._____  
^
X
_____________  
C O U N C I L  
^
^
AVRUPA  
KONSEYİ  
O F E U R O P E  
*
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
ih€htGTG{ْ Œ  
(Başvuru no. 26896/02)  
rhyhypuG܁l{GÍl}ĶyĶzĶG  
z{yhi|ynG  
ZXG{Œ””œ¡GYWW^  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
İşbu karar AÎHS'nin 44 § 2. MaddesVnde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, Rıfat Bayam adlı Türk vatandaşının (“başvuran”)* İnsan Haklarının ve  
Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca,  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 23.11,2000  
tarihinde yapmış olduğu 26896/02 no’lu başvurudur.  
Başvuran Diyarbakır Barosuna bağlı avukat M. Vefa tarafından temsil edilmiştir.  
AİHM, 13.04.2006 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AİHS’nin 29 § 3.  
Maddesiııi uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye  
karar vermiştir.  
OLAYLAR  
DAVANIN AYRINTILARI  
1975 d o ğ u m l u b a ş v u r a n b a ş v u r u s u n u A İ H M ’y e y a p t ı ğ ı t â r i h t e B a t m a n E - T i p i  
Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydı.  
Başvuran 14.12.1993 tarihinde yasadışı terör örgütü PKK (Kürdistan İşçi Partisi) üyesi  
olduğu şüphesiyle gözaltına alınmıştır.  
Batman Sulh Ceza Mahkemesi 28,12.1993 tarihinde başvuranın tutuklanmasına karar  
vermiştir.  
Cumhuriyet Savcısı 25.01.1994 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Malıkemesi’ne  
başvuran ve diğer on iki kişi hakkında bir iddianame sunmuş, başvuranı devletin birliğini  
bozmaya ve topraklarının bir kısmını devletin. idaresinden ayırmaya yönelik eylemlerde  
bulunmakla suçlamıştır. Mahkemeden başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi  
çerçevesinde cezalandırmasını istemiştir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı 27.12.1996 tarihinde Türk Ceza  
Kanununun 168 § 2. Maddesi uyarınca PKK üyesi olmaktan suçlu bulmuş, on iki yıl altı ay  
hapis cezasına mahkum etmiştir.  
Yargıtay 10.11.1997 tarihinde, başvuran ve R.K. adlı kişinin Türk Ceza Kanunu’nun 168  
§ 2 ve 264. Maddeleri kapsamında PKK üyesi olmak ve patlatıcı fırlatmak suçlarından  
mahkum edilmeleri gerektiğine karar vererek, ilk derece mahkemesinin başvuran ve R.K. ile  
ilgili kararını bozmuştur. Başvuran ve R.K. hakkmdaki dava Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne havale edilmiştir.  
İlk derece mahkemesi 03.11.1998 tarihinde başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2 ve  
264. Maddeleri kapsamında suçlu bulmuştur. Başvuranı PKK üyesi olmaktan on iki yıl altı ay,  
patlayıcı fırlatmaktan ise beş yıl altı ay yirmi gün hapis cezasına çarptırmıştır.  
Yargıtay 15.06.1999 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bir kez daha bozmuştur.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 26.09.2000 tarihinde başvuranı Türk Ceza  
Kanununun 168 § 2. Maddesi uyarınca suçlu bulmuş ancak Türk Ceza Kanunu’nun 264.  
Maddesi kapsamındaki suçlardan beraat ettirmiştir.  
Yargıtay 22.02.2001 tarihinde başvuranın itirazını yasal süre içerisinde sunmaması  
nedeniyle reddetmiştir.  
2
HUKUKA İLİŞKİN  
I. AİHSNİN 5 § 3. MADDESÎNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran gözaltında tutulma süresinin AİHS’nin 5 § 3. Maddesi kapsamında “makul  
süre” koşulunu aştığından şikayetçi olmuştur. İlgili Maddenin ilgili kısmına göre:  
“Bu maddenin l.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan  
herkesin ... makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı  
vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.  
h UGr ˆ ‰ œ “Œ ‹ “Œ ‰ “™“ĥ • Œ G“ť ’ •  
Hükümet, AİHMMen iç hukuk yollan tüketilmediği gerekçesiyle başvuruyu AİHS’nin 35  
§ 1. M addesi uyarınca reddetm esini talep etm iştir. B u bakım dan, başvuranın devam eden  
tutukluluğuna itiraz etmediğini belirtmişlerdir. Ayıca başvuranın 466 Sayılı Kanun Dışı  
Yakalanan veya Tutuklanan Kişilere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun’la uyumlu olarak  
tazminat talep edebileceğini ileri sürmüştür.  
AİHM benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelediğini ve reddettiğini anımsar  
(bkz. Koşti - Türkiye, 4 3 2 1 / 0 1 ; Yağcı ve Sargın - Türkiye), AİHM mevcut davada, yargı  
içtihadından sapmasını gerektirecek özel koşullar bulunmadığını belirtir. Sonuç olarak  
Hükümetin ön itirazlarım reddeder.  
