ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI  
1
ĐKĐNCĐ D A ĐRE  
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 35160/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
16 TEMMUZ 2009  
KESĐN  
16/10/2009  
Đꢀb u k a r a r n ih a id ir a n c a k e k li b a zı d e ğ iik lik le r e ta b i tu tu la b ilir .  
_________________________________________________________________________________________  
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler  
Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu  
çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu  
ile Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı’na  
atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
2
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT  
Ali Yavuz v. Türkiye davasında,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Daire) aağıdaki hakimlerden  
olumaktadır:  
Bakan,  
Françoise Tulkens,  
Ireneu Cabral Barreto,  
Hakimler  
Vladimiro Zagrebelsky,  
Danutė Jočienė,  
András Sajó,  
Nona Tsotsoria,  
Iıl Karaka,  
Sally Dollé,  
ve Daire Yazı Đꢀleri Müdürü, Stanley Naismith'in katılımıyla oluan  
Mahkeme heyeti 23 Haziran 2009 tarihinde yapılan kapalı karar toplantısı  
sonucunda aynı tarihte aağıdaki kararı almılardır.  
USUL  
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (no. 35160/05) no’lu  
davanın nedeni, Türkiye Cumhuriyeti vatandaı Bay Ali Yavuz’un  
(“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 19 Eylül 2005 tarihinde  
öncelikle faks ve daha sonra posta yoluyla Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlüklerin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
2. Bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından Sayın M. Đꢀeri tarafından  
temsil edilmitir. Türkiye Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi  
tarafından temsil edilmitir.  
3. Bavuran gözaltında bulunduğu esnada güvenlik güçleri tarafından  
ikenceye maruz bırakıldığını ve ulusal mercilerin sanık polis memurlarının  
idari ve cezai sorumluluklarını tespit etmediklerini ileri sürmütür.  
Dolayısıyla, hukuk mahkemeleri nezdinde tazminat davası açma hakkına  
halel geldiğini ileri sürmütür. Bavuran Sözleme’nin 3, 6, 13 ve 14.  
maddelerine atıfta bulunmutur.  
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI  
3
4. Bavuru 15 Mayıs 2008 tarihinde Hükümete bildirilmitir. Ayrıca,  
bavurunun kabul edilebilirlik ve esasına ilikin kararın aynı zamanda  
verileceği belirtilmitir ( Madde 29 § 3).  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
5. Bavuran 1963 yılında doğmutur ve Bursa’da yaamaktadır  
6. Bavuran ve diğer dört kii 7 Mart 1999 tarihinde saat 12.30 sularında  
polis memurları tarafından Kadifekale, Đzmir’de gözaltına alınarak Đzmir  
Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmülerdir. Aynı gün saat 16.00 sularında  
Đzmir Atatürk Devlet Hastanesine götürülerek doktor muayenesinden  
geçirilmive büyük bir kısmı okunamayan bir sağlık raporu alınmıtır.  
Sağlık raporunun okunabilen kısımları bavuranın uurunun yerinde  
olduğunu, acil bir müdahaleye gerek olmadığını ve sağlık durumunun iten  
izin almasını gerektirmediğini belirtmektedir.  
7. Bavuranın gözaltında bulundurulduğu yerde görevli iki polis  
memuru tarafından, 8 Mart 1999 tarihinde saat 8.15 sularında, bavuranın  
ikram edilen kahvaltıyı almayı kızgın bir ekilde reddederken kafasını  
hücresinin  
kapısına  
vurduğunu  
belirten  
tutanağı  
hazırlayarak  
imzalalardır. Söz konusu polis memurlarının isimleri hazırlanan raporda  
belirtilmemitir.  
8. Bavuran 8 Mart 1999 tarihinde saat 15.55 sularında Konak Adli Tıp  
Merkezi’nden bir doktor tarafından muayene edilmive doktor sağ üst göz  
kapağında ödem ve lezyon ile aynı göz kapağının altında ufak bir lezyon ve  
üst dudakta da lezyon tespit etmitir. Sağlık raporu, bu bulgular sonucunda  
bavuranın iki gün igöremez halde olduğunu tespit ettiğini belirtmitir.  
Aynı gün bavuran sorgu hâkimi tarafından salıverilmitir.  
