AVRUPA  
KONSEYİ  
C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
, *  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
TANRIKULU VE DİĞERLERİ  
-
TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:50086/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
3 M a y ıs 2 0 0 7  
İşbu karar Sözleşme nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
ı
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (50086/99) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaşları Sinan Tanrıkulu, Yusuf Tosun, Mahmut Vefa, Mehmet Mansur Reşitoğlu,  
Mehmet Selim Kurbanoğlu ve Ferda Pokercenin (Başvuranlar) Avrupa İnsan Haklan  
Mahkemesi’ne 10 Temmuz 1999 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin (AİHS) 34.  
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuranlar, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından Mustafa Sezgin Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedirlar.  
OLAYLAR  
DAVA KOŞULLARI  
Başvuranlar sırasıyla 1966, 1965, 1964, 1970, 1970 ve 1975 doğumlu olup Diyarbakır’da  
ikamet etmektedirler. Başvuranlar Diyarbakır Barosu’na bağlı olarak avukatlık  
yapmaktadırlar.  
Olayların meydana geldiği dönemde başvuranlar Sinan Tanrıkulu ve Mehmet Mansur  
Reşitoğlu HADEP ve İnsan Haklan Demeği Diyarbakır Şubesi üyesiydiler. Başvuran Yusuf  
Tosun adıgeçen partinin üyesi, Mehmet Selim Kurbanoğlu ise bu partinin Diyarbakır il  
yönetim kurulu başkan yardımcısıydı.  
Başvuranlar Mahmut Vefa, Mehmet Mansur Reşitoğlu, Sinan Tanrıkulu, Mehmet Selim  
Kurbanoğlu ve Ferda Pokerce 16 Şubat 1999 tarihinde FIADEP il binasından çıktıkları esnada  
polis tarafından yakalanmışlardır. Düzenlenen yakalama tutanağında başvuranların yakalanma  
nedenleri belirtilmemiştir.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından bir arama  
müzekkeresi çıkarılması için Cumhuriye Savcılığına başvurmuştur. Emniyet Müdürlüğü bir  
takım şahısların HADEP il merkezinde toplandığını ve yasadışı örgütün eski lideri Abdullah  
Öcalan’ın yaklamnasınm ardından sözkonusu şahısların protesto eylemi ve silahlı saldırı  
hazırlığında olduklarından şüphelendiğini belirtmiştir. Emniyet Müdürlüğü bu kuşkularını,  
kendisine gelen isimsiz telefon ihbarlarına ve KürtçüKik yanlısı MED TV’de yayınlanan  
programlara dayandırmıştır.  
Davaya bakan hakim, HADEP il merkezinde protesto eylemi planlanması ihtimalini göz  
önünde bulundurarak aynı tarihte bir arama müzekkeresi çıkarmıştır.  
1 7 Ş u b at 1 9 9 9 tarih in d e y ap ılan aram ay ı m ü teak ip Y u su f T o su n y ak alan m ıştır. A ram a v e  
yakalama tutanağında yakalanma nedenleri belirtilmemiştir.  
Davaya bakan hakim 20 Şubat 1999 tarihinde başvuranların gözaltı süresini iki gün  
uzatmıştır.  
İzleyen gün başvuranlar, haklarında yapılan suçlamalara ilişkin olarak polis tarafından  
sorgulanmışlardır.  
Başvuranlar 22 Şubat 1999 tarihinde savcı tarafından ifadeleri alındıktan sonra serbest  
bırakılmışlardır. Mehmet Mansur Reşitoğlu ve Mahmut Vefa polislerin kendilerine tedbir  
amaçlı olarak yakalandıklarını ifade etmişlerdir.  
Cumhuriyet Savcılığı 13 Şubat 1999 tarihinde başvuranların yasadışı bir örgüte üye oldukları  
konusunda delil yetersizliği gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
Başvuranlar, bir suç işlediklerine dair makul sebep bulunmadığı ve yakalanma nedenlerinin  
kendilerine bildirilmediği gerekçesiyle yakalanmalarının yasal olmadığını iddia etmektedirler.  
