* ,  
ଘG  
T T T T T T T T T T T T  
G
ଘ G  
ଘ G  
T T T T T T T T T T T T  
C O N S E I L D E +  
L ' EUROP E  
+
AVRUPA  
KONSEYİ  
*
A VRVPA İNSAN HAKLARIMAHKEMESİ  
s e y h a n - t v r k i y e d a v a s i  
(Başvuru no:33384/96)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
z{yhi|yn  
YGrhzptGYWW[  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (no:33384/96) başvuru no’lu davanın  
nedeni Türk vatandaşı Mehmet Seyhan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna  
(AİHK) 26 Temmuz 1996 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri  
Sözleşmesinin (AİHS) eski 25, maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran,  
Ankara Barosu’na bağlı avukat Kaya tarafından temsil edilmektedir.  
vsh€shyG  
kh}hGrvŤ|sshyp  
1962 doğumlu başvuran Fransa’da ikamet etmektedir. Başvuran, 30 Ekim 1995  
tarihinde kaybolan ve 6 Mart 1996 tarihinde cesedi bulunan Süleyman Seyhan’ın oğludur.  
Başvurana göre 28 Ekim 1995 tarihinde, ikisi öğretmen üç kişinin PKK (kürdistan işçi  
partisi) militanlan tarafından kaçırılarak öldürülmesinin ardından köy korucuları ile birlikte  
güvenlik güçleri, Seyhan ailesinin ikamet ettiği Dargeçit (Mardin) ilçesinde operasyon  
gerçekleştirmişlerdir. Bu operasyon sırasında yaklaşık yüz kişi tutuklanmıştır.  
İki gün sonra 30 Ekim 1995 tarihinde, saat 7:30’da, askeri bir jip başvuranın anne  
babasına ait evin önünde durmuştur. Bir asker ve köy korucusu, başvuranın babasını alıp  
götürmüşlerdir. Aynı askeri araç, evinde iki çocuğuyla yalnız olan başvuranın kız  
kardeşlerinden Fehime Çelik’in evine doğru yönelmiştir. Başvuranın bu kız kardeşi de  
güvenlik güçleri tarafından götürülmüştür. Daha soma başvuran diğer kız kardeşi Şükran  
Seyhan’ın girişimlerine rağmen, babalarının kaybolması ve ardından ölümü ile ilgili olarak  
kayda değer bir sonuç elde edilememiştir.  
Olayların saptanması ile ilgili olarak, başvuran AİHM’ye sunulan yazılı tanık  
ifadelerine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, jandarmadaki gözaltı kayıtlarında başvuranın babasının veya kızkardeşinin  
isimlerinin yer almadığım belirterek başvuranın babasının veya kız kardeşinin gözaltına  
alındığı yönündeki iddiaları reddetmiştir.  
Başvuranın annesi Momine Seyhan, 6 Kasım 1995 tarihinde Dargeçit Cumhuriyet  
Savcısina başvurmuş, kocasının on gün önce köy korucuları tarafından götürüldüğünü ve o  
günden beri haber alamadığım belirterek, gerekli işlemlerin başlatılmasını talep etmiştir.  
Cumhuriyet Savcısı, 6 Kasım 1995 tarihinde, bu olaylarla ilgili bilgi alabilmek  
amacıyla bu İlçe’nin Jandarma Komutanlığina yazı yazmıştır. Cumhuriyet Savcısı özellikle,  
Seyhan’ın güvenlik güçleri tarafından tutuklanıp tutuklanmadığım öğrenmek istemiştir.  
Cumhuriyet Savcısı ayrıca jandarma bünyesinde soruşturma açılmasını talep etmiştir.  
8 Kasım 1995 tarihinde bayan Seyhan’ın, yeminli terçüman aracılığıyla Cumhuriyet  
Savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. Bayan Seyhan, yaklaşık on gün önce sabah saat 7:00ye  
doğru Naif adlı bir köy korucusunun (Değerli Köyü) ve bir askerin kocasını evden çıkmasını  
istediklerini belirtmiştir. Birinin adı Mahmut (Hırabaka köyü) ve diğerinin adı Ramazan  
(Temelli köyü) olan diğer iki köy korucusunun da orada bulunduğunu belirtmiştir. Bu iki köy  
korucusu neden götürdüklerine dair hiçbir şey söylemeden kocasını alıp götürmüşlerdir.  
Bayan Seyhan hiçbir haber alamamış, endişe duyduğundan kocasının aranmasını ve eğer  
eşinin başına bir şey gelmiş ise sorumluların cezalandırılmasını talep etmiştir. Eşinin  
2
öldüğüne dair duyumlar aldığını ve eğer bunlar doğru ise eşinin cesedini almak ve suçluların  
cezalandırılmasını istemiştir.  
Aynı gün başvuranın kız kardeşlerinden Şükran Seyhan, babasının akibeti hakkında  
bilgi edinmek amacıyla Dargeçit Savcılığına başvurarak, babasını yakalamadıklarım  
söyleyen Jandarma’daki yetkililerle konuştuğunu ve kendisine babasını tutuklamadıklarını,  
eğer Mehmnet Seyhan 30 Ekim’de yakalanmış olsaydı, şimdiye kadar bırakılmış olması  
gerektiğini ilave ettiklerini belirtmiştir.  
Cumhuriyet Savcısı 15 Kasım 1995 tarihinde, Jandarma Komutanlığından,  
başvuranın annesinin isimlerini belirttiği üç köy korucusunun, mümkün olduğunca en kısa  
sürede Cumhuriyet Savcılığına gelmelerinin sağlanmasını talep etmiştir.  
