CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
YALÇIN KÜÇÜK (no 3) -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:71353/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Nisan 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (71353/01) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Yalçın Küçük’ün (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Kasım 2000  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Çaylıgil tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1938 yılı doğumludur ve Gebze’de ikamet etmektedir. Üniversite’de profesör ve  
yazar olan bavuran, bavurusunu sunduğu sırada Gebze Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydı.  
26 Temmuz 1993, 26 Ekim 1993, 4 Nisan 1995 ve 17 Eylül 1997 tarihli iddianameler ile  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, değiik tarih ve yerlerdeki çeitli  
konumaları ve bir dergide yayımlanan çeitli yazıları nedeniyle bavuran hakkında dört ceza  
davası açmıtır. Sözkonusu davalar bilahare birletirilmitir.  
A. 1 no’lu dava (dosya no: 1994/130)  
26 Temmuz 1993 tarihli iddianame, 29 Nisan 1993 tarihinde Ankara’da düzenlenen “ Đꢀçi  
Sınıfı, Sendikalar ve 1 Mayıs” konulu panelde bavuran tarafından yapılan bir konuma  
hakkındaydı. Bavuran özellikle ayrımcı propaganda yapmak ve Devlet’in bölünmez  
bütünlüğüne saldırıda bulunmak ile itham edilmitir. Bavuranın mahkumiyeti, 3713 sayılı  
Terörle Mücadele Yasası’nın 8/1 maddesi uyarınca verilmitir.  
9 Eylül ve 16 Aralık 1993 tarihleri arasında üç duruma gerçekletirilmitir. Bavuran veya  
avukatı durumalarda hazır bulunmuve savunma hazırlamak için iki kere ek süre talep  
etmilerdir.  
16 Aralık 1993 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 26 Temmuz 1993 tarihli  
iddianameye dayanarak bavuranı mahkum etmitir.  
15 Haziran 1994 tarihinde Yargıtay, olayların daha ziyade Türk Ceza Kanunu’nun 312/2  
maddesi kapsamında olduğuna kanaat getirerek ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Dava dosyası, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iade edilmitir.  
8 Eylül 1994 tarihinden itibaren, sözkonusu mahkemede, yurtdıında bulunan bavuranın  
katılmağı on iki duruma gerçekletirilmitir.  
14 Eylül 1995 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, yurtdıından döndüğünde  
bavuranın tutuklanmasına hükmeden ara kararı vermitir.  
26 Aralık 1995 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, yargılamayı, 4 Nisan 1995  
tarihli iddianame ile bavuran hakkında balatılan yargılama ile birletirmitir. ( Bkz. “3 no’lu  
yargılama).  
2
B. 2 no’lu dava ( dosya no: 1995/33)  
26 Ekim 1993 tarihli iddianame, 3713 sayılı yasanın 8/1 maddesine dayanarak, Đnsan Hakları  
Evrensel Bildirgesi’nin 44. yılı münasebetiyle Đnsan Hakları Derneği tarafından 11 Aralık  
1992 tarihinde düzenlenen bir gösteri sırasında bavuranın yaptığı konumaya ilikin olarak  
hazırlanmıtı.  
Sözkonusu ikinci dava Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde devam etmekte iken  
bavuran hakkında üçüncü bir dava açılmıtır.  
C. 3 no’lu dava (dosya no: 1995/26)  
4 Nisan 1995 tarihli iddianame, bavuranın yaptığı iki konumaya ve bavuran tarafından  
kaleme alınan ve Berxwedan dergisinde yayımlanan iki yazısına ilikin olarak hazırlanmıtı.  
Đlk konuma, 1992 yılı Ağustos ayında PKK’nın, Almanya’nın Bochum kentinde düzenlediği  
Uluslararası Kürdistan Festival’inde yapılan konumadır. Đddianame’de bavuranın  
konumasını PKK (E.R.N.K) bayrağı altında yaptığı belirtilmitir.  
Đkinci konuma, 27 Kasım 1994 tarihinde, PKK’nın 16. kuruluyıldönümü münasebetiyle  
Almanya’nın Frankfurt ehrinde Kürdistan Merkezi’nde yapılan konumadır.  
4 Nisan 1995 tarihli iddianamede belirtilen “ Bazı Gerçekler ve Türk Aydının Anatomisi”  
balıklı ilk yazı, 15 Temmuz 1992 tarihinde Berxwedan dergisinde yayımlanmıtır.  
