C O U N C I L  
O F E U R O PE  
.
AVRUPA  
KONSEYİ  
* *  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
A K G Ü L -T Ü R K İY E  
(Başvuru no. 65897/01)  
KARARIN Ö ZET ÇEV İRİSİ  
STRAZBURG  
16 Ocak 2007  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
îşbu karar AÎH Snin 44 § 2. Maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Orhan AkgüPiin (“başvuran”), İnsan Haklarının ve Temel  
Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AÎHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) yapmış olduğu  
65897/01 no5lü başvurudur.  
; Başvuran İzmir Barosuna bağlı avukat T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.  
AİHM, 4 Ekim 2005 tarihinde başvuruyu Hükümete bildirmeye karar Vermiştir.  
AİHSnin 29 § 3. Maddesi uyarınca, başvurunun kabuledilebiliriiğiyle esaslarını beraber  
incelemeye karar vermiştir.  
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
1980 doğumlu başvuran İzmirde ikamet etmektedir.  
Başvuranın sunduğu üzere davanın olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir.  
Başvuran, 23 Şubat 1999 tarihinde, İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi  
polis memurları tarafından Türk Ceza Kânunu’nun 169. M addesine muhalefet ederek  
yasadışı örgüt PKK’ y e y a r d ı m v e y a t a k l ı k y a p t ı ğ ı ş ü p h e s i y l e g ö z a l t ı n a a l ı n m ı ş t ı r .  
Başvuran, 26 Şubat 1999 târihinde İzmir Devlet Güvenlik Malıkemesi’nde tek hakim  
huzuruna çıkarılmıştır. Gözaltında alııian imzalı ifadesini yalanlamış, bu ifadenin baskı  
altında alındığını iddia etmiştir. Hakim aynı gün başvuranın tutuklu yargılanmasına karar  
vermiştir.  
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 3 Mart 1999 tarihinde, Türk Ceza  
Kânununun 169. Maddesi uyarınca, başvuranı, propaganda yaparak PKK’ y e y a r d ı m v e  
yataklık yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilk duruşmayı 7 Nisan 1999 tarihinde başvuranın gıyabında  
görmüştür. Mahkeme, dinlenmediği için, başvuranın tutuklu yargılanma halinin devamına  
karar vermiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi ikinci duruşmayı 11 Mayıs 1999 tarihinde askeri hakimin  
huzurunda görmüştür. İfade verdiği duruşmada başvuran, propaganda yapmadığını, yalnızca  
slogan atan kalabalığı izlediğini belirtmiştir. Ayrıca polis memurları ve Cumhuriyet Savcısı  
huzurunda verdiği ifadeleri de kabul etmemiştir. Baskı altında alman şikayet konusu ifadeyi  
imzalamaya zorlandığım iddia etmiştir. Mahkemeden kendisine yöneltilen suçlamaları  
reddedip, kendisini serbest bırakmasını talep etmiştir. Mahkeme başvuran aleyhindeki delilleri  
değerlendirerek, bu talebi reddetmiş, tutuklu yargılanma halinin devamına karar vermiştir.  
Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’nin 143. Maddesini  
değiştirmiş ve askeri üyeleri Devlet Güvenlik M ahkem esinin yapısından çıkarmıştır. 22  
Haziran 1999 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanuıııinda yapılan benzer  
değişikliklerle, başvuranın davasını gören askeri hakim sivil hakimle değiştirilmiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesinde 19 Ağustos 1999 tarihinde görülen duruşmada,  
başvuranın avukatı müvekkilinin salıverilmesini ve ayrıca mahkemenin dört tanığı  
dinlemesini talep etmiştir. Mahkeme bu talepleri reddetmiştir. Yargılamanın durumunu göz  
Önüne alarak, mahkeme, bu dört kişinin yapacağı tanıklığın olaylara açıklık getirmekte yarar  
sağlamayacağını gerekçe göstermiştir.  
Devlet Güvenlik M ahkem esinin 22 Eylül 1999 tarihinde gördüğü duruşmada, avukatı  
başvuramn yazılı savunma ifadesini mahkemeye sunup okumuştur. Mahkeme başvuranın  
tutuklu yargılanma halinin devamına karar vermiştir.  
Üç sivil hakimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Ekini 1999 tarihinde başvuranı  
suçlu bulmuş ve Türk Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi uyarınca üç yıl hapis cezasına  
çarptırmıştır.  
(
Yargıtay 9 Ekim 2000 tarihinde kararı onamıştır. Bu karar başvuramn avukatının  
gıyabında iki gün sonra açıklanmıştır.  
