*
͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͑  
CONSEIL DE  
௔ ͑  
AVRUPA  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
KONSEYİ  
COUNCIL  
.
L'EUROPE  
O F E U R O P E  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
NAFİYE ÇETİN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE  
(Başvuru no. 19180/03 )  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBIÎRG  
7 Nisan 2009  
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.  
Şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Bu dava, Nafiye Çetiıı, Necat Çetin, Nezir Çetin, Adnan Çetin, Nuriye Kaymış ve Leman  
Ekingen (“başvuranlar”) adlı altı T.C. vatandaşı tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 30  
Nisan 2003 tarihinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin  
Sözleşme nin ( Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi - AÎHS”) 34. maddesi uyarınca yapılan  
19180/03 numaralı başvuru sonucu görülmektedir.  
Başvuranlar Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Korkmaz, A. Süer ve I. Midyat  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Sırasıyla 1929, 1972, 1956, 1966, 1963 ve 1953 doğumlu başvuranlardan Nezir Çetin  
Diyarbakırda, Adnan Çetin Şanlıurfa’da, geri kalan başvuranlar ise Mersin’de ikamet  
etmektedirler.  
Nafiye Çetin’in oğlu ve diğer başvuranların kardeşi olan Harun Çetin olaylar sırasında  
İstanbul Üniversitesi ’nde öğrenciydi.  
Harun Çetin 15 Mart 1993 tarihinde yakalanmış, arkadaşı Ö. Yüce ile beraber İstanbul  
Üniversitesi Avcılar Kampüsü’ııde gözaltına alınmıştır. Bu sırada yanlarında molotofkokteyli  
bulunmaktaydı.  
Harun Çetiıı, tutulu bulundurulurken 16 Mart 1993 tarihinde fenalaşmış, Şişli Etfal  
Hastanesine kaldırılmıştır. Aynı tarihte Cerrahpaşa Hastanesine nakledilmiştir. Harun  
Çetin’in bilinci açık değildi ve vücudunun çeşitli yerlerinde küçük bere ve sıyrıklar  
bulunmaktaydı. Çekilen beyin röntgeni sonucunda, sağ fronto-temporo-parietal bölgede sert  
zar altı kanaması tespit edilmiştir. Hemen ameliyata alınmış, hastanenin yoğun bakım  
ünitesinde, anlaşıldığı üzere bilinci açılmadan, 9 Haziran 1993 tarihine kadar tutulmuştur.  
Harun Çetin daha sonra önce Bakırköy Reanimasyon Klİniğİne götürülmüş, buradan Taksim  
Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne nakledilmiştir. Çetin burada 5 Eylül 1993 tarihinde 20  
yaşındayken hayatım kaybetmiştir.  
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nm talebi üzerine, 8 Eylül 1993 tarihinde, Cerrahpaşa Tıp  
Fakültesinde Harun Çetin’e otopsi yapılmıştır. 22 Aralık 1993 tarihinde düzenlenen otopsi  
raporuna göre, ölüm sebebi, kafa travması nedeniyle maruz kalman sert zar altı beyin  
kanamasını takiben, aktiften pasife transferi sonucu gelişen zatürreye bağlı solunum  
yetmezliği olarak tespit edilmiştir.  
Bu esnada, 16 Mart 1993 tarihinde, Ö. Yüce, polise ifade vermiş, ifadesinde, diğer  
hususlar meyamnda, kendisi ve Harun Çetin’in hem kendilerini yakalayan polis memurları  
hem de sorgulandıkları Avcılar Karakolu’nda görevli polis memurları tarafından  
dövüldüklerini ve Harun Çetin’in mevcut sağlık durumuna bu dayağın neden olabileceğini  
iddia etmiştir.  
1
Cumhuriyet Savcısı, 3 Eylül 1993 ile 4 Ekim 1993 tarihleri arasında, Avcılar  
Karakolu nda ve Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görev yapan on bir polis  
memurunun ifadesini almıştır.  
