ଘG  
AVRUPA  
AVRUPA  
CONSEIL DE  
ÖFEUROPE  
L'EUROPE  
KONSEYİ  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ĶrĶujĶGkhĶyl  
zlslrGTG{âyrĶG€l  
(Başvuru no. 43379/02)  
rhyhypuG܁l{GÍl}ĶyĶzĶG  
z{yhi|ynG  
XYG  
h™ˆ“ķ’GYWW]  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
İşbu karar AÎH Snin 44 § 2. Maddesi'nde belirlilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Faruk Selek’in (“başvuran”), İnsan Haklarının ve Temel  
Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 13 Kasım 2002  
tarihinde yapmış olduğu 43379/02 no’lu başvurudur.  
"• Başvuran, T. Esen, Ö. Öker ve S.P. Çelik tarafından temsil edilmiştir.  
AİHM (Üçüncü Daire), 16 Eylül 2004 tarihinde başvurunun kısmen kabuledilmez  
Olduğuna ve takibatın süresiyle ilgili şikayeti Hükümet’e bildirmeye karar vermiştir.  
AİHSnin 29 § 3. Maddesini uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını aynı  
zamanda karara bağlamaya karar vermiştir.  
: 1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM, dairelerinin yapısını değiştirmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü  
25 § 1. Madde). Bu dava, yeni kurulan İkinci Daire’ye havale edilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü  
52 § 1. Madde).  
(
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
1953 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.  
Başvuran İstanbul Belediyesi’nde memur idi.  
22 Aralık 1994 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurları  
tarafından dolandırıcılık yaptığı şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Polis önünde suçlamaları  
kabul etmiştir.  
^
. 26 Aralık 1994 tarihinde İstanbul Sulh Hukuk Mahkemesinde tetkik hakiminin huzuruna  
çıkarılmış, hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.  
- Cumhuriyet Savcısı 2 Ocak 1995 tarihinde, başvuran ve üç sanık (O.I., M.T. ve N.S.)  
hakkında İstanbul 7. Ceza Mahkemesi’ne bir iddianame sunmuş, Türk Ceza Kanunu’nun 503  
§ 1. ve 522. M addeleri uyarınca dolandırıcılık yapm aktan cezalandırılm alarını talep etm iştir.  
Cumhuriyet Savcısı ayrıca adi suçun sözkonusu olması nedeniyle Memurin Muhakeıneti  
Kanununun bu davaya uygulanmamasına karar vermiştir.  
7 . C e z a M a h k e m e s i 2 4 O c a k 1 9 9 5 ta r ih in d e y a r g ıla m a y ı b a ş la tm ış tır . M a h k e m e 3 Ş u b a t  
1995 tarihinde başvuran ve diğer iki davalıyı dinlem iştir. B aşvuran, karakolda verdiği  
ifadenin baskı altında alındığım iddia ederek, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir.  
24 Şubat 1995 tarihli bir sonraki duruşmada, mahkeme, başvuran ve iki sanığı serbest  
bırakmıştır. Ayrıca firardaki O.I. ile ilgili verilen gıyabi tutuklama emrinin sürmesine karar  
vermiştir.  
İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 10 Mart 1995 tarihinde, başvuranın dolandırıcılık ile ilgili  
olarak mevkiini kötüye kullandığı iddialarına ilişkin soruşturma başlatmıştır. Soruşturma  
1
süreci içinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın deviet memuru olması nedeniyle, davayla ilgili  
yargı yetkisi bulunmadığına karar vermiştir. Bundan dolayı, Devlet Memurlarının  
Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca başvuranı yargılama yetkisi istemek için  
dosyayı İstanbul îl İdare Kuruluna göndermiştir.  
İ l İ d a r e K u r u l u , 7 A r a l ı k 1 9 9 5 t a r i h i n d e , b a ş v u r a n ı n y a r g ı l a n m a s ı n ı o n a y l a m a m a k a r a r ı  
vermiştir.  
Danıştay, 20 Ocak 1998 tarihinde, bu kararı iptal edip, başvuranın yargılanmasına karâr  
vermiştir. Ardından, Cumhuriyet Savcısı, 25 Mart 1998 tarihinde İstanbul 11. Ceza  
Mahkemesine, başvuranı mevkiini kötüye kullanmakla suçlayan başka bir iddianame  
sunmuştur.  
10 A ralık 1998 tarihinde, 11. C eza M ahkem esi, burada bekleyen davayı, 7. C eza  
Mahkemesinde süren yargılamayla birleştirmeye ve dava dosyasını 7, Ceza Mahkemesi’ne  
göndermeye karar vermiştir.  
