savcının üstlendiği soruşturmanın, otopsi yapılmasını ve diğer bazı polis memurlarının
ifadelerinin alınmasını istemekten öteye gitmediği anlaşılmaktadır. AİHM, yukarıda belirtilen
unsurların, soruşturmanın bu kısmının güvenilirliği ve bütünlüğüne halel getirecek ciddi bir
zaafı ortaya çıkardığı görüşündedir.
AİHM’ye göre, Ön soruşturmadaki eksiklikler, onbeş yıldır derdest olan ceza davası
sırasında mahkeme tarafından da giderilmemiştir. AİHM, yargılamadaki gecikmenin bir
kısmının, davada hem tanık hem müşteki durumunda olan Ö. Yüce’nin hazır bulunmayışından
kaynaklandığım kabul eder. Öte yandan, bunun, yetkili makamlar önündeki yargılamanın
uzamış olmasını başlı başına haklı çıkardığı söylenemez. Aksine, Bakırköy Ağır Ceza
Mahkemesi’nin davayı zamanlıca sonuçlandırmak için gereken özeni göstermemesi,
yargılama öncesi soruşturmadaki noksanlarla birleştiğinde, davanın gereksiz yere uzamasına
neden olmuştur. Bu bağlamda, AİHM, düzensiz ve uzun aralıklarla 8 Nisan 1994 ile 24 Şubat
2006 tarihleri arasında yapılan otuz üç duruşma boyunca, ilk derece mahkemesinin yalnızca
Ö. Yüce’nin ifadesine odaklandığını, davanın olaylarını aydınlığa kavuşturmak için başka
hususları araştırmadığım gözlemler. Bu süre boyunca sanık polis memurlan yalnızca bir kez
dinlenmiştir. Yargıtay’ın, davayı, soruşturmanın eksik yapılması nedeniyle makul süre içinde
bozup, iade etmesinin peşinden, ağır ceza mahkemesi 21 Kasım 2007 tarihinde müteveffanın
tıbbi kayıtlarını istemiş, olayların üzerinden on dört yıldan fazla bir süre geçtikten sonra tanık
olarak başka kişileri dinlemeye karar vermiştir. Bu koşullarda, ağır ceza mahkemesinin, bir
kimsenin gözaltında hayati tehlike oluşturan bir kafa travmasının ardından öldüğü bir davada
yeterli ivedilikle ve gerekli özeni göstererek makul süre içinde hareket ettiği sonucuna
varılamaz.
Ek olarak, AİHM, hakkında soruşturma yürütülen memurların görevden alınmalarının,
kanun dışı fiillere bulaşıldığı ya da bu fiillere müsamaha edildiği izleniminin oluşmasını
önlemek bakımından çok önemli olduğunu hatırlatır (bkz. Abdiiîsamet Yaman - Türkiye,
32446/96).
Yukarıda belirtilenler göz önünde bulundurulduğunda ve neredeyse on beş yıl sonra,
olayları aydınlığa kavuşturmak ve Harun Çetin’in gözaltmda maruz kaldığı iddia edilen kötü
muamelenin sorumlularını teşhis edip, cezalandırmak için başlatılan cezai yargılamanın halen
derdest durumda olduğu kaydedildiğinde, AİHM, Harun Çetİn’e yapıldığı iddia edilen kötü
muamelenin nedeni ve sorumluluğuna ilişkin etkili bir soruşturma yapıldığı biçiminde bir
değerlendirmeyi kabul edemez. Bu koşullarda, AİHM, AİHS’nin 2. ve 3. maddelerinin usul
yönünden ihlal edildiği sonucuna vanr. Buna göre Hükümet’İn ön itirazı reddedilmelidir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Tazminat ve yargılama giderleri
20 Mayıs 2008 tarihli görüşlerinde başvuranlar meblağ belirtmeden AİHM’den maddi ve
manevi tazminata hükmetmesini istemişlerdir. Maddi tazminata ilişkin olarak başvuranlar,
Harun Çetin’in hastaneye kaldırılıp tedavi altına alınması sırasında meydana gelen hastane
5