Karar kanun gereği başvuranın incelemesi için İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
kayıtlarına tevdi edilmiştir.  
HUKUKA İLİŞKİN  
I. AİHSNİN 6. M ADD ESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması  
nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkemede görülecek adil duruşmadan yoksun  
bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca, gözaltında bulunduğu sırada ve savcı ve hakim  
önüne ilk kez çıktığında avukat yardımı alamadığından şikayetçi olmuştur. Ek olarak,  
Yargıtayda bulunan Cumhuriyet Savcısiınn yazılı görüşlerinin kendisine hiç tebliğ  
edilmediğini, böylelikle karşı iddialarını ortaya koyma olanağından yoksun bırakıldığını  
belirtmiştir. Son olarak, Yargıtay’ın kararının yeterli ölçüde gerekçeli olmadığım  
savunmuştur.  
(
Başvuran, AİHSnin 6. Maddesi’ne dayanmıştır. İlgili maddenin ilgili kısımları aşağıdaki  
gibidir:  
“ 1. H erkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlam alar konusunda karar verecek olan, yasayla  
kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ve açık olarak  
görülmesini istemek hakkına sahiptir.  
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:  
b)  
Savunmasını  
hazırlamak  
için  
gerekli  
zamana  
ve  
kolaylıklara  
sahip  
olmak;  
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardım ından yararlanmak ve eğer  
savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece  
görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek.”  
2
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet biı iddialara itiraz etmiştir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesiniri bağımsızlık  
ve tarafsızlığı sorunuyla ilgili olarak Hükümet, askeri hakimin 18 Haziran 1999 tarihinde  
heyetten çıkarıldığını ve başvuranın tamamen sivil hakimlerden oluşan bir mahkeme  
tarafından, çok sonraları cezaya çarptırıldığını savunmuştur. îmrek kararma (.Imrek - Turkey,  
57175/00) dayanarak, başvuran açısından mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili  
haklı kuşkulanmaya yol açabilecek bir durum olmadığını öne sürmüştür.  
Hükümet AİHM’ d e n , b a ş v u r a n ı n 6 , M a d d e u y a r ı n c a ö n e s ü r d ü ğ ü i d d i a l a r ı n ı n g e r i  
kailamnı, açıkça dayanaktan yoksun oldukları ve iç hukuk yollarının tüketilmediği  
gerekçesiyle kabuledilmez olarak beyan etmesini talep etmiştir.  
AİHM, yürürlükteki içtihadı ve kendisine sunulan bilgi ve belgeler ışığında, başvuranın  
şikayetlerinin, AİHS uyarınca, belirlenmesi esasların incelenmesine bağlı karmaşık hukuki ve  
olgusal konuları gündeme getirdiği kanısındadır. Dolayısıyla AÎHM, başvurunun bu kısmının  
AİHSnin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığı kanısına varmıştır.  
Başvurunun kabuledilmez olduğuna karar vermek için başka bir neden görülmemiştir.  
B . E s a s l a r  
1 Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AÎHM, başvuranın İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılanmasına 3 Mart  
1999 tarihinde başlandığını kaydeder. Mahkeme 11 Mayıs 1999 tarihinde esaslara ilişkin bir  
duruşma görmüş ve başvurandan savunma vermesini ve delil sunmasını istemiştir. Askeri  
hakimin de bulunduğu duruşmada başvuran gözaltında ve Cumhuriyet Savcısı huzurunda  
verdiği ifadeyi yalanlamıştır. Şikayet konusu ifadeyi baskı altında imzalamaya zorlandığını  
ifade etmiştir. Bu nedenle mahkemeden davayı reddetmesini ve kendisini serbest bırakmasını  
talep etmiştir. Ancak mahkeme başvuran aleyhindeki delillerin dikkate değer olduğu  
sonucuna vararak, başvuranın tutuklu yargılanmasının devamına karar vermiştir.  
AÎHM, Öcalan - Türkiye davasında (46221/99), Büyük Dairenin, bir askeri hakimin,  
sözkonusu cezai yargılamada yürürlükte kalmaya devam eden bir ya da daha fazla ara karamı  
alınmasında bulunması durumunda, sanığın yargılamanın tamamının sağlamlığına ilişkin  
endişeleri için, sonrasında Devlet Güvenlik M ahkem esinde takip edilen dava bu endişeleri  
yeterince bertaraf etmedikçe, makul sebebi bulunur kararma vardığını anımsar. Daha açık  
olmak gerekirse, askeri bir hakim sivil bir kimse aleyhinde açılan davanın tamamlayıcı  
parçasını teşkil eden ara kararın alınmasında rol aldığında, davanın tamamının, bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından görüldüğü söylenemez.  
