AVRUPA  
KONSEYİ  
C O N SE IL D E  
h}y|whGĶuzhuGohrshypGthorltlzĶ  
TANYAR VE KÜÇÜKERGİN- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:74242/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
z{yhi|yn  
\Gh™ˆ“ķ’GYWW]  
İşbu karar AİHSnin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 74242/01 başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşları olan H.Zekai Tanyar ve Ali Cengiz Küçükergin’in (başvuranlar), Avrupa  
İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 28 Haziran 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış  
oldukları başvurudur.  
Başvuranlar, AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından O.K. Cengiz ve Strazburg  
Barosu avukatlarından R.Kiska tarafından temsil edilmektedirler.  
vsh€shyG  
pUGkh}hGrvŤ|sshyp  
Başvuranlar sırasıyla 1953 ve 1955 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedirler.  
1994 yılında başvuranlar, İzmir’de bir binanın giriş katında bulunan bir daireyi satın  
almışlardır.  
Başvuranlar, 12 Ekim 1994 tarihinde İzmir Valiliği’ne bildirimde bulunarak satın  
aldıkları dairede dini ibadet yapacaklarını, toplantılar düzenleyeceklerini belirtmişlerdir.  
İzmir Valiliği Emniyet Müdürlüğü (“Valilik”) 26 Aralık 1994 tarihinde cevap olarak,  
Anayasa’ya göre başkalarının haklarının korunması amacıyla ibadet Özgürlüğünün  
kısıtlanabileceğini belirterek, özel bir mülkiyetin ancak kat maliklerinden izin alınması  
şartıyla bir ibadet yeri olarak kullanılabileceğini açıklamıştır. Bununla birlikte Valilik, 634  
sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca sözkonusu binadaki diğer kat maliklerinden izin  
almaları gerektiğini belirtmiştir.  
Daha sonrasında ise başvuranlar, binanın girişine Topluluğun isminin yazılı olduğu bir  
levha asmışlardır. Topluluk üyeleri, kat maliklerinin izinleri olmadan sözkonusu binada  
toplanmaya başlamışlardır,  
1 3 E y lü l 1 9 9 8 ta rih in d e y in e b u n a b e n z e r b ir to p la n tın ın d ü z e n le n d iğ i b ilg isin i a la n  
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 29 Eylül 1998 tarihinde, bu türden bir dini toplantının din  
özgürlüğünün korunması alanında girdiğinden ve bu nedenle suç teşkil etmediğinden dolayı  
muhakemenin men’i kararı vermiştir.  
Aynı şekilde Cumhuriyet Savcısı din ve vicdan hürriyeti özgürlüğüne dayanarak 15  
Eylül 1999 tarihinde, 12 Eylül 1999 tarihinde başvuranlar tarafından düzenlenen toplantıya  
katıldıkları gerekçesiyle yakalanan dört kişi hakkında muhakemenin men’i kararı vermiştir.  
Ayrıca sorumlu polis memurlarının tutumlarının, yasalara uygun olmadığına kanaat getirerek  
aleyhlerinde ceza davası soruşturması başlatılmasını talep etmiştir.  
Daha sonra 3 Aralık 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısı Tanyar ve Küçükergin’e, 12  
Eylül 1999 tarihinde Ceza Kanunu hükümlerine aykırı bir şekilde dini toplantı yaptıkları  
gerekçesiyle 15.000.000 Türk Lirası (yaklaşık 28 Euro) tutarında para cezası ödeme emri  
tebliğ etmiştir.  
Başvuranlar kendilerin verilen süre içerisinde para cezasını ödememiştir.  
2
i
25 Ekim 2000 tarihli bir kararnameyle İzmir Ceza Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 529  
§ 1. maddesine aykırı olarak dini toplantı yaptıkları gerekçesiyle başvuranların suçlu  
olduklarına karar vermiştir. İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranları 22.500.000 T.L.  
(yaklaşık 38 Euro) para cezasına mahkum etmiştir.  
