C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YALÇIN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 15041/03 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
19 ubat 2008  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 15041/03 bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Doğan Yalçın’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 14 Nisan  
2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır barosu  
avukatlarından Mesut Betave Meral Betatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1976 doğumlu olup, Batman’da ikamet etmektedir.  
Bavuran PKK ile olan bağlantısı nedeniyle 24 Eylül 1996 tarihinde Batman Emniyet  
Müdürğü Terörle Mücadele ubesi ekipleri tarafından yakalanmıtır.  
Polis 25 Eylül 1996 tarihinde iki adet evraka el koyma ve imha tutanağı düzenlemitir.  
26 Eylül 1996 tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğü’nün isteği üzerine bavuranın gözaltı  
süresi yirmi sekiz gün uzatılmıtır.  
Bavuran 15 Ekim 1996 tarihinde polis tarafından dinlenmitir.  
Bavuran aynı gün Mardin Emniyet Müdürlüğü ubesine götürülmü, burada 20 Ekim 1996  
tarihinde ifadesi alınmıtır.  
Bavuran 21 Ekim 1996 tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğü’ne geri götürülmütür.  
Bavuran 23 Ekim 1996 tarihinde Batman Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmitir.  
Bavuran aynı gün Batman Asliye Ceza Mahkemesi hakimi tarafından dinlenmi, hakim  
«ilenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu» dikkate alarak bavuranın tutuklanmasına  
karar vermitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 5 Kasım 1996 tarihli bir  
iddianame ile olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan eski Türk Ceza  
Kanunu’nun 125. maddesine dayalı olarak bavuranı ve H.A.’yı bölücülük yapma suçu ile  
itham etmitir.  
Askeri hakimlerden oluan Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 11 Kasım 1996 tarihinden  
itibaren bavuranı ve H.A.’yı dinlemeye balamıtır.  
11 Kasım 1996 tarihinden 19 Ağustos 1999 tarihine dek on sekiz duruma gerçekletirilmi,  
bunlar sırasında DGM ilenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu göz önüne alarak  
bavuranın ve H.A.’nın serbest bırakılma taleplerini reddetmitir.  
Bu arada Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143.  
maddesinde bir değiikliğe giderek Devlet Güvenlik Mahkemelerinde ve Savcılıklarda  
2
bulunan askeri hakimlerin varlığına son vermitir. Aynı doğrultuda 22 Haziran 1999 sayılı  
Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluyapıları değimitir.  
Sivil hakimlerden oluan DGM, 5 Ekim 1999 tarihli bir karar ile eski TCK’nın 125.  
maddesine dayalı olarak bavuranı ve H.A.’yı müebbet hapis cezasına çevrilmiölüm  
cezasına çarptırmıtır.  
Yargıtay, tarafları dinledikten sonra,  
ilk derece mahkemesinin kararını yeterince  
gerekçelendirilmediğine kanaat getirerek 4 Mayıs 2000 tarihli bir karar ile ilk derece  
mahkemesinin kararını bozmuve temyiz dilekçesinde kendini .A. olarak tanımlayan  
H.A.’nın kimlik bilgilerinin kontrol edilmesini talep etmitir.  
DGM 21 Haziran 2000 tarihinden 16 Ekim 2003 tarihine kadar yirmi üç duruma yapmı, bu  
durumalarda savcılık tarafından yapılan ön soruturmada elde edilen kanıt unsurlarına dayalı  
olarak bavuranın davasını yeniden incelemive H.A.’nın kimlik bilgilerinin kontrol  
edilmesini talep etmitir. Bu bağlamda, Emniyet Müdürlüğü’nden 29 Mayıs 2003 tarihinde  
mahkemeye gönderilen yazıda sözkonusu sanığın adının .A. olduğu teyit edilmitir.  
DGM önünde bavuran ve .A. özellikle AĐHS’nin hükümlerine atıfta bulunarak birçok kez  
serbest bırakılmalarını talep etmilerdir. Mahkeme bu taleplerini ilenen suçun niteliğini ve  
kanıtların durumunu dikkate alarak reddetmitir.  
DGM 18 Aralık 2003 tarihinde eski TCK’nın 125. maddesine dayanarak bavuranı ve .A.’yı  
müebbet hapis cezasına çevrilen ölüm cezasına çarptırmıtır.  
Yargıtay, tarafları dinlemesinin ardından, 29 Nisan 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesinin  
kararını onamıtır. Bu karar nihai hale gelmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN 3. ve 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran tutukluluk süresinin uzunluğundan ve tutukluluk haline ve hürriyetten yoksun  
bırakmaya itiraz edilebilecek bavuru yollarının bulunmadığından ikayetçi olmaktadır.  