Bu davada AÎHM, askeri hakimin bulunduğu 11 Mayıs 1999 tarihinde görülen  
duruşmanın ardından Devlet Güvenlik M ahkemesinin başvurandan ayrıntılı herhangi bir  
savunmanın almadığını gözlemler. Bu nedenle, duruşmalar ve Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin izleyen kararı yargılamanın tamamlayıcı parçasını teşkil etmiştir. Bu  
bakımdan bu dava, 30 Ağustos 2005 tarihinde kabuledilmez olarak beyan edilen ve  
AİHM nin sözkonusu davanın esaslarına veya başvuranın savunm a haklarına ilişkin hiçbir  
kararda rol almadığı Ceylan Türkiye kararından (68953/01) ayrılır.  
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, başvuranı yargılayan ve mahkum edeıı Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin, AİHSnin 6 § 1. Maddesi çerçevesinde bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme olmadığı sonucuna varmıştır. Buna göre bu Madde ihlal edilmiştir.  
2. Yargılamanın Hakkaniyete Uygunluğu Hakkında  
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde yargılanma  
hakkının ihlal edildiği tespitlerine ilişkin olarak AİHM, yargılamanın hakkaniyete  
uygunluğuyla ilgili AİHSnin 6. Maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetleri incelemenin  
gerekli olmadığı kanısındadır.  
TL AİHSNİN 7. M ADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran sözkonusu tarihlerde ceza gerektiren suç teşkil etmeyen bir hareketten mahkum  
edildiğini iddia etmiştir. Başvuran AİHS’nin 7. Maddesine dayanmıştır. Bu Maddeye göre:  
(
“ 1. H iç kim se, işlendiği zam aıı ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılm ayan bir fiil veya  
ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan  
daha ağır bir ceza verilemez.  
2.  
Bu madde, işlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göle suç sayılan  
bir fiil veya ihmal ile suçlanan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir.”  
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuranı propaganda yaparak yasadışı bir  
örgüte yardım ve yataklık yapmaktan mahkum ettiğini gözlemler. Bu hareket sözkonusu  
tarihlerde ulusal hukukta -Türk Ceza Kanunu’nun 169, Maddesi- ceza gerektiren bir suç  
olarak açıkça tanımlanmıştır. Bu nedenle bu şikayet AİHS’nin 35 §§ 3. Maddesi uyarınca  
dayanaktan yoksun olduğu için kabuledilmez olarak beyan edilmelidir.  
III. AİHSNİN 14. M ADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran ayrıca mahkum edilip cezaya çarptırılmasının siyasi görüşleri nedeniyle  
ayrımcılık teşkil ettiğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran AİHS’nin 14. Maddesine  
dayanmıştır. Bu M addeye göre:  
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ıık, renk, dil, din, siyasal veya  
diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka  
bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır."  
AİHM, başvuramn iddialarını destekleyecek herhangi bir delil sunmadığını gözlemler. Bu  
nedenle, 14. M adde’niıı ihlal edildiği biçimindeki savunulabilir iddiasının temellerini  
sunamamıştır. Dolayısıyla bu şikayet de AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. Maddesi uyaıinca açıkça  
dayanaktan yoksun olduğu için kabuledilmez olarak beyan edilmelidir.  
IV. AİHSNİN 34. M ADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Sön olarak başvuran, Yargıtay’ın itirazına ilişkin olarak karara varmasının çok geç bir  
tarihe dek kendisine tebliğ edilmediğini iddia etmiştir. Bu durum başvuranın savında,  
AİHSnin 34. M addesiııin sağladığı kişisel başvuru hakkının uygulanmasına müdahaleye  
eşdeğer olmaktadır. AİHSnin ilgili Maddesi aşağıdaki gibidir:  
4
“İşbu Sözleşme ve Protokollerinde tanınan hakların Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından  
ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı her kuruluş veya kişi grupları  
M ahkemeye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir  
suretle engel olmamayı taahhüt ederler.”  
AİHM, bu başvurunun yapıldığı tarihlerde, Türk mahkemelerinin uygulamasının,  
Yargıtay’ın kararını, itirazın ilk yapıldığı mahkeme olan ilk derece mahkemesine tevdi etmek  
olduğunu kaydeder. Bunun ardından karar o mahkemenin kaydındaki taraflar için erişilebilir  
olur.  
