Yetkililerin, olaya ilişkin aralarında görgü tanıklarının verdiği beyanlar, bilirkişi
raporları ve gerektiğinde, yaralanmaların tam ve kesin tanımını yapan bir otopsi ile beraber
özellikle ölüm nedenine ilişkin klinik saptamalar üzerinde objektif olarak yapılan analizin de
bulunduğu kanıtları toplayabilmek için mevcut bulunan tedbirleri almış olmaları
gerekmektedir. Ölüm nedeninin ve olayın sorumlularının açıklığa kavuşturulması yetisinin
zayıflamasına sebebiyet veren soruşturmadaki herhangi bir eksikliğin yetkililer ile ilgili
tedbirlerin alınması ilkesinin ihlali tehlikesi ile karşı karşıyadır (Avşar kararı).
Sorumluluğun teorikte olduğu kadar pratikte de yerine getirilebilmesi için, Kamunun
soruşturmanın veya sonuçlarının üzerinde yeterli denetim hakkı vardır. Yapılan kamu
kontrolünün derecesi bir durumdan başka bir duruma değişiklik gösterebilir. Her halükarda,
mağdurun yakınlarının, mağdurun yasal çıkarlarının korunması için gerektiği ölçüde usul
işlemlerine katılmalıdır (27 Temmuz 1998 karar tarihli Güleç - Türkiye, Oğur-Türkiye,
başvuru no: 21594/93 ve McKerr-Birleşik Krallık, başvuru no: 28883/95).
Yukarıda kaydedilmiş olan usulı yükümlülükler, Devlet yetkililerince güç kullanımı
sonucu ortaya çıkan kasten adam ' öldürmeye ilişkin davaları kapsamına alır ancak bu
davalarla sınırlı değildir. AİHM, söz konusu yükümlülüklerin, bir kişinin yaşamına tehdit
oluşturduğu kabul edilen koşullar altında ortadan kaybolduğu davalara da uygulanabileceği
kanısındadır (Bkz; sözü edilen, Tahsin Acar kararı).
AİHM, üstelik bir soruşturmanın etkinliğinin en düşük kriterine cevap veren
araştırmanın niteliği ve derecesinin dava koşullarına bağlı olduğunu düşünmektedir. Bu
durum, tüm ilgili olaylar temel alınarak ve soruşturma işinin pratik gerekçeleri göz önünde
bulundurularak değerlendirilmelidir. Meydana gelebilecek durumların çeşitliliğini basit bir
soruşturma eylemleri listesine ya da diğer basitleştirilmiş kriterlere indirgemek mümkün
değildir (Bkz; sözü edilen, Tanrıkulu kararı, Güleç kararı, Velikova —Bulgaristan, başvuru no:
41488/98, Buldan - Türkiye, başvuru no: 28298/95,).
AİHS’nin 2. maddesi gibi 3. maddenin de, başvurana üçüncü taraflar hakkında
kovuşturma yaptırma ya da cezalandırma hakkı (Bkz: Perez - Fransa, başvuru no: 47287/99)
ya da tüm yargılamaları mahkumiyetle veya belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma
yükümlüğü verdiği anlamına gelmemektedir. (Bkz: mutatis, mutantis, Tanlı-Tiirkiye, başvuru
no: 26129/95). Burada önemli olan ulusal mahkemelerin yürürlükteki hukuk sisteminin
caydırıcı gücünü azaltmamak için herhangi bir sonuca ulaşmadan önce, 2. ve 3. maddenin
talep ettiği titiz incelemeyi yapıp yapmadıkları ya da ne şekilde yaptıklarıdır.
Bu bağlamda, AİHM, bir Devlet görevlisi işkence, kötü muamele ve afortiori cinayet
ile suçlandığı durumlarda, yargılama veya mahkumiyetin zamanaşımıyla kadük
olamayacağını ve genel veya özel affın uygulanmasına izin verilemeyeceğini bir kez daha
ifade etmektedir. (Bkz: mutatis mutandis, Abdülsamet Yaman-Türkiye, başvuru no: 32446/96,
Komisyon’un 2 Eylül 1991 tarihli karar, Laurence Dujardin-Fransa, başvuru no: 16734/90)
Söz konusu hakların önemi göz önünde bulundurulduğunda, ulusal hukuk
mercilerinin, kişilerin yaşamına ya da fiziksel veya ruhsal bütünlüklerine yönelik saldırıların
hiçbir şekilde cezasız kalmadığını göstermeleri gerektiği hatırlatılmalıdır. Bu, halkın güvenini
muhafaza etmek ve halkın Hukuk devletine katılımı ve yasadışı eylemlerin hoş görülmesi
veya bu eylemlerin işlenmesine yönelik gizlice anlaşılması görüntüsünü önceden haber
vermek için vazgeçilmezdir. (Bkz: mutatis mutandis, Öneryıldız-Türkiye, başvuru no:
14