Đnsanlık Kürtlerle Beraber” balıklı ikinci yazı 15 Ağustos 1992 tarihinde aynı dergide  
yayımlanmıtır.  
Savcı iddianamesinde, bavuranın, Abdullah Öcalan ile ibirliği yaparak PKK yanlısı  
broürler hazırladığını, ihtilaflı yazıların yayımladığı Berxwedan dergisinin “PKK’nın  
propaganda organı” olduğunu ve bavuranın iki konumasının, PKK tarafından düzenlenen  
etkinliklerde yapıldığını belirtmitir. Savcı, iddianamesine, konuma ve yazıların, bavuranın,  
PKK bünyesindeki yasadıı eylemlere katılma niyetini ortaya koyduğunu da eklemitir. Savcı,  
bavuranı, Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca silahlı örgüt mensubu olmakla  
suçlatır.  
D. 4 no’lu dava (dosya no: 1997/196)  
17 Eylül 1997 tarihli iddianamesinde, Savcı, silahlı örgüte yardımda bulunmak suçundan  
dolayı Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca bavuranın mahkumiyetini talep  
etmitir. Savcı bavuranı özellikle, PKK organı olan Med-TV’deki bir televizyon yayını  
sırasında, Kürt sorunu hakkındaki görülerini sormadan önce Abdullah Öcalan’a “Sayın  
Bakan” diye hitap etmekle itham etmitir. Esasa ilikin görülerinde, mevcut davada, Türk  
Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ile öngörülen suçu oluturan unsurların bir araya gelmediğine  
kanaat getirerek Savcı, bavuranın beraatını talep etmitir.  
26 Kasım ve 27 Kasım 1995 ve 25 Aralık 1997 tarihli kararlarla, Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, dört davanın, 1995/26 numaralı tek dosyada birletirilmesine karar vermitir.  
3
14 Aralık 1995 ve 24 Kasım 1998 tarihleri arasında Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ndeki yargılama sırasında, yurtdıında bulunan bavuranın katılmadığı yirmi dört  
duruma gerçekletirilmitir.  
Bavuran, 24 Kasım 1998 tarihli durumaya katılmıve savunmasının hazırlanması için süre  
talebinde bulunmutur. Aynı gün bavuran tutuklanmıtır.  
Bavuranın hazır bulunduğu on beduruma daha gerçekletirilmitir. Ankara Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’ne sunduğu 15 Nisan 1999 tarihli layihasında bavuran, suçsuz  
olduğunu dile getirmive ifade özgürlüğü hakkına atıfta bulunmutur.  
Bavuran 6 Eylül 1999 tarihinde, yargılamaların askıya alınması ve basın ve yayım yoluyla  
ilenen suçlara ilikin olarak verilen cezaların infazının ertelenmesine ilikin 4454 sayılı yasa  
uyarınca tahliye edilmitir.  
4 Kasım 1999 tarihli karar ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1995/26 sayılı davanın  
kapsamındaki atılı suçların tamamından dolayı, Türk Ceza Kanunu’nun 169. ve 312/2  
maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca, bavuranı, dört  
yıl altı ay ağır hapis, iki yıl hapis ve 500.160.000 TL (yaklaık 1.300 Euro) para cezasına  
çarptırmıtır. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, aynı kararla, bavuranın tutuklanmasına  
karar vermive dava sürecindeki tutukluluğunun bavuranın baka bir yargılamadan dolayı  
cezasını çektiğini dönemle birlemesi nedeniyle bavuranın tutuklu bulunduğu dönemin  
toplam süreden düürülmesinin gerekli olmadığını belirtmitir.  
4 Kasım 1999 tarihli karar, her suça isnat edilen cezayı detaylandırmıtır.  
26 Temmuz 1993 tarihli iddianameye ilikin olarak: Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
bavuranın konumasının, Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesi uyarınca “sınıf, ırk, bölge  
farkı gözeterek halkı kin ve dümanlığa tahrik” edebilecek bölümler içerdiğine kanaat  
getirmive bavuranı bir yıl hapis ve 160.000 TL para cezasına çarptırmıtır.  
