COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YANANER – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 6291/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
16 Temmuz 2009  
NĐHAĐ  
16/10/2009  
Đꢀbu karar ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 6291/05 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Bülent Yananer’in (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 13 Ocak 2005  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đzmir Barosu  
avukatlarından M. Đꢀeri tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1976 doğumludur ve Bodrum’da ikamet etmektedir. Bavuran, olayların  
yaandığı sırada bir otelin müdürlüğünü yapmaktaydı.  
Belirtilmeyen bir tarihte, zorla para aldıkları ve tehditte bulundukları iddiasıyla  
bavuran ile birlikte diğer üç kii hakkında polise ikayette bulunulmutur.  
24 Temmuz 2004 tarihinde, diğer üç kii ile birlikte bavuran, Bodrum Đlçe Emniyet  
Müdürğü Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği’nde görevli polis memurları  
tarafından yakalanarak gözaltına alınmıtır. Ayrıca, yakalandıkları sırada bavuranın  
kullanğı araçta bir miktar eroin bulunmutur.  
Aynı gün saat 08.00’de bavuran tarafından imzalanan üpheli sanık hakları formuna  
göre, adli yardım ve sessiz kalma hakkı dahil olmak üzere bavuran haklarından haberdar  
edilmitir. Ancak, bavuran söz konusu haklarından feragat etmitir.  
Aynı gün saat 20.30’da, bavuran iki polis memuru tarafından sorgulanmıve  
aleyhindeki suçlamaları reddetmitir.  
Bavuran, bavuru formunda Mehmet ve Soner adlı iki polis memuru tarafından  
sorgulandığı sırada ikenceye maruz kaldığını iddia etmi, ancak herhangi bir ayrıntıdan  
bahsetmemitir.  
Bavuran, 28 Nisan 2005 tarihinde, AĐHM Sekretaryası’nın özel talebi üzerine,  
gözaltındayken polis memurları tarafından maruz bırakıldığını iddia ettiği çeitli kötü  
muamele ekillerini ayrıntılarıyla anlattığı yaklaık on bir sayfa uzunluğunda bir mektup ibraz  
etmitir. Bavuran, özellikle, yakalanma sırasında göğsüne iddetli bir yumruk atıldığını;  
karakola geldikten sonra gözlerinin bağlandığını, ellerinin kelepçelendiğini, yüzüstü yere  
yatırılarak bacaklarının havaya kaldırılmasının söylendiğini, kalçasına tekme atıldığını,  
ayaklarını yere indirdiğinde ise kafasına vurulduğunu; sorgulama sırasında polislerden biri  
sağ bacağını çekerken diğerinin sırtına bastırdığını iddia etmitir. Bu sırada, testislerinin  
sıkıldığını, sırtına tekme atıldığını ve baskı uygulandığını ileri sürmütür. Cumhuriyet Savcısı  
huzuruna çıkarılmadan birkaç saat önce bavurana Soner amirin geleceği söylenmive  
bavuran saatlerce rahatsız bir pozisyonda oturtularak bekletilmitir. Bu kii bavuranın  
yüzünü ve çenesini yumruklamı, dizlerine tekme atmıtır. Bavuran, Soner, Mehmet,  
Bayram, Osman, Tolga ve diğer üç polis memurunun iddia konusu kötü muameleden sorumlu  
olduğunu ileri sürmütür.  
2
Bavuran, 25 Temmuz 2004 tarihinde, Bodrum Devlet Hastanesi’nde Ü.E. adlı doktor  
tarafından muayene edilmive vücudunda herhangi bir yara izine rastlanmamıtır.  
Bavuran, aynı gün, Bodrum Sulh Hukuk Mahkemesi’nde Cumhuriyet Savcısı ve  
hakim huzuruna çıkartılmıtır. Bodrum Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi bavuranın  
tutuklanmasına karar vermitir.  
