CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YAAR - TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 46412/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
24 Ocak 2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Yaar – Türkiye davasında,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Daire),  
Bakan J.-P. COSTA,  
Yargıçlar A.B. BAKA,  
R. TÜRMEN,  
K. JUNGWIERT,  
M. UGREKHELIDZE,  
A. MULARONI,  
E. FURA-SANDSTRÖM ve  
Bölüm Sekreteri S. DOLLÉ’un katılımı ile kapalı oturumda 31 Mart 2005 ve 5 Ocak  
2006 tarihlerinde toplanmıve son belirtilen tarihte alınan izleyen kararı vermitir:  
USUL  
1. Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) eski 25.  
maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaı olan Mahmut Yaar  
(“bavuran”) tarafından, 13 ubat 1998 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na  
(“Komisyon”) yapılan bavurudan (no. 46412/99) kaynaklanmaktadır.  
2. Kendisine adli yardım tanınmıolan bavuran, Diyarbakır Barosu’na bağlı avukat  
T. Elçi tarafından temsil edilmitir. Bu davada, Türk Hükümeti (“Hükümet”) Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi huzurundaki ilemler için bir Ajan tayin etmemitir.  
3. Bavuran, özellikle, polis nezaretinde gördüğünü iddia ettiği kötü muameleden,  
tutuklu yargılama süresinin haddinden fazla olmasından ve hakkında balatılan cezai  
ilemlerden ikayetçi olmutur. ikayetleri hususunda, AĐHS’nin 3, 5, 6, 13 ve 14.  
maddelerine atıfta bulunmutur.  
4. Bavuru, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin 11 No.’lu Protokol’ünün yürürlüğe girdiği tarih olan, 1 Kasım 1998’de  
iletilmitir (11 No.’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).  
5. Bavuru, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin Đkinci Daire’sine tevzi edilmitir  
(Mahkeme Đçtüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Bu Daire içinde davaya bakacak olan Bölüm  
(AĐHS’nin 27 § 1. maddesi), Đçtüzüğün 26 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi oluturulmutur.  
6. Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, 31 Mart 2005 tarihli bir karar ile bavurunun  
kısmen kabuledilebilir olduğunu açıklamıtır.  
7. Bavuran ve Hükümet, esaslara ilikin görübildirmilerdir (Đç Tüzük 59 § 1.  
madde). Taraflar birbirlerinin görülerine yazılı olarak cevap vermilerdir.  
OLAYLAR  
8. Bavuran 1974 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
2
9. 1 Haziran 1994 tarihinde, bavuran, Kürdistan Đꢀçi Partisi (“PKK”) isimli yasadıı  
bir örgüte üye olduğu üphesi üzerine Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi polisleri tarafından gözaltına alınmıtır.  
10. 2 Haziran 1994 tarihinde, bavuran, Bismil Sağlık Ocağı’nda bir doktor tarafından  
muayene edilmitir. Doktor, bavuranın vücudunda kötü muameleye dair bir iz olmadığını  
rapor etmitir.  
11. Baskı altında alındığı iddia edilen 6 Haziran 1994 tarihli polis ifadesinde,  
bavuran, üyesi olduğu PKK adına propaganda yaptığını ve para topladığını ifade etmitir.  
Ayrıca, ruhsatsız silah taıdığını itiraf etmitir.  
12. 7 Haziran 1994 tarihinde, bavuran tıbbi muayene için bir kez daha Diyarbakır  
Devlet Hastanesi’ne götürülmütür. Rapor, bavuranın kötü muameleye dair herhangi bir iz  
taımadığını belirtmitir.  
13. Aynı tarihte, bavuran ayrıca Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı  
tarafından sorgulanmıtır. Savcı huzurunda, bavuran, baskı altında verilmiolduğunu iddia  
ettiği polis ifadesini inkar etmitir. Ruhsatsız silah taıdığını kabul etmi, ancak, PKK’nın  
üyesi olduğunu veya faaliyetlerine katıldığını reddetmitir. Bavuran sonradan Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi’nin huzuruna çıkarılmı, burada, Savcı tarafından alınan  
ifadesini yinelemitir. Đddiaların ciddiyetini gözönünde bulunduran Hakim, bavuranın tutuklu  
yargılanmasını emretmitir.  