Başvuranlar, bu karara karşı 30 Ekim 2000 tarihinde İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne  
itiraz etmişlerdir. Başvuranlar AİHS’nin 9. maddesinde güvence altına alman din ve vicdan  
özgürlüğü ilkesine dayanarak dava konusu kararın, duruşma yapmaksızın alınmış olması  
sebebiyle 6. maddeye aykırı olduğunu belirtmişlerdir.  
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi 3 Ocak 2001 tarihinde başvuranlara tebliğ edilen 15  
Aralık 2000 tarihli bir kararla, duruşma yapmaksızın başvuranların itirazını reddetmiştir,  
o|r|rGhÍpzpukhuG  
pUG  
hĶoz˅uĶuG]G-GXUGthkklzĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzpGohrrpukh  
Başvuranlar, AİHSnin 6 § 1. maddesinde belirtildiği şekilde bir duruşma  
düzenlenmeden, mahkemeler tarafından para cezasına mahkum edilmiş olmaları sebebiyle  
adil olarak yargılanmadıklarını iddia etmektedirler.  
hUGr ˆ ‰ œ “ Œ ‹   Œ ‰  “  ™ “  ’ Go ˆ ’ ’ ķ • ‹ ˆ  
AİHM, şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığım saptamıştır. Bu nedenle  
şikayetin kabuiedilebilir bulunması uygundur.  
i UGl š ˆ š Go ˆ “’ ķ• ‹ ˆ  
Hükümet, dava süresince yasal temsilcileri tarafından temsil edilen başvuranların, ceza  
mahkemeleri önünde savunmalarını sunma imkanına sahip olduklarını belirtmektedir.  
Başvuranlar İzmir Asliye Ceza Mahkemesine başvurarak, Ceza Mahkemesi kararma itiraz  
etme imkanına sahip olmuşlardır. Hükümet, duruşmanın yapılmamış olması konusunda ise  
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ilgili bölümlerine atıfta bulunmaktadır. Özellikle de  
25 Mart 2005 tarihi itibariyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 386. maddesinde  
değişiklik yapıldığını ve yeni maddenin bundan böyle duruşma düzenlenmesini öngördüğünü  
belirtmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde ulusal mevzuat, Ceza Mahkemelerine  
duruşma yapmaksızın karar alma imkanı tanımaktaydı.  
Bununla birlikte Hükümet,  
başvuranların adil yargılanma hakkından yoksun bırakılmadıklarını belirtmektedir, kaldı ki  
başvuranlar hangi sebepten dolayı ceza davasının hakkaniyete uygun olmadığını  
belirtmemektedirler.  
Başvuranlar, Hükümet’in iddialarına itiraz etmek ve iddialarım yinelemektedirler.  
AİHM duruşmaların açık oturum şeklinde düzenlenmesinin, AİHSnin 6 § 1.  
maddesinde belirtilen temel bir ilke olduğunu hatırlatmaktadır. Bu durum, yargılanabilir  
kişileri kamunun denetiminden kaçan gizli yargılamaya karşı korumaktadır. Aynı şekilde,  
mahkemelerde güvenin korunmasına katkıda bulunmaktadır. Bu ilke, adliyenin yönetimine  
sağladığı şeffaflıkla 6 § 1. maddenin, AİHS bakımından bütün demokratik toplumların temel  
ilkeleri arasında yer alan adil yargılanma ilkesinin sağlanması amacına ulaşılmasına yardımcı  
3
olmaktadır (Bkz. örneğin, Karahanoğlu-Tiirkiye, n o : 7 4 3 4 1 /0 1 , 3 E k im 2 0 0 6 , Malhous-Çek  
Cumhuriyeti, no: 33071/96,12 Tem m uz 2001, ve Diennet-Fransa, 2 6 E y lü l 1 9 9 5 ).  
AİHM, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca davaya  
bakan hakim bazı suçlar sözkonusu olduğunda, duruşma yapmaksızın yalnızca dosyaya  
dayanarak ceza kararnamesi verebilmekteydi. Asliye Ceza Mahkemesi önünde açılan itiraz  
davası da, hafif ya da ağır para cezasına ya da muayyen bir meslek veya sanatın tatiline veya  
müsadereye hükmeden bir ceza kararnamesine itiraz edildiği durumlarda aynı şekilde  
duruşma yapmaksızın gerçekleşmekteydi. Asliye Ceza Mahkemesi, yalnızda dosyadan ya da  
gerekli gördüğü taktirde Cumhuriyet Savcısımn yazılı görüşünden hareketle duruşma  
yapmaksızın kararını verebilmekteydi.  
