COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ZÖHRE AKYOL/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 28668/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
4 Kasım 2008  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Zöhre Akyol’un (“başvuran”), 23 Temmuz 2003  
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)  
34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı  
başvurudur (başvuru no. 28668/03).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Başvuran, 1958 doğumludur ve Ankara’da yaşamaktadır.  
1 Kasım 1990’da Ankara’da bulunan Balııoğlu İş Hanı’ndaki asansöre binerken  
kaza geçirmiştir. Başvuran bilahare, binada hiçbir uyarı levhası bulunmamasına rağmen  
sözkonusu tarihte asansörün onarım altına alındığını ve o durumda asansörü kullanmaya  
çalışmasının kazaya sebebiyet verdiğini öğrenmiştir.  
Kazayı müteakiben başvuran, Ankara Numune Hastanesi’ne kaldırılmış ve burada  
tedavi görmüştür. 20 Ağustos 1991’de hastane ortopedistinin hazırladığı raporda, kaza  
nedeniyle başvuranın sırt omurgasının kırıldığı, 45 gün işgöremeyeceği ve 180 gün tedavi  
gerektiği belirtilmiştir.  
Sözkonusu tarihte asansörü tamir etmekte olan iki işçi aleyhinde, mesleki  
ihmalkarlıktan yaralanmaya sebebiyet verme suçlaması ile cezai takibat başlatılmıştır  
(1990/986 nolu dava).  
11 Mart 1993’te Ankara Ceza Mahkemesi, sözkonusu iki işçinin başvuranın  
yaralanmasından sorumlu olmadığına karar vermiş ve işçiler beraat etmiştir.  
Ankara Cumhuriyet Savcısı müteakiben Balııoğlu İş Hanı yöneticisi ve görevlisi  
aleyhinde mesleki ihmalkarlıktan yaralanmaya sebebiyet verme suçlaması ile cezai takibat  
başlatmıştır (1993/678 nolu dava).  
8 Nisan 1992’de başvuran, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde Balııoğlu İş  
Hanı yönetimi ve Elmas Elektrik Sanayi Ticaret A.Ş. (asansör bakım firması) aleyhinde  
hukuk davası açmış (1992/284 nolu dava) ve kaza sonucu uğradığı maddi ve manevi zararın  
telafisini istemiştir.  
Birinci derece mahkemesi Balııoğlu İş Hanı yönetiminin tüzel kişiliği olmaması  
nedeniyle 4 Şubat 1993’te davayı reddetmiştir.  
4 Şubat 1993 tarihli kararı müteakiben, 24 Mayıs 1993’te başvuran, Ankara Asliye  
Hukuk Mahkemesi önünde Balııoğlu İş Hanı’ndaki dükkan sahipleri ve yönetici aleyhinde  
ikinci bir dava açmıştır (1993/452 nolu dava).  
Müteakiben 1993/452 nolu dava, 1992/284 nolu dava ile birleştirilmiştir.  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 2 Şubat 1994’te 1993/678 sayılı dava dosyasını  
talep etmiştir. Dosya mahkemeye ulaşmadığı için bu tarihten 22 Mart 1995’ye kadar olan  
duruşmalar ertelenmiştir.  
22 Mart 1995’te, dosyayı aldıktan sonra, birinci derece mahkemesi cezai takibatın  
sonucunu beklemeye karar vermiştir.  
3 Mart 2000’de başvuranın yasal temsilcisi, birinci derece mahkemesine, Ceza  
Kanunu’nun 102. maddesi kapsamındaki yasal sürenin dolması nedeniyle cezai takibatın 2  
Kasım 1999’da sona erdiğini bildirmiştir.  
3 Mart 2000 ve 21 Mart 2001 tarihleri arasında Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi yeni  
deliller toplamıştır.  
21 Mart 2001’de birinci derece mahkemesi, başvuranın kaza nedeniyle uğradığı maddi  
zararın tayin edilmesi için dava dosyasını bilirkişiye göndermeye karar vermiştir.  
25 Nisan 2001’de bilirkişi raporunu sunmuştur.  
17 Ekim 2001’de başvuran, bilirkişinin 25 Nisan 2001 tarihli raporunda vardığı  
sonuçları yansıtmak için birinci derece mahkemesine, daha önce talep ettiği tazminat  
miktarında değişiklik yaptığı bir dilekçe sunmuştur.  