14. 13 Haziran 1994 tarihli bir iddianame ile Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Savcısı, bavuran hakkında cezai ilemler balatmıtır. Bavuranı PKK’ya üyelikle suçlamıꢀ  
ve Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca bavuranın mahkumiyetini talep etmitir.  
15. Dava, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde açılmıtır. Müteakip dokuz  
durumada, mahkeme, iddia edilen suçun niteliğini ve delillerin durumunu gözönünde  
bulundurarak, bavuranı tahliye etmeyi reddetmitir.  
16. 4 Eylül 1996 tarihinde, onuncu duruma sırasında, mahkeme bavuranın tutuksuz  
yargılanmasını emretmitir.  
17. Aynı tarihte, Gaziantep Hapishanesi’nden tahliye edilmeyi beklerken, bavuran,  
Gaziantep Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından polis nezaretine alınmıtır. 7 Eylül 1996  
tarihinde, bavuran, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polis memurlarına teslim edilmive  
sorgulama için Çevik Kuvvet binasına götürülmütür.  
18. Bavuran orada kendisine kötü muamele edildiğini iddia etmektedir. Çırılçıplak  
soyulduğunu, dövüldüğünü, soğuk suyla yıkandığını, kollarından asıldığını ve elektrik okuna  
tabi tutulduğunu ileri sürmektedir. Bavuranın iddialarına göre polis memurları bavuranı  
PKK ile ilikisi hakkında sorgulamıtır. Bavuran tarafından yazıldığı iddia edilen bir PKK iç  
raporunu yüksek sesle okumular, bavurana, bu belgenin, emniyet güçleriyle bir çatıma  
sırasında öldürülmüolan bir PKK üyesinin eyalarının arasında bulunmuolduğunu  
söylemiler, bavuranı, ayrıca, 1994’te Bismil’de gerçeklemiolan dört silahlı saldırı  
hakkında sorgulamılardır. 18 Eylül 1996 tarihinde, memurlar, bavuranla birlikte, suç  
mahallinin olay yeri incelemelerini yürütmütür. Bavuran, polis memurları tarafından  
3
düzenlenmiolan olay raporlarını imzalamak zorunda bırakıldığını ifade etmektedir. Polis,  
ayrıca, bavuranın el yazısı örneklerini almıtır.  
19. 19 Eylül 1996 tarihinde, bavuran, tıbbi kontrol için Diyarbakır Devlet  
Hastanesi’ne götürülmütür. Doktor, bavuranın vücudunda kötü muameleye dair bir iz  
olmadığını rapor etmitir. Bavuran, sonradan, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Hakimi’nin huzuruna çıkarılmıve burada, herhangi bir silahlı saldırıya katıldığını  
reddetmitir. Bavuran, aynı zamanda, kendisinden baskı altında alınmıolduğunu iddia  
ettiği, polis ifadesini inkar etmitir. Bavuran, ayrıca, PKK raporunu yazdığını reddetmitir.  
Bavuran hakkındaki iddiaların ciddiyetini değerlendiren Hakim, bavuranın tutuklu  
yargılanmasını emretmitir.  
20. 26 Eylül 1996 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı,  
bavuranı ve baka dört kiiyi, PKK’ya yardım ve yataklık yapmakla ve bu örgüt adına bazı  
silahlı faaliyetler yürütmekle suçlayan bir iddianame sunmutur. Bu suçlamalara destek  
olarak, Savcı, bavuran tarafından düzenlendiği iddia edilen PKK raporuna ve 18 Eylül 1996  
tarihli olay raporlarına atıfta bulunmutur. Savcı, mahkemeden, bavuranı, Ceza Kanunu’nun  
125. maddesi uyarınca yargılamasını ve mahkum etmesini talep etmitir.  
21. 3 Ekim 1996 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuran  
hakkındaki ikinci ceza yargılaması sürecini balatmıtır.  
22. 4 Kasım 1996 tarihinde, ikinci duruma sırasında, bavuran, hakkındaki  
suçlamaları reddetmive PKK raporunu yazmamıolduğunu ifade etmitir. Mahkemeden adli  
tıp raporu temin etmesini talep etmitir. Mahkeme, iddia edilen suçun niteliğini ve delillerin  
durumunu gözönünde bulundurarak, bavuranın tutuklu yargılanması gerektiği kararını  
vermitir.  
23. Müteakiben, 23 Aralık 1996, 24 ubat 1997, 28 Nisan 1997, 17 Haziran 1997 ve  
28 Ağustos 1997 tarihlerinde, mahkeme, suçun ciddiyetine ve dava dosyasındaki delillere  
dayanarak, bavuranı serbest bırakmayı reddetmitir.  