26 Ekim 1993 tarihli iddianameye ilikin olarak: bavuranın konumasının yukarıda sözü  
edilen bölümlerine atıfta bulunarak Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu bölümlerin  
ayrımcı propaganda kaynaklı olduğuna kanaat getirmive bavuranı bir yıl hapis ve  
500.000.000 TL para cezasına çarptırmıtır.  
4 Nisan 1995 tarihli iddianameye ilikin olarak: bavuranın yaptığı konumalara ve yazılarına  
atıfta bulunan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, video kayıtlarına dayanarak bavuranın  
E.R.N.K bayrağı altında konuma yaptığını ve sözkonusu makalelerin yayımladığı Berxwedan  
dergisinin örgütün propaganda aracı olduğunu belirtmitir. Bavuranın eylemlerinin genel bir  
değerlendirmesini yapmasının ardından, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu eylemleri, ayrımcı  
olarak nitelendirmitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, manevi destek yoluyla silahlı bir örgüte  
yardımda bulunduğu gerekçesiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ve 3713 sayılı  
yasanın 5. maddesi uyarınca bavuranı, dört yıl altı ay ağır hapis ve üç yıl kamu hizmetinden  
men cezasına çarptırmıtır.  
17 Eylül 1997 tarihli iddianameye ilikin olarak: 3 Eylül 1999 tarihinde ceza davası devam  
etmekte iken, 4454 sayılı yasa yürürlüğe girmitir. Sözkonusu yasa, 12 Temmuz 1997  
tarihinden önce yazılı ve görsel basın yoluyla ilenen cezalar hakkındaki davaların ve  
4
cezaların infazının askıya alınmasını öngörmekteydi. Bu durumda Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, davanın üç yıl süre ile ertelenmesi gerektiği sonucuna ulatır.  
19 Nisan 2000 tarihinde, bavuran, AĐHS’nin 10. maddesine atıfta bulunarak 4 Kasım 1999  
tarihli karara karı temyiz bavurusunda bulunmutur. Diğer argümanları arasından, bavuran,  
Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca verilen mahkumiyetinin Yargıtay içtihadına  
aykırı olduğunu belirtmitir. Bavurana göre, sadece yazılı ve sözlü söylemlerden oluan  
kanıtlara dayalı olarak Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi kapsamında bir suç ilendiği  
sonucuna ulaılması kabuledilemezdir. Bavuran, konuma kaydı ve konuma kaydının  
çözümlenmesinde uygulanan yönteme itiraz etmive kanıt değerlerini tartıma konusu  
yaparak, Yargıtay içtihadının gerektirdiğinin aksine sözkonusu unsurların hiçbir hukuki  
mesnedi bulunmadığını belirtmitir. Bavurana göre, konuma kaydının çözümlenmesi  
konumayı yapanların hangi taraf olduğuna açıklık getirmemitir. Son olarak bavuran,  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ni, hakkında mahkumiyet kararı vermeden önce  
kendisine görülerini sunma imkanı tanımamakla itham etmitir. Bavuran, beraatını ve  
tahliyesini talep etmitir.  
Yargıtay’a sunulan Savcının esasa ilikin yazılı görüü bavurana tebliğ edilmemitir.  
9
Mayıs 2000 tarihinde, bavuranın talebi üzerine Yargıtay’da bir duruma  
gerçekletirilmitir. Bavuranın avukatları durumada hazır bulunmulardır. Yine 9 Mayıs  
2000 tarihli kararla Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
Karar, bavuranın avukatlarının hazır bulunmadığı 24 Mayıs 2000 tarihinde Yargıtay  
tarafından tefhim edilmitir. Hiçbir yazılı tebliğ yapılmamıtır.  
Sözkonusu karar Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde bulunan dosyaya eklenmive  
30 Haziran 2000 tarihinde tarafların dikkatine sunulmutur.  
5 Ocak 2001 tarihli bir karar ile 4616 sayılı yasa uyarınca 4 Kasım 1999 tarihli kararın infazı  
ertelenmitir. 5 Ocak tarihli kararda, kararın ertelenmesinden itibaren beyıl içinde aynı  
nitelikli baka bir suç ilendiği takdirde belirlenen cezanın infaz edileceği belirtilmitir.  