Jandarma Komutanlığı 21 Kasım 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısina, Seyhan’ın  
gözaltına alınmadığı ve hakkında hiçbir usul işleminin yapılmadığı yönünde bilgi vermiştir.  
Dargeçit İlçesinde köy korucusu olan Mahmut Ayaz, 23 Kasım 1995 tarihinde,  
Cumhuriyet Savcısina ifade vermiştir. Mahmut Ayaz, öğretmenlerin kaçırılmasının ardından  
Temellide düzenlenen operasyona katılmak üzere 30 Ekim 1995 tarihinde gittiğini  
belirtmiştir, Bu operasyonun üç gün sürdüğünü ve dolayısıyla sözkonusu tarihte Dargeçit’de  
bulunmadığım açıklamıştır. Ayrıca Mahmut Ayaz, bir kimseyi tutuklama yetkisinin  
bulunmadığını belirtmiş ve Süleyman Seyhan’ın eşinin şikayetinde belirttiği olayları tümüyle  
reddetmiştir.  
Aynı gün Dargeçit İlçesinde köy korucusu olan Nayif Çelik de Cumhuriyet  
Savcısina ifade vermiştir. Nayif Çelik olaylar sırasında Diyarbakır’da bulunduğunu ve ileri  
sürülen Seyhan’ın kaçırılması olayına karışmadığını belirtmiştir.  
Temellide köy korucusu olan Ramazan Savcı, 27 Kasım 1995 tarihinde Cumhuriyet  
Savcısina ifade vermiştir. Ramazan Savcı, Seyhan’ı hatırlamadığını belirtmiş ve tanımadığı  
bir kişiyi kaçırmak için hiçbir nedeninin olmadığını belirtmiştir. PKK tarafından öldürülen,  
köyünde oturan bir kişinin cesedini almak için Dargeçit’e geldiklerini belirtmiştir. Ramazan  
Savcı, başsağlığı dilemeye gelen misafirleri ağırlamak için yaklaşık on gün köyde kalmıştır.  
Midyat Savcılığı, 26 Aralık 1995 tarihinde, başvuranın babasının kaybolmasına ilişkin  
soruşturmanın devam ettiğini belirtmiştir.  
Dargeçit Savcılığı, 5 Ocak 1996 tarihinde, Dargeçit Jandarma Komutanlığı’na  
Seyhan’ın kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma hakkında aylık rapor hazırlanması  
yönünde talepte bulunmuştur.  
Başvuran, 29 Ocak 1996 tarihinde, babasının akıbetini öğrenmek amacıyla Mardin  
Cumhuriyet Savcısina ve Dargeçit İlçesine mektup göndermiştir.  
Dargeçit Kaymakamlığı 14 Şubat 1996 tarihinde, başvurana, yürütülen soruşturmanın  
durumu ve babasının güvenlik güçleri tarafından yakalandığına dair iddiasına ilişkin güvenilir  
delillerin bulunmadığı yönünde bilgi vermiştir.  
Dargeçit Jandarma Komutanlığı 15 Şubat 1996 tarihinde, Dargeçit Savcıhğina  
Seyhan’ın bulunamadığı ve aramaların devam ettiği yönünde bilgi vermiştir.  
3
6
Mart 1996 tarihinde Dargeçit îİçesi’ne bağlı Korucu köyünde bulunan bir kuyunun  
dibinde, taşların altında bir ceset bulunmuştur.  
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı olay yerine gitmiştir. Cesedin yakınları tarafından teşhis  
edilmesinin ardından otopsi yapılmıştır.  
Yine 6 Mart 1996 tarihinde maktulun küçük erkek kardeşi teşhis tanığı olarak  
Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenilmiştir. Maktulun kardeşi, ceset bulunmadan dört veya  
beş gün önce Seyhan ailesine isimsiz bir telefon geldiğini ve telefondaki kişinin kendilerine  
yakınlarının cesedinin Korucu havzası yakınlarındaki bir kuyuda bulunduğunu belirtmiştir.  
Maktulun ailesi, Jandarma Komutanlığı’ndan izin alarak aynı gün olay yerine gitmişlerdir.  
Kuyuda bulunan taşları çıkarmışlar ve cesetle beraber cesedin yakınında takma diş  
görmüşlerdir. Ceset çürümüş vaziyette bulunmuştur.  
Aynı gün ceset ve defin izni maktulun ailesine verilmiştir.  
Dargeçit Savcılığı 7 Mart 1996 tarihinde, Dargeçit Jandarma Komutanlığından  
başvuranın babasını öldüren kişilerin teşhis edilmesi, tutuklanması ve Savcılığa sevk edilmesi  
amacıyla soruşturma açılması talebinde bulunmuştur.  
Dargeçit Jandarma Komutanlığı 27 Mart 1996 tarihinde, cinayet faillerinin  
bulunamadığı ve araştırmaların devam ettiği yönünde bilgi vermiştir. Aynı yazı 15 Mayıs  
1996 tarihinde Savcılığa gönderilmiştir.  
