Kuşkusuz bu tanıkların soruşturmadan sorumlu yetkililer tarafından ya da AİHM
tarafından dinlenilmesi tercih edilmeliydi. Ancak Seyhan’ın kaybolmasına ve ölümüne ilişkin
unsurların eksik olması gözönünde bulundurulduğunda AİHM, bu tanıkların dinlenmesinin
belirtilen olayların koşullarının aydınlatılmasını ve “her türlü makul şüphenin ötesinde”
kriterine göre Savunmacı Devlet’in sorumluluğunun oluşturulmasını sağlayacağına
inanmamaktadır (Bkz. mutatis mutandis Veznedaroğlu-Türkiye, no: 32357/96, § 30, 11 Nisan
2000). AÎHM, delillerin değerlendirilmesi konusunda ikinci derecede role sahiptir ve verilen
dava koşulları, delilleri değerlendirmesini gerektirmediğinde olaylara bakmaya yetkili olan
birinci derece mahkemenin rolünü üstlenmede tedbirli olmalıdır (Tahsin Acar-Türkiye, no:
26307/95, § 216, 8 Nisan 2004).
AÎHM, elinde bulunan unsurlardan yola çıkarak başvuranın babasının Devlet
görevlileri tarafından götürülüp tutuklandığı iddiasının bir sav ve spekülasyondan başka bir
şey olmadığı ve yeterince kayda değer unsurlara dayanmadığı kanaatindedir. AÎHM bu
koşullarda Süleyman Seyhan’ın götürülmesi, kaybolması ve ölümünde Savunmacı
Hükümet’in sorumlu olduğunun her türlü makul şüphenin ötesinde oltaya konulmadığını
saptamıştır.
Sonuç olarak bu bakımdan AİHS’nin 2. maddesinin hiçbir ihlali bulunmamaktadır.
2. Yürütülen soruşturmaların niteliği hakkında
AİHM, AİHS’nin 2. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının korunması
yükümlülüğünün, 1. madde gereğince Devlet’in üzerine düşen “kendi yetki alanları içinde
bulunan herkese bu Sözleşme’nin (...)de açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[mak]” genel
göreviyle birlikte, zor kullanmaya başvurmanın ölüme sebebiyet verdiği durumda etkili
soruşturma yürütmeyi zorunlu ve gerekli kıldığım hatırlatmıştır (Bkz. mutatis mutandis, 27
Eylül 1995 tarihli McCann ve diğerleri-İngiltere karan, seri A no:324, s. 49, § 161 ve 19
Şubat 1998 tarihli Kaya-Türkiye kararı, 1998-1, s.329, § 105).
AİHM, yukarıda sözüediien yükümlülüğün, sadece bir devlet görevlisinin ölüme
sebebiyet verdiğinin tespit edildiği durumlar için geçerli olmadığının altını çizmiştir.
Makamların ölüm olayından haberdar olmaları, 2. madde uyarınca, olayın meydana geldiği
koşullar hakkında etkili soruşturma yapma yükümlülüğünü ipso facto doğurmaktadır (Bkz.
mutatis mutandis 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi- Türkiye kararı, s. 1778, § 82, 2 Eylül 1998
tarihli Yaşa-Türkiye kararı, s. 2438, §100 ve Hugh Jordan-İngiltere kararı, no: 24746/94, §§
107-109, 2001-III).
AÎHM, ayrıca, soruşturmanın etkililik kriterine cevap veren araştırmanın niteliği ve
derecesinin dava koşullarına bağlı olduğunu değerlendirmektedir. Dava koşullan, değeri olan
bütün olaylar ve soruşturma yöntemi esas alınarak değerlendirilmektedir. Meydana
gelebilecek durumların çeşitliliği, sade bir soruşturma işlem listesine veya basitleştirilmiş
diğer kriterlere indirgenemez (Bkz. mutatis mutandis, Velikova-Bulgaristan, no: 41488/98, §
80, 2000-VI).
İşbu durumda, dosyadan, Cumhuriyet Başsavcısinın kaybolma olayından haberdar
olur olmaz soruşturma başlattığı ortaya çıkmaktadır. Cumhuriyet Başsavcısı maktulun eşi
tarafından isimleri açıklanan köy korucularını ve diğer bir şikayetçi tarafından isimleri verilen
askerlerin ifadelerini almıştır. Cumhuriyet Başsavcısı, cesedin bulunmasının hemen ardından
olay yerine gitmiş ve cesedin ayrıntılı ve tam otopsisini yapmıştır.
9