26 Temmuz 2004 tarihinde, bavuranın avukatı, bavuranın gözaltı sırasında ciddi bir  
ekilde ikenceye maruz bırakıldığını iddia ederek Bodrum Cumhuriyet Savcılığı’na suç  
duyurusunda bulunmuve bavuranı sorgulayan polis memurlarının yargılanmasını talep  
etmitir. Bavuranın avukatı, bavuranın sağ gözünün altında ve sırtında morluklar olduğunu  
iddia ederek, psikiyatrik ve tıbbi muayeneden geçmesi için bavuranın acilen bir hastaneye  
sevk edilmesini talep etmitir. Ancak, dilekçede iddia konusu kötü muameleye ilikin  
herhangi bir ayrıntıya yer verilmemitir.  
Bavuran, 27 Temmuz 2004 tarihinde, Bodrum Devlet Hastanesi’nde iki doktor  
tarafından muayene edilmitir. Dr. M.A., bavuranın sırtının alt kısmında uzunlamasına beꢀ  
veya altı adet ekimozlu bölge tespit etmive bavurana üç gün igöremez raporu vermitir.  
M.A., raporunda, bir soru iaretiyle birlikte, bavuranın ikenceden ikayetçi olduğunu  
kaydetmitir. Bavuran, aynı gün göz doktoru E.T. tarafından muayene edilmive sağ  
gözünün altında ekimoz saptanmıtır. Bunun sonucunda bavurana üç gün igöremez raporu  
verilmitir.  
13 Ağustos 2004 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, bavuranı sorgulayan iki polis  
memurunun ifadesini almıtır. Polis memurları, ifadelerinde, bavuranın sorgusu sırasında  
diğer iarkadalarının da yanlarında bulunduklarını itiraf etmilerdir. Ancak, iarkadalarının  
görevlerini suiistimal etmediklerini ileri sürmülerdir.  
16 Ağustos 2004 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı bavuranın ifadesini almıtır.  
Bavuran, sorgulama sırasında, organize suçlarla mücadele grup amiri Mehmet K.’nin gözleri  
kapalı ve kelepçeliyken kendisine diz çöktürdüğünü ve vurduğunu ifade etmitir. Mehmet K.,  
ayrıca bavuranı tehdit etmive talep etmesine rağmen bavurana avukat yardımı sağlamayı  
reddetmitir. Bavuran, kötü muamelede bulunanların resmi olarak kendisini sorgulayan polis  
memurları değil, Mehmet K. ve Soner adlı amirler olduğunu ifade etmitir. Bavuran, ayrıca,  
tıbbi muayene için hastaneye giderken yanında iki polis memuru olduğu için korktuğunu ve  
herhangi bir yarasının bulunmadığını söyleyerek doktoru yanlıyönlendirdiğini iddia etmitir.  
18 Ağustos 2004 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, sanık polis memuru Mehmet K.’nın  
ifadesini almıtır. Mehmet K. aleyhindeki suçlamaları reddetmitir. Mehmet K., organize  
suçlarla mücadele grup amiri olduğunu ve aleyhinde yapılan çeitli soruturmalar nedeniyle  
bavuranı tanıdığını ifade etmitir. Sanık, ayrıca, Soner adlı tek polis memurunun Đlçe  
Emniyet Müdürlüğü grup amiri olduğunu ve iddia konusu olayın yaandığı sırada bu kiinin  
karakolda olmadığını ileri sürmütür.  
Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı, bavuranı muayene eden doktorların ifadesini almıtır.  
Dr. Ü.E., diğer hususlar meyanında, 25 Temmuz 2004 tarihinde bavuranı muayene  
ettiği sırada kötü muamele izine rastlamadığını ve bavuranın kendisine herhangi bir  
ikayetinin olmadığını söylediğini ifade etmitir. Doktor, ayrıca, bavuranı muayene ettiği acil  
3
serviste ayrı bir odalarının olmaması nedeniyle muayene sırasında yanlarında bulunmayan  
polis memurlarının kendilerini görebildiklerini ifade etmitir. Ancak, doktor bavuranın bu  
durumla ilgili korku veya rahatsızlık duyduğuna dair herhangi bir izlenim edinmediğini iddia  
etmitir.  