Başvuranın annesi Momine Seyhan 28 Mart 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı’a  
ifade vermiştir. Ceset bulunmadan birkaç gün önce, kendisine kocasını öldürüp Korucu Sağlık  
Ocağı yakınında bir kuyuya attığını açıklayan tanımadığı bir kişinin kendisini telefonla  
aradığım söylemiştir. Aynı kişi, 6 Mart 1996 tarihinde tekrar aramış ve aynı şeyleri  
söylemiştir. Bu ikinci telefondan sonra maktulun ailesi, Jandarma Komutanlığina gitmişler  
ve Jandarma Komutanlığimn verdiği izinle olay yerine gelmişler ve belirtilen yerde cesedi  
bulmuşlardır. Maktulun eşi, düşmanlarının olmadığını ve kocasını kimin öldürdüğünü  
bilmediğini belirtmiştir.  
Başvuran tarafından Mardin Cumhuriyet Başsavcılığina, 27 Nisan 1996-9 Mayıs  
1997 tarihleri arasında yapılan on iki başvuru cevapsız kalmıştır. İlgili, 29 Ocak 1996 tarihli  
ilk talebine atıfta bulunarak otopsi raporunun bir kopyasını istemiş ve babasını öldürenlerin  
bulunup yargılanması amacıyla gerekli soruşturmaların yapılmasını talep etmiştir. Başvuran  
28 Ekim 1996 tarihli mektubunda, cevap alamamaktan ve hiçbir soruşturmanın  
yapılmamasındaıı şikayetçi olmuştur.  
Dargeçit Savcılığı,  
2
Mayıs 1997 tarihli yazısıyla, Dargeçit Jandarma  
Komutanlığı’ndan, S. Seyhan’ı öldüren kişi veya kişilerin bulunması ve Savcılığa sevk  
edilmesi amacıyla tekrar soruşturma yapılmasını talep etmiştir. Savcılık, 10 Haziran 1997  
tarihinde, Jandarma Komutanlığı’ndan bu olayla ilgili üç ayda bir rapor sunmasını talep  
etmiştir.  
Dargeçit Jandarma Komutanlığı, 29 Ağustos ve 26 Eylül 1997 tarihli yazılarıyla  
Savcılığa soruşturmanın sonuçlanmayıp devam ettiği yönünde bilgi vermiştir.  
4
Dargeçit Savcılığı 17 Kasım 1997 tarihinde, Jandarma Komutanlığından, olaya  
karıştığı iddia edilen üç köy korucusunun 25 ve 30 Ekim 1995 tarihlerinde görevde olup  
olmadıklarım kontrol etmelerini talep etmiştir.  
Savcılık, aynı gün gönderdiği yazıyla Jandarma Komutanlığı’ndan 25 Ekim-10 Kasım  
1995 tarihleri arasında maktul hakkında adli usul işlemlerinin yürütülüp yürütülmediği  
yönünde bilgi talep etmiştir.  
Savcılık, 18 Kasım 1997 tarihinde, Dargeçit Jandarma Komutanlığı’ndan en kısa  
sürede köy korucusu Ramazan Savcinın hazır bulunmasını talep etmiştir.  
Dargeçit Jandarma Komutanı, 19 Kasım 1997 tarihinde, sözkonusu üç köy  
korucusunun 25 Ekim-30 Ağustos 1995 tarihleri arasında görevde olduklarını ancak hiçbir  
özel görevin kendilerine verilmediği yönünde Savcılığa bilgi vermiştir.  
Jandarma Komutanlığı aynı gün, Savcılığa, 20 Ekim-10 Kasını 1995 tarihleri arasında  
S. Seyhan hakkında hiçbir adli usul işlemin başlatılmadığım belirtmiştir. Buna karşın  
Jandarma Komutanlığı S. Seyhanın 8-13 Mayıs 1993 tarihleri arasında Jandarma  
Komutanlığı’nda gözaltında tutulduğunu belirtmiştir.  
(
Ramazan Savcı 1 Aralık 1997 tarihinde, Savcı’ya ifade vermiştir. R. Savcı, hakkında  
yapılan bütün suçlamaları reddederek Seyhan ailesini tanımadığını bildirmiştir. Momine  
Seyhan’ın şikayetçi olduğu korucu olduğunu kabul etmiş ancak, Temelli köyünün korucusu  
olduğunu ve Dargeçit bölgesinde hiçbir yetkisinin bulunmadığını belirtmiştir. Buna istinaden  
sözkonusu olaya hiçbir şekilde karışmadığını ifade etmiştir.  
Savcılık 8 Aralık 1997 tarihinde, Jandarma Karakolu’ııdan, Seyhan’ın ölümüne ilişkin  
soruşturma hakkında iki ayda bir rapor vermesini ve cinayet faili veya faillerini Savcılığa sevk  
etmesini talep etmiştir. Bu talebi yineleyen yeni yazılar 26 Şubat ve 25 Mart İ998 tarihlerinde  
gönderilmiştir.  
Savcılık ayııı gün, İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden uygun zamanda maktulun eşi  
Momine Seyhan’ın Savcılığa getirilmesi talebinde bulunmuştur.  
Jandarma Komutanlığı 16 Aralık 1997, 18 Mart ve 29 Haziran 1998 tarihlerinde  
soruşturmanın ilerlemediğini belirtmiştir.  
Dargeçit Merkez Komiserliği 17 Aralık 1997 tarihinde, Momine Seyhan’ın İstanbul’a  
yerleştiğini ve adresinin bilinmediğini belirtmiştir.  
Elife Aslan 9 Şubat 1998 tarihinde, Dargeçit Savcılığı’na talepte bulunmuştur. Elife  
Aslan büyük kardeşi Emin Aslan’ın başvuranın babasıyla birlikte tutuklandığını, Faruk ve  
Haydar adlı iki astsubay tarafından Jandarma Komutanlığina götürüldüğünü belirtmiştir.  
