AİHM, başvuranların Ceza Kanunu’nun 312 § 2. maddesi uyarınca olan
mahkumiyetlerinin ve onlara verilen cezaların, AİHS’nin 10. maddesi tarafından garanti altına
alınan ifade özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğunu değerlendirmiştir. Ayrıca,
müdahalenin kanun ile öngörüldüğünü – Ceza Kanunu’nun yukarıda belirtilen 312 § 2.
maddesi – ve AİHS’nin 10 § 2. maddesinde belirtildiği gibi kamu düzeninin sağlanması ve
suç işlenmesinin önlenmesi şeklinde meşru bir amaç izlediğini göz önünde tutmuştur. AİHM,
dolayısıyla, davaya ilişkin incelemesini, müdahalenin “demokratik toplumda zorunlu” olup
olmadığı hususu ile sınırlayacaktır.
Başvuranlar, oyunda, halkın hayali bir ülkede meydana gelmek üzere olan askeri
darbeye karşı koyması gereğini anlattıklarını iddia etmişlerdir. Oyunun, aynı zamanda, bu
karşı koyma için halk arasında görüş birliğinin olmamasını eleştirdiğini ileri sürmüşlerdir.
Askeri darbelerin toplumun bütününü etkileyen önemli olaylar olduklarını belirtmişlerdir.
Dolayısıyla, böylesi önemli bir olay hakkında görüş ifade etmek kamu tartışmasına katkı
olarak kabul edilmelidir. Bu bilgi etkileşimini cezalandırmak ifade özgürlüğünü kısıtlamaktır.
Tiyatroya gidenler bir oyunu görmek için bilet parası ödeyen insanlardır; bir tiyatro oyununun
sonunda nefret ve düşmanlığa sevk edilecekleri düşüncesi hakarete varır. Başvuranların
düşüncesine göre, Türkiye’de hakim olan resmi durumu iyi karşılayan insanların bu durumla
uyuşmayan insanlara göre düşüncelerini ifade etmek için daha çok özgürlüğü vardır.
Demokraside, tüm görüşler özgürce ifade edilmelidir.
Hükümet, başvuranların, dini inançlara dayalı ayrımcı ifadelerde bulunduklarını,
şiddeti teşvik ettiklerini ve Türk toplumunun farklı kesimleri arasında nefret ve düşmanlığı
kışkırttıklarını belirtmiştir. Ayrıca, Türk toplumunun bazı kesimleri, silahlı ayaklanma
yapmaya çağırılmıştır. Hükümet’in görüşüne göre, bu davada, müdahale demokratik
toplumda zorunluluk arz etmektedir ve cezalar izlenen meşru amaç ile orantılıdır.
AİHM, 10. maddeye ilişkin kararlarında ortaya konan temel ilkeleri yinelemiştir (bkz.,
özellikle, Müller ve Diğerleri – İsviçre, 24 Mayıs 1988 tarihli karar; Handyside – İngiltere, 7
Aralık 1976 tarihli karar; Başkaya ve Okçuoğlu –Türkiye, no. 23536/94 ve no. 24408/94;
Karataş – Türkiye [BD], no. 23168/94; yukarıda anılan Fressoz ve Roire [BD]). Bu davayı
söz konusu ilkeler ışığında inceleyecektir.
Söz konusu müdahalenin demokratik toplumda zorunluluk arz edip etmediğini
incelerken, AİHM, müdahalenin “izlenen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığına karar
verecektir.
Başvuranlar, bir tiyatro oyununda oyuncu olarak yer almış olmaktan yargılanmış ve
mahkum edilmişlerdir. Bu bağlamda, AİHM, 10. maddenin, halkın her türlü kültürel, siyasi ve
sosyal bilgi ve fikir alışverişinde yer alma imkanını tanıyan sanatsal ifade özgürlüğünü
kapsadığını gözlemlemiştir (bkz., üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, yukarıda
anılan, Müller ve Diğerleri). Sanat eserleri yaratan, icra eden, dağıtan veya sergileyen kişiler
demokratik bir toplum için gerekli olan fikir ve düşünce alışverişine katkıda
bulunmaktadırlar. Bu nedenle, Devlet, bu kişilerin ifade özgürlüklerine gereksiz yere tecavüz
etmemelidir.
Başvuranlar tartışma konusu ifadeleri sadece sekiz kere sahnelenen bir tiyatro oyunu
aracılığıyla dile getirmişlerdir. AİHM, yürüteceği inceleme için oyunun sahip olabileceği
sınırlı muhtemel etkinin ilgili bir faktör olduğunu değerlendirmiştir (bkz., üzerinde gerekli
değişiklikler yapıldıktan sonra, yukarıda anılan Karataş – Türkiye [BD]).
6