9. Bavuran 9 Mart 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına ikâyette  
bulunmuve savcı aynı gün kendisinin ifadesini almıtır. Bavuran  
gözaltında bulunduğu sırada polis memurları tarafından uygulanan iddete  
maruz kaldığını iddia ederek vücudunda ve suratında halen izleri bulunan  
kötü muamelenin tespit edilmesi için adli tıp doktoruna sevk edilmesini  
talep etmitir.  
10. Aynı gün, bavuran kendi inisiyatifi ile Đzmir Tabipler Odasına  
giderek doktorlar tarafından muayene edilmitir. Doktorlar tarafından  
4
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT  
hazırlanan 25 Haziran 1999 tarihli sağlık raporunda, kafa ve boyun  
kısmının çeitli yerlerinde yara ve sağ gözün çevresinde lezyonun  
bulunduğu belirtilmektedir. Sağlık raporu ayrıca bavuranın post-travmatik  
stres altında olduğunu belirtmitir. Sağlık raporu bavuranın vücudunda  
kendisine iddet uygulandığını doğrulayan izler bulunduğu eklinde  
sonuçlandırılmıtır.  
11. Cumhuriyet Savcısı, 2 Haziran 1999 tarihinde suçlanan polis  
memurlarının ifadesini alarak aynı gün takipsizlik kararı vermitir. Polis  
memurları bavuran gözaltına alındığında orada bulunmadıklarını beyan  
etmilerdir. Bavuranı daha sonra sorguladıklarını ifade etmilerdir.  
Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarının ifadelerine dayanarak bavuranın  
vücudunda meydana gelen izlerin 8 Mart 1999 tarihinde ikram edilen  
kahvaltıyı almayı kızgın bir ekilde reddederken kafasını hücresinin  
kapısına vurduğu anda meydana geldiğinin sabit olduğu kanaatine  
ulatır. Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarına karı yeterli delilin  
mevcut olmadığı sonucuna ulatır.  
12. Bavuran 12 Temmuz 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısının  
takipsizlik kararına karı Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda  
bulunarak, iddialarına dayanak olarak Đzmir Tabipler Odası tarafından  
hazırlanan sağlık raporunu sunmutur.  
13. Bavuran 30 Temmuz 1999 tarihinde bir adli tıp doktoru tarafından  
muayene edilmiolup doktor 8 Mart 1999 tarihinde hazırlanan raporda  
mevcut bulunan bulgulara atıfta bulunarak sağ göz çevresinde ve dudağında  
lezyonlar olutuğu, söz konusu periorbital lezyonların kafasının kapıya  
vurması ile oluamayacağı ve iddet uygulanması sonucu olumasının  
muhtemel olduğunu belirtmitir.  
14. Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ağustos 1999 tarihinde,  
bavuran tarafından sunulan sağlık raporlarının cezaî tahkikat balatılması  
için yeterli kanıt sunduğunu belirterek bavuranın itirazını kabul etmitir.  
15. Đzmir Cumhuriyet Savcısı, 26 Ağustos 1999 tarihinde, Đzmir Asliye  
Ceza Mahkemesi nezdinde bavuran gözaltında iken görev baında olan  
polis memurlarının, Eski Ceza Kanunu’nun 245. maddesinde düzenlenen  
görev sırasında efrada sui muamele suçunu iledikleri gerekçesiyle dava  
açmıtır. Bavuran 10 Kasım 1999 tarihinde davaya müteki sıfatıyla  
katılmıtır.  
16. Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi dava sürecinde bavuranın da  
içlerinde bulunduğu her iki tarafın tanıklarını dinlemitir. Bavuran  
iddialarını tekrarlamıve kötü muamelenin uygulandığı esnada gözleri bağlı  
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI  
5
bulunduğundan failleri tehis edemediğini beyan etmitir. Ayrıca,  
sorgulama esnasında sözlü olarak hakarete uğradığını da eklemitir.  
Bavuranın gözaltına alınması esnasında olay mahallinde bulunan polis  
memurları da bavuranın göstericiler arasında olduğunu ve gözaltına  
alınmaya karı fiziksel olarak direndiğini belirtmitir. Bavuran ile birlikte  
gözaltına alınan diğer ahıslar da bavuranın suratında sorgulamadan sonra  
çürükler gördüklerini beyan etmilerdir.  
17. Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi 9 Ekim 2000 tarihinde somut delil  
yetersizliğinden polis memurlarının beraatına karar vermitir. Mahkeme  
sağlık raporunun olayın gerçekletiği tarihten üç ay sonra 25 Haziran 1999  
tarihinde verildiğini ve bavuranın failleri tespit edemediğini gerekçe olarak  
göstermitir.  