Kardeşinin akıbeti hakkında endişe duyduğunu ifade etmiştir.  
Savcılık 25 Mart 1998 tarihinde, Dargeçit Jandarmasından Faruk ve Haydar adlı  
astsubayların 29 Ekim 1995 tarihinde görevde olup olmadıkları ve şu anda nerede  
bulundukları konusunda bilgi talebinde bulunmuştur.  
5
Jandarma Komutanlığı 2 Nisan 1998 tarihinde Faruk Çatak ve Haydar Topçam adlı  
sözkonusu iki subayın 29 Ekim 1995 tarihinde Dargeçit Jandarma Komutanlığinda görevde  
bulunduklarım ve Faruk Çatak’ın 1996 tarihinde Yozgat’a ve Haydar Topçam’ın 1997  
tarihinde Balıkesir’e tayin olduklarım belirtmiştir.  
Dargeçit Savcılığı 20 Mayıs 1998 tarihinde Faruk Çatak’m sanık olarak ifadesinin  
alınması amacıyla Yozgat Savcılığı’na yazı yazmıştır. Aynı gün Haydar Topçam hakkında  
Balıkesir Savcılığı’na ardından 1 Temmuz 1998 tarihinde Ayvalık Savcılığı’na aynı girişimde  
bulunulmuştur.  
Haydar Topçam, 9 Temmuz 1998 tarihinde Ayvalık Savcılığı’na ifade vermiş ve  
sözkonusu tarihte birçok kişinin gözaltında tutulduğunu ve Seyhan’ı hatırlamadığını  
belirtmiştir. Sözkonusu olaya hiçbir şekilde karışmadığını belirtmiştir.  
25  
Ağustos 1998 tarihinde Faruk Çatak Yozgat Cumhuriyet Başsavcıs  
vermiş ve adıgeçenin gözaltına alınıp alınmadığını öğrenmek için gözaltı kayıtlarına bakmak  
gerektiğini ifade etmiştir. Sözkonusu olaya hiçbir şekilde karışmadığını ve sadece 96  
senesinin başlarında bir cesedin bulunduğunu hatırladığım belirtmiştir.  
(
Dargeçit Savcılığı 3 Eylül 1998 tarihinde Jandarma Komutanlığından cinayet  
faillerinin bulunması ve üç aylık raporların hazırlanması amacıyla araştırmaların devam  
etmesi talebinde bulunmuştur.  
Jandarma Komutanlığı 25 Eylül 1998 tarihinde, Korucu köyünün uzun zamandan beri  
boş olması nedeniyle soruşturmanın ilerleyemediğini belirtmiştir.  
Jandarma Komutanlığı 17 Aralık 1998, 11 Ocak, 30 Mart, 12 Nisan ve 16 Temmuz  
1999 tarihli yazılarla soruşturmanın devam ettiğini ancak hiçbir sonuca ulaşılamadığını  
belirtmiştir.  
{ˆ™ˆ“ˆ™ķ•Gšœ•‹œĥœG‰Œ“ŽŒ“Œ™  
1. Başvuranın sunduğu belgeler  
Başvuran, babasının tutuklanması hakkında tanıklık yapabilecek durumda olan dokuz  
kişiden oluşan bir liste sunmuştur. Bu kişiler Şükran Seyhan, Fehime Çelik, Kazım Aslan,  
Elife Aslan, Momine Seyhan, Sabri Keleş, Sabıl Dilek, Gülle Es, Meryem Baran, Rıdaıı  
Akyüz ve Asya Doğandır. Ayrıca başvuran, mahkemeye maktulun kızı Şükran Seyhanın  
Casablaııca’da 6 Eylül 1996 tarihinde İngilizce olarak yazılan ifadesini, Fehime Çelik’in  
Temmuz 1997’de verdiği İfadeyi, Kazım Aslan ve Elife Aslan’ın Almanya’da 8 Temmuz  
1997 tarihinde verdikleri ifadeleri, Sabri Keleş ve Tepebaşı mahallesi muhtarı olduğu öne  
sürülen F.Onurun 10 Ekim 1997 tarihinde düzenlediği “tutanak” başlıklı belgeyi sunmuştur.  
2. Hükümet’in sunduğu belgeler  
Hükümet, başvuranın babasının ve kız kardeşinin isimlerinin bulunmadığı 18 Eyltil-28  
Kasım 1995 tarihleri arasındaki döneme ait gözaltı kayıtlarının kopyalarını mahkemeye  
sunmuştur. Bu kayıtlara göre, 30 Eylül 1995 tarihinde kayboldukları öne sürülen A. Olcay ve  
A. Coşkun adlı iki kişi 8 Kasım 1995 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı emri üzerine gözaltına  
alınmış ve ardından Mardin Bölge Jandarması’na sevk edilmiştir.  