Bavuran bu yönde AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AĐHS’nin 5/3 maddesine yönelik ikayet ile ilgili olarak Hükümet altı ay kuralına riayet  
edilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet özellikle tutukluluk süresinin uzunluğunun  
hesaplanmasında dikkate alınması gereken dönemin Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin  
bavuran hakkında almıolduğu ilk mahkumiyet kararını bozduğu tarih olan 4 Mayıs  
2000’den bavuranın ikinci kez mahkum edildiği 18 Aralık 2003 tarihine dek geçen süre  
olduğunu gözlemlemektedir. Bununla birlikte bavuranın tutuklandığı 23 Ekim 1996  
tarihinden Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edildiği 5 Ekim 1999 tarihi göz  
önüne alındığında, 14 Nisan 2003 tarihli bavuru gecikmeli olarak yapılmıtır.  
Bavuran bu duruma itiraz etmektedir.  
3
AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinde öngörülen sürenin sonlandığı anın «mahkemenin, ilk  
derece mahkemesi bile olsa, suçu sabit bulduğu gün» (Wemhoff-Almanya kararı no: 27  
Haziran 1968 ve Labita-Đtalya kararı no: 26772/95) olduğunu, bu bavurudaki gibi birden  
fazla tutukluluk süresinin sözkonusu olduğu durumlarda tutukluluk süresinin tamamının  
dikkate alınması gerektiğini hatırlatır (Bkz. Baltacı-Türkiye no: 27561/02). Mevcut bavuruda  
bavuran AĐHM’ye 14 Nisan 2003 tarihinde bavurmuolup bu tarihte Yargıtay tarafından  
iade edilen davayı yeniden görmekte olan DGM, henüz suçu tespit etmemiti. Bu nedenle  
AĐHM Hükümetin itirazını reddetmekte ve bavurunun kabul edilemez olarak nitelendirilmesi  
için hiçbir gerekçenin yer almadığını hatırlatır. Bavuru kabuledilmelidir.  
AĐHS’nin 5/4 maddesine ilikin Hükümet, bavuranın tutukluluğu ile ilgili olarak olayların  
meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan eski CMUK’un 104. maddesinde öngörülen  
bavuru yolunu kullanmadığını ifade etmektedir.  
Bavuran Hükümetin bu savına itiraz etmektedir.  
AĐHM bavuran tarafından dile getirilen bu ikayetin AĐHS’nin 5/4 maddesinin esası ile  
ilintili olduğuna itibar ederek esasa birletirmektedir. AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka  
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle  
bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
1. AĐHS’nin 5/3 maddesi  
Hükümet öncelikli olarak tutukluluk süresi için dikkate alınması gereken dönemin Yargıtay’ın  
ilk derece mahkemesinin bavuran hakkında almıolduğu mahkumiyet kararını bozduğu 4  
Mayıs 2000 tarihinden bavuranın ikinci kez mahkum edildiği 18 Aralık 2003 tarihine kadar  
uzandığını gözlemlemektedir. Hükümet ayrıca bavuranın itham edildiği suçların niteliği,  
ciddiyeti ve öngörülen cezalar göz önüne alındığında bu dönemin aırı olmadığının altını  
çizmektedir.  
Bavuran bu sava itiraz etmektedir.  
Hükümet değerlendirilmeye alınacak dönem ile ilgili yerleik içtihadından ileri gelen ilkeleri  
hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında Wemhoff, Labita, Baltacı ve sözü edilen Solmaz). Bu  
bavurudaki gibi birden çok tutukluluk sözkonusu olduğunda, bahse konu tutukluluk  
döneminin bütününü dikkate almak gerekmektedir.  
AĐHM bavuranın ilk tutukluluk süresinin bavuranın tutuklandığı 23 Ekim 1996 tarihinde  
baladığını ve 5 Ekim 1999 tarihinde mahkum edilmesi ile sona erdiğini hatırlatmaktadır. Bu  
süre yaklaık iki yıl on bir aydır. 4 Mayıs 2000 tarihinden itibaren Yargıtay 5 Ekim 1999  
tarihli kararı bozmu, dava DGM’de yeniden incelenmitir ve AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca  
ikinci tutukluluk dönemi balamıtır. DGM son kararını bavuranı ikinci defa mahkum ettiği  
18 Aralık 2003’te almıtır. Bu ikinci dönem yaklaık üç yıl yedi aydır. Bavuran toplam  
olarak yaklaık altı yıl altı ay tutuklu kalmıtır.  