Dr. M.A., diğer hususlar meyanında, bavuranın kötü muamele konusunda ikayetçi  
olduğunu ve sırtındaki morlukları gösterdiğini ifade etmitir. Ancak, morlukların kötü  
muameleden kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirleyemedikleri için M.A. bavuranın  
ikayetinin yanına soru iareti koyduğunu ifade etmitir.  
Dr. E.T., diğer hususlar meyanında, bavuranın genel durumunun iyi olduğunu  
belirtmitir. E.T. jandarmaların muayeneye gelmeden önce bavuranın kendisini sağa sola  
vurduğunu söylediklerini duyduğunu ileri sürmütür. Doktor, bavuranın sağ gözünün altında  
hafif bir ekimoz saptandığını ancak herhangi bir ilik bulunmadığını ifade etmitir. Doktor,  
bu bağlamda, morarmanın yaklaık on güne kadar sürebileceği ve kiinin kendinden  
kaynaklanabileceği için söz konusu ekimozun ne zaman olutuğunu bilemeyeceğini ileri  
sürmütür.  
Aynı gün, bavuranın avukatı Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe vererek bavurana kötü  
muamelede bulunan polis memurlarının bulunmasını talep etmitir. Avukat, dilekçesinde,  
bavuranın daha önce Mersin Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapmıbir emniyet amiri olan  
Soner ile soyadının Kuzu olması muhtemel Mehmet adlı polis memurları tarafından ikenceye  
maruz bırakıldığını iddia etmitir. Bu polis memurları bavuranın baına ve vücuduna rastgele  
vurmulardır. Sorgulama sırasında, yedi polis memuru bavuranı yere yatırmı, bavuranın  
sırtını ve belini tekmelemive spor ayakkabılarıyla bavuranın sırtına tırmanmılardır.  
Ayrıca, bavuran küfre maruz kalmıve gözleri bağlanmıtır. Bavuranın avukatı, ayrıca,  
içine kapanan ve korkaklaan bavuranın psikiyatrik muayene için hastaneye gönderilmesini  
talep etmitir.  
19 Ağustos 2004 tarihinde, bavuranın ifadelerini göz önünde bulunduran Cumhuriyet  
Savcısı, bavuranı sorgulayan S.A. ve S.G. adlı polis memurları hakkında kovuturma  
yapılmamasına karar vermitir. Bavuranın gözaltı öncesi ve sonrasındaki çelikili ifadelerini,  
tutumunu ve doktorların ifadelerini göz önünde bulunduran Cumhuriyet Savcısı, organize  
suçlarla mücadele grup amiri Mehmet K. ile ilgili olarak, ek sağlık raporlarındaki bulguların  
Mehmet K.’nin sorumlu tutulduğu kötü muameleden kaynaklandığını gösterecek herhangi bir  
delil bulunmadığı sonucuna varmıtır. Bu nedenle, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet K. hakkında  
kovuturma yapılmamasına karar vermitir.  
1 Eylül 2004 tarihinde, bavuran, Cumhuriyet Savcısı’nın kararına itiraz etmitir.  
Bavuran, diğer hususlar meyanında, Mehmet ve Soner adlı polis memurlarının kendisine  
ikence yaptıklarını, baına ve vücuduna rastgele vurduklarını iddia etmitir. Daha sonra, yedi  
polis memuru bavuranı yere yatırarak sırtını ve belini tekmelemitir.  
16 Eylül 2004 tarihinde, Aydın Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın itirazını  
reddetmitir.  
Bu arada, bavuran Bodrum Đlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurları  
hakkında disiplin kovuturması balatılmasını talep etmi, ancak bavuranın bu talebi  
reddedilmitir.  
4
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı ve makamların  
ikayetlerine ilikin etkili bir soruturma yapmadıkları konusunda ikayetçi olmuve bu  
ikayetlerini AĐHS’nin 3. maddesine dayandırmıtır.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi  
kuralının yerine getirilmemesi nedeniyle, AĐHM’den bavurunun reddini talep etmitir.  
Hükümet, bavuranın hukuk veya idare mahkemelerine dava açarak maruz kaldığını iddia  
ettiği zararın tazminini talep edebileceğini iddia etmitir.  