6
Hükümet, başvuranın annesinin verdiği ifadeleri, başvuranın babasının kaybolması  
hakkında Cumhuriyet Başsavcısinın Jandarma Komutanlığina gönderdiği yazıları, bu  
yazılara cevaben yazılan yazıları, sorgulanan üç köy korucusunun ifadelerini, cesedin  
bulunduğu sırada tutulan tutanağı, otopsi raporu, cesedi teşhis eden maktulun kardeşinin  
verdiği ifadeyi ve güvenlik görevlileri hakkında işkence, kötü muamele veya işkence sonucu  
ölümden dolayı yapılan cezai şikayetlere yönelik mahkeme karar örnekleri sunmuştur.  
o|r|rGhÍpzpukhuG  
pUG  
hĶoz˅uĶuGYUGthkklzĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzp  
Başvuran babasının güvenlik güçleri tarafından yakalandığı sırada öldürüldüğünü  
iddia etmiştir. Ayrıca başvuran, yaşam hakkının korunmasında etkili bir sistemin  
bulunmayışından ve sözkonusu hakkın iç hukukta korunmasının yetersiz olmasından şikayetçi  
olmuştur. Başvuran AİHSnin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.  
hUG{ˆ™ˆ“ˆ™ķ•Gšˆ“ˆ•  
Hükümet, dosyadaki hiçbir unsurun başvuranın babasının güvenlik güçleri tarafından  
götürüldüğünü düşünmeye sevk etmediğini ileri sürmüştür. Hükümet yasaya göre köy  
korucularının hiçbir yakalama, alıp götürme ve gözaltına alma yetkisinin bulunmadığını  
açıklamıştır.  
Hükümet, maktulun eşi Momine Seyhan’ın Türkçe konuşmadığından ifadelerinde  
“asker” kelimesini kullanırken yanılmış olabileceğini öne sürmüştür. Momine Seyhan’ın 8  
Kasım 1995 tarihindeki ifadelerinde ise kocasının köy korucuları ve bir asker tarafından  
tutuklandığını, 6 Kasım 1995 tarihli şikayetinde ise tutuklayanlar arasında asker  
bulunmadığını belirtmiştir.  
Hükümet, dosyanın devletin sorumlu olduğunu gösteririr hiç bir unsur içermediği  
sonucuna varmaktadır.  
Başvuran, Hükümetin iddialarına itiraz ederek tanıkların verdikleri sözlü ifadelerinde,  
babasının gözaltına alınması sırasında bir askerin bulunduğuna yer verildiğinin altını  
çizmiştir. Başvuran, üç kişinin imzaladığı ifadede sözcük hatasının yapıldığını kabul etmenin  
zor olacağım eklemiştir. Başvuran, güvenlik güçlerinin, babasının yakalanması, tutuklanması  
ve ölümüne doğrudan karıştıkları sonucuna varmıştır.  
Ayrıca başvuran, konu hakkındaki mevzuata atıfta bulunarak köy korucularının  
yakalama eylemini gerçekleştirmeye yetkili olduklarını ileri sürmüştür. Dolayısıyla Devlet,  
görevlendirdiği köy korucularının eylem ve tutumlarından sorumlu tutulmalıdır. Ayrıca  
başvurana göre birçok rapor, askeri hiyerarşi ve köy korucuları arasında doğrudan bir bağın  
bulunduğunu ortaya koymaktadır.  
Başvuran, babasının yakalanıp tutuklanmasının münferit bir olay olmadığını zira  
babası, aralarında kızının da bulunduğu en az yedi kişiyle beraber tutuklu bulundurulduğunu  
vurgulamaktadır. Ayrıca başvuran, babasının Jandarma Komutanlığı dışında sağ olarak  
görülmediği dikkate alındığında babasını tutuklayanların ölümünden de sorumlu olduklarının  
7
kesinlik kazandığı kanısındadır; dolayısıyla Hükümet bıından sorumludur ve benzeri bir  
eyleme göz yumduğundan dolayı AİHS bağlamında yükümlülüklerini yerine getirmemiştir.  
Başvuran buna ek olarak, babasının ölümünün ardından soruşturmayı usulüne göre  
yapmadığı gerekçesiyle, Hükümetin 2. maddede güvence altına alınan haklarım ihlal ettiğini  
savunmuştur.  
iUGhĶot˅••G‹ŒĥŒ™“Œ•‹™”Œš  
1. Süleyman Seyhanın kaybolması ve ölümü hakkında  
AÎHM, AİHSnin 2. maddesinin AİHSnin en önemli maddeleri arasında yer aldığını  
ve 3. maddeyle beraber Avrupa Konsey’ini oluşturan demokratik toplumlann temel  
değerlerinden birine yer verdiğini hatırlatmıştır (Bkz. Çakıcı-Türkiye kararı, no: 23657/94,  
§86, 1999-IV ve Finucane-İngiltere, no: 29178/95, §§ 67-71, 2003-VIII). Üstelik 2. maddenin  
sağladığı korumanın önemini kabul eden AÎHM, yaşam hakkına ilişkin şikayetleri dikkatlice  
inceleyerek görüş oluşturmalıdır (Bkz. Ekinci-Türkiye, no: 25625/94, § 70, 18 Temmuz  
2000ve son olarak A.A. ve diğerleri-Türkiye, no:30015/96, §35, 27 Temmuz 2004).  
AİHM, AİHSnin 2. maddesi bakımından davaya ilişkin olaylardan çıkarılan sonuçlar  
hakkında iki tarafın yaptığı yorumların tamamen birbirinden farklı olduğunu saptamıştır.  
Ayrıca AİHM, dava dosyasına konulan belgeler ışığında özellikle Hükümet’in gerçekleştirilen  
adli soruşturmalara ilişkin belgeler ve de tarafların sunduğu görüşler ışığında ortaya çıkan  
soruları inceleyecektir. AİHM bu unsurları değerlendirmek için “her türlü makul şüphenin  
ötesinde” kanıt ilkesini benimsemiş ancak benzeri bir kanıtın bir dizi göstergeden veya  
yeterince önemli, kesin ve tutarlı çürütülemez karinelerin sonucunda ortaya çıktığını  
eklemiştir; ayrıca kanıtların araştırılması sırasında tarafların tutumları da gözönünde  
bulundurulabilir (Bkz. mutatis mutandis , 18 Ocak 1978 tarihli Îrlanda-İngiltere kararı, seri A  
no:25, s. 64-65, § 160-161).  