Bavuranın talebi üzerine ve 18 Haziran 2003 tarihli kararla, 4 Kasım 1999 tarihli karardan  
itibaren ilemeye balayan üç yıl süresinin geçmesinden dolayı 4454 sayılı yasa uyarınca  
cezanın ertelenmesi hakkındaki hüküm kısmı tüm sonuçları ile birlikte iptal edilmive  
bavuranın adli sicili silinmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yaptığı konumalar ve yazdığı yazılar nedeniyle mahkum edilmesinin AĐHS’nin  
10. maddesi ile öngörülen ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluturduğunu ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, cezanın infazının ertelenmesi göz önüne alındığında bavuranın mağdur sıfatı  
taıdığını ileri süremeyeceği kanaatindedir.  
5
Bavuran, cezanın ertelenmesi kararının ancak 5 Ocak 2001 tarihinde verildiğini o sırada  
zaten kendisinin hapis cezasının bir bölümünü çektiğini belirtmektedir.  
AĐHM, 5 Ocak 2001 tarihli karar ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, 4 Kasım 1999  
tarihli kararın ertelenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir. Đꢀbu bavurunun AĐHM’ye  
sunulmasının ardından verilen ek baka bir kararla Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4  
no’lu yargılamanın yok hükmünde olduğu ve tüm ilgili sonuçlarını sildiğini ilan etmitir.  
AĐHM, bavuran lehine verilen bir kararın, ulusal makamlar tarafından AĐHS’nin ihlal  
edildiğinin alenen veya esastan kabul edilip ihlalin telafisinin sağlanmadığı durumlarda,  
sözkonusu kiinin “mağdur” sıfatını ortadan kaldırmadığı hatırlatmaktadır (Amuur-Fransa, 25  
Haziran 1996 tarihli karar, Ergin-Türkiye (no:5), bavuru no: 63925/00, 16 Haziran 2005,  
Yaar Kaplan-Türkiye, bavuru no: 56566/00, 24 Ocak 2006, Aslı Güne-Türkiye, bavuru  
no: 53916/00, 27 Eylül 2005). Mevcut davada, bavuran, yaklaık on dört ay sonra verilen  
cezanın ertelenmesi kararına kadar mahkumiyetinden kaynaklanan kısıtlamalara maruz kalmıꢀ  
ve kamu hizmetinden yasaklanmıtır.  
AĐHM, mağdur sıfatına ilikin olarak Hükümet’in yaptığı ön itirazı reddetmektedir. Baka  
açılardan bakıldığında kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını kaydeden AĐHM bavuruyu  
kabuledilebilir ilan eder.  
B. Esas Hakkında  
AĐHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AĐHS’nin 10/1 maddesinin güvence altına aldığı  
bavuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluturmasının taraflar arasında ihtilafa neden  
olmadığını kaydetmektedir. Müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne de itiraz  
edilmemektedir.  
AĐHM, Hükümet’in, ulusal güvenliği, torak bütünlüğünü ve kamu güvenliğini, ihtilaflı  
müdahalenin yasal amacı olarak öne sürdüğünü gözlemlemektedir.  
Bavuran, bu hususta görübildirmemitir.  
AĐHM, müdahalenin, AĐHS’nin 10/2 maddesi anlamında toprak bütünlüğünün korunması gibi  
yasal bir amaç güttüğü kanaatindedir (Bkz. diğerleri arasından, Yağmurdereli-Türkiye,  
bavuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002; Ergin, 16 Haziran 2005). Mevcut davada uyumazlık  
sözkonusu tedbirin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının” tespit edilmesi  
sorununa dayanmaktadır.  
Hükümet’e göre, yazılar ve konumalar, PKK’nın eylemlerini ulusal özgürleme eylemleri  
olarak sunduğundan ve Türk toplumunda farklı gruplar arasında kesinlikle iddete ve  
manlığa tevik eden bölücü bir propaganda sözkonusu olduğundan bavuranın  
mahkumiyeti demokratik bir toplumda gerekliydi.  
Hükümet, etkili entelektüel kii statüsünün bavurana, sıradan bir kiiye kıyasla ifade  
özgürğü hakkını kullanırken daha çok görev ve sorumluluk yüklediğini savunmaktadır.  
Bavuran hakkında alınan önlemler, devletin yaamsal çıkarlarını tehlikeye sokan eylemleri  
belirlemek için yetkililerin sahip oldukları takdir payının ötesine geçmemekte ve AĐHS’nin  
10. maddesinin 2. paragrafına dayanmaktadır.  
