COUNCIL OF  
EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
YARAR - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 57258/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
19 Aralık 2006  
Bu karar, AİHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
Davanın nedeni, bir Türk vatandaşı olan Mehmet Erol Yarar’ın (“başvuran”), İnsan  
Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. Maddesi  
uyarınca, 20 Mart 2000 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no: 57258/00).  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Başvuran, 1960 yılında doğmuş olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların olduğu  
sırada, başvuran MÜSİAD’ın1 başkanı konumundadır.  
Başvuran, 4 Ekim 1997 tarihinde, MÜSİAD üyeleriyle yapılan bir istişare  
toplantısında, bir açılış konuşması yapmıştır. Başvuran, bunun gizli bir oturum olduğunu ve  
gazetecilerin kabul edilmeyeceğini belirtmiştir. Öğle yemeği sırasında, T.Y. adında bir  
gazeteci başvurana yaklaşmış ve birkaç soru sormuştur. Başvuran bazı kısa cevaplar vermiştir.  
5 Ekim 1997 tarihinde, Hürriyet Gazetesi, konuyla ilgili olarak “Tuhaf eleştiriler”  
başlıklı bir makale yayımlamıştır.  
Bu arada, günlük gazetelerden diğer ikisi, konuyla ilgili olarak benzer makaleler  
yayımlamıştır. Başvuran, bu gazetelerin hikayeyi Hürriyet’ten aldıklarını iddia etmektedir.  
13 Ekim 1997 tarihinde, Genel Kurmay İkinci Başkanı Sn. Ç.B., başvuranı İstanbul  
Cumhuriyet Savcılığı’na ihbar etmiştir. Ç.B., başvuran aleyhinde suçluluk isnadında  
bulunulmasını talep etmiştir.  
20 Ekim 1997 tarihinde, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul  
Cumhuriyet Savcılığı’ndan başvuran aleyhinde yasal işlem başlatılmasını talep etmiştir.  
30 Ekim 1997 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, ratione materiae (konu  
bakımından) yetkisi olmadığına karar vermiş ve dava dosyasını İstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’na göndermiştir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı, ratione loci (yer bakımından) yetkisi olmadığına karar vermiş ve dava  
dosyasını Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’na göndermiştir.  
26 Aralık 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
makalenin yazarı T.Y. ile Hürriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni aleyhinde cezai  
kovuşturma başlatmamaya karar vermiştir; çünkü, makalenin haber değeri olan bir olayla  
ilgili bilgi vermek amacıyla, herhangi bir yorum bulunmadan yayımlandığını düşünmüştür.  
30 Nisan 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
başvuranı dinlemiştir. Başvuran, Hürriyet’te yayımlanan sözleri söyleyip söylemediğini  
hatırlamadığını, çünkü toplantıda hazırlıksız konuştuğunu ve konuşmasının Türkiye’nin genel  
ekonomik durumunun bir eleştirisi olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, insanları nefrete ve  
düşmanlığa teşvik ettiği iddiasını reddetmiş ve kendisine okunan ifadelerin böyle  
yorumlanamayacağını belirtmiştir.  
20 Mayıs 1998 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
başvuran aleyhinde, başvuranı sınıf ve din ayrımcılığına dayanarak insanları nefrete ve  
düşmanlığa teşvik etmekle suçlayan bir dava açmıştır. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 312 § 2 Maddesi uyarınca başvuranın suçlu  
bulunmasını ve hüküm giymesini talep etmiştir.  
Belirsiz bir tarihte, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde, başvuran  
aleyhinde cezai takibat başlatılmıştır.  
1 Müstakil Sanayiciler ve İşadamları Derneği  
2
 
Mahkeme, çeşitli makamlardan başvuranın konuşmasının kaydedilip kaydedilmediğini  
araştırmasını istemiştir. Ankara Emniyet Müdürlüğü, yaptıkları araştırmaya göre, konuşmanın  
hiç kimse tarafından kaydedilmediğini mahkemeye bildirmiştir.  