Başvurana göre babası güvenlik güçleri tarafından götürülmüş ve bu keyfi tutuklama  
süresince yapılan işkencenin ardından ölmüştür. Başvuran, bu iddiasına dayanak olarak  
tanıkların verdikleri ifadeleri mahkemeye sunmuştur.  
AİHM, Fransada oturan başvuranın 29 Ocak 1996 tarihinden itibaren babasının  
akıbeti hakkında bilgi edinmek amacıyla soruşturmadan sorumlu yetkililere birçok mektup  
göndermiştir. Ancak başvuran, işbu başvuruyu yapmadan önce AİHM’ye sunduğu tanık  
ifadeleri gibi delilleri dayanak olarak yetkililerin bilgisine sunmamıştır.  
Bununla birlikte AİHM, başvuran tarafından sunulan beyanların içeriği ile dosya  
unsurları arasındaki bazı çelişkileri kaydetmelidir. Momine Seyhan 6 Kasım 1995 tarihli  
şikayetinde ve iki gün soma düzenlenen ifadesinde sadece kocasının yakalandığım  
açıklamakla yetinmiş ve kızı Fehime Çelik’in yakalanması hakkında hiçbir şey söylememiştir.  
Dosyadan 6 Eylül 1996 tarihli beyanlarında 30 Ekim 1995 tarihinde meydana gelen olayları  
detaylı bir şekilde anlatan Şükran Seyhan’ın 8 Kasım 1995 tarihinde yetkililere mektup  
gönderdiğinde sözkonusu olaylar ve kardeşi Fehime Çelik’in yakalanması hakkında hiçbir  
ayrıntıya girmeden sadece babasının akıbeti hakkında bilgi talebinde bulunduğu ortaya  
çıkmaktadır. Ayrıca dosya, soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla bu iddiaların yetkililere  
sunulduğunu düşündürecek hiçbir unsur içermemektedir.  
8
Kuşkusuz bu tanıkların soruşturmadan sorumlu yetkililer tarafından ya da AİHM  
tarafından dinlenilmesi tercih edilmeliydi. Ancak Seyhan’ın kaybolmasına ve ölümüne ilişkin  
unsurların eksik olması gözönünde bulundurulduğunda AİHM, bu tanıkların dinlenmesinin  
belirtilen olayların koşullarının aydınlatılmasını ve “her türlü makul şüphenin ötesinde”  
kriterine göre Savunmacı Devlet’in sorumluluğunun oluşturulmasını sağlayacağına  
inanmamaktadır (Bkz. mutatis mutandis Veznedaroğlu-Türkiye, no: 32357/96, § 30, 11 Nisan  
2000). AÎHM, delillerin değerlendirilmesi konusunda ikinci derecede role sahiptir ve verilen  
dava koşulları, delilleri değerlendirmesini gerektirmediğinde olaylara bakmaya yetkili olan  
birinci derece mahkemenin rolünü üstlenmede tedbirli olmalıdır (Tahsin Acar-Türkiye, no:  
26307/95, § 216, 8 Nisan 2004).  
AÎHM, elinde bulunan unsurlardan yola çıkarak başvuranın babasının Devlet  
görevlileri tarafından götürülüp tutuklandığı iddiasının bir sav ve spekülasyondan başka bir  
şey olmadığı ve yeterince kayda değer unsurlara dayanmadığı kanaatindedir. AÎHM bu  
koşullarda Süleyman Seyhan’ın götürülmesi, kaybolması ve ölümünde Savunmacı  
Hükümet’in sorumlu olduğunun her türlü makul şüphenin ötesinde oltaya konulmadığını  
saptamıştır.  
Sonuç olarak bu bakımdan AİHS’nin 2. maddesinin hiçbir ihlali bulunmamaktadır.  
2. Yürütülen soruşturmaların niteliği hakkında  
AİHM, AİHSnin 2. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının korunması  
yükümlülüğünün, 1. madde gereğince Devlet’in üzerine düşen “kendi yetki alanları içinde  
bulunan herkese bu Sözleşme’nin (...)de açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[mak]” genel  
göreviyle birlikte, zor kullanmaya başvurmanın ölüme sebebiyet verdiği durumda etkili  
soruşturma yürütmeyi zorunlu ve gerekli kıldığım hatırlatmıştır (Bkz. mutatis mutandis, 27  
Eylül 1995 tarihli McCann ve diğerleri-İngiltere karan, seri A no:324, s. 49, § 161 ve 19  
Şubat 1998 tarihli Kaya-Türkiye kararı, 1998-1, s.329, § 105).  
AİHM, yukarıda sözüediien yükümlülüğün, sadece bir devlet görevlisinin ölüme  
sebebiyet verdiğinin tespit edildiği durumlar için geçerli olmadığının altını çizmiştir.  
Makamların ölüm olayından haberdar olmaları, 2. madde uyarınca, olayın meydana geldiği  
koşullar hakkında etkili soruşturma yapma yükümlülüğünü ipso facto doğurmaktadır (Bkz.  
mutatis mutandis 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi- Türkiye kararı, s. 1778, § 82, 2 Eylül 1998  
tarihli Yaşa-Türkiye kararı, s. 2438, §100 ve Hugh Jordan-İngiltere kararı, no: 24746/94, §§  
107-109, 2001-III).  