31  
Aralık 1993 tarihli bir iddianamede, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı, Avcılar Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde görev yapan komiser U.A.  
ile aynı şubede görevli polis memuru I.H.yi kötü muamele sonucu Harun Çetin’in kastı aşan  
ölümüne sebebiyet vermekle suçlamıştır. Bu memurlar aynca Ö. Yüce’ye kötü muamelede  
bulunmakla da suçlanmışlardır. Suçlamalar, Türk Ceza Kanunu’nun 452/1, 243/1 ve 243/2  
maddelerine dayandırılmıştır.  
5
Ocak 1994 tarihinde, sanık polis memurlan hakkında Bakırköy Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde dava açılmıştır. İlk duruşmanın 8 Nisan 1994 tarihinde görülmesine karar  
verilmiştir.  
8
Nisan 1994 ile 24 Şubat 2006 tarihleri arasmda otuz üç duruşma gerçekleştirilmiş, Ö.  
Yüce’nin adresinin tespit edilmesi yönündeki pek çok usuli karara karşılık, şahsın adresi  
belirlenememiştir.  
8
Nisan 1994 tarihinde Nuriye Kaymış dışındaki başvuranlar davaya müdahil olarak  
katılmışlardır.  
1
Temmuz 1994 tarihli duruşmada mahkeme polis memurlarım dinlemiş, polisler  
haklarındaki suçlamaları reddetmişlerdir,  
28  
Ekim 1994 tarihli bir dilekçe ile müdahil taraf mahkemeden ek soruşturma yapılmasını  
talep etmiştir. Bu bağlamda, mahkemeden, müteveffanın tıbbi kayıtlarını istemesini ve  
aralarında Harun Çetin’i muayene eden doktorlarla Harun Çetİn’in yakalanması ve tutulu  
bulundurulmasına ilişkin resmi evraklarda ismi zikredilen polis memurlarıma olduğu birkaç  
tanığı dinlemesini talep etmişlerdir.  
Mahkeme 16 Mayıs 1995 tarihli duruşmada bu talepleri, davanın sonucuna etkisi  
olmadıkları gerekçesiyle reddetmiştir.  
Mahkeme 26 Ekim 2001 tarihli duruşmada, bulunamadığı için Ö. Yüce’yi dinlemekten  
vazgeçmiştir. Ancak, 31 Mayıs 2002 tarihli bir sonraki duruşmada, Cumhuriyet Savcısı  
soruşturma aşamasında Ö. Yüce’nin ifadesi ayrıntılı biçimde alınamadığı için, mahkemenin  
Ö. Yüce’yi dinlemesinin Önemli olduğunu savunmuştur. Bu bağlamda, Cumhuriyet Savcısı,  
Ö. Yüce’nin hem yakalanması sırasında hem karakolda dövüldüğünü iddia ettiğini ve Avcılar  
Karakolu ile terörle mücadele şubesinin aynı bina içinde oldukları kaydetmiştir. Mahkeme  
bunu kabul etmiştir.  
12  
Ekim 2005 tarihinde, bir kez daha, Ö. Yücenin bulunamaması nedeniyle  
dinlenmemesine karar vermiştir. Aynı tarihte Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin görüşlerini  
sunmuştur.  
Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi 24 Şubat 2006 tarihinde, sanıkların, suçlu olduğunu itiraf  
etmesi için Harun Çetin’e kötü muamelede bulunduklarına ve ölümüne sebebiyet verdiklerine  
karar vermiştir. Polis memurları Türk Ceza Kanununun 452/1 ve 59/2 maddeleri uyarınca altı  
2
yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmışlardır. Mahkeme Ö. Yüce’nin kötü muamelesine ilişkin  
davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.  
Polis memurları temyize gitmiştir.  
Başvuranlar, davanın uzamasının, zamanaşımına uğraması nedeniyle reddedilmesine  
sebebiyet vereceğinden endişe etmeleri nedeniyle karan temyiz etmediklerini belirtmişlerdir.  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 26 Şubat 2007 tarihinde yazılı görüşlerini sunmuş, aynca  
yaklaşan zamanaşımına dikkat çekmiştir.  
Yargıtay 9 Mayıs 2007 tarihinde;, sözkonusu olaylara ilişkin yeterli soruşturma  
yapılmaması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Bu bağlamda, ilk derece  
mahkemesinin Ö. Yüce ile başvuranlann 28 Ekim 1994 tarihli dilekçelerinde bahsettikleri  
tanıklan dinlemesi gerektiği kanısına varmıştır.  