Çeşitli tarihlerde, mahkeme, tanıkların ifadesini dinlemiştir. A.F., başvuranın  
kovuşturma tarafından altı çizilen cümleleri sarf ettiğini duymadığını ifade etmiştir. R.A. ve  
M.A.H., başvuranın konuşmasının içeriğini hatırlamadıklarını belirtmiştir. Y.R.S., başvuranın  
mevcut ekonomik sorunlardan bahsettiğini ifade etmiştir. N.B., başvuranın yalnızca “it ürür,  
kervan yürür” cümlesini kullandığını hatırladığını belirtmiştir.  
11 Mayıs 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, T.Y.’yi  
dinlemiştir. T.Y., başvuranın konuşmasını kaydettiğini, ancak hiç itiraz talebi olmadığı için  
kaydı sildiğini ifade etmiştir. T.Y., on iki yıllık gazeteci olduğunu, yazıya hiçbir yorum  
eklemediğini ve başvuranın hala yazının tekzibini istemediğini belirtmiştir.  
Takibat sırasında, başvuran aleyhinde yapılan suçlamaları reddetmiştir. Başvuran, 20  
Temmuz 1998 tarihli yazılı ifadesinde, kafa koparmakla ilgili hiçbir şey söylemediğini ve  
gazetecinin ya söylemediği bazı noktaları eklediğini ya da görüşmeleri sırasında kendisine  
söylediği sözleri değiştirip konuşmasının bir parçasıymış gibi görünmesini sağladığını ifade  
etmiştir. Başvuran ayrıca, konuşmasının Hükümet’in ekonomik, siyasi ve sosyal politikalarını  
eleştirdiğini belirtmiştir.  
15 Şubat 1999 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Milli Gazete’de çalışan  
bir gazeteci olan Ö.T.’nin tanık olarak ifadesini dinlemiştir. Ö.T., olayların gerçekleşmesinin  
üzerinden bir yıldan fazla süre geçtiği için, başvuranın konuşmasının içeriğini  
hatırlayamadığını ifade etmiştir. Ö.T., yazı Milli Gazete’de yayımlandığı zaman, MÜSİAD’ın  
basın irtibat memurunun kendisini çağırıp memnuniyetsizliğini ve başvuranın böyle bir  
konuşma yapmadığını söylediğini iddia etmiştir. Ö.T., basın irtibat memuruna tekzip  
göndermesini söylediğini belirtmiştir. Ö.T., hikayeyi öğle yemeğinde başvuranla konuştuğunu  
söyleyen T.Y.’den aldığını iddia etmiştir.  
17 Mart 1999 tarihinde, T.Y., Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda vermiş  
olduğu ifadeleri yinelemiştir. T.Y. ayrıca, başvuranla görüşme yapmadığını iddia etmiştir.  
Polisin kendisine kaseti sorduğunda, silinmiş olduğu için kasetin olmadığını söylediğini ifade  
etmiştir. Başvuran, gazetecinin ifadelerini kabul etmediğini belirtmiştir.  
21 Nisan 1999 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı sınıf ve din  
ayrımına dayanarak insanları nefret ve düşmanlığa teşvik etmekten dolayı suçlu bulmuş ve bir  
yıl hapis ve 3,000 Türk Lirası (TRL) para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, başvuranın  
cezasının uygulanmasını, 647 sayılı Kanun uyarınca ertelemeye karar vermiştir.  
Mahkeme, vermiş olduğu kararda, gazetecinin başvuranı suçlamak için hiçbir sebebi  
olmamasından ve başvuranın yazının tekzibini istememiş olmasından dolayı, gazetecinin  
vermiş olduğu ifadenin samimi olduğu kanaatine varmıştır. Mahkeme, gazetelerde benzer  
yazıların yayımlandığını belirtmiştir. Mahkeme, konuşmanın tamamını göz önünde  
bulundurarak, başvuranın toplumu inananlar ve inanmayanlar olmak üzere iki gruba ayırmış  
olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, başvuranın sekiz yıllık zorunlu eğitimden ve Ceza  
Kanunu’nun 163. Maddesi’nin yeniden dahil edilmesinden yana olanları inanmayanlar ve  
bunlara karşı olanları inananlar olarak düşündüğünü saptamıştır. Mahkeme, başvuranın bu iki  
grubu karşı karşıya getirdiği ve gerçek Müslüman toplulukların dini inançlarını kışkırttığı  
kanaatine varmıştır. Mahkeme, başvuranın toplumu inançlarına göre iki düşman gruba  
ayırmaya çalıştığı sonucuna varmıştır.  