Uzun gözaltı sürelerinden şikayetçi olan başvuranlar gözaltında tutulmalarına itiraz etmek  
üzere ya da uzun gözaltı süresi sebebiyle bir tazminat elde etmek için bir başvuru yolu  
bulunmamasından yakınmaktadırlar. Başvuranlar bu hususta AİHS’nin 5 §§ 1 c), 2, 3, 4, ve 5  
maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
A, Kabuledilebilirliğe dair  
1 . 5 § 1 c ) m a d d e s i  
Başvuranlar suç işledikleri yolunda kendilerinden kuşku duyulması için bir neden olmadığı  
halde özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarım savunmaktadırlar.  
Hükümete göre, başvuranların halkı protesto eylemlerine teşvik edecekleri yolunda kuşku  
duymak için makul nedenler bulunması sebebiyle yaklanmaları yasalara uygundu. Ayrıca suç  
işlenmesinin önlenmesi için başvuranların yakalanması zorunluluk arz etmekteydi.  
AÎHMye göre, yakalama işleminin makul’ nedenlere dayandırılması prensibi AÎHSnin  
5 § 1 c) m addesinde keyfi özgürlük m ahrum iyetine karşı sunulan tem el korum a unsurlarından  
birini oluşturur. Makul şüphelerin varlığı objektif bir gözlemcinin ilgili şahsın suçu işlediğine  
ilişkin olgu ya da bilgilerin bulunduğu konusunda ikna edilmesi anlamını taşır. Ancak ‘makul’  
niteliği koşulların tamamına bağlıdır (bkz. Fox, Campbell ve Hartley - Birleşik Krallık, 30  
Ağustos 1990 tarihli karar, § 32).  
îlgili hakkında suçlama yapılmamış olması ya da hakim karşısına çıkarılmamış olması  
özgürlük mahrumiyetinin 5 § 1 c) maddesine uygun bir hedef güdülmediği anlamına gelmez.  
Bu tür bir hedefin varlığı gerçekleşmesinden bağımsız olarak ele alınmalıdır. AÎHS’nin 5 § 1  
maddesinin c) bendi uyarınca bir suçlamada bulunulabilmesi için, polisin, yakalamanın  
yapıldığı anda ya da gözaltı sırasında yeterli delilleri toplamış olması gerekmez. 5 § 1  
maddesinin c) bendi, yakalamanın dayandırıldığı somut şüphelerin teyit edilmesi veya ortadan  
kaldırılması suretiyle tutululuk sırasında yapılan sorgulama ceza soruşturmasının  
tamamlanmasını amaçlar. Bu itibarla şüphe doğmasına neden olan olaylar, ceza soruşturması  
sürecinin bir sonraki aşamasında ortaya çıkan kararı haklı kılmak ya da bir suçlamada  
bulunmak için gereken seviyede olmak zorunda değildir (bkz. Murray - Birleşik Krallık, 28  
Ekim 1994 tarihli karar, § 55).  
Mevcut davada, polislerin başvuranları yakalama nedenleri yakalama tutanaklarında  
belirtilmemiştir. Ancak Diyarbakır Emniyet Mtidürlüğü’nün 17 Şubat 1999 tarihli talebinden  
3
polisin 16 Şubat 1999 tarihinde bazı kimselerin HADEP binasında toplandığını tespit ettiği  
anlaşılmaktadır. Gelen isimsiz telefonlar ve MED TVde yayınlanan programların ardından  
polis, sözkonusu şahısların eski PKK liderinin yakalamnası dolayısıyla protesto eylemi ve  
silahlı saldırı hazırlığı içinde olduklarından endişe etmiştir.  
Bu koşullar altında AİHM, olayların meydana geldiği dönemin özel koşullarım dikkate almış  
ve polisin elindeki bilgilerin ciddiye alınabilecek nitelikte bilgiler olduğu kanaatine varmıştır.  
