nedeniyle kendisine ödenen tazminatın AİHS’nin 5/5 maddesi gereğince yetersiz olduğunu
öne sürmektedir.
AİHM başvuranın gözaltı süresine karşı iç hukukta başvurabileceği herhangi bir başvuru yolu
olmadığını, çünkü gözaltı süresinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan yasal
mevzuata uygun olduğunu hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında Sakık vd.-Türkiye kararı, 26
Kasım 1997). Böylesi bir başvurunun yokluğunda altı ay kuralı bu başvurudaki şikayetçi
olunan işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren başlamaktadır.
AİHM mevcut başvuruda başvuranın gözaltı süresinin tutuklandığı 23 Şubat 1993 tarihinde
sona erdiğini gözlemlemektedir. Oysa başvuru 9 Mart 1999 tarihinde yapılmıştır.
Başvurunun bu kısmı gecikmeli yapılmıştır ve AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4.
paragraflarının uygulanmasına istinaden reddedilmelidir.
AİHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafınca tazmin hakkı bir iç hukuk mercii veya AİHS
kurumları tarafından bir ihlalin yapıldığının tespit edilmesine bağlıdır (Bkz. Bouchet-Fransa
kararı no: 33591/96, 20 Mart 2001; N.C.-İtalya kararı no: 24952/94). Bu başvuruda, iç
makamlar tarafından 5. maddenin 1. ila 4. paragraflarından hiç birinin ihlalinin tespiti
bulunmamaktadır. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 466 sayılı Kanun uyarınca tazminata
hükmedilmiş olması bu tür bir tespit olarak kabul edilemez çünkü bu kanuna dayanarak alınan
karar kabuledilebilirlik şartları açısından olsun, sonuçları açısından olsun AİHS’nin 5/1 ve 5/3
maddelerinden ayrılmaktadır. (Bkz. Kahraman Yılmaz vd.-Türkiye kararı, no: 51423/99, 24
Nisan 2008). AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak başvurunun bu
kısmı reddedilmektedir.
II. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA
Başvuran 466 sayılı Kanun’a dayalı olarak verilen tazminatın yetersiz olduğundan ve bu
tazminatın değer kaybettiğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu yönde AİHS’nin 6/1 ve Ek
1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.
AİHM bu şikayetleri yalnızca Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde inceleyecektir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvuruların dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
AİHM bu başvuruda Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 30 Aralık 2008 tarihinde nihai hale gelen, 29
Aralık 1997 tarihli kararının başvuran lehine belirli ve icra edilebilir bir alacak ortaya
çıkardığını ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında bir «mülk» oluştuğunu
saptamaktadır. (Bkz. Angelov-Bulgaristan kararı no: 44076/98, 22 Nisan 2004). Bununla
birlikte tazminatların tamamı başvurana ancak 3 Mart 2000 tarihinde ödenmiştir.
Tazminatların ve faizlerin yetersiz olduğu iddiası hakkında AİHM ulusal mahkemelerin ne
düzeyde tazminat miktarı belirlemeleri gerektiği hususunda görüş bildirmeyi gerekli
3