2)(8523(ꢀ  
ღꢀ ꢁꢀ ir ꢀ .216(<ò  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
İNCİ (NASIROĞLU) - TÜRKİYE  
(Başvuru no. 69911/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
14 H a z ira n 2007  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Bu karar AÎHS nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
ilişkin değişiklikyapılabilir.  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, İnsan Haklan ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan, Şükran İnci (Nasıroğiu)  
(“başvuran”) tarafından, 8 Mayıs 2001 tarihinde, Avrupa îıısan Haklan Mahkemesi’ne  
yapılan başvurudan (no, 69911/01) kaynaklanmaktadır.  
Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı avukat H, Kaplan tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Başvuran 1955 doğumludur ve Yalova’da ikamet etmektedir,  
1 9 7 5  
yılında, Savunma Bakanlığı, başvurana ait olan ve Şanlıurfa’nın Karaköprü  
bölgesinde bulunan 808 m2 ölçümündeki bir arsayı (arsa no. 976) kamulaştırma kararı  
almıştır. 29 Eylül 1975 tarihinde, kamulaştırmaya karşılık tazminat miktarı Diyarbakır  
Merkez Bankası’na yatırılmış; ancak, başvuran hiçbir zaman bu parayı almamıştır.  
10 M ayıs 1977 tarihinde, başvuran, Şanlıurfa Asliye Hukuk M ahkemesi’ne dava açmış  
ve artan tazminat talebinde bulunmuştur.  
1 Nisan 1979 tarihine, artan tazminat talebin ilişkin dava devam etmekteyken  
Savunma Bakanlığı, Şanlıurfa Tapu Kadastro Müdürlüğüne, söz konusu arsayı kamulaştırma  
kararından vazgeçtiğini bildirmiştir. Başvuran davasını takip etmemiş ve 1982 yılında ilk  
derece mahkemesi davanın devam etmemesi kararını almıştır.  
1 9 8 8  
yılında, Savunma Bakanlığı, Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmış  
ve 976 sayılı arsanın tapusunun Hazine’ye geçmesi talebinde bulunmuştur. 28 Aralık 1988  
tarihinde, mahkeme bu talebi kabul etmiştir. Başvurana ne dava ne de ilk derece  
mahkemesinin verdiği karar bildirilmiştir. 15 Şubat 1989 tarihinde, mahkeme kararı gazetede  
yayınlanmıştır. 4 Mayıs 1989 tarihinde, arsanın Hazine adına tescili yapılmıştır.  
28  
Aralık 1998 tarihinde, 976 sayılı arsanın tapusunun Savunma Bakanlığı’na  
geçtiğini öğrendikten sonra, başvuran Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış ve  
taşınmazına hukuka aykırı olarak el konulmasına karşılık tazminat talebinde bulunmuştur.  
Diğer şeylerin yanı sıra, 1988 yılında Savunma Bakanlığı tarafından açılan davanın veya ilk  
derece mahkemesi tarafından verilen kararın kendisine bildirilmediğini ileri sürmüştür. Bu  
nedenle tapunun intikalinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Buna yanıt olarak,  
Savunma Bakanlığı, kendisinin 1974 yılından itibaren arsanın fiilen sahibi olduğu için  
başvuranın tazminat davasının zamanaşımına uğramış olması nedeniyle reddedilmesi  
gerektiğini ileri sürmüştür.  
Dava zarfında, ilk derece mahkemesi, söz konusu arsanın değerini tayin etmek için  
bilirkişi raporu emrinde bulunmuştur. 15 Eylül 1999 tarihinde, ilk derece mahkemesi, olay  
yeri incelemesi yürütmüştür. Savunma Bakanlığinın söz konusu arsanın çevresini çitle  
sardığı gözlemlenmiştir. 20 Eylül 1999 tarihinde, bilirkişi heyeti ilk derece mahkemesine bir  
1
rapor sunmuştur. Heyet, raporunda, 976 sayılı arsanın değerini 34.934.046.448 Türk Lirası  
(yaklaşık 73.000 Euro) olarak değerlendirmiştir.  
19  
Nisan 2000 tarihinde, Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın davasını  
reddetmiştir. Savunma Bakanlığının 976 sayılı arsanın 1974 yılından beri fiilen sahibi olduğu  
ve bu nedenle, davanın, Kamulaştırma Kanunu’nun (2942 sayılı Kanun) 38. maddesinin  
öngördüğü kanuni zamanaşımı süresinin dışında açıldığı kararını vermiştir.  
