II. A İH S ’N İN 6. M A D D E S İ’N İN İH L A L E D İL D İĞ İ İD D İA S I
Başvuran AİHS’nin 6 § 1. Maddesi kapsamında yargı!anmasının uzun sürdüğünden
şikayetçi olmuştur.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
AİHM, yargılama süresinin makullüğünün, davanın karmaşıklığı, başvuranın tutumu ve
yetkili makamların tutumu da dahil olmak üzere davanın özel koşulları ışığında
değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz. Pelissier ve Sassi - Fransa [BD], 25444/94).
Mevcut davada göz Önünde bulundurulacak dönem, başvuranın gözaltına alındığı
14.12.1993 tarihinde başlamakta, Yargıtay’ın nihai kararını verdiği 22.02.2001 tarihinde sona
ermektedir. Dolayıyla her biri davayı liç kez inceleyen iki yargı aşaması yedi yıl iki ay
sürmüştür.
AİHM, davanın karmaşık olduğunu kaydeder. Dava yasadışı örgüt üyeliği ile ilgili pek
çok sanık ve suçlamayı ihtiva etmektedir. Makamların tutumları ile ilgili olarak ise, AİHM,
ulusal mahkemelere atfedilebilecek bir hareketsizlik dönemi gözlemlememektedir. Ayrıca
temyiz taleplerinin ardından Yargıtay dava ile ilgili kararını bir yıldan kısa süre içinde
vermiştir.
Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, mevcut davada yargılama süresinin uzunluğunun
AİHS’nin 6 § 1. Maddesi çerçevesindeki makul süre koşulunu yerine getirmediği biçiminde
değerlendirilemeyeceği sonucuna varır (bkz. Özkan —Türkiye, 12822/02; Bayram Yılmaz ve
Diğerleri, 38370/02).
Dolayısıyla başvurunun bu kısmı AİHS’nin 35 §§3. ve 4. Maddesi çerçevesinde açıkça
dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
III. AİHS’NİN 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS’nin 3. Maddesi’ne atıfta bulunarak, yargılanması sırasında idam cezası
korkusuyla yaşadığını iddia etmiştir.
AİHM, öncelikle, başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca suçlamalarla
karşı karşıya olduğunu, ilk derece mahkemesinin ise 27.12.1996 tarihinde ilk kararını verip,
Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi uyarınca başvuranı on iki yıl altı ay hapis cezasına
çarptırdığını kaydeder. Diğer duruşmalar sırasında da başvuran Türk Ceza Kanunu’nun 168 §
2. Maddesi uyarınca yargılanmıştır. AİHM, 1984 yılının Ekim ayından itibaren Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nin idam cezasının uygulanmasına izin verecek hiçbir karar
çıkarmadığını gözlemler. Bu nedenle, davanın koşullarında, başvurana idam cezasının
uygulanacağı endişesi boştur. AÎHM, başvuranın, idam edilme beklentisiyle, onu AÎHS’nin 3.
Maddesi ’nde belirlenmiş sınırların ötesine geçen bir muameleye maruz bırakacak yeterince
gerçek ve yakın bir ıstırap yaşamış olduğunun düşünülemeyeceği sonucuna varmıştır (bkz.
Osman - Türkiye, 4 4 1 5 /0 2 ; Çınar - Türkiye, 17864/91 ve Sertkaya - Türkiye, 77113/01).
Bu nedenle AİHM, şikayetin bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
AÎHS’nin 35 §§ 3. ve 4. Maddesi çerçevesinde kabuledilmez olduğu kanısına varır.
IV. AİHS’NİN İHLAL EDİLDİĞİNE DAİR DİĞER İDDİALAR
Başvuran, Hükümet’in görüşlerine cevaben diğer şikayetlerini belirtmiştir. Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen duruşmalara katılmak için Batman ve Diyarbakır
arasında 120 km yolculuk yapmak zorunda kaldığını iddia etmiştir. Ayrıca gözaltında tutuklu
bulunma süresinin uzunluğundan şikayetçi olmuş, buradayken hukuki yardım alma hakkından
mahrum edildiğini belirtmiştir. Son olarak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle, bu mahkemenin bağımsız ve tarafsız bir
4