AĐHM, önceki davalarda Hükümet tarafından öne sürülen iddianın aynısını inceleyip  
reddettiğini hatırlatır (Nevruz Koç / Türkiye, no. 18207/03; Eser Ceylan / Türkiye, no.  
14166/02). AĐHM, söz konusu davada, bu kararından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir  
özel koul bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını  
reddeder.  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bavuranın ikayetinin açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, bavuranın kötü muamele iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ileri  
sürmüve yerel makamların çeitli giriimlerine atıfta bulunarak söz konusu davaya ilikin  
etkili bir soruturma yapıldığını iddia etmitir.  
Bavuran iddialarını sürdürmütür.  
AĐHM, sağlık durumu iyi bir ekilde gözaltına alınan bir bireyin serbest bırakıldığında  
yaralı olması durumunda, Devletin bu yaraların nedenine ilikin makul bir açıklama getirmek  
ve mağdurun iddialarının doğruluğuna -özellikle bu iddialar sağlık raporlarlarıyla  
desteklenmise- gölge düüren kanıtlar ileri sürmek yükümlülüğü taıdığını hatırlatır. Aksi  
takdirde, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca açık bir sorun ortaya çıkacaktır (Selmouni / Fransa,  
no. 25803/94; 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye kararı, Hüküm ve Karar Raporları 1996-  
VI; 27 Ağustos 1992 tarihli Tomasi / Fransa kararı; 4 Aralık 1995 tarihli Ribitsch / Avusturya  
kararı).  
AĐHM, delilleri değerlendirirken, genellikle “makul üphenin ötesinde” kanıt  
standardını uygulamaktadır (Avar / Türkiye, no. 25657/94). Ancak böyle bir kanıt yeterince  
güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya  
konabilir (18 Ocak 1978 tarihli Đrlanda / Birleik Krallık kararı). Ayrıca, söz konusu olaylar,  
ahsın gözaltında kendi kontrollerinde olduğu sırada, tamamıyla veya büyük oranda  
yetkililerin bilgisi dahilinde gerçeklemise, gözaltı sırasında meydana gelen yaralanmalarla  
5
ilgili güçlü maddi karineler ortaya çıkacaktır. Tatminkar ve ikna edici bir açıklama getirme  
yükümlülüğünün yetkililere ait olduğu söylenebilir (Salman / Türkiye, no. 21986/93).  
AĐHM, söz konusu davada, bavuranın yakalanmasının ardından sağlık  
muayenesinden geçmediğini gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, gözaltı sonrasında hazırlanan  
sağlık raporunda bavuranın bu süre içerisinde kötü muameleye maruz kaldığını gösteren  
herhangi bir delil bulunmadığını kaydeder. Ancak, AĐHM, bavuranın bir baka doktor  
tarafından görülme talebi üzerine gözaltının sona ermesinden iki gün sonra muayene  
edildiğini ve muayeneyi gerçekletiren doktorların bazı fiziksel bulgulara rastladığını  
gözlemlemektedir. AĐHM, raporda ekimozların rengine ve büyüklüğüne ilikin detaylara yer  
verilmemesine rağmen, bu fiziksel bulguların en azından bavuranın sırtının tekmelendiği ve  
yüzüne vurulduğu iddialarıyla örtüğünü gözlemlemektedir.  
AĐHM, bu bağlamda, Hükümet’in, 27 Temmuz 2004 tarihli sağlık raporunda  
kaydedilen yaralanmaların nasıl gerçekletiğine dair herhangi bir açıklama yapmadığını  
gözlemlemektedir. AĐHM, dava koullarının tamamını ve bütün bu süre boyunca devlet  
makamlarının kontrolü altında bulunan bavuranda görülen yaralanmaların sebebine ilikin  
Hükümet’in makul bir açıklama yapmamasını göz önünde bulundurarak, söz konusu  
yaralanmaların Hükümet’in sorumlu olduğu kötü muamele sonucu olutuğu sonucuna varır.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin, makamların “savunulabilir” olan ve “makul üphe  
uyandıran” kötü muamele iddialarını incelemesini gerektirdiğini hatırlatır (Ay / Türkiye, no.  