Ancak, mahkeme, yalanlanan konuşma kısıtlı sayıda kişiye, özel önemi olmayan bir  
günde yapıldığı için, konuşmanın halkın güvenliğini tehlikeye sokmadığını belirtmiştir.  
6 Ekim 1999 tarihinde, Yargıtay, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını  
onaylamıştır.  
Hükümet, AİHM’ye başvuranın sabıka kaydının silindiğini bildirmiştir.  
3
HUKUK  
I. KABULEDİLEBİLİRLİK  
AİHM, başvurunun AİHS uyarınca, belirlenmesi esasların incelenmesini gerektiren  
olaylardan ve hukuktan kaynaklanan ciddi meseleleri ortaya çıkardığı kanısındadır. AİHM bu  
nedenle, AİHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca başvurunun asılsız olmadığı sonucuna varmıştır.  
Başvurunun kabuledilemez olması için başka hiçbir gerekçe gösterilmemiştir.  
II. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran ilk olarak, kendisini yargılayan ve mahkum eden Ankara Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin yargıçlar kurulunda bir askeri hakimin bulunması nedeniyle, bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanmamaktan şikayetçi olmuştur. İkinci  
olarak, başvuran, aleyhindeki cezai takibatın Genel Kurmay İkinci Başkanı’nın talebi üzerine  
başlatıldığı için, mahkemenin Ordudan etkilendiğini iddia etmiştir. Başvuran son olarak,  
yalnızca kendisini suçlamada kişisel çıkarı bulunan gazetecinin ifadelerine dayanarak suçlu  
bulunduğunu iddia etmiştir. Başvuran, dayanak olarak AİHS’nin 6. Maddesi’ni göstermiştir:  
“Herkes, … kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız  
ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek  
hakkına sahiptir.”  
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı  
AİHM, bu davadakine benzer sorunlar içeren çok sayıda davayı incelemiş ve  
AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiği kanısına varmıştır (bkz. Özel, yukarıda belirtilen,  
§§ 33-34; ve Özdemir / Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).  
AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe görmemektedir. Buna  
göre, AİHM, 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
B. Cezai takibatın adil olması  
AİHM, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde  
yargılanma hakkının ihlal edildiğinin saptanmasını göz önünde bulundurarak, yerel  
mahkemeler huzurundaki cezai takibatın adil olup olmamasıyla ilgili diğer şikayetleri,  
AİHS’nin 6. Maddesi uyarınca incelemeye gerek olmadığı kanısına varmıştır (bkz. diğer  
makamlar arasında, Incal / Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları  
1998-IV, s. 1568, § 74).  
III. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, hüküm giymesinin ve cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden  
şikayetçi olmuş ve AİHS’nin 10. Maddesi’ni ileri sürmüştür.  
Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahalenin 10. Madde’nin ikinci  
fıkrası uyarınca haklı çıkarıldığını belirtmiştir. Hükümet, başvuranın cezası ertelendiği için,  
müdahalenin nisbi olduğunu ifade etmiştir. Hükümet son olarak, AİHM’nin hukuk sistemi  
ışığında, Ceza Kanunu’nun 312. Maddesi’nin, 19 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4744  
sayılı Kanun ile değiştirildiğini belirtmiştir.  
4
Başvuran, iddialarını sürdürmüştür. Başvuran özellikle, söylemediği sözler yüzünden  
mahkum edildiğini ifade etmiştir. Başvuran, böyle bir konuşma yapmış olsa bile, bu  
konuşmanın sınıf ve din ayrımına dayanan nefret ve düşmanlığa teşvik oluşturmadığını iddia  
etmiştir.  