26 Eylül 2000 tarihinde, Yargıtay, başvuranın temyiz gerekçelerini dayanaktan yoksun  
bulmuş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Başvuranın düzeltme talebi de 15  
Kasım 2000 tarihinde reddedilmiştir.  
10  
Nisan 2003 tarihinde, Anayasa Mahkemesi 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini  
yürürlükten kaldırmıştır.  
HUKUK  
('  
I . A İ H S ’ N İ N 1 N O .’ L U P R O T O K O L ’ Ü N Ü N 1 . M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ  
İDDİASI  
Başvuran, kendisine tazminat Ödenmeksizin arsasından yoksun bırakılmasının 1No.lu  
Protokolün 1. maddesinin ihlalini oluşturduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Söz konusu  
madde şöyledır:  
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun  
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek  
veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli  
gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmıştır,  
(
A . K a b u led ileb ilirlık  
Hükümet, başvurunun, AİHS’nin 35. maddesi uyarınca altı ay kuralını ihlal ettiğini,  
zira başvuranın tapusunun 28 Aralık 1988 tarihinde iptal edildiğini ileri sürmüştür.  
AİHM, geçmişte Hükümetin benzer bir ön itirazını incelemiş ve reddetmiş olduğunu  
yinelemiştir (bkz. Akıllı - Türkiye, no. 71868/01, 11 Nisan 2006). Bu davada farklı bir sonuca  
varmak için Özel bir durum görmemiştir.  
AİHM, başvurunun, AİHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde, dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydetmiştir. Başka açılardan da kabuledilmez olmadığım belirtmiştir.  
Dolayısıyla, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.  
B . E sa sla r  
2
AİHM, mülkiyetin korunması hakkını garanti altına alan 1 No.’lu Protokol’ün  
1 .m ad d esin in ü ç ay rı k u ral içerd iğ in i y in elem iştir: “b irin ci p arag rafın ilk cü m lesin d e o rtay a  
konan birinci kural genel niteliktedir ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi  
ilkesinden söz etmektedir; birinci paragrafın ikinci cümlesinde yer alan ikinci kural, mülkten  
yoksun bırakılma durumunu kapsar ve bu durumu belli şartlara bağlar; ikinci paragrafta ifade  
edilen üçüncü kural, Sözleşmeci Devletlerin, diğer şeylerin yanı sıra, mülkiyetin kamu  
yararına uygun olarak kullanılmasını kontrol etmek konusunda yetkili olduklarını kabul eder.  
Bu üç kuralın “ayrı” olmaları bağlantısız olmaları anlamında değildir. İkinci ve üçüncü kural,  
mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale oluşturan özel  
durumlara ilişkindir ve bu nedenle birinci kuralda ifade edilen genel ilke ışığında  
yorumlanmahdııiar” (bkz. Anheuser-Busch Inc. - Portekiz [BD], no. 73049/01, 11 Ocak  
2007).  
Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale, kamu  
yararından doğan ihtiyaçlar ve bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gerekler arasında  
adil bir denge gözetmelidir. Bu dengeye ulaşabilme endişesi î No.’lu Protokol’ün 1.  
maddesinin yapısında yansıtılmaktadır, ilgili kişinin kişisel ve haddinden fazla yük taşımak  
zorunda kalmış ohnası durumunda bu gerekli denge kurulamaz (bkz., diğer kararların yanı  
sıra, Sporrong ve Lönnroth - İsveç, 2 3 E y lü l 1 9 8 2 tarih li k arar). D iğ er b ir d ey işle, b aşv u ru lan  
yollar ve ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi mevcut olmalıdır (bkz.,  
örneğin, James ve Diğerleri İngiltere, 21 Ş ubat 1986 tarihli karar).  
Bu davada, başvuranın söz konusu arsaya ait tapusu Hazineye geçmiştir ve  
başvuramn tazminat talebi 2942 sayılı Kaniniun 38. maddesi uyarınca yerel mahkemeler  
tarafından reddedilmiştir. Bu nedenle, yerel mahkemelerin kararı, 1 No.’lu Protokol’ün 1.  
maddesinin ikinci cümlesi anlamı dahilinde başvuranı mülkünden yoksun bırakmıştır (bkz.,  
üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, Brumârescu - Romanya [BD], no. 28342/95).  
AİHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine göre, mülkten yoksun bırakılmaya karşı  
tazminat başvurularının mülkün işgal edildiği tarihten itibaren yirmi yıl içinde yapılması  
gerektiğini kaydetmiştir. Yerel mahkemeler, bu hükmü geriye dönük olarak uygulayarak,  
başvuranı, tapusunun iptaline karşılık tazminat almaya ilişkin her türlü imkandan yoksun  
bırakmışlardır. AİHM, bu aşamada, başvurunun AİHM’ye yapılmasından sonra, 2942 sayılı  
Kanunun 38. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı bulunarak  
yürürlükten kaldırılmış olduğunu gözlemlemiştir. Anayasa Mahkemesi, 10 Nisan 2003 tarihli  
kararında, mülkün fiili işgali hakkında dava açma hakkının zamanaşımına uğradığını ileri  
sürmek ve mülkün işgalinden yirmi yıl sonra mülkün yetkili makamlara geçmesini şart  
koşmak yoluyla bireyin mülkiyet hakkım kısıtlamanın, Anayasa’ya aykırı olacağını  
değerlendirmiştir. Ayrıca, AİHM içtihadına atıfta bulunarak, kişileri keyfi olarak mülkiyet  
hakkından ve tazminat hakkından yoksun bırakmanın hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı  
olduğu kararını vermiştir.  
AİHM, Anayasa Mahkemesinin kararını göz önünde bulundurmuş ve muhakemesini  
doğru olarak kabul etmiştir. Bununla beraber, Anayasa Mahkemesinin kararının geriye  
dönük bir etkisi olmadığını ve dolayısıyla başvurana, olası bir AÎHS ihlalini tazmin  
edebilecek bir yol sunmadığını kaydetmiştir. Sonuç olarak, sorunun, AÎHS’nin 37 § 1. (b)  
maddesi anlamı dahilinde çözümlenmemiş olduğunu değerlendirmiştir (bkz., yukarıda anılan,  
Börekçioğuiian (Çökmez) ve Diğerleri).  
AÎHM, 2942 sayılı Kanunun 38. maddesinin başvuranın davasına uygulanmasının,  
onu, tapusunun iptaline karşı tazminat alanı imkanından yoksun bırakmak sonucunu  
3
doğurduğunu değerlendirmiştir. Her ne kadar böyle bir müdahale, ilgili zamanda geçerli olan  
mevzuata dayanmakta ise de, söz konusu müdahale, kamu yararından doğan ihtiyaçlar ve  
bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gerekler arasında kurulması gereken adil dengeyi  
muhafaza edebilecek bir tazminat yolu uygulamaya konulmadığı sürece ancak keyfi olarak  
adlandırılabilir (bkz., yukarıda anılan, Akıl).  
AİHM, dolayısıyla, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar  
vermiştir.  
II. A İH S ’NİN 41. M A D D E S İN İN UYGUL ANM ASI  
AİHSnin 41. maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
(  
A . T a z m i n a t  
Başvuran, 200.000 Euro maddi tazminat talebinde bulunmuştur.  
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.  
AÎHM, dava şartlarını göz önünde bulundurarak ve hakkaniyet temelinde karar  
vererek, başvurana bu başlık altında 73.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
B. Mahkeme masrafları  
Başvuran, ayrıca, yerel mahkemelerde ve AÎHM’de yapılan mahkeme masraflarına  
karşılık 10.000 Euro talep etmiştir.  
Hükümet başvuranın talebine itiraz etmiştir.  
^
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu  
bilgileri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde tutan AİHM, bütün başlıklar altındaki masraflara  
karşılık 1.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
C . G ecik m e faizi  
AÎHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nm kısa vadeli kredilere  
uyguladığı maıjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna katar verir.  
BU SEBEPLER LE A İH M , O Y BİR LİĞ İ İLE  
4
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2 . A İH S ’n in 1 N o .’lu P ro to k o l’ü n ü n 1 . m a d d e s in in ih la l e d ild iğ in e ;  
3 . a) S o ru m lu D ev let’in , b aşv u ran a, aşağ ıd ak i m ik tarları, A İH S ’n in 4 4 § 2 . m ad d esin e g ö re  
kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni  
Türk Lirası’na çevrilmek ve tabi olabilecek her türlü vergi ve harçtan muaf olmak üzere  
ödemesine:  
(i) 73. 000 Euro (yetmiş üç bin Euro) maddi tazminat;  
(ii) 1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafları;  
b ) Y u k a r ı d a b e l i r t i l e n ü ç a y l ı k s ü r e n i n a ş ı l m a s ı n d a n ö d e m e g ü n ü n e k a d a r g e ç e n s ü r e i ç i n  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4 . B a şv u ra n ın a d il ta z m in ta le b in in k a la n ın ın re d d in e  
K A R A R V E R M İ Ş T İ R .  
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir,  
Santiago QUESADA  
Zabıt Katibi  
Bostjan M. ZUPANCIĞ  
Başkan