AİHM, mülkiyetin korunması hakkını garanti altına alan 1 No.’lu Protokol’ün
1 .m ad d esin in ü ç ay rı k u ral içerd iğ in i y in elem iştir: “b irin ci p arag rafın ilk cü m lesin d e o rtay a
konan birinci kural genel niteliktedir ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi
ilkesinden söz etmektedir; birinci paragrafın ikinci cümlesinde yer alan ikinci kural, mülkten
yoksun bırakılma durumunu kapsar ve bu durumu belli şartlara bağlar; ikinci paragrafta ifade
edilen üçüncü kural, Sözleşmeci Devletlerin, diğer şeylerin yanı sıra, mülkiyetin kamu
yararına uygun olarak kullanılmasını kontrol etmek konusunda yetkili olduklarını kabul eder.
Bu üç kuralın “ayrı” olmaları bağlantısız olmaları anlamında değildir. İkinci ve üçüncü kural,
mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale oluşturan özel
durumlara ilişkindir ve bu nedenle birinci kuralda ifade edilen genel ilke ışığında
yorumlanmahdııiar” (bkz. Anheuser-Busch Inc. - Portekiz [BD], no. 73049/01, 11 Ocak
2007).
Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale, kamu
yararından doğan ihtiyaçlar ve bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gerekler arasında
adil bir denge gözetmelidir. Bu dengeye ulaşabilme endişesi î No.’lu Protokol’ün 1.
maddesinin yapısında yansıtılmaktadır, ilgili kişinin kişisel ve haddinden fazla yük taşımak
zorunda kalmış ohnası durumunda bu gerekli denge kurulamaz (bkz., diğer kararların yanı
sıra, Sporrong ve Lönnroth - İsveç, 2 3 E y lü l 1 9 8 2 tarih li k arar). D iğ er b ir d ey işle, b aşv u ru lan
yollar ve ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi mevcut olmalıdır (bkz.,
örneğin, James ve Diğerleri —İngiltere, 21 Ş ubat 1986 tarihli karar).
Bu davada, başvuranın söz konusu arsaya ait tapusu Hazine’ye geçmiştir ve
başvuramn tazminat talebi 2942 sayılı Kaniniun 38. maddesi uyarınca yerel mahkemeler
tarafından reddedilmiştir. Bu nedenle, yerel mahkemelerin kararı, 1 No.’lu Protokol’ün 1.
maddesinin ikinci cümlesi anlamı dahilinde başvuranı mülkünden yoksun bırakmıştır (bkz.,
üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, Brumârescu - Romanya [BD], no. 28342/95).
AİHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine göre, mülkten yoksun bırakılmaya karşı
tazminat başvurularının mülkün işgal edildiği tarihten itibaren yirmi yıl içinde yapılması
gerektiğini kaydetmiştir. Yerel mahkemeler, bu hükmü geriye dönük olarak uygulayarak,
başvuranı, tapusunun iptaline karşılık tazminat almaya ilişkin her türlü imkandan yoksun
bırakmışlardır. AİHM, bu aşamada, başvurunun AİHM’ye yapılmasından sonra, 2942 sayılı
Kanun’un 38. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı bulunarak
yürürlükten kaldırılmış olduğunu gözlemlemiştir. Anayasa Mahkemesi, 10 Nisan 2003 tarihli
kararında, mülkün fiili işgali hakkında dava açma hakkının zamanaşımına uğradığını ileri
sürmek ve mülkün işgalinden yirmi yıl sonra mülkün yetkili makamlara geçmesini şart
koşmak yoluyla bireyin mülkiyet hakkım kısıtlamanın, Anayasa’ya aykırı olacağını
değerlendirmiştir. Ayrıca, AİHM içtihadına atıfta bulunarak, kişileri keyfi olarak mülkiyet
hakkından ve tazminat hakkından yoksun bırakmanın hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı
olduğu kararını vermiştir.
AİHM, Anayasa Mahkemesinin kararını göz önünde bulundurmuş ve muhakemesini
doğru olarak kabul etmiştir. Bununla beraber, Anayasa Mahkemesinin kararının geriye
dönük bir etkisi olmadığını ve dolayısıyla başvurana, olası bir AÎHS ihlalini tazmin
edebilecek bir yol sunmadığını kaydetmiştir. Sonuç olarak, sorunun, AÎHS’nin 37 § 1. (b)
maddesi anlamı dahilinde çözümlenmemiş olduğunu değerlendirmiştir (bkz., yukarıda anılan,
Börekçioğuiian (Çökmez) ve Diğerleri).
AÎHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin başvuranın davasına uygulanmasının,
onu, tapusunun iptaline karşı tazminat alanı imkanından yoksun bırakmak sonucunu
3