_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _  
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _  
A V R U P A  
KONSEYİ  
C O N S E I L D E *  
L ' E U R O P E  
*
* *  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
SARI VE ÇOLAK - TÜRKİYE DA VASİ  
(Başvuru no: 42596/98 ve 42603/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
z{yhi|yn  
[Gušˆ•GYWW]  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (42596/98 ve 42603/98) başvuru no’lu davanın  
nedeni bu ülkenin iki vatandaşı Mustafa San ve Sibel Çolak’m (başvuranlar) 3 Nisan 1998  
tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin (AİHS)  
eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Haklan  
Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından Engül Çıtak tarafından temsil  
edilmektedir.  
vsh€shy  
Başvuranlar M. San ve S. Çolak sırasıyla 1973 ve 1977 doğumludur. Olayların meydana  
geldiği dönemde Ankara’da ikamet etmekteydiler.  
Başvuranlar 17 Kasım 1997 tarihinde saat 23.45 sularında Ankara Emniyet Müdürlüğü  
polisleri tarafından yasadışı örgüt THKP/C Dev Yol-Devrim Hareketi’ne yönelik sürdürülen  
soruşturma kapsamında yakalanarak gözaltına alınmışlardır.  
8 Kasım 1997 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi (DGM) önünde başvuranları yasadışı silahlı çete üyesi olmakla itham  
etmiş ve TCKnın 168 § 2. maddesi uyarınca mahkumiyetlerini talep etmiştir.  
DGM, 22 Nisan 1999 tarihli bir kararla olayları yemden incelemiş ve haklarında yapılan  
ithamlardan suçlu bulmuş ve TCKnm 169. maddesinde öngörülen suç kapsamında  
başvuranların her birini üç yıl dokuz ay hapis ve üç yıl süreyle kamu hizmetinden men cezası  
vermiştir.  
Başvuranlar bu karar karşısında temyize gitmişlerdir.  
Yargıtay 23 Şubat 2000 tarihli bir kararla isnat edilen suçun yanlış nitelendirildiği  
gerekçesiyle kararı bozmuştur.  
DGM, 7 Kasım 2001 tarihli bir kararla başvuranlar hakkındaki hükmü tecil etmiştir.  
o|r|rGhÍpzpukhuG  
pUG  
hĶoz˅uĶuG\G-GXGŠPGŒGZUGthkklslyĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzpGohrrpukh  
Başvuranlar gözaltı süresinin meşru olmadığından ve uzunluğundan şikayetçi olmakta,  
AİHSnin 5 §§ 1 c) ve 3. maddelerine göndermede bulunmaktadır.  
A. rˆ‰œ“Œ‹“Œ‰“™“ĥŒG‹ˆ™  
AİHM bu şikayetlerin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı,  
başvurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçenin yer almadığı tespitinde  
bulunmaktadır. Başvurunun kabul edilmesi gerekmektedir.  
2
i UGl šˆ šG ˆ ’ ’ ķ• ‹ ˆ  
Hükümet bu davada özellikle gözaltı süresi uygulamasının yasa ile öngörülen sınırları  
aşmadığını belirtmekte, bu bağlamda, başvuranların itham edildiği, «kanıtların bir araya  
getirilmesindeki güçlük nedeniyle dava dosyası ön hazırlık soruşturmasının uzun bir süreyi  
gerektirdiği» terör suçlarına ilişkin soruşturmanın özel yapısına ve zorluklarına dikkat  
çekmektedir.  
AÎHM, geçmişte de birçok defa yetkililerin terör suçlarına ilişkin soruşturmalarda özel  
sorunlarla karşılaştıklarım kabul etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Brogan ve diğerleıi-  
îngiltere kararı, 29 Kasım 1988, seri: A 145-B, s.33 § 61, Murray-İngiltere kararı 28 Ekim  
1994, seri: A no: 300-A , § 58; Aksoy-Türkiye kararı 18 A ralık 1996, 1996-VI, § 78; Sakık ve  
diğerleri-Türkiye kararı, 26 Kasım 1997, 1997-VII, § 41, ve Dikme-Türkiye kararı, no:  
20869/92, AİHM 2000-VIII), Bununla birlikte bu durum 5. madde uyarınca, yetkililere terör  
suçu işlendiğini belirttikleri her durumda zanlıları iç hukuk mercilerinin ve Sözleşme  
Organlarının kontrolü dışında tutuklama ve gözaltına alma serbestisi tanımamaktadır (Bkz.  
mutatis mutandis, sö zü ed ilen M u rray k ararı, § 5 8 ).  