21 Mayıs 2002’de Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Elmas Elektrik Sanayi Ticaret  
A.Ş.’nin ve iş hanındaki dükkan sahiplerinin, başvurana uğramış olduğu maddi ve manevi  
zarar için tazminat ödemelerini öngörmüştür.  
12 Mayıs 2003’te Yargıtay 21 Mayıs 2002 tarihli kararı bozmuştur. Tazminat ödemesi  
öngörülen şahıslardan birinin, olay tarihinde iş hanında dükkanı bulunmadığını ve birinci  
derece mahkemesinin, kararını vermeden önce dükkan sahiplerinin isimlerini belirlemesi  
gerektiğini kaydetmiştir. Ayrıca, başvuranın 17 Ekim 2001 tarihli dilekçesinin tüm davalılara  
tebliğ edilmesi gerektiğini belirtmiştir.  
10 Aralık 2003’te Yargıtay tarafların 12 Mayıs 2003 tarihli kararın düzeltilmesi  
taleplerini reddetmiştir.  
22 Mart 2005’te Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay’ın 12 Mayıs 2003 tarihli  
kararı ışığında yeni bir karar vermiş ve Elmas Elektrik Sanayi Ticaret A.Ş. ile olay tarihinde iş  
hanında dükkan sahibi olan yedi kişinin, başvurana 1 Kasım 1990’dan itibaren işlemeye  
başlayan faiz ile birlikte 3,145,941,990 Türk Lirası (TRL) tazminat ödemelerini öngörmüştür.  
23 Haziran 2005’te Yargıtay, 22 Mart 2005 tarihli kararı onaylamıştır.  
6 Aralık 2007’de başvurana, 21,032.60 yeni Türk Lirası (TRY) ödenmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, AİHS’nin 6/1 maddesi bağlamında hukuki yargılama süresinin “makul  
süre” gereğine uymadığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca, AİHS’nin 13. maddesi kapsamında,  
yargılama süresinin aşırı olması nedeniyle tazminat talepleri için başvurabileceği etkili bir iç  
hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüştür.  
AİHM, başvuranın AİHS’nin 13. maddesi kapsamındaki iddialarının, yargılama  
süresine karşı başvurabileceği etkili bir iç hukuk yolu bulunmamasına ilişkin değil, makul bir  
süre içerisinde yargılanma hakkına ilişkin olduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle AİHM, 13.  
madde bağlamındaki şikayetin yalnızca AİHS’nin 6/1 maddesi yönünden incelenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
Hükümet, şikayete itiraz etmiştir. Davanın karmaşıklığı ve yükümlülük tespitindeki  
güçlük göz önüne alındığında mevcut davadaki yargılama süresinin makul olduğunu ileri  
sürmüştür. Hükümet ayrıca, ulusal mahkemenin duruşmaları, Ankara Ceza Mahkemesi  
önünde görülen ceza davasının sonucunu beklemek için başvuranın talebi üzerine ertelediğini  
ve ulusal mahkemelere atfedilebilecek bir gecikme süresi bulunmadığını belirtmiştir.  
Göz önüne alınması gereken süre, başvuranın Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi  
önünde dava açtığı 8 Nisan 1992’de başlamış ve Yargıtay’ın, davaya ilişkin nihai kararını  
verdiği 23 Haziran 2005’te sona ermiştir. Bu nedenle, iki aşamalı yargılamada on üç yıl iki  
aydan fazla sürmüştür.  
A. Kabuledilebilirlik  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AİHM, yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının, dava koşulları ışığında  
ve davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumları ve başvuran için davada  
neyin tehlikede olduğu gibi kriterlere atfen değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz.,  
diğer hususlar meyanında, Frydlender/Fransa [BD], no. 30979/96, 43. paragraf, AİHM 2000-  
VII).  
AİHM, mevcut davada duruşmaların, Ankara Ceza Mahkemesi önünde görülen ceza  
davasının sonucu beklemek için beş yıl süreyle ertelendiğini gözlemlemektedir (1993/678  
nolu dava). Ancak AİHM, ne davanın karmaşıklığının ne de beş yıllık ertelemenin, takibatın  
uzunluğunu açıkladığını kaydetmektedir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi kararını, hukuki  
yargılamaya başlanmasından on yıl sonra vermiştir. Hükümet, sözkonusu aşırı gecikme için  
tatmin edici bir açıklamada bulunmamıştır. AİHM, Türk hukuku uyarınca, birinci derece  
mahkemesinin, ceza mahkemeleri kararlarına tabi olmadığını ve bu nedenle, ceza davasının  
sonucunu beklemek için yargılamayı bu kadar uzun bir süre ertelemek durumunda olmadığını  
kaydetmektedir (bkz. Mustafa Türkoğlu/Türkiye, no. 58922/00, 40. paragraf, 8 Ağustos 2006).  