Dava 20 Haziran 2007 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine iade edilmiştir.  
Mahkeme 21 Kasım 2007 tarihinde görülen duruşmada müteveffanın tıbbi raporlannm  
alınmasına ve başvuranların 28 Ekim 1994 tarihli dilekçelerinde adı geçen iki şahsın  
dinlenmesine karar vermiştir.  
Dava halen derdesttir.  
HUKUK  
I. AÎHS’NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, yetkili makamların, Harun Çetin’e işkence ederek ölümüne sebebiyet veren  
polis memurları hakkmdaki ceza davasının makul bir süre içinde neticelendirilememesi  
nedeniyle, Harun Çetin’in ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yürütmediklerinden şikayetçi  
olmuşlardır. Başvuranlar AİHS’nİn 6. ve 13. maddelerini ileri sürmüşlerdir.  
AİHM başvuranların şikayetinin AİHS’nin 2. ve 3. maddelerinin usuli bakımından  
incelenmeleri gerektiği kanısındadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet başvuranların AİHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollannı  
tüketmediklerini belirtmiştir. Bu bağlamda, sanık polis memurlan hakkmdaki ceza davasının  
halen ulusal mahkemelerde derdest olduğunu savunmaktadır.  
Başvuranlar bu savunmaya itiraz etmişlerdir.  
AİHM, sanık polis memurlan hakkmdaki ceza davasının 1993 yıhnda açıldığını ve  
başvuranlann sözkonusu davanın haddinden uzun sürdüğünü ve bu nedenle etkisiz kaldığım  
savunarak AİHM’ye şikayetlerini sımduklan 30 Nisan 2003 tarihinde halen derdest olduğunu  
gözlemlemiştir.  
3
AİHM Hükümet m itirazının, başvuranların şikayetlerinin esasıyla yakından bağlantılı  
lan soruşturmanın etkililiğine ılışkm meseleleri gündeme getirdiği kanısındadır. Hilkümefin  
AİHM - v  
? °" ItimZ1 b^  
anların şikâyetinin esası ile yakından ilişkili olduğundan,  
AıHM on itirazı davanın esası ile birlikte incelemeye karar verir.  
Başvuranların bu başlık altındaki şikayetlerinin AİHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası  
çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığım kaydeden AİHM, başka bir gerekçe altında da  
kabuledılemezlık unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir  
niteliktedir.  
B. Esaslar  
1. Tarafların görüşleri  
Hükümet, AİHM nin içtihadına atıfta bulunarak, ulusal düzeyde gerçekleştirilen  
soruşturmanın, AİHS’nin koşullarıyla örîüştüğünü belirtmiştir. Bu bağlamda, otopsi  
yapıldığını, Cumhuriyet Savcısı nin tanıkların ifadelerini aldıklarını ileri sürmüştür. Aynca  
bunun ardından sanık polis memurları hakkında ceza davası açıldığını belirtmiştir. Bu  
bağlamda, tüm çabalara karşın, ilk derece mahkemesinin kilit bir tanığı dinleyemediğini  
kaydetmiştir.  
Başvuranlar iddialarını sürdürmüşlerdir.  
2. AİHMnin değerlendirmesi  
AİHM, AİHSnin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki devletin usuii yükümlülüklerine ilişkin  
kararlarında yeralan temel ilkeleri yineler (özellikle bkz. Ali ve Ayşe Duran - Türkiye,  
Angeîova ve lliev Bulgaristan, 55523/00, Ramsahai ve Diğerleri - Hollanda, BD, 52391/99,  
McKerr - İngiltere, 28883/95, K.Ö. - Türkiye, 71795/01, Çamdereli - Türkiye, 28433/02 ve  
Dölek - Türkiye, 39541/98). Bu davayı bu İlkeler ışığında inceleyecektir.  