6
Bavuran, mahkumiyetinin demokratik bir toplumda hiçbir ekilde gerekli olmadığı  
kanaatindedir: söylemleri, nefrete veya iddete tevik etmemekte, silahlı direniçağrısında  
bulunmamaktadır. Sözkonusu konuma ve yazıların, “PKK ile varolan durum” üzerinde  
etkisi yoktur. Ayrıca kendisini mahkum eden yasaların tamamı vatandaın ifade özgürlüğünün  
korunması amacıyla kaldırılmıve düzenlemeye, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamalar  
için gerçek ve yakın tehlike ilkesi getirilmitir. Böylece, sözkonusu mahkumiyet AĐHS’nin  
10. maddesini ihlal etmitir.  
AĐHM, ibu bavurudakine benzer sorunları ortaya koyan davalarda daha önce AĐHS’nin 10.  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulatır (Bkz. özellikle Ceylan – Türkiye, bavuru no:  
23556/94; Öztürk-Türkiye, bavuru no: 22479/93; Đbrahim Aksoy; Karkın; Kızılyaprak-  
Türkiye, bavuru no: 27528/95, 2 Ekim 2003).  
Đçtihadı ıığında mevcut davayı inceleyen AĐHM, yazılarda ve konumalarda kullanılan  
terimler ile bunların söylendiği veya yayımlandığı bağlama özellikle dikkat etmitir. Bu  
çerçevede AĐHM, göreceği davanın bulunduğu koulları özellikle terörle mücadeleye bağlı  
zorlukları göz önüne almıtır (Đbrahim Aksoy; Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998; Yalçın Küçük-  
Türkiye, bavuru no: 28493/95, 5 Aralık 2002). AĐHM, 1995/26 numaralı dosyada birletirilen  
farklı yargılamalar arasında bir ayrım yapmanın gerekli olduğu kanaatindedir.  
1. 1, 2 ve 4 no’lu yargılamalar  
AĐHM, öncelikle, 1, 2 ve 4 no’lu yargılamaların konusu olan ihtilaflı yazı ve konumalarda,  
bavuranın açıkça taraf tutarak ve cokulu bir biçimde Kürt Halkını, PKK’yı ve bu örgütün  
liderini savunduğunu not etmektedir.  
AĐHM, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ihtilaflı konuma ve yazıların halkı kin ve  
manlığa tevik eden ifadeler içerdiği ve bölücülüğü savunduğuna kanaat getirdiğini tespit  
etmektedir.  
Đç hukuk mercilerinin vermioldukları kararlardaki gerekçeleri inceleyen AĐHM, bunların  
bavuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı kılmaya yetmediğine kanaat  
getirmektedir (mutatis, mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), bavuru no: 24762/94, 8 Temmuz  
1999). AĐHM, yazı ve konumalardaki bazı söylemlerin bölücülüğü savunsa ve dümanlık  
anlamı taısa da bunların iddet kullanımına, silahlı direnie ve bakaldırıya tevik etmediğini  
ve iddet içeren bir söylemin sözkonusu olmadığını gözlemlemektedir, AĐHM’ye göre bu  
dikkate alınacak temel unsurdur (Sürek-Türkiye (no:1), bavuru no: 26682/95; Gerger-  
Türkiye, bavuru no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).  
2. 3 no’lu yargılama  
AĐHM, 3 no’lu yargılamanın 1,2 ve 4 no’lu yargılamalardan ayrı olarak incelenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Almanya’da yaptığı iki konuma ve PKK’nın  
propaganda organı olan Berxwedan dergisinde yayımlanan iki yazısı nedeniyle bavuran dört  
yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmitir. Zira Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu yazı  
ve konumaların PKK’ya manevi destek içerdiğine ve sözkonusu söylemlerin silahlı bir  
örgüte yardım olarak nitelendirilebileceğine kanaat getirmitir. Baka bir değile bavuran,  
dile getirdiği fikirleri nedeniyle cezalandırılmıtır.  