Sunulan delilleri inceleyen AİHM, Hükümet’in kendisini, mevcut yargılamanın  
uzunluğunun aşırı olmadığına ve “makul süre” gereğini ihlal etmediğine ikna edecek deliller  
ya da argümanlar ortaya koymadığı kanısına varmıştır.  
Dolayısıyla AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, AİHS’ye ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak mülkiyet  
hakkının, cezai yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürmüştür.  
Yargılama, makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmış olsaydı, tazminat hakkını daha erken  
elde edeceğini ve ondan daha erken yararlanacağını iddia etmiştir.  
AİHM, 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin yalnızca mevcut mal ve mülk  
dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkını kapsadığını hatırlatır (bkz.  
Marckx/Belçika, 13 Haziran 1979 tarihli karar, A Serisi, no. 31, 23. sayfa, 50. paragraf).  
AİHM, icraya konulabilirliği yeterince ispat edildiği takdirde bir “alacağın”, 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde bir “mülk” teşkil edebileceğini yinelemektedir (bkz.  
Burdov/Rusya, no. 59498/00, 40. paragraf, AİHM 2002-III, ve Poltorachenko/Ukrayna, no.  
77317/01, 45. paragraf, 18 Ocak 2005).  
Mevcut davada, başvuranın tazminat talebi, nihai ve icra edilebilir bir mahkeme kararı  
– ki bu karar, 23 Haziran 2005 tarihli Yargıtay kararıdır – ile icraya konulabilirliği ispat  
edildiği takdirde bir “mülk” teşkil eder (bkz., mutatis mutandis, Pravednaya/Rusya, no.  
69529/01, paragraflar 37-39, 18 Kasım 2004). Sözkonusu tarihten önce başvuran, müdahale  
konusu olabilecek bir “mülke” sahip değildir. Bu nedenle başvuranın, tazminattan daha erken  
bir tarihte yararlanamamasının, kendisini 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki  
mülkiyet haklarından mahrum bıraktığı kabul edilemez.  
Dolayısıyla sözkonusu şikayet, dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin 35. maddesinin 3.  
ve 4. paragrafları bağlamında reddedilmelidir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, maddi tazminat olarak 250,000 EUR talep etmiştir. Manevi tazminat olarak  
da 50,000 EUR talep etmiştir.  
Hükümet, bu taleplerin aşırı ve dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.  
AİHM, başvuranın uğradığını iddia ettiği maddi zarara atfen, bu başlık altındaki  
talebini gerekçelerle desteklemediğini kaydetmiş ve reddetmiştir. Ancak, başvuranın yalnızca  
ihlal tespiti ile telafi edilemeyecek bir sıkıntıya uğramış olması gerektiği sonucuna varmıştır.  
Mevcut davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önüne alan ve hakkaniyet temelinde  
değerlendirmede bulunan AİHM, başvurana manevi tazminat olarak 10,000 EUR ödenmesine  
karar vermiştir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, AİHM önünde yaptığı kırtasiye, fotokopi, çeviri ve posta masrafları için  
670 YTL (yaklaşık 350 EUR) talep etmiştir. Toplam 170 YTL (yaklaşık 90 EUR) tutarında  
harcama yaptığını gösteren faturalar sunmuştur.  
Hükümet, başvuranın iddialarını kanıtlarla destekleyemediğini belirtmiştir.  
AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığını ve  
miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak  
kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önünde  
bulunduran AİHM, başvurana yaptığı masraf ve harcamalar için 90 EUR tazminat  
ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1. Yargılama süresinin uzun oluşuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalan  
kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere  
Sorumlu Devlet tarafından başvurana aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;  
(i) Manevi tazminat olarak 10,000 EUR (on bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;  
(ii)Yargılama masraf ve giderleri için 90 EUR (doksan Euro) ve başvurana  
uygulanabilecek her tür vergi;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 4 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.