AİHM, 10 § 1. Madde tarafından korunan, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına  
yapılan müdahaleden şikayetçi olunan mahkumiyetin taraflar arasında tartışma konusu  
olmadığını belirtmektedir. Müdahalenin kanun tarafından öngörülmüş olduğuna ve 10 § 2.  
Madde’ye uygun olarak, meşru amaç veya amaçlar güdülerek karmaşanın, suçun önlenmesi  
veya başkalarının haklarının korunmasına da itiraz edilmemiştir. AİHM mutabık kalmıştır. Bu  
davadaki mesele, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıdır”.  
AİHM, 10. Madde’ye ilişkin kararlarında belirlenen temel ilkeleri yinelemektedir  
(bkz. özellikle, Karkın, yukarıda anılan, §§ 27-30; ve Gündüz / Türkiye, no. 35071/97, § 37-  
41, ECHR 2003-XI). AİHM, söz konusu davayı, bu ilkeler ışığında inceleyecektir.  
AİHM, konuşmanın içeriğini ve hangi bağlamda yapıldığını bir bütün olarak göz  
önünde bulundurarak, itiraz edilen müdahaleyi inceleyecektir. AİHM’nin, söz konusu  
müdahalenin “güdülen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını ve bunu haklı çıkarmak için  
ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin “konuyla ilgili ve yeterli” olup  
olmadığını saptaması gerekmektedir (bkz., diğer makamlar arasında, Fressoz ve Roire /  
Fransa [GC], no. 29183/95, ECHR 1999-I). Ayrıca, verilen cezaların niteliği ve şiddeti,  
müdahalenin ölçüsünü değerlendirirken göz önünde tutulması gereken faktörlerdir (bkz.  
Skalka / Polonya, no. 43425/98, § 42, 27 Mayıs 2003).  
AİHM, –olayların olduğu sırada MÜSİAD başkanı olması nedeniyle halkın tanıdığı  
bir kişi olan – başvuranın, MÜSİAD toplantısında yapmış olduğu ve Devlet Güvenlik  
Mahkemesi tarafından sınıf ve din ayrımına dayanarak nefret ve teşvik oluşturduğu düşünülen  
bir konuşma nedeniyle hüküm giydiğini belirtmektedir. Yerel mahkeme bu sonuca varırken,  
özellikle takibat tarafından altı çizilen bölümleri ileri sürmüştür (bkz. 16. paragraf).  
AİHM, söz konusu konuşmayı Hürriyet’te yer aldığı şekliyle incelemiştir.  
Kovuşturma tarafından altı çizilen aşağıdaki cümleleri dikkate almıştır: “Bu, milletçe  
değiştirmeye çalışmanız gereken bir kafadır. Bütün bu gayretleri sarf ettikten sonra adam  
olmazsa koparılması gereken bir kafadır”, “Bu konuyu Türkiye'nin gündemine getirenler  
mümin olamaz” ve ‘‘Sünnet düğününü bile dini bir faaliyet diye cezalandırmak bir  
sünnetsizin işi olsa gerek”. Konuşmadan alınan bu bölümlerin tek başlarına okunduğunda,  
dinsel hoşgörüsüzlüğe dayanan şiddete çağrı veya nefrete teşvik olarak yorumlanabileceği  
doğrudur. Ancak, AİHM’ye göre, yerel mahkemeler, herhangi bir okumada nefret veya  
şiddete teşvik olarak algılanamayabilecek olan bu sözleri, bir bütün olarak konuşma bağlamı  
içinde değerlendirmemiştir (tezat olarak bkz., Sürek / Türkiye (no. 1) [GC], no. 26682/95, §  
62, ECHR 1999-IV; ve Gerger / Türkiye [GC], no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).  
Ayrıca, söz konusu davada, başvuranın sonradan söylemediğini iddia ettiği yukarıdaki  
sözleri de içine alan başvuranın konuşmasını aktaran birimin basın olması nedeniyle, AİHM,  
yayımlanan yazıda yer alan her şeyden başvuranı sorumlu tutmanın mümkün olmadığı  
kanaatine varmıştır (bkz. Amihalachioaie / Moldova, no. 60115/00, § 37, ECHR 2004-III; ve  
Erbakan / Türkiye, no. 59405/00, § 67, 6 Temmuz 2006).  