Mevcut davada AİHM, Cumhuriyet Savcılığının Harun Çetin'e kötü muamele edilmesi  
ve ölümüne ilişkin bir soruşturma başlattığını gözlemler. Soruşturma, kötü muamele sonucu  
kastı aşan adam öldürme suçundan iki polis memurunun yargılanmasına yol açmıştır. Dava  
halen ilk derece mahkemesinde derdest durumdadır, öte yandan AÎHM, tarafların sunduğu  
belgeleri inceledikten sonra, yetkili makamların, Harun Çetin’e kötü muamelede bulunulduğu  
ve ardından ölümüne neden olunduğu iddialarına ilişkin soruşturmanın yapılış biçiminde  
önemli eksiklikler olduğu kanısındadır.  
Bu noksanlıklar arasında, AİHNfnin dikkatini özellikle, görevli savcının soruşturma  
aşamasında davanın olaylarını tespit etmeye imkan verecek esas delilleri derlememiş olması  
çekmiştir. Bu bağlamda, AİHM, savcının, olaya şahit olan ve meydana geldiği iddia edilen  
kötü muamelenin mağduru Ö. Yüce’den ayrıntılı bir ifade almadığını kaydeder. Bu kişiden  
fotoğraf gösterme, yüzleştirme ve benzeri yöntemlerle failleri teşhis etmesi hiç istenmemiştir.  
Üstelik Ö. Yüce’nin polise verdiği kendisi ve Harun Çetinin gözaltında dövüldükleri  
yönündeki ifadesine karşılık, gözaltına alan memurlar hakkında cezai bir soruşturma  
yapılmadığı gözlenmiştir. Son olarak, Cumhuriyet Savcısı, Harun Çetm’in yaralarının,  
özellikle de otopside kaydedilen kafa travmasının oluştuğu gerçek koşullan tespit etmek için  
gözaltına alınmaları sırasında orada olan veyahut olaylar meydana geldiği sırada karakolda  
olan diğer olası tanıkların ifadelerini alma çabasında olmamıştır. Esasında, dava dosyasından,  
4
savcının üstlendiği soruşturmanın, otopsi yapılmasını ve diğer bazı polis memurlarının  
ifadelerinin alınmasını istemekten öteye gitmediği anlaşılmaktadır. AİHM, yukarıda belirtilen  
unsurların, soruşturmanın bu kısmının güvenilirliği ve bütünlüğüne halel getirecek ciddi bir  
zaafı ortaya çıkardığı görüşündedir.  
AİHM’ye göre, Ön soruşturmadaki eksiklikler, onbeş yıldır derdest olan ceza davası  
sırasında mahkeme tarafından da giderilmemiştir. AİHM, yargılamadaki gecikmenin bir  
kısmının, davada hem tanık hem müşteki durumunda olan Ö. Yüce’nin hazır bulunmayışından  
kaynaklandığım kabul eder. Öte yandan, bunun, yetkili makamlar önündeki yargılamanın  
uzamış olmasını başlı başına haklı çıkardığı söylenemez. Aksine, Bakırköy Ağır Ceza  
Mahkemesinin davayı zamanlıca sonuçlandırmak için gereken özeni göstermemesi,  
yargılama öncesi soruşturmadaki noksanlarla birleştiğinde, davanın gereksiz yere uzamasına  
neden olmuştur. Bu bağlamda, AİHM, düzensiz ve uzun aralıklarla 8 Nisan 1994 ile 24 Şubat  
2006 tarihleri arasında yapılan otuz üç duruşma boyunca, ilk derece mahkemesinin yalnızca  
Ö. Yücenin ifadesine odaklandığını, davanın olaylarını aydınlığa kavuşturmak için başka  
hususları araştırmadığım gözlemler. Bu süre boyunca sanık polis memurlan yalnızca bir kez  
dinlenmiştir. Yargıtay’ın, davayı, soruşturmanın eksik yapılması nedeniyle makul süre içinde  
bozup, iade etmesinin peşinden, ağır ceza mahkemesi 21 Kasım 2007 tarihinde müteveffanın  
tıbbi kayıtlarını istemiş, olayların üzerinden on dört yıldan fazla bir süre geçtikten sonra tanık  
olarak başka kişileri dinlemeye karar vermiştir. Bu koşullarda, ağır ceza mahkemesinin, bir  
kimsenin gözaltında hayati tehlike oluşturan bir kafa travmasının ardından öldüğü bir davada  
yeterli ivedilikle ve gerekli özeni göstererek makul süre içinde hareket ettiği sonucuna  
varılamaz.  