18. Bavuran 24 Kasım 2000 tarihinde temyize bavurmutur. Yargıtay  
8 Nisan 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını polis memurlarına  
ithaf edilen suçların Eski Ceza Kanunu’nda kamu görevlilerinin itiraf veya  
bilgi almak için ikence uygulamasını yasaklayan 243. madde kapsamında  
olmasına rağmen aynı kanunun 245 maddesine göre değerlendirmenin  
yapılmasından dolayı bozmutur. Yargıtay, bu yüzden, dosyanın Đzmir Ağır  
Ceza Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğini belirterek dosyayı ilk derece  
mahkemesi olan Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne iade etmitir.  
19. Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi 9 Nisan 2003 tarihinde görevsizlik  
kararı vererek dosyayı Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermitir.  
20. Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi 6 Ekim 2003 tarihinde, diğer sebeplerle  
birlikte, bavuran tarafından sunulan Đzmir Tabipler Odası’nın hazırladığı  
sağlık raporunun gözaltı süresi bittikten üç ay sonra hazırlandığını ve tıbbi  
inceleme ve açıklamalara değinmeksizin sadece bavuranın olayları kendi  
anlatım ekline göre aksettirdiğini belirterek polis memurlarının beraatına  
karar vermitir. Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi 7 ve 8 Mart 1999 tarihlerinde  
hazırlanan ilk iki sağlık raporlarına atıfta bulunmaksızın sadece 30 Temmuz  
1999 tarihli raporun bir paragrafına atıfta bulunmutur.  
21. Bavuran kararı temyiz ederek iddialarını destekleyen yeterli  
kanıtların mevcut olduğunu ileri sürmütür. Bavuran ayrıca kendisine beꢀ  
veya altı polis memurunun ikence ettiğini ancak cezai tahkikatın sadece iki  
polis memuru hakkında balatıldığını belirtmitir.  
22. Yargıtay 21 Mart 2005 tarihinde suçlar hakkındaki soruturmanın  
zamanaımına uğradığı gerekçesiyle davayı reddetmitir.  
6
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK  
23. Đlgili ulusal mevzuata ilikin açıklama Batı ve diğerleri v. Türkiye  
(nos. 33097/96 ve 57834/00, ECHR 2004-IV) ve Okkalı v. Türkiye (no.  
52067/99, 17 Ekim 2006) davasına ilikin kararda bulunabilir.  
HUKUKĐ DEĞERLENDĐRME  
I. SÖZLEMENĐN 3, 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
24. Bavuran gözaltında iken ikenceye maruz kaldığını iddia ederek  
Sözleme’nin 3. maddesine istinat etmitir. Ayrıca bavuran Sözleme’nin 6  
ve 13. maddelerine atfen özellikle Yargıtay nezdindeki durumasız ve uzun  
süreli yargılamanın adil olmadığını belirterek kötü muameleye ilikin  
ikayeti ile alâkalı cezaî tahkikattaki eksiklikler dolayısıyla etkili hukuk  
yolları bulunmadığını iddia etmitir.  
25. Mahkeme bu ikâyetlerin yalnızca aağıda belirtilen 3. madde  
açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir:  
Madde 3  
Hiç kimse ikenceye veya insanlık dıı ya da aağılayıcı muamele veya cezaya tabi  
tutulamaz.”  
A. Kabul edilebilirlik Hakkında  
26. Hükümet, ulusal hukukta kararın 21 Mart 2005 tarihinde  
kesinletiğini ancak bavuranın Mahkeme’ye 15 Kasım 2005 tarihinde  
bavurduğunu belirtmitir. Dolayısıyla, bavurunun Sözleme’nin 35 § 1  
maddesinde belirtilen altı aylık süre içerisinde yapılmadığını belirterek  
reddedilmesi gerektiğini belirtmitir. Hükümet, ayrıca Sözleme’nin 35 § 1  
maddesinde belirtilen iç hukuk yolarının tüketilmesi artının da yerine  
getirilmediğini ileri sürmütür. Bu bağlamda, bavuranların tazminat elde  
etmek için iç hukukta öngörülen hukuki ve idari itiraz yollarını  
kullanmadığını savunmaktadır  
27. Mahkeme, bavurunun ilk olarak 19 Eylül 2005 tarihinde faks ile  
yapıldığını Hükümetin atıfta bulunduğu tarihin ise orijinal bavuru  
formunun üzerinde bulunan pul (üzerinde ki tarih) olduğunu belirtmektedir.  