AİHM son olarak, başvurana verilen cezanın uygulanmasının ertelenmiş olmasına  
rağmen, başvuranın ağır bir ceza ile karşı karşıya kaldığını belirtmektedir (bkz., diğer  
makamlar arasında, Halis / Türkiye, no. 30007/96, § 37, 11 Ocak 2005).  
AİHM, buna karşı olarak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranı suçlu  
bulmak ve cezalandırmak için gösterdiği gerekçelerin, ilintili olmasına rağmen, başvuranın  
ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli görülemeyeceği kanısındadır.  
5
AİHM, yukarıdaki düşünceleri göz önünde bulundurarak, başvuranın hüküm  
giymesinin güdülen amaçlarla orantısız olduğu ve bu nedenle “demokratik bir toplumda  
gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır. Buna göre, AİHS’nin 10. Maddesi ihlal edilmiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. Maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, manevi tazminat olarak, 100,000 ABD Doları (USD), (yaklaşık 83,104  
Euro (EUR)) talep etmiştir.  
Hükümet, bu talebi reddetmiştir.  
AİHM, dava koşulları nedeniyle başvuranın sıkıntı altında bulunmuş olabileceğini  
düşünmektedir. AİHM, AİHS’nin 41. Maddesi’ne uygun olarak, adil bir değerlendirme  
yapmış ve başvurana manevi tazminat olarak 2,000 Euro ödenmesini uygun görmüştür.  
B. Masraf ve Giderler  
Başvuran ayrıca, AİHM ve yerel mahkemeler için yapmış olduğu masraf ve giderler  
için toplam 90,257 USD (yaklaşık 75,007 EUR) talep etmiştir. Başvuran, bu talebi  
destekleyici harç hesabı ve makbuz gibi belgeleri sunmuştur.  
Hükümet, bu talebi reddetmiştir.  
AİHM, yalnızca saptanan ihlal veya ihlallerle ilgili olarak gerçekten ve gerektiği  
şekilde yapılan ve miktar olarak makul olan masraf ve giderlerin, 41. Madde uyarınca telafi  
edilebileceğini yinelemektedir (bkz., örn., Şahin / Almanya [GC], no. 30943/96, § 105, ECHR  
2003). AİHM ayrıca, AİHS’nin ihlal edildiğini saptadığı durumlarda, AİHM’nin başvuranın  
ihlalin önlenmesi veya düzeltilmesi için ulusal mahkemeler huzurunda yapmış olduğu masraf  
ve harcamaları telafi edebileceğini yinelemektedir (bkz., diğer makamlar arasında,  
Zimmermann ve Steiner / İsviçre, 13 Temmuz 1983 tarihli karar, A Serisi no. 66, s. 14, § 36;  
ve Hertel / İsviçre, 25 Ağustos 1998 tarihli karar, Raporlar, 1998-VI, s. 2334, § 63). AİHM  
bu bağlamda, başvuranın taleplerini abartılı bulmuştur. Elde bulunan bilgilere ve yukarıdaki  
kriterlere dayanarak karar veren AİHM, başvurana masraf ve giderler için 3,000 Euro  
ödenmesini uygun görmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin  
şikayetle ilgili olarak, AİHS’nin 6. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
6
3. Başvuranın diğer şikayetlerinin AİHS’nin 6. Maddesi uyarınca dikkate alınmasına  
gerek olmadığına;  
4. AİHS’nin 10. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
5. (a) davalı Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik  
kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, aşağıdaki miktarları ödemesine (bu miktar,  
ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek);  
i. Manevi tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro);  
ii. Masraf ve giderler için 3,000 Euro (üç bin Euro);  
iii. Bu miktarlara konulabilecek bütün vergiler;  
(b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki  
miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı faiz oranına  
üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına eşit miktarda basit faizin ödenmesine karar  
vermiştir.  
6. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiştir.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 19 Aralık 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
T. L. EARLY  
Nicolas BRATZA  
Bölüm Sekreteri  
Başkan  
7