AİHM, başvuranların yakalanmasına neden olan şüphelerin somut olaylara (yapılan ihbarlar  
ve gösteriler düzenlemeye çağıran televizyon programları gibi) dayanması sebebiyle gereken  
seviyeye ulaştığını değerlendirmektedir. Sözkonusu özgürlük mahrumiyeti ilgililer üzerindeki  
şüphelerin doğrulanmasına ya da dağıtılmasına yönelikti.  
Bu itibarla sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup AİHSnin 35 §§ 3 ve 4 maddesi  
uyarınca reddedilmelidir.  
2. 5 § 2 m addesi  
Başvuranlar 2. paragrafta kayıt altma alınan ivedilik ilkesine aykırı bir şekilde, yakalanma  
nedenleri ve haklarında yapılan suçlamalarla ilgili olarak 21 Şubat 1999 tarihli sorgulamanın  
sonuna kadar kendilerine bilgi verilmediğini iddia etmektedirler.  
AİHM, Yusuf Tosunun 17 Şubat 1999 tarihinde HADEP binasında yapılan arama sonucunda  
yakalandığını not etmektedir. Her ne kadar arama ve yakalama tutanağında yakalanma  
nedenleri belirtilmemişse de yapılan aramanın bir müzekkere uyarınca gerçekleştirildiği  
olgusu yadsınamaz. Sözkonusu müzekkerede müzekkerenin hangi gerekçeyle çıkarıldığı  
belirtilmiştir. Başvuranın arama müzekkeresinin muhtevası hakkında bilgi sahibi olmadığı  
ortaya konulmadığı gibi iddia da edilmemiştir.  
Bu itibarla sözkonusu şikayet Yusuf Tosun ile ilgili bölümü bakımından açıkça dayanaktan  
yoksun olup AİHSnin 35 §§ 3 ve 4 maddesi açısından reddedilmelidir.  
Diğer başvuranlarla ilgili olarak ise AİHM, tarafların tüm argümanları dikkate alındığında,  
sözkonusu şikayetin, olaylara ve hukuka ilişkin olarak başvurunun bu aşamasında çözümü  
mümkün olmayan ciddi sorular gündeme getirdiğini, bu nedenle esastan incelenmesi gerektiği  
kanaatindedir. Bu itibarla sözkonusu şikayet AÎHSnin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça  
dayanaktan yoksun ilan edilemez. Başkaca bir kabuledilmezlik gerekçesi tespit edilememiştir.  
3. 5 §§ 3 ve 4 m addesi  
Hükümet, şikayetlerini DGM önünde yapılan yargılama çerçevesinde sunmadıkları  
gerekçesiyle başvuranların AÎHS’nin 35. maddesi anlamında içhukuk yollarını  
tüketmediklerini savunmaktadır.  
AİHM, Cumhuriyet Savcılığı’nın takipsizlik kararı vermesi neticesinde başvuralar hakkında  
herhangi cezai usul işlemi başlatılmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle AİHM Hükümet’in  
itirazını reddetmektedir.  
4
AÎHM bu şikayetlerin AÎHS’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. AİHM, sözkonusu şikayetlerin başkaca bir kabuledilmezlik  
gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu şikayetleri kabuiedilebilir ilan  
etmek yerinde olacaktır.  
4. 5 § 5 maddesi  
AİHM bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir.  
Başkaca bir kabuledilmezlik gerekçesi tespit edilmemiştir. Bu itibarla AİHM sözkonusu  
şikayeti kabuiedilebilir ilan etmektedir.  
i UGl š ˆ š ˆ G‹ ˆ ™  
1, 5 § 2 maddesi  
Başvuranlar Sinan Tannkulu, Mahmut Vefa, Mehmet Mansur Reşitoğlu, Mehmet Selim  
Kurbanoğlu ve Ferda Pokerce 21 Şubat 1999 tarihinde yapılan sorgulamanın sonuna değin  
yakalanma nedenlerinin kendilerine bildirilmemesinden yakınmaktadırlar.  
