç hukuk  
yolunun ilgili tarihte teori ve pratikte mevcut, bir diğer değişle, erişilebilir, başvuranın  
şikayetleri hususunda tazmin sağlayabilen ve makul başarı olasılıkları sunabilen etkili bir iç  
hukuk yolu olduğuna ikna etme hususundaki ispat yükümlülüğünün Hükümet’e ait olduğunu  
hatırlatır. Sözkonusu ispat yükümlülüğünün yerine getirilmesiyle, Hükümet’in ileri sürdüğü iç  
hukuk yolunun aslında tüketilmiş olduğunu ya da belirli bir nedenden ötürü dava koşulları  
altında uygun ve etkili olmadığını ya da kendisini sözkonusu gereklilikten muaf tutan özel  
koşulların mevcut olduğunu kanıtlama görevi başvurana ait hale gelir.  
AİHM, mevcut davada öncelikle başvuranın, idari makamlardan bir çok kez serbest  
bırakılmayı talep ettiğini gözlemler. Bu amaçla, mahkeme önünde tutukluluk koşullarını  
ıkça belirtmemesine rağmen Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açmıştır. Ayrıca, başvuran  
tutuklanmasını ve Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’nin kötü koşullarını protesto  
etmek amacıyla “ölüm orucuna” başlamıştır.  
AİHM ayrıca Mazlum-Der başvuran da dahil olmak üzere Kırklareli Yabancı Kabul ve  
Barınma Merkezi’nde tutuklu bulunan ve kötü tutukluluk koşullarından şikayetçi olan kişiler,  
Merkez’in müdürü ve Kırklareli Valisi ile yapılan görüşmeleri içeren bir rapor yayınlamıştır.  
Bu rapora göre, hem Merkez’in müdürü hem de Vali, tutukluluk koşullarına ilişkin  
8
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
iddialardan haberdar olmuştur. Bu nedenle AİHM, idari makamların başvuranın tutukluluk  
koşullarını inceleme ve gerektiğinde, tazmin sağlama fırsatına sahip oldukları kanısındadır.  
Ayrıca, başvuranın ulusal makamlara şikayetini bildirmediği doğru olduğu halde,  
Hükümet hangi iç hukuk yollarının mevcut olduğunu ve başvurana ne çeşit tazminlerin  
sağlanabileceğini belirtmemiştir. Ulusal mahkemelere sunulan şikayetin ya da yapılan  
başvurunun ardından tutukluluk koşullarının geliştirildiği dava örneklerine de atıfta  
bulunmamıştır. Bu nedenle AİHM, mevcut davanın belirli koşulları altında, başvuranın  
tutukluluk koşullarına ilişkin şikayetini telafi edebilecek iç hukuk yollarının mevcut  
olduğunun yeterli bir kesinlikle tespit edilmediği sonucuna varır. Dolayısıyla, Hükümet’in  
itirazını reddeder.  
b. Esas  
Hükümet başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’ndeki tutukluluk  
koşullarına ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu kaydetmiştir. Barınma Evi’ndeki  
odaların hiçbir zaman kilitlenmediğini belirtmiştir. Orada tutulan kişilerin, televizyon  
izledikleri ve akşam yemeği yedikleri ortak alanların mevcut olduğunu savunmuştur.  
Başvuran Barınma Merkezi’nde tutuklulara verilen yemeklerin hijyen ve kalite  
ısından kötü olduğunu ve bu nedenle tutukluların, kantinden pahalı yiyecekler almak  
durumunda kaldıklarını belirtmiştir. İçme suyunun aşırı derecede kireçli olduğunu iddia  
etmiştir. Ayrıca, tutukluların gün içinden binadan yalnızca dört saatliğine çıkmalarına izin  
verildiğini ve antrenman yapma imkanlarının bulunmadığını iddia etmiştir. Buna ek olarak,  
“ölüm orucunda” olduğu sırada gün içinde yalnızca bir saatliğine açık havaya çıkmasına izin  
verildiğini belirtmiştir.  