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeder. Ayrıca şikayetin başka bir gerekçe altında da kabuledilmez. olarak  
değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir olarak ilan edilmek  
dunımundadır.  
i UGl šˆ š“ˆ ™  
AİHM, göz önünde bulundurulacak süre hesaplandığında, başvuranın birbiri ardına ve  
birden fazla gözaltında tutulduğu sürenin bir bütün olarak göz önünde bulundurulması  
gerektiğini kaydeder. Başvuranın yargı önüne çıkarılmadan önce gözaltında tutulduğu sürenin  
makul olup olmadığını değerlendirirken, AİHSnin 5 § 3. Maddesi kapsamında, birikmiş  
gözaltı sürelerinin genel bir değeriendirmesini yapması gerekir (bkz. Solmaz - Türkiye,  
27561/02). Sonuç olarak, başvuranın hapis cezasına çarptırıldıktan sonra tutuklu bulunduğu  
27.12.1996 - 10.11.1997, 03.11.1998 - 15.06.1999 ve 26.09.2000 - 22.02.2001 tarihleri  
arasındaki süreler özgürlüğünden mahrum bırakıldığı toplam süreden düşüldükten sonra,  
mevcut davada göz Önünde bulundıınılması gereken süre yaklaşık beş yıl üç aydır.  
AÎHM, mevcut başvurudakine benzer meseleleri inceleyen davalarda sıklıkla AİHS’nin 5  
§ 3. M addesi’nin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz., örn., Atıcı - Türkiye, 1 9 7 3 5 /0 2 ; Solmaz;  
Dereci - Türkiye, 77845/01; Taciroğlu - Türkiye, 25324/02).  
AİHM kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeleri incelemiş, Hükümet’in mevcut davada  
farklı bir karara varmasını sağlayacak hiçbir delil ya da görüş sunmadığı kanısına varmıştır.  
Konuyla ilgili içtihadım göz önünde bulundurarak, AİHM, mevcut davada başvuranın  
yargılama öncesi tutukluluk süresinin haddinden uzun ve AİHS’nin 5 § 3. Maddesi’ne aykırı  
olduğu sonucuna varmıştır.  
Dolayısıyla bu madde ihlal edilmiştir.  
3
II. A İH S N İN 6. M A D D E S İN İN İH L A L E D İL D İĞ İ İD D İA S I  
Başvuran AİHS’nin 6 § 1. Maddesi kapsamında yargı!anmasının uzun sürdüğünden  
şikayetçi olmuştur.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.  
AİHM, yargılama süresinin makullüğünün, davanın karmaşıklığı, başvuranın tutumu ve  
yetkili makamların tutumu da dahil olmak üzere davanın özel koşulları ışığında  
değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz. Pelissier ve Sassi - Fransa [BD], 25444/94).  
Mevcut davada göz Önünde bulundurulacak dönem, başvuranın gözaltına alındığı  
14.12.1993 tarihinde başlamakta, Yargıtay’ın nihai kararını verdiği 22.02.2001 tarihinde sona  
ermektedir. Dolayıyla her biri davayı liç kez inceleyen iki yargı aşaması yedi yıl iki ay  
sürmüştür.  
AİHM, davanın karmaşık olduğunu kaydeder. Dava yasadışı örgüt üyeliği ile ilgili pek  
çok sanık ve suçlamayı ihtiva etmektedir. Makamların tutumları ile ilgili olarak ise, AİHM,  
ulusal mahkemelere atfedilebilecek bir hareketsizlik dönemi gözlemlememektedir. Ayrıca  
temyiz taleplerinin ardından Yargıtay dava ile ilgili kararını bir yıldan kısa süre içinde  
vermiştir.  
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, mevcut davada yargılama süresinin uzunluğunun  
AİHSnin 6 § 1. Maddesi çerçevesindeki makul süre koşulunu yerine getirmediği biçiminde  
değerlendirilemeyeceği sonucuna varır (bkz. Özkan Türkiye, 12822/02; Bayram Yılmaz ve  
Diğerleri, 38370/02).  
Dolayısıyla başvurunun bu kısmı AİHS’nin 35 §§3. ve 4. Maddesi çerçevesinde açıkça  
dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.  
III. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, AİHS’nin 3. Maddesi’ne atıfta bulunarak, yargılanması sırasında idam cezası  
korkusuyla yaşadığını iddia etmiştir.  
AİHM, öncelikle, başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca suçlamalarla  
karşı karşıya olduğunu, ilk derece mahkemesinin ise 27.12.1996 tarihinde ilk kararını verip,  
Türk Ceza Kanununun 168 § 2. Maddesi uyarınca başvuranı on iki yıl altı ay hapis cezasına  
çarptırdığını kaydeder. Diğer duruşmalar sırasında da başvuran Türk Ceza Kanunu’nun 168 §  
2. Maddesi uyarınca yargılanmıştır. AİHM, 1984 yılının Ekim ayından itibaren Türkiye  
Büyük Millet Meclisinin idam cezasının uygulanmasına izin verecek hiçbir karar  
çıkarmadığını gözlemler. Bu nedenle, davanın koşullarında, başvurana idam cezasının  
uygulanacağı endişesi boştur. AÎHM, başvuranın, idam edilme beklentisiyle, onu AÎHS’nin 3.  