Hükümet, başvuranlarla ilgili olarak bir yakalama zaptı düzenlendiğini ve bunun  
başvuranlarca imzalandığını iddia etmektedir. Bu nedenle Hükümet’e göre başvuranların  
yakalanma nedenleri konusunda bilgilendirildikleri aşikardır.  
AİHM, 5. maddenin 2. paragrafında temel bir güvencenin dile getirildiğini hatırlatmaktadır.  
Bu güvence uyarınca, yakalanan her kişiye özgürlüğünden yoksun bırakılma nedenleri  
bildirilmelidir. 5. maddede sunulan koruma sistemiyle beraber ele alınması gereken bu  
hüküm, sözkonusu kişiye, 4. paragraf uyarınca yakalanmasının yasaîllığım bir mahkeme  
önünde tartışabilmesi amacıyla anladığı bir dille ve basit bir biçimde özgürlüğünden yoksun  
bırakılmasının olgusal ve hukuki nedenleri hakkında bilgi verilmesi yükümlülüğünü getirir.  
Bu bilgiler ilgiliye «en kısa zamanda» verilmelidir. Ancak yakalamayı gerçekleştiren polis bu  
bilgilerin tamamını olay yerinde veremeyebilir. Başvurana gerekli bilgilerin yeterince ve kısa  
bir zaman içinde verilip verilmediğini belirlemek için olaym özelliklerine bakmak  
gerekmektedir (Fox, Campbell ve Hartiey - Birleşik Krallık, adıgeçen, § 40).  
Mevcut davada başvuranlar HADEP binasından çıktıkları esnada sokakta yakalanmışlardır.  
Başvuranların yakalanma nedenleri yakalama tutanaklarında belirtilmemiştir. Polis,  
başvuranları yakalanmalarından beş gün soma 21 Şubat 1999 tarihinde sorgulamıştır.  
Başvuranlara yakalanma nedenleri sorgulama sırasında bildirilmiştir. Başvuranların  
yakalanma nedenlerini bu tarihten önce öğrendiklerini gösteren herhangi bir dosya unsuru  
mevcut değildir. Bu hususta Hükümet, başvuranlarla ilgili bir yakalama zaptı tutulduğunu ve  
bu zaptın başvuranlarca imzalandığını savunsa dahi, başvuranlarla ilgili olarak yalnızca  
yakalama tutanağı düzenlendiği tespit edilmektedir. Başvuranlara ilişkin yakalama  
tutanaklarında ise yakalanma nedenleri hususunda herhangi bir bilgi verilmemektedir.  
Ayrıca başvuranların hangi gerekçeyle yakalandıklarını anlamış olduklarına dair herhangi bir  
dosya unsuru bulunmamaktadır. Başvuranlar yakalandıkları esnada bir suç eylemi işleme  
durumunda değillerdi (karşılaştırınız Dikme - Türkiye, no: 20869/92, § 54). Ceza  
5
soruşturmasının takipsizlik kararıyla neticelenerek ilgililer aleyhinde herhangi bir cezai usul  
işlemi başlatılmadığını kaydetmek bu bakımdan yerinde olacaktır.  
Bu itibarla AİHM, yakalanma nedenleri hakkında başvuranlara, AİHS’nin 5 § 2 maddesinde  
öngörülen ivedilik ilkesine uygun bir biçimde bilgi verilmediği sonucuna varmaktadır.  
Dolayısıyla sözkonusu hüküm ihlal edilmiştir.  
2. 5 § 3 maddesi  
Başvuranlar aşırı gözaltı sürelerinden şikayetçi olmaktadırlar.  
Hükümet, başvuranların gözaltı süresinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan  
mevzuata uygun olduğunu savunmaktadır. Hükümet, gözaltı süresinin uzatılmasının  
yakalananların sayısı ve toplanan delillerin hacmi göz önüne alındığında zorunlu olduğunu  
eklemektedir.  
Mevcut davada Yusuf Tosun’un gözaltı süresi 17 Şubat 1999 tarihinde, diğer başvuranların  
gözaltı süresi 16 Şubat 1999 tarihinde başlamıştır. Başvuranların gözaltı süreleri serbest  
bırakılmalarıyla birlikte sona ermiştir. Bu itibarla Yusuf Tosun beş gün, diğer başvuranlar ise  
altı gün boyunca gözaltında tutulmuşlardır.  