Mevcut davada AİHM, yargılamanın hiçbir aşamasında başvuranların ulusal  
mahkemeler önünde bir duruşmaya katılma imkanına sahip olmadıklarını tespit etmektedir.  
Ne ceza kararnamesini veren Ceza Mahkemesi ne de itiraz konusunda kararı açıklayan Asliye  
Ceza Mahkemesi duruşma düzenlemiştir. Başvuranlar hiçbir zaman, kendilerini yargılayan  
hakimlerin önüne bizzat çıkma imkanına sahip olamamışlardır.  
AİHM, Asliye Ceza Mahkemesinde duruşmanın düzenlenmemiş olmasının Anayasa  
Mahkemesi tarafından ele alındığını ve Anayasa Mahkemesinin, bu durumun savunma  
hakları ve adil yargılanma hakkı ile uyuşmadığı yönünde karar verdiğini tespit etmektedir.  
AİHM bu tespiti ve yeni Ceza Kanununda ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda ceza  
kararnameleri ile ilgili düzenlemenin bulunmuyor olmasını dikkate almaktadır. AİHM,  
başvuranların hiçbir zaman duruşmaya katılma haklarından feragat etmediklerini, kaldı ki  
mevcut davada bunun sözkonusu olmadığını not etmektedir (Bkz. a contrario, Zumtobel-  
Avusturya, 21 E ylül 1993 tarihli karar). E sasında başvuranlar, C eza M ahkem esi tarafından  
verilen karara İzmir Asliye Ceza Mahkemesi önünde itiraz ederek ve AİHS’nin 6. maddesine  
atıfta bulunarak açık halka açık bir duruşmanın yapılmadığını belirtmişlerdir. Asliye Ceza  
Mahkemesi, itiraz başvurusu üzerine usuldeki bu eksikliğin giderilmesine gerek duymamıştır.  
Sonuç olarak AİHM, başvuranın davasının davaya bakan mahkemeler tarafından halka  
açık olarak görülmemesi nedeniyle AİHS’nin 6 § 1, maddesinin ihlal edildiğine karar  
vermiştir.  
ppUGhĶoz˅uĶuG[XUGthkklzĶuĶG|€n|shuthzpGohrrpukh  
h U G { ˆ ¡ ”  • ˆ ›  
Başvuranların her biri, 10.000 Euro tutarında manevi tazminat talebinde  
bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, başvuranların manevi zarara uğramış olabileceklerine kanaat getirmektedir ve  
ihlal kararının tespitinin bu zararın telafisi için yeterli olduğuna karar vermektedir.  
i UG t ˆ š ™ˆ G Œ Go ˆ ™Š ˆ ” ˆ “ˆ ™  
Başvuranlar, AİHM nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 4.000 Euro talep  
etmektedirler.  
4
/
Hükümet, talep edilen miktara karşı çıkmaktadır.  
AİHMnin içtihadı uyarınca, gerçekliği, zorunluluğu ortaya konulan ve makul  
miktarlarda olan masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatmaktadır. AİHM  
elindeki mevcut unsurlar ve bu alandaki içtihadı uyarınca hakkaniyete uygun olarak  
başvuranlara AİHM’de önündeki dava için toplu olarak 1.500 Euro ödenmesinin makul  
olduğu kanaatindedir.  
j U G n Œ Š  ’ ” Œ G m ˆ  ¡   
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
i|GnlylrÍlslylGkh€hspGvshyhrGhĶotGv€iĶysĶĤĶ€slS  
1. Başvurunun geri kalanının kabuiedilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6 § 1, maddesinin ihlal edildiğine;  
3. İhlal kararının tespitinin manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere, her türlü  
vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara masraf ve  
harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesine;  
b)Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar  
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz  
oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;  
5 . A d il tazm in e ilişk in talep lerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
5