AİHM, AİHS’nin 3. maddesi bağlamında, Devlet’in kişinin, insanlık onuruna uygun  
koşullarda tutuklu bulunmasını, tedbirin uygulanma tarzının ve yönteminin, tutukluyu  
tutuklanmaktan kaynaklanan kaçınılmaz sıkıntı seviyesinin üzerinde bir strese ya da zorluğa  
maruz bırakmamasını ve kişinin sağlığının ve esenliğinin yeterince güvence altına alınmasını  
sağlaması gerektiğini hatırlatır. Tutukluluk koşulları değerlendirilirken, sözkonusu koşulların  
kümülatif etkileri ve tutukluluk süresi göz önüne alınmalıdır.  
AİHM mevcut davada öncelikle başvuranın ve diğer tutukluların yiyeceklerinin,  
Barınma Merkezi yönetimi tarafından sağlandığını gözlemler. Bu nedenle, AİHM fotoğrafları  
AİHM’ye sunulan mutfağın başvuran ve diğer tutuklular tarafından kullanılmadığını varsayar.  
Sonuç olarak, AİHM Barınma Merkezi dahilinde, mutfak gibi kullanılmayan alanlara erişimin  
kısıtlanması gerektiği kanaatindedir. AİHM ayrıca başvuranın, Kırklareli Yabancı Kabul ve  
Barınma Merkezi’ndeki yiyeceklerin ve içme suyunun kalitesine ilişkin şikayette bulunmasına  
rağmen, kireçli suyun sağlığını ne yönde etkilediğini belirtmediği ve yiyeceklerin kalitesine  
ilişkin iddialarını, uygun argümanlar ve delillerle desteklemediği kanısındadır.  
Başvuranın, gün içinde dört saatten (ve “ölüm orucu” tuttuğunda bir saatten) fazla açık  
havaya çıkmasına izin verilmemesine ve antrenman yapma fırsatı bulamamasına ilişkin  
iddiaları hususunda AİHM, göç kapsamında tutuklanan yabancı vatandaşların, her gün açık  
havada antrenman yapmalarına izin verilmesi gerektiğine ilişkin Avrupa Konseyi İşkenceyi  
Önleme Komitesi (CPT) standardına atıfta bulunur. Başvuranın sürekli olarak kapalı  
tutulduğunu iddia etmemesini göz önüne alan AİHM, mevcut dava koşullarında 3. madde  
bağlamında çözümlenmesi gereken bir meselenin mevcut olmadığı kanısındadır.  
9
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
AİHM ayrıca Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’ndeki odaların ve  
koridorların fotoğraflarının, odalara gün ışığı girdiğini ve temiz hava almak için geniş  
pencereler bulunduğunu gösterdiğini kaydeder. Bazı yataklarda çarşaf bulunmadığının doğru  
olmasına rağmen, diğer yatakların üzerlerinde temiz yatak takımlarının mevcut olduğu göz  
önüne alındığında, AİHM Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi yönetiminin,  
başvurana yatak çarşafı sağlamadığı sonucuna ulaşamaz.  
AİHM, başvuranın sunduğu fotoğraflara dayanarak Kırklareli Yabancı Kabul ve  
Barınma Merkezi’nde hijyen konusunda eleştiri gerektiren iki eksiklik olabileceğini  
gözlemler. İlk husus, yenilenmesi gereken tuvaletlerin durumu ve ikinci husus, tutuklular  
tarafından kullanılıp kullanılmadıkları belirlenememiş olsa da, Kiril alfabesiyle yazılmış  
etiketleri bulunan ve son kullanım tarihleri dokuz ya da on yıl önce dolmuş olan temizleme  
malzemelerinin mevcut olmasıdır.  