Başvuranların gözaltı süresi 17 Kasım 1997 tarihinde saat 23.45’te polis tarafından  
yakalanarak gözaltına alınmaları ile başlamış ve 25 Kasım 1997 sabahı başvuran Çolak’ın  
serbest bırakılması ve başvuran Sarinin tutuklu yargılanması kararı ile sona ermiştir. Bu süre  
yedi gündür.  
AİHM, daha önce de 5 § 3. maddede belirlenen kati sınırların ötesinde, teröre karşı işlenen  
kolektif süçların-cezalandırılması amaçlansa dahi hukuki denetim olmaksızın gözaltı süresinin  
dört gün altı saat olarak belirlendiğini hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Brogan ve diğerleri  
kararı, s. 33, § 62).  
AİHM, başvuranların «yetkili bir hakim önüne» çıkarılmaksızm yedi gün süreyle tutulu  
bulundurulmasını kabul edememektedir.  
Bu nedenle, AİHSnin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
Alınan bu sonuç ışığında AİHM, yedi günlük gözaltı süresi ile yasal sürenin aşılmasının iç  
hukukta gözetilip gözetilmediğinin ve aynı maddenin 1 c) paragrafının ihlal edilip  
edilmediğinin incelenmesini gerekli görmemektedir.  
ppUGhĶoz˅uĶuG_UGthkklzwuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzpGohrrpukh  
Başvuranlar yedi günden fazla bir zaman boyunca aileleri ile görülemediklerini ileri sürmekte  
ve incommunicado gözaltı uygulamasından şikayetçi olmaktadır. Bu nedenle CMUK’un 128  
§ 4. maddesinde öngörülen haklarından yararlanamadıklarını iddia ederek AİHSnin 8.  
maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedirler.  
h U G r ˆ ‰ œ “ Œ ‹  “ Œ ‰  “  ™ “  ĥ Œ G ‹ ˆ  ™  
Hükümet, CMUKun 128 § 4. maddesinde yer alan başvuru yolunu dile getirerek iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini savunmakta, başvuranların istemeleri halinde aileleri ile  
görüşmeleri önünde hiçbir engelin bulunmadığını eklemektedir.  
3
Başvuranlar bu sava karşı çıkmakta ve yakınları ile her türlü iletişimden yoksun tutulu  
bulundurulmalarının CMUK’un 128. maddesinde öngörülen haklarına engel oluşturduğunu  
ileri sürmekte, polis gözetiminde tutulu bulundurulan kimselerin yakınlarına haber verme ve  
sözü edilen hakların etkili kullanımım sağlama sorumluluğunun yetkililere ait olduğunu iddia  
etmektedirler.  
AİHM ilk olarak, Hükümet tarafından dile getirilen başvuru yolunun AİHS’nin 8. maddesi  
alanında yapılan şikayete hiçbir uygun yanının bulunmadığını not etmektedir. Ayrıca,  
Hükümetin olayların meydana geldiği dönemde AÎHSnin 5 § 1 c) maddesine uygun olarak  
gözaltına alman bir kimsenin ailesiyle ve diğer kişilerle görüşmesini düzenleyici, yürürlükteki  
hiçbir yasal uygulamaya atıfta bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle iç hukuk  
yollarının tüketilmediği yönündeki itiraz reddedilmektedir,  
i Ul šˆ šG ˆ ’ ’ ķ• ‹ ˆ  
AİHM, bahse konu durumun Hükümetin bir fiiliyle değil fıilsizliğiyle ilgili olduğunu  
kaydetmektedir. Bu durum gözaltında bulunan kişilerin yakınları ile temas kurmalarına dair  
yasal bir düzenlemenin bulunmayışına dayalıdır. AİHM, davanın özel hayata ve aile hayatına  
saygı ilkesinin ilk bendinde yer alan genel kaide ışığında değerlendirilmesi gerektiğini  
belirtmektedir.  