AĐHM, ilk olarak ulusal makamların tutukluluk süresinin makul sınırı amamasını gözetmekle  
birinci derecede yükümlü olduklarını hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi  
4
doğrultusunda bireysel özgürlüğe saygı kuralına istisna getirilmesini meru kılan kamu  
çıkarının gerektirdiği gerçek bir zorunluluğun olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün  
koulları incelemeli ve tutuksuz yargılanma talebini reddettiğinde kararında bunu  
gerekçelendirmelidir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından  
yapılan bavurularda ihtilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 / 3  
maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit ederken, sözkonusu kararlardaki  
gerekçeleri ve bavuran tarafından yerel mahkeme nezdinde yapılan bavurularda dile  
getirilen tartıılmaz verileri değerlendirecektir. (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı,  
28 Ekim 1998, Remzi Aydın-Türkiye kararı 20 ubat 2007).  
Bu bağlamda yakalanan kiinin bir suç ilediğinden üphe edilmesine neden olan makul  
nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz)  
kouldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar  
tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye  
yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,  
bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip  
göstermediğini aratırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no:  
61446/00, 5 Nisan 2005 ve sözü edilen Baltacı kararı).  
Bu bavuruda, yetkililerin geçen zaman kıstasını dikkate aldıklarını gösterir herhangi bir  
unsur bulunmamaktadır. Bu bağlamda, AĐHM bavuranın özellikle 23 Ekim 1996 tarihinde  
tutuklanğını ve nihai olarak 18 Aralık 2003 tarihinde müebbet hapis cezasına çarptırıldığını  
hatırlatmaktadır. Bu dönem boyunca bavuranın serbest bırakılma talepleri DGM tarafından  
birbirinin aynı, hatta basmakalıp gerekçelerle sistematik olarak reddedilmitir. Bavuran  
AĐHS’nin 5/3 maddesi bakımından sözkonusu sürecin balangıcından sonuna dek tutuklu  
kalmıtır.  
AĐHM’nin gözünde, “kanıtların durumu” suçluluğun ciddi belirtilerinin var olduğu ve var  
olmaya devam ettiği eklinde değerlendirilebilmekle ve genel olarak bu deliller davayla  
alakalı önemli hususlar olabilmekle birlikte, bu davada, bu kadar uzun bir süre bavuranın  
tutuklu kalmaya devam etmesini tek baına haklı gösteremez (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat  
kararı ve Baltacı kararı).  
Bu koullar çerçevesinde, bavuranın tutukluluk süresinin uzunluğu dikkate alındığında, AĐHM  
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
2. AĐHS’nin 5/4 maddesi  
Hükümet bavuranın tutuklanması ile ilgili olarak olayların meydana geldiği dönemde  
yürürlükte bulunan eski CMUK’un ilgili hükümlerinde öngörülen bavuru yolunu  
kullanmadığını söylemekle yetinmektedir.  
Bavuran iddiasını yinelemektedir. Bavuran bilhassa serbest bırakılma taleplerinin DGM  
tarafından benzer ve basmakalıp ifadelerle reddedildiğinin ve sözü edilen tutukluluk süresinin  
uzunluğuna itirazda bulunulacak herhangi bir bavuru yolunun mevcut olmadığının altını  
çizmektedir.  
AĐHM bavuran birçok kez serbest bırakılma talebinde bulunduğunu ve bunların DGM  
önünde gerçekletirilen kırk bir durumada reddedildiğini gözlemlemektedir.  
5
Sonuç itibarıyla, AĐHM’ye göre iç hukuk mahkemelerinin aırı olarak nitelenebilecek bu  
tutukluluk süresini sonlandıracak, bavuranın iddia ettiği aksaklığa mahal vermeyecek veya  
ortadan kaldıracak olanakları bulunmaktaydı (Bkz. Temel ve Takın-Türkiye kararı, no:  
40159/98, 14 Kasım 2002, Acunbay-Türkiye kararı no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs  
2005 ve Çobanoğlu ve Budak-Türkiye kararı no: 45977/99, 30 Ocak 2007).  
Hükümet tarafından öne sürülen bavuru yolu ile ilgili olarak AĐHM, daha önce de benzer  
bavurularda, bir yandan, uygulamada baarı ile sonuçlanacağına dair makul bir güvence  
sunmağı (Bkz. Koti vd-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), diğer yandan adli nitelikli  
bir bavurunun ayrılmaz parçaları olan çekimeli dava ve silahların eitliği ilkelerine  
uymağı için (Bkz. bu bağlamda Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007)  
bu yolun etkisiz olduğuna hükmetmiti.  
AĐHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici  
hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir.  
AĐHM, bu artlar altında, Hükümet tarafından ileri sürülen bavuru yolunun etkili olmadığına  
itibar etmektedir. AĐHM, Hükümetin itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yargı sürecinin uzunluğunun «makul» süre ilkesi ile bağdamadığını ve devlet  
güvenlik mahkemesindeki yargılama sürecinin bir bölümünde askeri hakimin varlığı  
nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkemede görülmediğini iddia etmektedir.  