5
Mart 1996 ile 3 Kasım 1998 tarihleri arasında görülen on durüşmalık yargılama  
sürecinde, başvuranın avukatı mahkemeden müvekkilinin davasını diğerlerinden ayırmasını  
Ve böyle karara bağlamasını açık bir biçimde talep etmiştir. Mahkeme her seferinde bu  
talepleri O.I.’nin aranması nedeniyle reddetmiş, arama emrinin sonucunun beklenmesi  
nedeniyle duruşmaların ertelenmesine karar vermiştir. Bunlardan özellikle 25 Kasım 1997  
tarihinde gerçekleşen duruşmada, başvuranın avukatı mahkemeyi, O.I.’nin yurtdışma  
kaçtığını duyduğu konusunda bilgilendirmiştir. Ayrıca müvekkilinin yargılamanın uzatılması  
sonucunda mağdur edildiğini ifade etmiştir.  
20 Mayıs 1999 tarihinde mahkeme, O.I.’nin bulunamaması nedeniyle O.I. ile ilgili cezai  
yargılamanın ayrı olarak ele alınması gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme aynı gün  
başvuranı suçlu bulmuş ve para cezasıyla on ay hapis cezasına çarptırmıştır. Hapis cezası para  
cezasına çevrilmiş ve ceza 647 Sayılı Kanun’un (Cezaların İnfazı Hakkında Kanun ) 6.  
Maddesi uyarınca ertelenmiştir.  
Başvuran ve Cumhuriyet Savcısı karara itiraz etmiş, başvuran, suçlu bulunabileceği somut  
bir delilin bulunmadığını iddia etmiştir.  
Yargıtay, 27 Mayıs 2002 tarihinde itiraz nedenlerini kabul etmemiş ancak başvurana  
verilen para cezasının miktarının yanlış hesaplanması nedeniyle kararı bozmuştur, Yargıtay  
davanın yeniden görülmesine hükmetmemiş, para cezasında indirime giderek yanlışlığı  
düzeltmiş ve kararı bu değişiklikle onamıştır.  
HUKUKA İLİŞKİN  
I. A ÎH S ’N İN 6 § 1. M A D D E S Î’N İN İH L A L E D İL D İĞ İ İD D İA S I  
Başvuran, aleyhindeki cezai yargılamanın AİHSnin 6 § 1. Maddesinin öngördüğü  
biçimde makul süre içinde karara bağlanmadığından şikayetçi olmuştur. 6 § 1. Maddeııiıı  
ilgili kısınılan aşağıdaki gibidir:  
Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... [bir]  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir...”  
h UG r ˆ ‰ œ “Œ ‹ “Œ ‰ “™ “’  
Hükümet, AİHM’den, şikayeti, AİHSnin 35 § 1. Maddesi uyarınca iç hukuk yollarını  
tüketme koşulunu yerine getiremediği için kabuledilmez olduğu gerekçesiyle reddetmesini  
istemiştir. Başvuranın, şikayetinin içeriğini, böyle konuları inceleme yetkisi her zaman  
bulunan ulusal mahkemelere sunmadığım öne sürmüştür.  
AÎHM, iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğunun, yalnız* başvuranın, daya konusu  
duruma çözüm bulacak ve iddia edilen ihlalleri telafi edebilecek etkili ve yeterli başvuru  
yollarından normal biçimde yararlanmasını gerektirdiğini yineler.  
AÎHM, Türk hukuk sisteminin ne yargılamayı hızlandıracak bir çözüm ne de sözkonusu  
zamanda, ertelemeler için tazminat sağladığını gözlemler. Dolayısıyla AÎHM, başvuranın  
AİHSnin 35 § 1. Maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda yararlanabileceği, usulüne  
uygun ve etkili başvuru yollarının bulunmadığı sonucuna varır (bkz. Hatimem - Çek  
Cumhuriyeti, 53341/99). Bu nedenle Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
(
AİHM, başvurunun, AÎHSniıı 35 § 3. Maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeder. Ayrıca, başka bakımlardan da kabuledilmez olmadığını, bu nedenle  
kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini kaydeder.  
i UGl šèš“ˆ ™  
AİHM, göz önünde bulundurulması gereken sürenin 22 Aralık 1994 tarihinde başvuranın  
gözaltına alınmasıyla başlayıp 27 Mayıs 2002 tarihinde Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin  
kararını onamasıyla sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla iki aşamalı yargı kararının alınması  
yedi yıl beş ay sürmüştür.  
Hükümet, bu davada, yetkili makamların yargılamayı zaman kaybetmeden başlattığını  
ileri sürmüştür. Ulusal mahkemenin, sanıklardan birinin (O.I.) firarda olması nedeniyle  
güçlük çekmesine ve başvuranın, dâvasının O.I.’ninkinden ayrılmasının gecikmeye neden  
olduğu iddialarına rağmen, bu durum yargılama süresini uzatmamıştır. Ulusal mahkemenin,  
adaletin doğru işleyebilmesi için cezai yargılamayı uygun zaman olan 20 Mayıs 1999 tarihine  
dek ayırmadığını savunmuştur. Ayrıca, bazı tanıkların sözlü delillerinin elde edilmesi  
gerektiğini belirtmiştir.  
k
Başvuran iddialarını sürdürmüştür.  