7
AĐHM, mahkumiyete neden olan tek kanıt unsurunun ifade biçimleri olması nedeniyle ulusal  
mahkemelerin suçu nasıl nitelendirdikleri üzerinde durmaya gerek olmadığı kanaatindedir  
(Bkz. Sever ve Aslan-Türkiye, bavuru no: 33675/02, 12 Nisan 2007, mutatis, mutandis,  
Çakar-Türkiye bavuru no: 42741/98, 23 Ekim 2003 ve Emir-Türkiye, bavuru no: 10054/03,  
03 Mayıs 2007).  
AĐHM bununla birlikte, “oğullarınızı savaa gönderin” diye seslenerek dinleyicilere açıkça  
silahlı direniçağrısında bulunmasından dolayı 27 Kasım 1994 tarihinde yapılan konumanın,  
3 no’lu yargılamanın konusunu oluturan diğer yazı ve konumalardan ayrıldığını  
gözlemlemektedir. iddete tevikin açıkça sözkonusu olduğu tespitinde bulunulduğunda  
(Sürek-Türkiye, (no:3)) bavuru no: 24735/94, 8 Temmuz 1999) AĐHM, uygulanan ceza  
“zorunlu bir sosyal ihtiyacı” karılayacak nitelikte ve ilgilinin mahkumiyetini haklı kılmak  
için yetkililer tarafından öne sürülen gerekçeler “ilgili ve yeterli” olduğu sürece bir  
konumanın AĐHS’nin 10. maddesinin korumasından faydalanamayacağını vurgulama gereği  
duymaktadır (sözü edilen Sürek).  
Ayrıca AĐHM, yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde, cezanın niteliği ve  
ağırlığının dikkate alınacak unsurlar olduğu kanaatindedir. Bu bağlamda AĐHM, birletirilen  
dört yargılamanın tamamı için bavuranın toplam altı yıl altı ay hapis ve yaklaık 1.300 Euro  
tutarında para cezasına mahkum edildiğini kaydetmektedir. AĐHM özellikle özgürlükten  
yoksun bırakma cezasının ağır olduğunu belirtmektedir.  
Yukarıda söylenenler göz önüne alındığında, izlenen yasal amaçla arasında makul bir  
orantılılık bağı bulunmadığından ihtilaflı müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli  
olduğu” kabuledilemez.  
Bu durumda AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulatır.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, davasının makul bir sürede görülmemesinden ve Yargıtay Savcısı’nın görüünün  
kendisine tebliğ edilmemesinden ikayetçidir. Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
AĐHS’nin 10. maddesi kapsamında ulağı ihlal tespitini göz önüne alarak AĐHM, ibu  
bavuru ile sunulan esas hukuki sorunu incelediği kanaatindedir.  
Dava konusu olayların tamamını ve tarafların argümanlarını dikkate alarak AĐHM, AĐHS’nin  
6. maddesine dayalı olarak yapılan diğer ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına  
kanaat getirmektedir (Kamil Uzun-Türkiye, bavuru no: 37410/97, 10 Mayıs 2007; Balçık ve  
diğerleri-Türkiye, bavuru no: 25/02, 29 Kasım 2007).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi ve manevi zarar olarak 50.000 YTL (yaklaık 30.000 Euro) talep etmektedir.  
Bu bağlamda bavuran, hapis cezasını, üç yıl boyunca kamu hizmetinden yasaklanmasını,  
ödediğini dile getirdiği ancak belgelendirmediği para cezasını ve ulusal mahkemeler önünde  
2.000 Euro tutarında yapmıolduğu yargılama masraflarını öne sürmektedir.  
8
Hükümet, bu talebin dayanaksız ve aırı olduğu kanaatindedir.  
Maddi zarara ilikin olarak AĐHM, bavuranın para cezasını ödediğini kanıtlama imkanı  
sağlayan hiçbir belge sunmadığını belirtmektedir. Bu durumda bavurana, maddi zarara  
ilikin olarak ödeme yapılmasına gerek olmamaktadır. Manevi zarara ilikin olarak ise AĐHM,  
sözkonusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” kabuledilemeyeceği sonucuna  
ulağını hatırlatmaktadır. Bu nedenle AĐHM, bavurana, hakkaniyete uygun olarak 3.000  
Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için 750 Euro  
istemekte, avukatlık ücretinin, posta, çeviri ve fotokopi masraflarının ödenmesini talep  
etmektedir. Bavuran, bu taleplerini belgelendirmemitir.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yargılama masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut  
davada sahip olduğu unsurları ve sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, bavuranın  
yargılama masraf ve giderlerine ilikin talebini reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, miktara  
yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından  
bavurana, 3.000 Euro (üç bin Euro) ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eit  
oranda eit oranda basit faizin uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM iç tüzüğünün 77/2. ve 77/3. maddelerine  
uygun olarak 22 Nisan 2008 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
9