Yargıtay’ın 19 Ekim 2000 tarihinde kararı bozmasından sonra 13 Haziran 2001’den itibaren
dava DGM’de yeniden incelenmiş ve AĐHS’nin 5 § 1 c) maddesi uyarınca üçüncü tutuklu
yargılanma dönemi başlamış, beş buçuk yıldan fazla bir sürede son bulmamıştır. Başvuran
toplamda yaklaşık on bir yıl yedi aydan fazla bir zamanı tutuklu olarak geçirmiştir.
AĐHM ayrıca böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının
aşılmamasını gözetmek düştüğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü
incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca
kamu menfaatini meşru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda
serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut
kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan başvurularda itilafa mahal vermeyen
olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını
tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998,
1998-VIII, § 154).
Bu bağlamda, bir suç işlediği gerekçesiyle tutuklanan kişiye yönelik makul şüphelerin
devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat
kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun
bırakmaya devam etme gerekçelerinin meşruluğunu ortaya koymak durumunda olduklarını
eklemektedir. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AĐHM ulusal makamların
yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi
gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no:
319-B, § 52, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no: 61446/00, 5 Nisan 2005).
Bu çerçevede, ulusal mahkemeler dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında düzenli olarak
«işlenen suçun yapısı», «suçun niteliği», «kanıtların durumu», «tutukluluk süresi», «dava
dosyasının içeriği» gibi benzer ifadelerle başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiş
ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
AĐHM’ye göre «delillerin durumu» ifadesi ile suça ilişkin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve
devam ettiği anlaşılmaktadır. Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar
başvuranın tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle
sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı).
Bu koşullar çerçevesinde başvuranın tutukluluk süresinin uzunluğu ışığında AĐHM, AĐHS’nin 5 §
3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Başvuran yargı sürecinin uzunluğu ile AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen «makul süre»
ilkesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AĐHM, öncelikle yargı sürecinin uzunluğu şikayetinin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi doğrultusunda
temelden yoksun olmadığı tespitini yapmaktadır. Ayrıca başvurunun kabuledilemezliğine dair
hiçbir gerekçe yer almamaktadır.
4