24. 3 Kasım 1997 tarihinde, yedinci duruma sırasında, ilk derece mahkemesi,  
bavuran hakkında devam eden iki cezai kovuturmayı birletirmeye karar vermitir.  
Mahkeme, ayrıca, bavuranın tutuklu yargılanmasının devamını emretmitir.  
25. 8 Aralık 1997 tarihinde, sekizinci durumada, mahkeme, PKK raporunu ve  
bavuranın el yazısı örneklerini inceleme için Adli Tıp Kurumu’na göndermeye karar  
vermitir. Suçun ciddiyetini ve dava dosyasındaki delilleri gözönünde bulundurarak,  
mahkeme, bavuranın tutuklu yargılanmasının devamını emretmitir.  
26. 10 ubat 1998 tarihinde, bavuran, ilk derece mahkemesine bir yazı sunmutur.  
AĐHS’nin 5. ve 6. maddelerine atıfta bulunarak, serbest bırakılmayı talep etmitir. Mahkeme  
bu talebi reddetmitir.  
27. Bavuranın sonraki iki serbest bırakılma talebi de, 16 Nisan 1998 ve 16 Haziran  
1998 tarihlerinde gerçekleen onuncu ve on birinci durumalarda ilk derece mahkemesi  
tarafından benzer gerekçelerle reddedilmitir.  
4
28. 8 Temmuz 1998 tarihinde, Adli Tıp Kurumu raporunu bitirmi, Diyarbakır Devlet  
Güvenlik Mahkemesi tarafından inceleme için verilen belgenin bavuran tarafından yazılmıꢀ  
olduğunu tespit etmitir. Bu adli tıp raporu, 20 Ekim 1998 tarihinde düzenlenen on üçüncü  
durumaya kadar ilk derece mahkemesinin dikkatine sunulmamıtır.  
29. 25 Aralık 1998 ve 14 Eylül 1999 tarihleri arasında gerçekleen müteakip altı  
durumanın tamamı ertelenmitir, zira, iddia makamı tanıklarından biri tanıklık etmek için ilk  
derece mahkemesinde hazır bulunmamıtır. Her durumanın sonunda, mahkeme, suçun  
niteliğini ve delillerin durumunu gözönünde bulundurarak, bavuranın tutuklu yargılama  
süresini uzatmıtır.  
30. 15 ubat 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını vermitir.  
Mahkeme, bavuranın polis ifadesinin baskı altında alındığını iddia etmiolduğunu  
kaydetmi, ancak, bu konuyu kararında tespit etmemitir. Mahkeme, iddianamede ileri  
sürülğü gibi bavuranın silahlı saldırıları yürütmüolduğu kararına varmak için yeterli delil  
olmadığını, ancak bavuranın PKK üyesi olduğu kararına varmak için yeterli delil olduğu  
kararını vermitir. Dolayısıyla, mahkeme, Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca,  
bavuranı on iki yıl ve altı ay hapse mahkum etmitir.  
31. 22 Ocak 2001 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararına varmadan  
önce davanın esaslı incelemesini yürütmemiolduğu gerekçesiyle, kararı bozmutur.  
32. 13 Nisan 2001 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın  
yeniden yargılamasını balatmıtır.  
33. 5 Temmuz 2001, 18 Eylül 2001, 27 Kasım 2001, 5 ubat 2002, 2 Nisan 2002, 4  
Haziran 2002, 25 Temmuz 2002, 12 Eylül 2002 ve 22 Ekim 2002 tarihlerinde gerçekleen  
müteakip dokuz durumada, mahkeme, delillerin durumuna ve suçun niteliğine dayanarak,  
bavuranı serbest bırakmayı reddetmitir.  
34. 10 Aralık 2002 tarihinde Mahkeme kararını açıklamıtır. Bavuranın, polis  
tarafından gözaltında tutulduğu sırada itirafta bulunmaya zorlanmıolduğuna dair ikayetine  
değinmitir. Ancak dava dosyasının içeriğini gözönünde bulunduran Mahkeme, bavuranın  
PKK mensubu olduğunu tespit etmitir. Dolayısıyla, Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi  
uyarınca bavuranı on iki yıl altı ay hapse mahkum etmitir. Tutuklu yargılandığı sırada geçen  
süreyi de gözönüne alan Mahkeme, bavuranın serbest bırakılmasına karar vermitir.  