AİHM, yargılamanın uzunluğunun makul olup olmadığının, davanın koşullarının ışığında  
ve davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili makamların tavrı gibi ölçütlere bağlı olarak  
değerlendirilmesi gerektiğini yineler (diğerlerinin yanısıra bkz. Peîissier ve Sassi - Fransa,  
25444/94).  
AİHM, biri haricinde tüm sanıkların 20 Mayıs 1999 tarihine dek görüşlerini sunmaları  
nedeniyle, başvuran aleyhindeki ceza davasına ilişkin kararın aslında bu tarihten önce  
verilebileceğini kaydeder. Ancak başvuranın, mahkemenin yargılamaya kendi davasını ayrıca  
görerek devam etmesi konusundaki ısrarlı taleplerine rağmen, firardaki sanığın aranması  
3
nedeniyle yargılama uzatılmıştır. AİHM ayrıca, ilk derece mahkemesinin 20 Mayıs 1999  
tarihli kararıyla Yargıtay’ın 27 Mayıs 2002 tarihli karan arasında üç yıllık bir sürenin  
geçtiğini gözlemler. Hükümet bu gecikme için hiçbir açıklama sunmamıştır.  
AİHSnin 6 § 1. Maddesinin, Sözleşmeye Taraf Devletlere, kendi adli sistemlerini,  
mahkemelerinin bu Madde’nin tüm koşullarını yerine getirebilecekleri biçimde düzenleme  
görevi verdiğini anımsayarak (bkz. Arvelakis - Yunanistan, 41354/98), AİHM , ulusal  
mahkemelerin bu davada yargılamayı hızlandırmak için daha katı tedbirler uygulayabileceği  
sonucuna varmaktadır.  
Yukarıda anılanlar ışığında, AİHM, sözkonusu yargılamanın toplam süresinin, AÎHS’nin  
6 § 1. M a d d e s i ’n d e ö n g ö r ü l e n “ m a k u l s ü r e k u r a l ı y l a ” u y u ş m a d ı ğ ı s o n u c u n a v a r m ı ş t ı r .  
Buna göre bu Madde ihlal edilmiştir.  
I I . A İ H S N İ N 4 1 . M A D D E S İ ’N İ N U Y G U L A N M A S I  
AİHSnin 41. Maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ıhlat edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
h U G { ˆ ¡ ”  • ˆ ›  
Başvuran, maddi tazminat olarak 26.394 Euro karşılığı 50.000 Yeni Türk Lirası (YTL),  
manevi tazminat olarak ise 100.000 YTL (52.786 Euro) talep etmiştir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
AÎHM, başvuranın maddi tazminat talebiyle tespit edilen ihlal arasında nedensellik ilişkisi  
bulamamıştır. Buna göre, AÎHM, bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.  
Öte yandan, başvuranın, yargılamanın süresi nedeniyle, ihlalin tespit edilmesiyle yeterli  
ölçüde telafi edilemeyecek manevi zarara uğramış olabileceğini kabul etmektedir. AÎHM,  
tarafsızlık esasıyla, başvurana, 3.500 Euro manevi tazminat Ödenmesine karar vermiştir.  
i U G t ˆ  ’ Œ ” Œ G ” ˆ š ™ ˆ  “ ˆ ™ ķ  
Başvuran, ayrıca, ulusal malikemelerde ve AİHM’de meydana gelen mahkeme masrafları  
için 5.000 YTL (2.639 Euro) ödenmesini talep etmiştir.  
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.  
AİHM, elindeki bilgi ve belgeler ışığında ve tarafsızlık esasıyla, başvurana mahkeme  
masrafları için toplam 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
j U G n Œ Š  ’ ” Œ Gm ˆ  ¡   
AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nuı kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
BU NEDENLERLE AÎHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kalaıı kısmının kâbuledilebilir olduğuna;  
2.■AİHSnin 6 § 1. M addesinin ihlal edildiğine;  
3 . (a ) S o ru m lu D e v le t’in , m a n e v i ta z m in a t o la ra k 3 .5 0 0 E u ro ’y u (ü ç b in b e ş y ü z E u fö ),  
mahkeme masrafları içinse 1.000 Euro’yu (bin Euro), AİHS’nin 44 § 2. Maddesi5ne göre  
nihai kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur  
üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevirerek, başvurana ödemesine;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen stire  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Baııkasinın o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.  
;4, Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.  
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nüıı 77. M addesinin 2. Ve  
3. f ı k r a l a r ı u y a r ı n c a 12 A r a l ı k 2 0 0 6 t a r i h i n d e y a z ı l ı o l a r a k t e b l i ğ e d i l m i ş t i r .  
S . D Ö L L E  
Zabıt Katibi  
J.-P. COSTA  
Başkan  
5