Bu pul bavuru formunun Mahkeme’ye ulağı tarihi belirtmektedir.  
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI  
7
Dolayısıyla, bavuru formu Mahkeme’ye yazılı olarak, kural uyarınca, altı  
ay içerisinde ulatır.  
Mahkeme, Hükümet’in ilk itiraz olarak sunduğu iç hukuk yollarının  
tüketilmediği iddiasını benzer davalarda inceleyerek reddettiğini hatırlatır.  
(bakınız, özellikle, Atave Seven v. Türkiye, no. 26893/02, § 29, 16 Aralık  
2008). Mahkeme, mevcut davada daha önceki çıkarımlarından ayrılmasını  
gerektirecek özel bir sebep bulmamıtır. Buradan yola çıkan Mahkeme,  
Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.  
28. Mahkeme, bu ikâyetin Sözleme’nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca baka bir  
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla,  
söz konusu ikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esas Hakkında  
1. Davalı Devletin Sözleme’nin 3. maddesinin esası bakımından  
sorumluluğu  
29. Hükümet, söz konusu ikâyetleri reddederek bavuranın kötü  
muamele ile ilgili iddialarının üç değiik mahkeme tarafından tamamen  
derinlemesine incelendiğini ve mevcut deliler ıığında polis memurlarının  
mahkum edilemeyeceği kanaatinde olduklarını belirtmitir.  
30. AĐHM, 3. maddeye ilikin kararlarında ortaya konan temel ilkeleri  
yineler (özellikle bkz. Ivan Vasilev - Bulgaristan, 48130/99; Yavuz -  
Türkiye, 67137/01; Emirhan Yıldız ve Diğerleri - Türkiye, 61898/00; Diri -  
Türkiye; 68351/01). Mevcut davayı da bu ilkeler ıığında inceleyecektir.  
31. Mahkeme bavuran hakkında dört adet sağlık raporu hazırlandığını  
belirtmektedir. Büyük bir kısmı okunamamakla birlikte bavuranın  
gözaltına alındığı tarihte, 7 Mart 1999, hazırlanan ilk raporda bavuranın  
çalımasında bir sakınca olmadığı belirtilmitir. Bavuranın, gözaltından  
çıkmasından sonraki gün hazırlanan ikinci sağlık raporunda ise bavuranın  
sağ göz çevresi ile üst dudağında ödem ve lezyon tespit edildiği  
belirtilmektedir. Bu sağlık raporu, bavuranın iki gün igöremez vaziyette  
olduğunu belirtmitir. Bavuranın, 9 Mart tarihindeki muayenesi baz  
alınarak hazırlanan üçüncü sağlık raporu ise bavuranın ağrı ve lezyonların  
yanında post-travmatik stres de yaadığını ve bunun bavurana kötü  
muamele uygulandığı yönündeki iddiaları desteklediğini belirtmitir. Son  
olarak, 8 Mart tarihli sağlık raporundaki bulgulara atıfta bulunan dördüncü  
sağlık raporu sağ göz çevresinde ve dudağında lezyonlar olutuğu, söz  
8
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT  
konusu periorbital lezyonların kafasının kapıya vurması ile oluamayacağı  
ve iddet uygulanması sonucu olumasının muhtemel olduğunu belirtmitir.  
32. Mahkeme, bavuranın yakalanması esnasında olay mahallinde  
bulunan polis memurlarının bavuranın yakalanmaya karı fiziksel dirençte  
bulunduğunu beyan ettiklerini hatırlatır. Mahkeme bu bağlamda ilk sağlık  
raporunun büyük bir kısmının okunamaz durumda olmasından dolayı  
bavuranın vücudunda bulunan izlerin gözaltına alınma esnasında mı veya  
önce mi mevcut bulunduğunun tespit edilemediği kanaatindedir. Ancak  
Mahkeme 2 Haziran 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri  
alınan iki polis memurunun da yakalamadan önce bavuranın yüzünde  
olumumevcut bir yara izi olduğuna ilikin bir ifadede bulunmadıklarına  
dikkat çeker. Aksine, 8 Mart sabahında hazırlanan tutanakta belirtildiği  
üzere bavuranın gözaltında iken kendisine zarar verdiğini ifade etmilerdir.  