AİHM, Brogan ve diğerleri davasında, ilgilinin adli denetim olmaksızın dört gün altı saat  
gözaltında tutulmasının, -toplumun terörden korunması amacına yönelik olsa dahi 5 § 3.  
maddede öngörülen katı sınırları aştığına hükmetmiştir (adıgeçen, § 62).  
Bu nedenle AİHM, başvuranların Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri alınana ve serbest  
bırakılana değin beş ila altı gün süresince gözaltında tutulmalarının zorunluluk arzettiği  
hususunu kabul etmemektedir.  
Bu itibarla AİHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.  
3, 5 § 4 maddesi  
Başvuranlar, kendilerine uygulanan tedbirlerin yasallığımn denetlenmesini sağlayabilmeleri  
için herhangi bir başvuru yolu bulunmadığından şikayetçi olmaktadırlar.  
Hükümet, başvuranların, yasadışı olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılan kimselerin  
tazmin edimesini öngören 466 sayılı yasa uyarınca tazminat talep etme hakkına sahip  
olduklarını ifade etmektedir.  
AİHM, hızlı ve otomatik bir adli denetim olmaksızın gözaltında tutulan başvuranlardan  
tazminat talebinde bulunmalarını istemenin, AÎHS’nin 5 § 5 maddesinde öngörülen  
güvenceden tamamen farklı bir güvence sunan 5 § 4 maddesinin niteliğini değiştireceği  
kanaatindedir (bkz., mutatis mutandis, yağcı ve sargın - Türkiye, 8 Haziran 1995, s. 17, § 44).  
Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 128 § 4 maddesinde, yakalamanın ve gözaltının  
yasaya uygunluğunun denetlemesi için davaya bakan hakime başvurulması şeklinde  
öngörülen başvuru yoluna ilişkin olarak AİHM, 46221/99 no’lu Öcalan - Türkiye kararının §§  
6
64-72 paragraflarında ulusal hakim tarafından Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128 §  
4 maddesi uyarınca tutululuğun yasallığına ilişkin gerçekleştirilen denetimin AÎHS’nin 5 § 4  
maddesinin gereklerini karşılamadığı kanaatine vardığını hatırlatmaktadır. AİHM ayrıca  
başvuranın gözaltında tutulduğu süreyle ilgili olarak AİHM, başvurana karşı getirilen  
suçlamaların ciddiyetini ve gözaltı süresinin ulusal mevzuatta belirtilen süreyi geçmediği ve  
bu noktada davaya bakan hakime yapılacak bir itirazın çok az bir başarı beklentisinin olacağı  
kanaatine varmıştır.  
AİHM, adıgeçen davada varılan sonuçların mevcut dava için de geçerli olduğu kanısındadır.  
Bu itibarla AİHS’nin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.  
4. 5 § 5 maddesi  
Başvuranlar, bir tazminat elde etmeleri için başvuru yolu bulunmadığından şikayetçi  
olmaktadırlar. Başvuranlar, yasadışı olarak yakalanan ya da tutulan kişileri tazminat  
ödenmesini öngören 466 sayılı kanunun 1. maddesinin uygun ve etkili bir hukuk yolu olarak  
değerlendirilemeyeceğini iddia etmektedirler.  
AİHM özgürlük mahrumiyetinin 1, 2, 3 ya da 4. paragraflara aykırı koşullarda gerçekleştiği  
gerekçesiyle tazminat talebinde bulunma imkanının mevcut olması durumunda 5. maddenin  
5 . p a ra g ra fın a u y u lm u ş o la c a ğ ın ı h a tırla tm a k ta d ır (fVassink—Hollanda, 2 7 E y lü l 1 9 9 0 , § 3 8 ).  
5 . p a ra g ra fta sö z ü e d ile n ta z m in a t h a k k ı, d iğ e r p a ra g ra fla rd a n b irin in ih la lin in y e tk ili u lu sa l  
makam ya da AİHS kuramlarından biri tarafından ortaya konulmasını ister.  
