Bundan dolayı, AİHM’nin görevi, İstanbul DGM’nin işleyişinin, başvuranların adil
yargılanma haklarını ihlal edip etmediğini ve Türkiye’nin toprak bütünlüğüne, demokratik
düzenine veya devlete karşı işlenen suçlar nedeniyle değil de, özellikle organize uyuşturucu
kaçakçılığı gerekçesiyle haklarında soruşturma yapılan başvuranların, kendilerini yargılayan
mahkemenin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasından şüphe etmelerini gerektirecek
yasal gerekçelerinin bulunup bulunmadığını araştırmaktır (sözü edilen Incal, s. 1572, §70 ve sözü
edilen Çıraklar s. 3072, §38),
AİHM’ye göre görünüş bile önem arz etmektedir zira ceza mahkemeleri başta olmak
üzere, demokratik toplumda bulunan bütün mahkemeler sanıklara güven vermelidir (Bkz.
diğerlerinin arasında Hauschildt-Danimarka, 24 Mayıs 1989 tarihli karar, seri A no:154, s.21,
§48). Bir mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmamasına ilişkin şüphe uyandıran yasal neden
üzerinde karar vermek için sanığın bakış açısı önem kazanmakta ancak belirleyici olmamaktadır.
Önemli olan başvuranın duyduğu kaygıların objektif olarak kanıtlanıp kanıtlanmadığıdır (Gautrin
ve diğerieri-Fransa, 20 Mayıs 1998 tarihli karar, 1998-III, s. 1030-1031, §58 ve sözü edilen Incal
s.1572-1573, §71).
AİHM, DGM bünyesinde bulunan askeri hakimlerin bazı statü özelliklerinin sözkonusu
mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığını şüpheli kıldığını göz önünde bulundurarak sanıkların
haklı olarak sözkonusu hakimlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığından tereddüt edebileceklerine
kanaat getirmiştir. Bu durum demokratik toplumda olması gereken adalete duyulan güveni
sarsmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Sramek-Avusturya, 22 Ekim 1984 tarihli karar, seri A
no:84, s.20, §42). Ayrıca AİHM, sadece bir kısmı da olsa bile askeri hakimden oluşan
mahkemeye çıkma durumuna önem vermektedir (sözüedilen Incal, s. 1573, §72).
Buradan, DGM önüne uyuşturucu kaçakçılığından dolayı çıksalar bile, başvuranların,
sözkonusu mahkemenin dava niteliğiyle ilişkisi olmayan değerlendirmelerde bulunmasından
kaygı duymalarında haklı nedenlerinin bulunabileceği ortaya çıkmaktadır. Sözkonusu
mahkemenin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasına ilişkin başvuranların duyduğu
kaygıların haklı olduğu söylenebilir.
Buradan yola çıkarak AİHM, AİHS’nin 6§ 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
iUGķķGGķGķ
AİHM, benzeri davalarda tarafsız ve bağımsız olmadığı ortaya konulan mahkemenin,
yargıya tabi kişilere hakkaniyete uygun yargılamayı garanti edemeyeceğini hatırlatmıştır.
AİHM, başvuranların davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmesi
hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı göz önünde bulundurulduğunda işbu şikayetin
incelenmesinin gerekli olmadığına kanaat getirmiştir (Bkz. sözü edilen Çıraklar-Türkiye, 28
Ekim 1998 tarihli karar, 1998-VII,s.3074, §§ 44-45).
pppUGhĶoz˅uĶuG[XUGthkklzĶuĶuG|n|shuthzpGohrrpukh
AİHS’nin 41. maddesi gereğince,
hUG{¡
Başvuranlar 15.000 euro (EURO) tutarında maddi ve manevi zarara uğradıklarını iddia
etmiştir.
İddia edilen maddi zarara ilişkin olarak AİHM, AİHS’ye aykırılık mevcut olmadığında,
DGM önünde sonuçlanan yargılama usulünün sonucu üzerinde değerlendirmeye gitmemiştir.
Sonuç olarak başvuranlara bu bağlamda zararın tazminini kabul etmemiştir (Bkz. Findlay-
İngiltere, 25 Şubat 1997 tarihli karar, 1997-1, s.284, § 85).
İddia edilen manevi zarara gelince, AİHM, dava şartlarında, tespit edilen ihlalin
hakkaniyetli bir tatmin oluşturduğuna dikkati çekmektedir (sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074,
§49).
3