30951/96). AĐHM içtihadı tarafından tanımlanan etkililiğe ilikin asgari standartlar,  
soruturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların örnek  
bir titizlik ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirir (Çelik ve Đmret / Türkiye, no. 44093/98).  
AĐHM, ayrıca, AĐHS’de yer alan hakların teorik ve aldatıcı değil, uygulanabilir ve etkili  
olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla, bu tür davalarda, etkili bir soruturma sorumluların  
belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır (Orhan Kur / Türkiye, no.  
32577/02).  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, bavuranda görülen yaralanmalardan  
Savunmacı Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıtır. Bu sebeple, etkili bir soruturma  
yapılolması gerekmektedir.  
AĐHM, sözkonusu davada, Cumhuriyet Savcılığı tarafından vakit kaybetmeden  
bavuranın iddialarına ilikin soruturma yapıldığını gözlemlemektedir. Cumhuriyet  
Savcısı’nın S.A., S.G. ve Mehmet K. hakkında kovuturma balatılmamasına yönelik  
kararının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanması ile söz konusu soruturma sona  
ermitir. Soruturma sırasında, bavuranın iddialarının doğruluğunun tespiti için ek sağlık  
raporları istenmive Cumhuriyet Savcısı bavuranın, üpheli polis memurlarının ve bavuranı  
muayene eden doktorların ifadesini almıtır.  
Ancak, AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın soruturmayı yapma eklinde eksiklikler  
olduğunu, bu eksikliklerin de soruturmanın etkinliğini etkilediğini gözlemlemektedir. AĐHM,  
ilk olarak tutukluların kötü muamele iddiasında bulunduğu durumlarda, adli muayenelerin  
tutuklu hakkında yapılan soruturmalarda hayati önem taıdığını hatırlatır (Salmanoğlu ve  
Polatta/ Türkiye, no. 15828/03). AĐHM, bu bağlamda, AĐHM’ye sunulan sağlık raporlarının  
ayrıntılara yer vermediğini ve AĐHM’nin kötü muameleye ilikin davaları incelerken göz  
önünde bulundurduğu Avrupa Đꢀkencenin ve Đnsanlık Dıı veya Onur Kırıcı Ceza veya  
Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin önerdiği standartları ve BMMYK’ye sunulan Đꢀkence  
6
ve Diğer Zalimane, Đnsanlık Dıı, Aağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde  
Soruturulması ve Belgelendirilmesi Đçin El Kılavuzu’nda (“Đstanbul Protokolü”) belirtilen  
esasları yerine getirmediğini kaydeder (Batı ve Diğerleri, yukarıda kaydedilen). AĐHM,  
Avrupa Đꢀkencenin ve Đnsanlık Dıı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi  
Komitesi’nin bütün muayenelerin polis memurlarının duyamayacağı ve tercihen  
göremeyeceği ekilde yapılması gerektiği yönündeki standardını hatırlatır. Ayrıca, her tutuklu  
tek baına muayene edilmeli ve tutuklunun ifadeleri, doktorun tespitleri ve bu muayenenin  
sonuçları doktor tarafından resmi olarak kaydedilmelidir (Akkoç, yukarıda kaydedilen;  
Mehmet Eren / Türkiye, no. 32347/02). Ayrıca, doktorun fiziksel bulgularla kötü muamele  
arasındaki olası bir ilikiyle ilgili görübildirmesi AĐHM tarafından aranan bir arttır  
(Mehmet Emin Yüksel / Türkiye, no. 40154/98). Söz konusu davada, tıbbi raporlar üstünkörü  
bir ekilde hazırlanmıtır; örneğin, yaraların boyutundan, renginden veya fiziksel bulgular ile  
bavuranın ifadeleri arasındaki olası bir ilikiden bahsedilmemitir. Ayrıca, bavuran, en  
azından bir seferinde, polis memurlarının isterlerse muayene odasını görebileceği koullarda  
muayene edilmitir. Bu durum yukarıda belirtilen Avrupa Đꢀkencenin ve Đnsanlık Dıı veya  
Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin standartlarının açık bir ihlalini  
oluturmaktadır.  