Maddesi ’nde belirlenmiş sınırların ötesine geçen bir muameleye maruz bırakacak yeterince  
gerçek ve yakın bir ıstırap yaşamış olduğunun düşünülemeyeceği sonucuna varmıştır (bkz.  
Osman - Türkiye, 4 4 1 5 /0 2 ; Çınar - Türkiye, 17864/91 ve Sertkaya - Türkiye, 77113/01).  
Bu nedenle AİHM, şikayetin bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle  
AÎHSnin 35 §§ 3. ve 4. Maddesi çerçevesinde kabuledilmez olduğu kanısına varır.  
IV. AİHSNİN İHLAL EDİLDİĞİNE DAİR DİĞER İDDİALAR  
Başvuran, Hükümet’in görüşlerine cevaben diğer şikayetlerini belirtmiştir. Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen duruşmalara katılmak için Batman ve Diyarbakır  
arasında 120 km yolculuk yapmak zorunda kaldığını iddia etmiştir. Ayrıca gözaltında tutuklu  
bulunma süresinin uzunluğundan şikayetçi olmuş, buradayken hukuki yardım alma hakkından  
mahrum edildiğini belirtmiştir. Son olarak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle, bu mahkemenin bağımsız ve tarafsız bir  
4
mahkeme olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Bu şikayetlerle ilgili olarak  
AÎHSnin 3., 5. ve 6. Maddelerine atıfta bulunmuştur.  
AİHM, AİHSnin 35 § 1. Maddesiyle uyumlu olarak, AİHMnin konuyu yalnız “kesin  
karardan itibaren altı aylık süre İçinde” ele alabileceğini anımsar. Altı aylık sürenin işlemesi,  
genel ilke olarak, başvuranın başvuru yapma niyeti ile yapılan şikayetlerin niteliklerini  
belirten ilk mektubu ile durur. Başvurunun başlangıcında belirtilmeyen şikayetler için, altı  
aylık sürenin işlemesi, şikayetlerin ilk kez bir AİHS organına sunulduğu tarihe kadar durmaz  
(bkz. Allan - İngiltere, 48539/99).  
Mevcut davada, başvuranın 5. Madde’ye ilişkin şikayeti ile ilgili altı aylık süre 28.12.1993  
tarihinde, 3. ve 5. Maddeye ilişkin şikayeti ile ilgili altı aylık süre ise 22.02.2001 tarihinde  
başlamıştır. AİHM bu şikayetlerin 25.05.2006 tarihinden önceki hiçbir mektupta  
belirtilmediğini kaydeder.  
Sonuç olarak, AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 §§ 1. ve 4. Maddesinde  
belirtilen sürenin dışında yapılması nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varır.  
V. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHSnin 41. maddesi’ne göre:  
(
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin İhlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, M ahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
h U G { ˆ ¡ ”  • ˆ ›  
Başvuran, maddi tazminat olarak 1,500 Euro, manevi tazminat olarak ise 25.000 Euro  
talep etmiştir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir nedensellik ilişkisi  
tespit edememiştir. Öte yandan, başvuranın, yargılama öncesi tutuklu bulunma süresinin  
kanunlara aykırı uzunluğu nedeniyle manevi zarar gölmüş olduğunu ve bu durumun yalnızca  
ihlal tespitiyle yeterince telafi edilemeyeceğini kabul etmektedir, AİHM tarafsızlık esasıyla  
hareket ederek, başvurana 4.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
¢G  
iUG€ˆ™Žķ“ˆ”ˆGސ‹Œ™“Œ™  
Başvuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AİHM’de açılan davalardan doğan yargılama  
giderleri için 2.537 Euro talep etmiştir.  
Hükümet temelsiz olduğu ve belgelenemediği için başvuranın talebine itiraz etmiştir.  
AİHM, elindeki bilgilerle hareket ederek, AİHM’de açılan davalardan doğan yargılama  
giderleri için başvurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
j UGn Œ Š ’ ” Œ Gm ˆ ¡   
AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasınm kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1. Başvuranın tutuklu bulunm a süresi ile ilgili şikayetin kabuiedilebilir, başvurunun geri  
kalanının kabuledilmez olduğuna;  
2. AİHSnin 5 § 3, Maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Sorumlu Devletin, aşağıdaki meblağları, AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai  
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden  
Yeni Türk Lirası5na çevirerek başvurana ödemesine:  
(i)  
(ii)  
4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat;  
yargılama giderleri için 1.000 Euro (bin Euro);  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.  
4. B aşvuranların adil tazm in taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 31.07.2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilm iştir.  
F. TULKENS  
Başkan  
F. ELENS-PASSOS  
Zabıt Katibi  
6