Başvuranlar bu sava karşı çıkmakta ve yakınları ile her türlü iletişimden yoksun tutulu
bulundurulmalarının CMUK’un 128. maddesinde öngörülen haklarına engel oluşturduğunu
ileri sürmekte, polis gözetiminde tutulu bulundurulan kimselerin yakınlarına haber verme ve
sözü edilen hakların etkili kullanımım sağlama sorumluluğunun yetkililere ait olduğunu iddia
etmektedirler.
AİHM ilk olarak, Hükümet tarafından dile getirilen başvuru yolunun AİHS’nin 8. maddesi
alanında yapılan şikayete hiçbir uygun yanının bulunmadığını not etmektedir. Ayrıca,
Hükümetin olayların meydana geldiği dönemde AÎHS’nin 5 § 1 c) maddesine uygun olarak
gözaltına alman bir kimsenin ailesiyle ve diğer kişilerle görüşmesini düzenleyici, yürürlükteki
hiçbir yasal uygulamaya atıfta bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle iç hukuk
yollarının tüketilmediği yönündeki itiraz reddedilmektedir,
i Ul G ķ
AİHM, bahse konu durumun Hükümetin bir fiiliyle değil fıilsizliğiyle ilgili olduğunu
kaydetmektedir. Bu durum gözaltında bulunan kişilerin yakınları ile temas kurmalarına dair
yasal bir düzenlemenin bulunmayışına dayalıdır. AİHM, davanın özel hayata ve aile hayatına
saygı ilkesinin ilk bendinde yer alan genel kaide ışığında değerlendirilmesi gerektiğini
belirtmektedir.
AİHM bu yönde, AİHS’nin 8. maddesinden doğan ilkeyi Özet olarak yinelemektedir; asıl
amaç kamusal güçlerin keyfi uygulamaları karşısında bireyi korumak ise, Devlete benzer
müdahalelerden kaçınması doğrultusunda telkinde bulumnakla yetinilmemeli, bu hususa aile
hayatına etkili biçimde «saygı» gösterilmesini içeren pozitif yükümlülükler dahil edilmelidir.
Bu hüküm uyarınca, Devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınır kesin bir
tanıma olanak vermemekle birlikte uygulanabilir hükümler yine de karşılaştırılabilir. Her iki
durumda da, bireyin ve toplumun çekişen menfaatleri bütününde hassas bir dengenin
gözetilmesi gerekir; bu iki varsayımda da Devlet belirli bir takdir yetkisinden yararlanır (Bkz.
örneğin, Nuutinen-Finlandiya no: 32842/96, § 127, AİHM 2000-V1II ve Kutzner-Almanya
kararlan no: 46544/99, §§ 61 ve 62, AİHM 2002-1).
Aile hayatına «saygı» Devletin aile yakınlan arasındaki iletişimin normal seyrine olanak
tanıyacak şekilde hareket etmesi zorunluluğunu içermektedir. AİHM, Devlete yüklenen bu tür
yükümlülüklerin doğrudan ya da dolaylı şekilde bir yanda başvuran tarafından talep edilen
önlemler öte yanda bu kişinin özel ya da aile hayatı sözkonusu olduğunda mevcut olduğu
sonucunu çıkarmaktadır (Bkz. Airey-İrlanda kararı, 9 Ekim 1979, seri A no:32, § 32; X ve Y-
Hollanda 26 Mart 1985, seri A no:91, s. 11, § 23; Lopez Ostra-İspanya 9 Aralık 1994, seri A
no:303-C, s. 55 § 55; Guerra ve diğerleri-İtalya 19 Şubat 1998, 1998-1, s. 227 § 58; Botta-
İtalya kararlan 24 Şubat 1998, 1998-1, § 35 ve ayrıca Zehnalova ve Zehnal-Çek Cumhuriyeti
kararı, no: 38621/97, AÎHM 2002-V).
Kesin bir netliği olmayan saygı kavramında Devletler, AİHS’nin gözlemlediği önlemleri
almak, toplumun ve bireylerin ihtiyaçlarım, olanaklarım belirlemek için geniş bir takdir
yetkisinden yararlanmaktadırlar (Bkz. Abdullaziz Cabales ve Balkandali-İngiltere kararı, 28
Mayıs 1985, seri A no: 94, § 67, ve Zehnalova ve Zehnal kararı).
AİHM, tutuklanan bir kişinin ailesi ile bir an evvel bağlantı kurabilmesinin büyük önem
taşıdığını gözlemleyerek, aile üyelerinden birinin kısa bir süreliğine de olsa ortadan
kaybolmasına açıklık getirilmemesinin kaygı verici olabileceğini kaydetmektedir (Bkz.
4