AİHM bu yönde, AİHS’nin 8. maddesinden doğan ilkeyi Özet olarak yinelemektedir; asıl  
amaç kamusal güçlerin keyfi uygulamaları karşısında bireyi korumak ise, Devlete benzer  
müdahalelerden kaçınması doğrultusunda telkinde bulumnakla yetinilmemeli, bu hususa aile  
hayatına etkili biçimde «saygı» gösterilmesini içeren pozitif yükümlülükler dahil edilmelidir.  
Bu hüküm uyarınca, Devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınır kesin bir  
tanıma olanak vermemekle birlikte uygulanabilir hükümler yine de karşılaştırılabilir. Her iki  
durumda da, bireyin ve toplumun çekişen menfaatleri bütününde hassas bir dengenin  
gözetilmesi gerekir; bu iki varsayımda da Devlet belirli bir takdir yetkisinden yararlanır (Bkz.  
örneğin, Nuutinen-Finlandiya no: 32842/96, § 127, AİHM 2000-V1II ve Kutzner-Almanya  
kararlan no: 46544/99, §§ 61 ve 62, AİHM 2002-1).  
Aile hayatına «saygı» Devletin aile yakınlan arasındaki iletişimin normal seyrine olanak  
tanıyacak şekilde hareket etmesi zorunluluğunu içermektedir. AİHM, Devlete yüklenen bu tür  
yükümlülüklerin doğrudan ya da dolaylı şekilde bir yanda başvuran tarafından talep edilen  
önlemler öte yanda bu kişinin özel ya da aile hayatı sözkonusu olduğunda mevcut olduğu  
sonucunu çıkarmaktadır (Bkz. Airey-İrlanda kararı, 9 Ekim 1979, seri A no:32, § 32; X ve Y-  
Hollanda 26 Mart 1985, seri A no:91, s. 11, § 23; Lopez Ostra-İspanya 9 Aralık 1994, seri A  
no:303-C, s. 55 § 55; Guerra ve diğerleri-İtalya 19 Şubat 1998, 1998-1, s. 227 § 58; Botta-  
İtalya kararlan 24 Şubat 1998, 1998-1, § 35 ve ayrıca Zehnalova ve Zehnal-Çek Cumhuriyeti  
kararı, no: 38621/97, AÎHM 2002-V).  
Kesin bir netliği olmayan saygı kavramında Devletler, AİHSnin gözlemlediği önlemleri  
almak, toplumun ve bireylerin ihtiyaçlarım, olanaklarım belirlemek için geniş bir takdir  
yetkisinden yararlanmaktadırlar (Bkz. Abdullaziz Cabales ve Balkandali-İngiltere kararı, 28  
Mayıs 1985, seri A no: 94, § 67, ve Zehnalova ve Zehnal kararı).  
AİHM, tutuklanan bir kişinin ailesi ile bir an evvel bağlantı kurabilmesinin büyük önem  
taşıdığını gözlemleyerek, aile üyelerinden birinin kısa bir süreliğine de olsa ortadan  
kaybolmasına açıklık getirilmemesinin kaygı verici olabileceğini kaydetmektedir (Bkz.  
4
Komisyonun AİHS’nin eski 31. maddesine dair 18 Mart 1981 tarihli raporu ve Bakanlar  
Komitesinin 24 Maıt 1982 tarihinde 8022/77, 8025/77 ve 8027/77, McVeigh, ONeill ve  
Evans-İngiltere başvurulan hakkında almış olduğu Kararı (82)). Mevcut başvuruda AİHM  
başvuranların incommımicado vaziyette, kendilerinde ve ailelerinde yarattığı korku ve endişe  
■ haliyle yedi gün boyunca gözaltında tutuldukları tespitinde bulunmaktadır. Üstelik, aileleri ile  
bağlantı kuramadıklarından iç hukuktaki haklarını da öngörememişlerdir.  