AĐHM, ikinci olarak, bavurandan hiçbir ekilde, polis fotoğraflarına bakarak veya  
kimlik tespit çalımasına katılarak, sanıkların kimliğini tespit etmesinin istenmediğini  
kaydeder. Bavuranın Mehmet ve Soner diye bahsettiği kiilerin kimliklerinin tespiti veya  
olayların yaandığı sırada bu kiilerin karakolda bulunduklarına ve görevlerine dair  
iddialarının doğru olup olmadığının belirlenmesi için herhangi bir ciddi giriimde  
bulunulmamıtır. Üçüncü olarak, Cumhuriyet Savcısı, o gün görevde olan diğer polis  
memurlarının, bavuranı muayeneye götüren polis memurlarının, bavuran ile birlikte  
yakalanan diğer kiiler veya olayların yaandığı gün karakolda bulunan kiiler gibi olası  
görgü tanıklarının ifadesini almamıtır. AĐHM’ye göre, dava dosyasında kesin bir tıbbi delil  
bulunmadığından, söz konusu ifadeler, 27 Temmuz 2004 tarihli sağlık raporlarında  
kaydedilen yaralanmalarının sebebine ıık tutabilir, bavuranın iddialarını kanıtlayabilir veya  
çürütebilirdi.  
AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıığında, söz konusu soruturmanın AĐHS’nin 3.  
maddesinde öngörülen soruturmanın esaslı ve etkili olması koulunu yerine getirdiğinin  
söylenemeyeceği kanaatindedir.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi esas ve usul bakımından ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, ayrıca, makamların kötü muamele iddialarına ilikin etkili bir soruturma  
yapmamalarının, sorumlu kiilerin cezalandırılmasını veya bu kiiler aleyhinde hukuk davası  
açılmasını imkansız kıldığı konusunda ikayetçi olmuve bu ikayetini AĐHS’nin 6. ve 13.  
maddelerine dayandırmıtır.  
AĐHM, bu ikayetlerin yukarıda incelenenlerle ilintili olmaları nedeniyle aynı ekilde  
kabuledilebilir olduklarını kaydeder.  
Ancak, dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve 3. maddenin usul bakımından ihlal  
edildiği yönündeki tespitini göz önünde bulunduran AĐHM, sözkonusu bavuruda ortaya  
konan temel hukuki sorunu incelediği kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHM, bavuranın  
7
AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yaptığı ikayetlerle ilgili olarak ayrıca karar vermesine  
gerek olmadığı sonucuna varır (Kamil Uzun / Türkiye, no. 37410/97; K.Ö. / Türkiye, no.  
71795/01; Juhnke / Türkiye, 52515/99 ve Mehmet Eren, yukarıda kaydedilen).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
Bavuran, manevi tazminat olarak 15,000 Euro talep etmitir. Bavuran, ayrıca,  
Türkiye Barolar Birliği’nin ücret cetveline atıfta bulunarak, AĐHM önünde yapmıolduğu  
yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro talep etmitir.  
Hükümet bu miktarlara itiraz etmitir.  
AĐHM, manevi tazminat talebiyle ilgili olarak, bavuranın tek baına AĐHM tarafından  
tespit edilen bir ihlalle telafi edilemeyecek düzeyde sıkıntı görmüolabileceği kanaatindedir.  
Söz konusu davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önünde bulunduran AĐHM, hakkaniyete  
uygun olarak, bavurana 10,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.  
AĐHM, yargılama masraf ve giderlerine yönelik taleple ilgili olarak, AĐHM  
Đçtüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca bavuranın yargılama masraf ve giderlerine ilikin  
destekleyici herhangi bir belge sunmadığını belirterek bu balık altında herhangi bir ödeme  
yapılmamasına karar verir.  
Son olarak, AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi  
kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesini uygun  
görmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yapılan ikayetlerin ayrıca incelenmesine  
gerek olmadığına;  
4. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana manevi tazminat olarak 10,000 Euro (on bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
8
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 16 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9