Mahkeme söz konusu tutanağın, isimleri tutanakta belirtilmemiiki polis  
memuru tarafından hazırlandığını ve bavuranın veya diğer bir tanığın  
imzası bulunmaksızın hazırlandığına dikkat çekmektedir. Periorbital  
lezyonların kafasının kapıya vurması ile oluamayacağına ilikin sonuca  
ulaan dördüncü sağlık raporunun bulguları dikkate alındığında (bakınız  
yukarıda 13. Paragraf), Mahkeme, bavuranın suratında bulunan izlerin  
kafasını hücresinin duvarlarına vurarak olutuğu iddiasının güvenilir  
olmadığı sonucuna ulatır.  
33. Mahkeme, iki polis memurunun beraatına karar veren ulusal  
mahkemenin ilk iki sağlık raporuna hiç değinmediğini belirtmektedir.  
Üçüncü sağlık raporunun ise iddia edilen olaylar gerçekletikten üç ay sonra  
hazırlandığından dolayı ikna edici olmadığı kanaatindedir. Ayrıca, söz  
konusu sağlık raporu dördüncü sağlık raporunun bir paragrafına atıfta  
bulunarak içeriğini daha fazla incelememitir. Bu bağlamda, Mahkeme 25  
Haziran 1999 tarihinde hazırlanan üçüncü sağlık raporunun bavuranın  
gözaltından salıverildiği günün akabinde, 9 Martta, yapılan muayene baz  
alınarak hazırlandığını belirtmitir.  
34. Yukarıda anlatılanlar ıığında, Mahkeme bavuranın iddialarının  
tutarlı ve sağlık raporları ile temellendirildiğini ancak Hükümetin  
bavuranın suratında meydana gelen izleri açıklayan mantıklı bir bildirimde  
bulunmadığı sonucuna ulatır.  
Buna göre Sözleme’nin 3. maddesi esastan ihlal edilmitir.  
2. 3. maddenin usul yönü açısından Devlet’in sorumluluğu ve pozitif  
yükümlülüğü  
35. Mahkeme, Devlet memurlarının 3. maddeyi ihlâl eden suçlarla  
suçlandıklarında, cezai yargılama ve cezalandırmanın zamanaımına  
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI  
9
uğramaması ile af çıkarılması ve bağılamaya müsaade edilmemesi  
gerektiğini yeniden teyit eder (bakınız Erdoğan Yılmaz ve Diğerleri v.  
Türkiye, no. 19374/03, §56, 14 Ekim 2008 ve mutatis mutandis, Ali ve Aye  
Duran v. Türkiye, no. 42942/02, § 72, 8 April 2008).  
36. Mahkeme, polis memurları hakkındaki suçlamaların zamanaımına  
uğraması sebebiyle 21 Mart 2005 tarihinde kovuturmanın sona erdirildiğini  
belirtmek ister. Bu bağlamda, Mahkeme, daha önceki birkaç davada elde  
ettiği, Türk Ceza Kanunu sisteminin sıkı olmaktan çok uzak olduğu ve  
zamanaımına uğradığı için devlet memurları hakkında açılan ceza  
davalarının dümesi durumunda, bu memurların ilediği yasadıı eylemlerin  
etkili biçimde önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı etkisinin bulunmadığı  
tespitlerini yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Yeil ve Sevim ve Hüseyin  
Esen - Türkiye, 49048/99). Mahkeme mevcut davada farklı bir sonuca  
ulaması için bir neden olmadığı sonucuna varmıtır.  
37. Yukarıdakiler ıığında, Mahkeme, polis memurları hakkındaki cezai  
yargılamanın uygun olarak değerlendirilebileceği ve bu nedenle  
Sözleme’nin 3. maddesi kapsamındaki Devlet’in usulü yükümlülüklerinin  
ihlal edildiği kanısındadır.  
38. Dolayısıyla 3. madde usul yönünden ihlâl edilmitir.  
II. SÖZLEMENĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
39. Bavuran, polis memurları aleyhine açtığı ceza davalarının  
zamanaımı sebebiyle dümesi nedeniyle hukuk mahkemelerinde tazminat  
davası açma hakkının reddedildiğini ileri sürmektedir.  
Bavuran Sözlemenin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır:  
Madde 13  
“Bu Sözleme'de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi  
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir  
makama etkili bir bavuru yapabilme hakkına sahipti”  
40. Hükümet, bu iddiaya itiraz ederek bavuranın maruz kaldığını iddia  
ettiği zararlara ilikin olarak hukuk mahkemeleri nezdinde dava  
açabileceğini ileri sürmütür.  