AÎHM, olayların meydana geldiği dönemde tutuklu bulunan kimsenin aile yakınları veya  
dışarıdan kişiler iie görüşmesi sorununu düzenleyen hiçbir yasal hükmün mevcut olmadığını,  
tutukluların aile yakınlarına haber verilmesini öngören yasal değişikliğin 2002 yılında  
gerçekleştirildiğini yinelemektedir. Bu başvuru ile ilgili olarak, başvuranlar şayet aileleri ile  
görüşme taleplerinin reddedilmesini ispat etme ölçüsünde değiller ise, böylesi bir  
uygulamanın artık net olarak tanımlı olduğu söylenemez. Hükümet öte yandan gözaltına  
alınmalarının akabinde aileleriyle bir an önce görüşmeleri için başvuranlara hangi olanakların  
tanındığını ifade etmemektedir.  
AÎHM, AÎHSnin 8. maddesinin ihlaline karşı etkili ve somut bir korumayı sağlayan yasal  
güvencenin bulunmayışının, olayların koşullan ve yedi günlük incommımicado gözaltı  
uygulamasının AİHS’nin 8. maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıştır.  
pppUGhĶoz˅uĶuG[XUGthkklzĶ˅uĶuG|€n|shuthzp  
h U G { ˆ ¡ ”  • ˆ ›  
Başvuranlar uğradıkları manevi zarar için sırasıyla 70.000 Euro ve 50.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet bu miktarları aşırı olarak nitelendirmektedir.  
AÎHM, hakkaniyete uygun, manevi tazminat olarak başvuranların her birine 3.000 Euro  
ödenmesini kararlaştırmıştır,  
i UGt ˆ š ™ ˆ G Œ G ˆ ™ Š ˆ ” ˆ “ˆ ™  
Başvuranlar iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış oldukları yargı giderleri için 30.000 Euro  
talep etmektedirler.  
Hükümet, belirtilen miktarların kanıtlanmadığı gerekçesiyle bunlara karşı çıkmaktadır.  
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuranın gerçekliğini ve gerekliliğini ispat ettiği  
makul orandaki yargı giderleri karşılanmaktadır. Mevcut başvuruda yer alan unsurlar ve sözü  
edilen içtihat ışığında, AİHM yargı giderleri için başvuranlara birlikte 1.000 Euronun  
ödenmesine karar vermiştir.  
j U G n Œ Š  ’ ” Œ Gm ˆ  ¡   
AİHM, Avrupa Merkez Bankasinın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
5
i | Gn l y l r Í l s l y l Gk h € h s pGv s h y h r SGh Ķo t SGv € i Ķy s ĶĤ Ķ€ s l S  
1. Başvuruların kabuiedilebilir olduğuna;  
2 . A İ H S ’ n in 5 § 3 . m a d d e s in in ihlal edildiğim;  
3 . A Î H S ’ n in 5 § 1 c ) m a d d e s in e y ö n e lik ş ik a y e tin incelenmesine gerek olmadığına;  
4. AÎHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğim;  
5 . a ) A İH S ’n in 4 4 § 2 . m a d d e s i g e re ğ in c e k a ra rın k e s in le ş tiğ i ta rih te n itib a re n ü ç a y iç in d e ,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin:  
i.  
i i .  
iii.  
b a ş v u ra n la rın h e r b irin e m a n e v i ta z m in a t o la ra k 3 .0 0 0 (ü ç b in ) E u ro ;  
' b a ş v u r a n l a r a m a s r a f v e h a r c a m a l a r i ç i n t o p l a m 1 . 0 0 0 ( b i n ) E u r o ödemesine;  
belirtilen miktarların her türlü veriden muaftutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankasınm o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
6 . A d i l t a z m i n e i l i ş k i n t a l e p l e r i n reddine;  
rhyhyG}lytĶŤ{ĶyU  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AÎHMnin İç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 4 Nisan 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6