AİHM ayrıca başvuranın, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’nde onaltı  
aydan fazla bir süredir tutuklu bulunduğu ve iç hukukta bu tür tutuklulukların süreleri için  
sınır belirleyen bir prosedür bulunmaması nedeniyle AİHM’yi, AİHS’nin 5/1 maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varmaya yönelten, tutukluğunun belirsiz bir süre daha devam edebileceği  
hususlarına önem vermektedir. AİHM bu belirsizliğin huzursuzluk duygusuna yol  
açabileceğini kabul eder. AİHM ayrıca Hükümet’in, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma  
Merkezi’ndeki yaşam koşullarına ilişkin ayrıntılı bilgiler ya da Barınma Merkezi’nde  
tutukluların bulundurulduğu kısımların fotoğraflarını ya da videosunu sunmadığının  
farkındadır. Bununla birlikte, AİHM yukarıda kaydedilen eksikliklere ve belirsiz tutukluluk  
süresinin, başvuranda yaratabileceği huzursuzluk duygusuna rağmen Kırklareli Yabancı  
Kabul ve Barınma Merkezi’ndeki fiziksel koşulların, bu koşulların AİHS’nin 3. maddesi  
bağlamında incelenmesine neden olacak kadar ağır olduğunun tespit edilmediği  
kanaatindedir.  
Dolayısıyla, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’ndeki tutukluluk koşulları  
hususunda 3. madde ihlal edilmemiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, AİHS kapsamındaki haklarının ihlal edilmesi sonucu uğradığı manevi zarar  
için 20,000 Euro talep etmiştir. Ayrıca, tutuklanmamış olsaydı aylık 400 Euro harcayacağını  
(sic-metinde aynen alıntı) ileri sürerek 4,000 Euro maddi tazminat talep etmiştir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.  
Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı  
sonucuna varan AİHM, bu talebi reddeder. Ancak, başvuranın ihlal tespiti ile başlıbaşına  
telafi edilemeyecek bir manevi zarara uğradığı kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde, ihlallerin  
10  
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
ciddiyetini göz önüne alan AİHM, başvuranın talebinin tam olarak tazmin edilmesine karar  
verir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran ayrıca AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3,100 Euro talep  
etmiştir. İstanbul Barosu’nun ücret skalasına atıfta bulunan başvuran, yasal olarak temsil  
edilmesine karşılık 3,000 Euro talep etmiştir. Ayrıca, çeviri, telefon ve faks harcamaları için  
100 Euro talep etmiştir. Buna ek olarak, yasal temsilcisinin otuz beş saat yasal olarak  
çalıştığını belirtmiştir.  
Hükümet, yalnızca gerçekten yapılan masrafların karşılanabileceğini ileri sürerek bu  
talebe itiraz etmiştir.  
AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten gerekli olduğu için yapıldığını ve  
miktarının makul olduğunu kanıtladığı sürece yargılama masraf ve giderlerinin tazminine hak  
kazanır. Mevcut davada başvuran, talep ettiği masrafları gerçekten yaptığını kanıtlamamıştır.  
Dolayısıyla, AİHM bu başlık altında tazminat ödenmesine karar vermemiştir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvuranın AİHS’nin 3. maddesi bağlamında, İran’a sınırdışı edilme olasılığı ve  
tutukluluğuna ilişkin fiziksel koşullar hususundaki ve AİHS’nin 5. maddesi bağlamındaki  
şikayetlerinin kabuledilebilir olduğuna;  
2. Başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
3. Başvuranın İran’a sınırdışı edilmesinin AİHS’nin 3. maddesinin ihlaline neden olacağına;  
4. AİHS’nin 5. maddesinin 1. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;  
5. Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’ndeki tutukluluğa ilişkin fiziksel koşullar  
hususunda AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
6. (a) Sorumlu Devlet’in başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her tür vergi miktara eklenmek ve  
ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere,  
manevi tazminat olarak 20,000 Euro (yirmi bin Euro) ödemesine;  
(b)Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
7. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,  
11  
Z.N.S. – TÜRKİYE KARARI  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 19 Ocak  
2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
12