41. Mahkeme 28. paragraftaki bulgularına atıfta bulunarak ve daha  
önceki benzer davalarda yapmıolduğu çıkarımları hatırlatarak bu  
kapsamdaki iç hukuk yollarının bavuranların iddia edilen ihlaller  
neticesinde herhangi bir tazminat alamadıklarından bahisle ilevsel  
10  
ALĐ YAVUZ v. TURKEY JUDGMENT  
olmadığını belirtmektedir (bakınız, diğerlerinin yanında, Batı ve Diğerleri v.  
Türkiye, nos. 33097/96 ve 57834/00, § 148, ECHR 2004-IV ). Mahkeme  
mevcut davada da önceki çıkarımlarından ayrılmasını gerektirecek bir sebep  
görmemektedir.  
42. Dolayısıyla, 13. maddenin ihlali söz konusudur.  
III. SÖZLEMENĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
43. Bavuran ulusal mahkemelerin tarafsız ve özgür olmadığı ve  
Yargıtay nezdinde duruma yapılmadığından ikâyet etmektedir. Ayrıca,  
Kürt kökenli olması dolayısıyla ikenceye uğradığını ve adil yargılanma  
hakkının kendisine verilmediğini ileri sürmütür. Bavuran bu kapsamda  
Sözleme’nin 6 ve 14. maddelerine ve Sözleme’nin 3 ve 6. maddelerine  
atıfta bulunarak ikâyette bulunmutur.  
44. Mahkeme Sözleme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlâline ilikin  
yaptığı açıklamalara atıfta bulunarak (paragraf 34) mevcut davada  
Sözleme’nin 6 maddesi kapsamında ayrıca değerlendirme yapılmasına  
gerek olmadığı kanaatindedir. (bakınız, örnek olarak, Mehmet Eren v.  
Türkiye, no. 32347/02, § 59, 14 Ekim 2008).  
45. Mahkeme Sözlemenin 14. maddesine atfen yapılan ikâyet ile ilgili  
olarak  
kendisine  
sunulan  
belgelerin  
ıığında  
bu  
iddianın  
temellendirilemediği kanaatindedir. Dolayısıyla, Mahkeme söz konusu  
ikâyetlerin dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle Sözleme’nin 35 §§ 3  
ve 4 maddeleri uyarınca bavuruyu kabul edilemez bulmutur.  
IV. SÖZLEMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
46. Sözleme'nin 41. maddesi aağıdaki ekilde düzenlenmitir:  
“Eğer Mahkeme, bu Sözleme ve Protokollerinin ihlâl edildiğine karar  
verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlâlin sonuçlarını  
ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar  
gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."  
ALĐ YAVUZ v. TÜRKĐYE KARARI  
11  
47. Bavuranlar adilâne tazmin ile ilgili olarak taleplerini zamanında  
Mahkeme’ye sunmamılardır. Bu yüzden sunulan belgeler Mahkeme’nin  
incelemesi için dava dosyasına dahil edilmemitir. Dolayısıyla, Mahkeme  
bu hususta kendilerine herhangi bir tazminat ödenmesine yönelik bir karar  
alınmasına yer olmadığı kanaatindedir (bakınız, örnek olarak, Svyato-  
Mykhaylivska Parafiya v. Ukrayna, no. 77703/01, § 156, 14 Haziran 2007).  
ĐꢁBU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavuranın gözaltında iken uğramıolduğu kötü muamele ile alâkalı  
olarak, cezai tahkikâtların etkisizliğine ilikin ve tazminat talepli hukuk  
davalarının bulunmaması hakkındaki ikâyetlerin kabul edilmesine;  
2. Bavurunun geri kalanının kabul edilmediğinin beyan edilmesine;  
3. Sözlemenin 3. maddesinin gerek usulî konular gerekse esastan ihlâl  
edildiğine;  
4. Sözleme'nin 13. maddesinin ihlâl edildiğine;  
5. Sözlemenin 6. maddesi kapsamında inceleme yapılmasına gerek  
bulunmadığına;  
6. Bavuranın adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar  
vermitir.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddeleri uyarınca 16 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ  
edilmitir.  
Sally Dollé  
Françoise Tulkens  
Daire Yazı Đ ꢀ leri Müdürü  
Bakan