Mevcut davada AÎHM, yakalanma nedenleri hakkında başvuranlara bilgi verilmediği, gözaltı  
süresinin aşırılığı ve bu hususta etkili bir başvuru yolu bulunmadığı gerekçeleriyle AİHSnin  
5 . m a d d e sin in 2 , 3 , v e 4 . p a ra g ra fla rın ın ih la l e d ild iğ i so n u c u n a v a rm ıştır. B u n d a n so n ra  
başvuranların uğradıkları zarar için tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığına  
karar vermek gerekecektir.  
AİHM, 466 sayılı kanunun 1. maddesi hükümleri uyarınca başvuranların savcılık tarafından  
yürütülen soruşturmanın takipsizlik kararıyla sonuçlanması nedeniyle bir tazminat talebinde  
bulunma imkanları olduğunu kaydetmektedir. Ulusal mahkemeler böylesi bir durumda  
tazminata hükmetmek için yalnızca takipsizlik kararım esas almaktadırlar. Bu, takipsizlik  
kararının otomatik bir sonucu olup hiçbir biçimde özgürlük mahrumiyetinin yasadışılığının  
tespiti anlamına gelmemektedir.  
Netice itibariyle AİHM, Türk Hukukunun iddia edilen ihlallerle ilgili olarak başvuranlara bir  
tazminat hakkı tanıdığı hususunda ikna olmamıştır. Bu nedenle AİHS’nin 5 § 5 maddesi ihlal  
edilmiştir.  
7
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
h U G { ˆ ¡ ”  • ˆ ›  
Başvuranlar manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AİHM, Yusuf Tosun’a 500 Euro, diğer başvuranlara ise 1.500’er Euro ödenmesinin yerinde  
olacağı kanaatindedir.  
i U G t ˆ š ™ ˆ  G Œ G  ˆ ™ Š ˆ ” ˆ “ ˆ ™  
Başvuranlar AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 3,560 Euro talep  
etmektedirler. Başvuranlar belge olarak Diyarbakır Barosu avukatlık ücret tarifesini esas alan  
bir sözleşme ve avukat çalışma saatlerini gösterir bir makbuz sunmaktadırlar.  
Hükümet bu miktara itiraz etmektedir,  
AİHMnin içtihadına göre bir başvuran, yaptığı masraf ve harcamaların iadesini,  
ancak  
sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu  
ispatladığı sürece elde edebilir.  
Elinde bulunan unsurları ve yukarıda anılan kıstasları göz önünde tutan AİHM masraf ve  
harcamalar başlığı altında başvuranlara ortaklaşa 1.000 Euro ödenmesinin makul olacağına  
hükmetmektedir.  
j U G n Œ Š  ’ ” Œ G  ˆ  ¡   
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Baııkasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklenecektir.  
i|GnlylrÍlslylGkh€hspGvshyhrSG hĶotGv€iĶysĶĤĶ€slS  
1. AİHSnin 5 §§ 1 c) maddesi yönünden yapılan şikayetlerin (başvuranların tamamına ilişkin  
olarak) kabuledilemez olduğuna, 5 § 2 m a d d e si y ö n ü n d e n y a p ıla n şik a y e tin Y u su f T o su n ’a  
ilişkin olarak kabuledilemez olduğuna, geriye kalan şikayetlerin ise kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHSnin 5 § 2 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHSnin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AİHSnin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;  
5 . A İH S ’n in 5 § 5 m a d d e s in in ihlal edildiğine;  
a) AİHSnin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından  
i. m anevi tazm inat olarak Y usuf T osun’a 500 E uro (beş yüz), diğer beş başvuranın her  
birine 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesine;  
ii. m a s r a f v e h a r c a m a l a r i ç i n i s e a l t ı b a ş v u r a n a o r t a k l a ş a 1 . 0 0 0 E u r o ( b i n ) ödenmesine;  
iii.bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaftutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
(
9