AÎHM, ayrıca, soruşturmanın etkililik kriterine cevap veren araştırmanın niteliği ve  
derecesinin dava koşullarına bağlı olduğunu değerlendirmektedir. Dava koşullan, değeri olan  
bütün olaylar ve soruşturma yöntemi esas alınarak değerlendirilmektedir. Meydana  
gelebilecek durumların çeşitliliği, sade bir soruşturma işlem listesine veya basitleştirilmiş  
diğer kriterlere indirgenemez (Bkz. mutatis mutandis, Velikova-Bulgaristan, no: 41488/98, §  
80, 2000-VI).  
İşbu durumda, dosyadan, Cumhuriyet Başsavcısinın kaybolma olayından haberdar  
olur olmaz soruşturma başlattığı ortaya çıkmaktadır. Cumhuriyet Başsavcısı maktulun eşi  
tarafından isimleri açıklanan köy korucularını ve diğer bir şikayetçi tarafından isimleri verilen  
askerlerin ifadelerini almıştır. Cumhuriyet Başsavcısı, cesedin bulunmasının hemen ardından  
olay yerine gitmiş ve cesedin ayrıntılı ve tam otopsisini yapmıştır.  
9
İlk soruşturmanın AİHS’nin 2. maddesinin yetkililere zorunlu kıldığı yükümlülüklere  
ilk bakışta uygun olarak görünmesine rağmen AİHM, yetkililerin kaybolma olayına ilişkin  
köy korucuları hakkındaki şüphelerden haberdar olur olmaz yapılan soruşturma şeklinin,  
aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı eksiksiz veya tatmin edici olduğunun söylenemeyeceği  
kanaatine varmıştır.  
Öncelikle maktulun eşi, eşini götüren kişileri tanıdığını söylemiş ve isimlerini de  
açıklamıştır. Bu köy korucularım dinleyen Cumhuriyet Başsavcısı, ifadeyi veren yani  
maktulun eşi ile köy korucularını karşı karşıya getirmeyi hiçbir zaman düşünmemiştir. Bu  
kişilerin verdikleri beyanlarla yetinen Cumhuriyet Başsavcısı, 30 Ekim 1995 tarihli olayların  
gerçek koşullarım belirlemeye çalışmamıştır.  
Ayrıca delil unsurları, bu köy korucularının verdiği beyanların doğruluğunun  
soruşturma boyunca araştırılmaya çalışıldığını ortaya çıkarmamaktadır. Dosyada, olay  
hakkında tanıklık edebilecek herkesi dinlemek için girişimlerde bulunulduğunu gösterecek  
hiçbir şey bulunmamaktadır.  
AİHM, bu koşullarda, ulusal mercilerin başvuranın babasının kaybolması ve ölümü  
hakkında yeterli ve etkili soruşturma yürütmedikleri sonucuna varmıştır. Dolayısıyla  
AİHSnin 2. maddesi uyarınca Devlet’in üzerine düşen usule ilişkin yükümlülükler yerine  
getirilmemiştir.  
Bu bağlamda AİHSnin 2. maddesi ihlal edilmiştir,  
ppUGhĶoz˅uĶuGXZUGthkklzĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzp  
Başvuran, şikayetleri hakkında etkili başvuru yapmaktan mahrum edildiğinden  
şikayetçi olarak AİHS’nin 13. maddesini ileri sürmüştür.  
AİHMnin içtihadına göre AİHSnin 13. maddesi, AİHS’de yer alan hak ve  
özgürlüklerden yararlanmayı sağlayan başvurunun, iç hukukta bulunmasını güvence altına  
almaktadır. Bu madde hükmü, AİHS’ye dayanan “savunulabilir şikayetin içeriğini  
incelemeyi öngören bir iç başvuru öngörmekte ve sözkonusu hükmü yerine getirirken Devlete  
belli bir takdir marjı tanımakla birlikte uygun düzeltmeyi sağlamaktadır. 13. maddeden doğan  
yükümlülüğün kapsamı başvuranın AİHS’ye dayandırdığı şikayetin niteliğine göre  
değişmektedir. Ancak 13. maddenin gerektirdiği başvuru, özellikle başvurunun  
uygulanmasının Savunmacı Devlet mercilerinin eylem veya ihmalleriyle haksız yere  
engellenmemesi içİıı hukukta olduğu gibi uygulamada da “etkili” olmalıdır (sözüedilen Kaya  
kararı, §106).  
Yaşamın korunması hakkının öneminden dolayı 13. madde gerekli olduğu takdirde  
tazminatın verilmesi dışında ölümden sorumlu kişilerin kimliklerinin tespit edilmesi ve  
cezalandırılmasına yönelik uygun derin ve etkili araştırmaları ve şikayetçinin soruşturma  
işlemine etkili şekilde ulaşmasını gerekli kılmaktadır (sözüedilen Kaya kararı, §107).  
AİHM, davada sunulan deliller gözönüııde bulundurulduğunda, makul şüphenin  
ötesinde Devlet görevlilerinin başvuranın babasını tutukladığının veya başka bir şekilde  
ölümüne karışmış olduklarının ispatlanmadığı sonucuna varmıştır. Ancak AİHMnin daha  
önceki davalarda belirttiği gibi bu koşul, 2. madde bakımından yapılan şikayeti, 13. madde  
10  
gereğince “savunulabilir” özelliğinden yoksun bırakmamaktadır (sözüediien Kaya kararı, §  
107 ve sözüediien Yaşa kararı, § 113). AİHM, bu bağlamda, başvuranın babasının yasadışı  
adam öldürme eylemi kurbanı olduğuna ve dolayısıyla ilgilinin “savunulabilir bir şikayet”  
sunduğunun düşünülebileceğine hiç kimsenin itiraz etmediğini ortaya çıkarmıştır.  
