Başvuran, iddialarını sürdürmüştür. Başvuran özellikle, söylemediği sözler yüzünden
mahkum edildiğini ifade etmiştir. Başvuran, böyle bir konuşma yapmış olsa bile, bu
konuşmanın sınıf ve din ayrımına dayanan nefret ve düşmanlığa teşvik oluşturmadığını iddia
etmiştir.
AİHM, 10 § 1. Madde tarafından korunan, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına
yapılan müdahaleden şikayetçi olunan mahkumiyetin taraflar arasında tartışma konusu
olmadığını belirtmektedir. Müdahalenin kanun tarafından öngörülmüş olduğuna ve 10 § 2.
Madde’ye uygun olarak, meşru amaç veya amaçlar güdülerek karmaşanın, suçun önlenmesi
veya başkalarının haklarının korunmasına da itiraz edilmemiştir. AİHM mutabık kalmıştır. Bu
davadaki mesele, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıdır”.
AİHM, 10. Madde’ye ilişkin kararlarında belirlenen temel ilkeleri yinelemektedir
(bkz. özellikle, Karkın, yukarıda anılan, §§ 27-30; ve Gündüz / Türkiye, no. 35071/97, § 37-
41, ECHR 2003-XI). AİHM, söz konusu davayı, bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
AİHM, konuşmanın içeriğini ve hangi bağlamda yapıldığını bir bütün olarak göz
önünde bulundurarak, itiraz edilen müdahaleyi inceleyecektir. AİHM’nin, söz konusu
müdahalenin “güdülen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını ve bunu haklı çıkarmak için
ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin “konuyla ilgili ve yeterli” olup
olmadığını saptaması gerekmektedir (bkz., diğer makamlar arasında, Fressoz ve Roire /
Fransa [GC], no. 29183/95, ECHR 1999-I). Ayrıca, verilen cezaların niteliği ve şiddeti,
müdahalenin ölçüsünü değerlendirirken göz önünde tutulması gereken faktörlerdir (bkz.
Skalka / Polonya, no. 43425/98, § 42, 27 Mayıs 2003).
AİHM, –olayların olduğu sırada MÜSİAD başkanı olması nedeniyle halkın tanıdığı
bir kişi olan – başvuranın, MÜSİAD toplantısında yapmış olduğu ve Devlet Güvenlik
Mahkemesi tarafından sınıf ve din ayrımına dayanarak nefret ve teşvik oluşturduğu düşünülen
bir konuşma nedeniyle hüküm giydiğini belirtmektedir. Yerel mahkeme bu sonuca varırken,
özellikle takibat tarafından altı çizilen bölümleri ileri sürmüştür (bkz. 16. paragraf).
AİHM, söz konusu konuşmayı Hürriyet’te yer aldığı şekliyle incelemiştir.
Kovuşturma tarafından altı çizilen aşağıdaki cümleleri dikkate almıştır: “Bu, milletçe
değiştirmeye çalışmanız gereken bir kafadır. Bütün bu gayretleri sarf ettikten sonra adam
olmazsa koparılması gereken bir kafadır”, “Bu konuyu Türkiye'nin gündemine getirenler
mümin olamaz” ve ‘‘Sünnet düğününü bile dini bir faaliyet diye cezalandırmak bir
sünnetsizin işi olsa gerek”. Konuşmadan alınan bu bölümlerin tek başlarına okunduğunda,
dinsel hoşgörüsüzlüğe dayanan şiddete çağrı veya nefrete teşvik olarak yorumlanabileceği
doğrudur. Ancak, AİHM’ye göre, yerel mahkemeler, herhangi bir okumada nefret veya
şiddete teşvik olarak algılanamayabilecek olan bu sözleri, bir bütün olarak konuşma bağlamı
içinde değerlendirmemiştir (tezat olarak bkz., Sürek / Türkiye (no. 1) [GC], no. 26682/95, §
62, ECHR 1999-IV; ve Gerger / Türkiye [GC], no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).
Ayrıca, söz konusu davada, başvuranın sonradan söylemediğini iddia ettiği yukarıdaki
sözleri de içine alan başvuranın konuşmasını aktaran birimin basın olması nedeniyle, AİHM,
yayımlanan yazıda yer alan her şeyden başvuranı sorumlu tutmanın mümkün olmadığı
kanaatine varmıştır (bkz. Amihalachioaie / Moldova, no. 60115/00, § 37, ECHR 2004-III; ve
Erbakan / Türkiye, no. 59405/00, § 67, 6 Temmuz 2006).
AİHM son olarak, başvurana verilen cezanın uygulanmasının ertelenmiş olmasına
rağmen, başvuranın ağır bir ceza ile karşı karşıya kaldığını belirtmektedir (bkz., diğer
makamlar arasında, Halis / Türkiye, no. 30007/96, § 37, 11 Ocak 2005).
AİHM, buna karşı olarak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranı suçlu
bulmak ve cezalandırmak için gösterdiği gerekçelerin, ilintili olmasına rağmen, başvuranın
ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli görülemeyeceği kanısındadır.
5