Ek olarak, AİHM, hakkında soruşturma yürütülen memurların görevden alınmalarının,  
kanun dışı fiillere bulaşıldığı ya da bu fiillere müsamaha edildiği izleniminin oluşmasını  
önlemek bakımından çok önemli olduğunu hatırlatır (bkz. Abdiiîsamet Yaman - Türkiye,  
32446/96).  
Yukarıda belirtilenler göz önünde bulundurulduğunda ve neredeyse on beş yıl sonra,  
olayları aydınlığa kavuşturmak ve Harun Çetin’in gözaltmda maruz kaldığı iddia edilen kötü  
muamelenin sorumlularını teşhis edip, cezalandırmak için başlatılan cezai yargılamanın halen  
derdest durumda olduğu kaydedildiğinde, AİHM, Harun Çetİne yapıldığı iddia edilen kötü  
muamelenin nedeni ve sorumluluğuna ilişkin etkili bir soruşturma yapıldığı biçiminde bir  
değerlendirmeyi kabul edemez. Bu koşullarda, AİHM, AİHSnin 2. ve 3. maddelerinin usul  
yönünden ihlal edildiği sonucuna vanr. Buna göre Hükümet’İn ön itirazı reddedilmelidir.  
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHSnin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."  
A. Tazminat ve yargılama giderleri  
20 Mayıs 2008 tarihli görüşlerinde başvuranlar meblağ belirtmeden AİHM’den maddi ve  
manevi tazminata hükmetmesini istemişlerdir. Maddi tazminata ilişkin olarak başvuranlar,  
Harun Çetin’in hastaneye kaldırılıp tedavi altına alınması sırasında meydana gelen hastane  
5
masrafları, yolculuk ve yaşam giderleriyle Harun Çetin'in ileride getireceği maddi destek  
kaybı ve yargılama giderlerine atıfta bulunmuşlardır.  
Hükümet AİHM den başvuranların maddi tazminat taleplerini reddetmesini istemiştir.  
Başvuranların maruz kaldıklarım iddia ettikleri maddi zarara ilişkin olarak, AİHM, tespit  
edilen ihlaller ile iddia konusu tıbbi masraflar, yolculuk ve yaşam giderleriyle Harun Çetin’in  
ileride getireceği maddi destek kaybına ilişkin talep edilen dayanaksız maddi tazminat  
arasında illiyet bağı görememektedir. Ayrıca, vasıfsız ve destekleyici delilden yoksun  
oldukları göz Önünde bulundurarak, AİHM başvuranların yargılama giderleriyle ilgili  
taleplerinin dayanaksız olduğu sonucuna varmıştır. Davanın koşullarını göz Önünde  
bulundurarak, hakkaniyete uygun surette, Nafiye Çetin’e 10.000 EUR, diğer başvuranların her  
birine ise 5.000’er EUR ödenmesine hükmetmiştir.  
B, Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
üç puanlık bir artışm eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE  
1. Hükümet’in iç hukuk yollalımn tüketılmemesİne ilişkin itirazını esasla birleştirip  
reddetmeye;  
2. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
3. AİHSnin 2. ve 3. maddelerinin usul bakımından ihlal edildiğine-,  
4. (a) AİHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara, izleyen meblağların, ödeme  
tarihin.de geçerli olan döviz kuru üzerinden Savunmacı Hükümet in ulusal para birimine  
çevrilmek üzere ödenmesine',  
(i) Nafiye Çetin’e 10,000 EUR (on bin Euro), diğer başvuranların her birine 5.000er  
EUR (beş biner Euro) manevi tazminat ve  
(ii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergi;  
(b) yukarıda belirtilen ttç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren Memenin  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nm o dönem ıçm geçerli olan marjinal kredi kolay ıg  
oranının Üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine  
KARAR VERMİŞTİR.  
6
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme îç Tüzüğü’ııün 77. maddesinin 2.  
3. fikralan uyarınca 7 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Sally Dölle  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Başkan