Dolayısıyla yetkililerin, başvuranın babasının ölüm koşullan hakkında etkili  
soruşturma yürütme zorunluluğu bulunmaktaydı. Aşağıda açıklanan nedenlerden dolayı etkili  
cezai soruşturmanın, 2. maddenin gerekli kıldığı soruşturma zorunluluğunun ötesinde  
gerekliliklere yer veren 13. maddeye uygun olarak yürütüldüğü düşünülemez (sözüediien  
Kaya kararı, § 107). AİHM, buradan yola çıkarak başvuranın, babasının ölümü hakkında  
etkili başvurudan ve özellikle tazminat davası gibi mevcut diğer başvurulara erişme  
olanağından yoksun bırakıldığı sonucuna varmıştır.  
Bu bağlamda AİHSnin 13. maddesi ihlal edilmiştir.  
pppUGhĶoz˅uĶuG\UGthkklzĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzp  
AİHM, Savunmacı Devletin başvuranın babasının kaybolması ve ölümünden sorumlu  
olduğunun, her türlü makul şüphenin ötesinde ortaya konulmadığı sonucuna vardığım  
hatırlatmıştır. Böylece AİHM, başvuranın şikayetlerinin olgusal dayanaktan yoksun oldukları  
kanaatine varmıştır.  
Bu bağlamda AİHS’nin 5, maddesi ihlal edilmemiştir.  
p}UGhĶoz˅uĶuG[XUGthkklzĶuĶuG|€n|shuthzpGohrrpukhG  
AÎHSnin 41. maddesi gereğince,  
hUG{ˆ¡”•ˆ›  
Başvuran, kendi ve babasının bakmakla yükümlü olduğu kişiler adına, babasının  
kaybolması ve ölümüyle beraber bu fiillerden sorumlu kişilerin kimliklerinin tespit edilmesi  
ve cezalandırılmasına yönelik soruşturmanın bulunmamasından kaynaklanan manevi tazminat  
adı altında 25.000 İngiliz Siterlini (GBP) (36.755,23 euro (EUR)) talep etmektedir.  
Hükümet başvuranın iddialarına itiraz etmektedir; bu iddiaları dayanaktan yoksun ve  
abartılı bulmaktadır.  
AİHM, başvurunun Süleyman Seyhan’ın eşi ve çocukları adına yapılmadığını  
kaydetmiştir. Sonuç olarak Süleyman Seyhan’ın eşi ve çocukları adına dile getirilen manevi  
tazminat talebini reddetmiştir (sözüediien Tahsin Acar karan, § 263).  
AİHM, başvuranın kendisinin uğradığı manevi zarar için yapılan talep hakkında,  
yetkililerin, AÎHS’nin 2 ve 13. maddelerinin yer verdiği işlem zorunluluğuna rağmen  
başvuranın babasının kaybolması ve ölümüne ilişkin koşullar hakkında etkili soruşturma  
yürütmediklerini hatırlatmıştır. AÎHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 10.000 EUR  
verilmesine karar vermiştir.  
iUGtˆš™ˆGŒGoˆ™Šˆ”ˆ“ˆ™  
11  
Başvuran, hukuki savunma, telefon konuşmaları, posta masrafları için 5.920 GBP  
(8.703,64 EUR) ve çeviriler için 1.650 GBP (2.425,84 EUR) yani toplam 7.570 GBP  
(11.129,48) talep etmiştir. Başvuran kanıt göstermiştir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir; bu iddiaları dayanaktan yoksun ve abartılı  
bulmaktadır.  
AİHM, başvuranın şikayetlerini AİHS alanında ortaya koymayı kısmen başardığını ve  
sadece 41. madde bakımından gerçekten ve gerekli olduğundan dolayı yapılan masraf ve  
harcamaların ödeneceğini hatırlatmıştır. AİHM, hakkaniyete uygun olarak ve ilgilinin ifade  
ettiği iddiaları ayrıntılı olarak inceleyerek, adli yardım adı altında Avrupa Konsey’inden  
alınan 4.100 Fransız Frangı’nın (625,04 EUR) 5.000 EUR’dan düşürülerek kalan tutarın  
başvurana ödenmesine karar vermiştir.  
jUG{Œ”Œ™™Ă›Gˆ¡  
AİHM, Avrupa Merkez Bankasınm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit  
faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.  
i|GnlylrÍlslylGkh€hspGvshyhrGthorltlSGv€iĶysĶĤĶ€sl  
1. AİHSnin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;  
2. AİHSnin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
3. AÎHSnin 5. maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) Bu kararın, AÎHSnin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümetin başvurana:  
i.  
manevi tazminat için 10.000 EUR (on bin euro);  
ii.  
masraf ve harcamalar için, adli yardım adı altında alınan 625,04 EUR (altı  
yüz yirmi beş euro dört cent) 5.000 EUR’dan düşürülerek kalan tutarı;  
iii.  
miktara yaıısıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte  
Ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasımn kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
karar vermiştir.  
Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
12  
İşbu kaıar Fransızca olarak hazırlanmış ve 2 Kasım 2004 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir  
13