AİHM, başvuranların AİHM’ y e y a p ı l a c a k b a ş v u r u d a k u l l a n ı l m a k ü z e r e Y a r g ı t a y ’ ı n  
kararının yasal bir suretini almamaları için hiçbir engel bulunmaması nedeniyle, bu  
uygulamanın 34. M adde’nin koşullarıyla bizatihi uyuşmadığı kanısında değildir.  
Ayrıca bu başvuru, Yargıtay’ın AİHS’nin 35 § 1. Maddesinde belirtilen amaçlar  
doğrultusunda nihai karar teşkil eden kararını açıkladığı tarihten itibaren altı ay içinde  
yapılmıştır. Başvuran Yargıtay’ın kararının kendisine bildirilirken doğduğu iddia edilen  
gecikmenin, AÎHS uyarınca yapacağı başvuruyu doğrudan veya dolaylı olarak engellemek  
için planlandığını belgelememiştir. Başvuran ile avukatının, Devlet Güvenlik Mahkemesi ya  
da Yargıtay’ın evrak dairesiyle temas kurarak itirazın sonucu konusunda bilgi alabilecekleri  
de kaydedilmelidir.  
Bu koşullarda AİHM, AİHSnin 34. Maddesi uyarınca ortada hiçbir mesele bulunmadığı  
kanısındadır. Bu nedenle bu şikayet AİHSnin 35 §§ 3. Maddesi uyarınca açıkça dayanaktan  
yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilmez olarak beyan edilmelidir.  
V. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHSnin 41. Maddesi uyarınca:  
“Mahkeme işbıı Sözleşme ve protokollerinin İhlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
'Parafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. T a z m i n a t  
Başvuran maddi tazminat olarak 5.000 Eiırö, manevi tazminat olarak ise 10.000 Euro talep  
etmiştir.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmiştir.  
Maddi tazminatla ilgili olarak, AİHM, 6 § 1. M adde’yle ilgili davanın sonucunun ne  
olacağı konusunda tahmin yürütemeyeceği kanısındadır. Bu nedenle maddi tazminat  
ödenmemesine karar vermiştir.  
AİHM ayrıca, 6. M adde’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin bu bakımdan başvuranın  
maruz kaldığı tüm manevi zararlar için başlı başına yeterli tazmin oluşturduğu kanısındadır.  
Öte yandan, AİHM, bu davada olduğu gibi bir kimse AİHSnin bağımsızlık ve tarafsızlık  
koşullarını karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edilirse, talep edildiği takdirde  
dâvanın yeniden görülmesi veya yeniden dava açılmasının esas itibariyle ihlalin telafi  
edilmesi için uygıın bir yol teşkil ettiğini gözlemler.  
B . M a h k e m e m a sr a fla r ı  
Başvuran, ulusal mahkemelerde ve AİHS’de açılan davalardan doğan mahkeme masrafları  
için 4.500 Euro talep etmiştir. İddialarını destekleyici hiçbir fatura ya da belge sunmamıştır.  
Hükümet bu meblağa itiraz etmiştir.  
AÎHMnin içtihadına göre, m ahkem e m asrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği  
kanıtlandığı ve makul bir meblâğ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada* AİHM,  
sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, ulusal takibatlardan doğan  
mahkeme masraflarının karşılanması talebini reddetmiş ve başvurana, AÎHM’ d e a ç ı l a n  
takibatlar için 1.000 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.  
C . G ecikm e Faizi  
AÎHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU NEDENLERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHSnin 6. M addesi uyarınca yapılan şikayetlerin kabuledilebilir, başvurunun geri  
kalanının ise kabuledilmez olduğuna;  
2. İzniir Devlet Güvenlik M ahkem esinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili şikayete ilişkin  
olarak AİHS’nin 6 § 1. M addesinin ihlal edildiğine;  
3. Başvuranın AİHSnin 6. Maddesi uyarınca yaptığı diğer şikayetleri göz önünde  
bulundurmanın gerekli olmadığına;  
4. İhlalin tespit edilmesinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için başlı başına adil  
tazmin teşkil ettiğine;  
5. (a) Sorumlu Devlet’in, mahkeme masrafları için, ödenebilecek tüm vergilerden m uaf olarak  
1.000 Euro’yu (bin Euro), AÎHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai kararın verildiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevirerek, başvurana ödemesine;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankasınm o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.  
6. Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.  
İşbu karar, îngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme îç Tüzüğü’nüıı 77. Maddesinİn 2. ve  
3. fık raları u y a rın c a 16 O c a k 2 0 0 7 ta rih in d e y a z ılı o la ra k te b liğ e d ilm iş tir.  
S. DÖLLE  
Zabıt Katibi  
J.-P. COSTA  
Başkan