Bavuran bu yönde AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AĐHM, izleyen gerekçelerden dolayı devlet güvenlik mahkemesinin bağımsızlığı ve  
tarafsızğı ikayetinin kabuledilebilirliği hakkında görübildirmeyi gerekli görmediğini ifade  
etmektedir.  
AĐHM, 22 Haziran 1999 tarihinde yapılan Anayasal değiikliğin ardından bavuranı 5 Ekim  
1999 tarihinde müebbet hapis cezasına çarptıran devlet güvenlik mahkemesinin yalnızca sivil  
hakimlerden olutuğunu, bavuranın temyize gitmesi üzerine Yargıtay’ın ilk derece  
mahkemesinin kararını 4 Mayıs 2000 tarihinde bozduğunu gözlemlemektedir. Daha sonra,  
Yargıtay’ın kararı geri göndermesinin ardından, bavuranın davası yeni yapıdan oluan devlet  
güvenlik mahkemesi tarafından tekrar ele almıve adı geçen mahkeme dava dosyasında yer  
alan delillerin tamamını incelemesinin ardından 18 Aralık 2003 tarihinde bavuranı yeniden  
mahkum etmitir.  
Bu saptamalar ıığında ve davanın özel koullarında AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinde  
öngörülen bağımsız ve tarafsız mahkeme prensiplerine riayet edildiğine ve sözü edilen dava  
sürecinde bunların güvence altına alındığına itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Mahmut  
Yaar-Türkiye kararı, no: 46412/99, 31 Mart 2005).  
Yapılan bu ikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35/3 maddesi gereğince  
reddedilmelidir.  
6
Yargı sürecinin uzunluğu konusunda, bu ikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka  
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle  
ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas hakkında  
Dikkate alınması gereken dönem bavuranın gözaltına alındığı 24 Eylül 1996 tarihinde  
balayıp Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onadığı 29 Nisan 2004 tarihinde sona  
ermektedir. Bu süre iki dereceli mahkemedeki dört yargılama için yaklaık yedi yıl yedi aydır.  
Hükümet özellikle davanın karmaık yapısı, bavuranın itham edildiği suçların niteliği,  
ciddiyeti ve öngörülen cezalar göz önüne alındığında sözkonusu sürenin aırı olmadığını  
gözlemlemektedir.  
Bavuran bu sava karı çıkmaktadır. DGM’nin 21 Haziran 2000 ve 16 Ekim 2003 tarihleri  
arasında gerçekletirdiği durumalardan yaklaık yirmisinin esas olarak beraber yargılandığı  
kiinin kimliğinin tespit edilmesine harcandığını, kendi davasının da ön soruturma  
kapsamında elde edilen deliller kapsamında incelendiğini, yeni kanıt unsurlarının  
aratırılmasına ve görgü tanıklarının dinlenmesine çaba gösterilmediğini belirtmektedir.  
AĐHM, yargılama süresinin makullüğünün davanın artları ıığında ve davanın karmaıklığı,  
bavuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi içtihadında yerlemiölçütlere bakılarak  
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Pélissier ve Sassi – Fransa  
[BD], 25444/94).  
AĐHM, daha önce de bu bavurudakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemive  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
AĐHM ayrıca, bütün yargı süreci boyunca bavuranın tutukluluğunun devam ettiğini, bu  
durumda yetkili mahkemelere mümkün olan en kısa sürede adaletin tecelli etmesini  
sağlayacak kadar gerekli özeni göstermek düğünü saptamaktadır (Bkz. Kalachnikov-Rusya  
no: 47095/99).  
AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarını incelemive Hükümetin Mahkemenin bu  
davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını  
tespit etmitir. Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM  
sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aırı ve «makul süre» kouluna aykırı olduğu  
sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
7
A. Tazminat  
Bavuran uğradığı manevi zarar için 50.000 YTL. (yaklaık 28.150 Euro) talep etmekte,  
rakam telaffuz etmeden maddi zararının giderilmesini istemektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı kuramamakta ve bu  
talebi reddetmektedir. Buna karın, uğradı manevi zarar için bavurana 5.100 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran kanıtlayıcı belge sunmaksızın iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargı  
giderleri için 10.700 YTL. (6.024 Euro) Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu bavuruda mahkemeye sunulan unsurlar ve  
sözü edilen kıstaslar göz önüne alındığında AĐHM, yargı giderlerine ilikin bu talebi  
reddetmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Uzun yargılama, uzun tutukluluk ve buna karı etkili bavuru yolunun olmadığı yönündeki  
ikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;  
2. Diğer ikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
3. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
5 a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.TL.’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümetin bavurana  
5.100 (bebin yüz) Euro manevi tazminat ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faizin uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
8
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 19 ubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
9