35. 3 Mart 2003 tarihinde bavuran, kararı temyiz etmitir. Temyiz dilekçesinde  
bavuranın temsilcisi, bavuranın gözaltında tutulduğu süre içerisinde maruz bırakıldığı kötü  
muameleye değinmitir. Özellikle, bavuranın çıplak bırakıldığını, dövüldüğünü, üzerine  
hortumla soğuk su tutulduğunu, elektrik okuna maruz bırakıldığını ve kollarından asıldığını  
ileri sürmütür.  
36. 17 Aralık 2003 tarihinde Yargıtay, Diyarbakır DGM’nin muhakemesini ve delilleri  
değerlendirmesini onayarak, bavuranın talebini reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
5
37. Bavuran, AĐHS’nin aağıda ilgili kısmı kaydedilmiolan 3. maddesinin ihlali  
anlamına gelecek ekilde polis gözetimindeyken çeitli kötü muamele ve ikence ekillerine  
maruz bırakılmıolduğu hususunda ikayette bulunmutur:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
38. Đddialarını destekleyecek herhangi bir tıbbi rapor sunmayan bavuran, Diyarbakır  
Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulmuolduğu süre içerisinde çıplak bırakıldığını,  
dövülğünü, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu, kollarından asıldığını ve elektrik  
okuna maruz kaldığını ileri sürmütür.  
39. Hükümet, iddialara itiraz etmitir. Bavuranın, iddialarını kanıtlayamadığını veya  
AĐHS’nin 3. maddesine karıt olarak kötü muameleye maruz bırakılmıolduğuna ilikin  
iddialarını destekleyecek deliller sunamadığını belirtmitir. Ayrıca, bavuranın polis  
gözetiminin baında ve sonunda bir doktor tarafından muayene edildiğini ve adli tıp  
raporlarının, bavuranın vücudu üzerinde kötü muamele izlerinin mevcut olduğunu  
göstermediğini eklemitir.  
40. 3. maddenin, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içerdiğini  
yineleyen AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiolduğu yönündeki delilleri  
değerlendirirken, “makul üphenin ötesinde” kanıt standardını benimsediğini hatırlatır  
(Avar/Türkiye, no. 25657/94, § 282, ECHR 2001-VII). Bu tür bir kanıt, yeterli derecede  
güçlü, açık ve uygun neticeler veya reddedilmemibenzer maddi karinelerin birarada yer  
almasından kaynaklanabilir (Đrlanda/Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25,  
sayfa 65, § 161).  
41. AĐHM, yükümlülüğünün yardımcı niteliği hususunda duyarlıdır ve durumun, belli  
bir davanın koullarınca kaçınılmaz olmadığına karar verildiği hallerde, bir ilk derece  
Mahkemesinin görevini üstlenirken son derece dikkatlidir (bkz., örneğin, McKerr/Đngiltere,  
no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Ancak sözkonusu davada olduğu gibi AĐHS’nin 3. maddesi  
uyarınca iddiaların sunulduğu durumlarda AĐHM, tam bir incelemede bulunmalıdır (bkz.,  
üzerinde gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra (mutatis mutandis), Ribitsch/Avusturya, 4  
Aralık 1995 tarihli karar, A Serisi no. 336, § 32, ve Avar, § 283).  
42. Sözkonusu davada ikayet edilen kötü muamele, bavuranın çıplak bırakılmasını,  
dövülmesini, elektrik okuna maruz bırakılmasını, üzerine hortumla soğuk su tutulmasını ve  
bileklerinden asılmasını içermektedir. Ancak davada görülen bir grup unsur, bavuranın polis  
tarafından Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulduğu iki dönem boyunca, 1 ve  
7 Haziran 1994 ve 7 ve 19 Eylül 1996 dönemleri, gerçekten iddetli kötü muameleye maruz  
kalıp kalmadığı hususunda üpheler uyandırmaktadır.  
43. Öncelikle 2 Haziran 1994, 7 Haziran 1994 ve 19 Eylül 1996 tarihli tıbbi raporlar,  
bavuranın vücudu üzerinde mevcut hiçbir kötü muamele izi göstermemektedir (bkz. 10,11 ve  
19. paragraflar). Ayrıca bavuran, sözkonusu raporlardaki bulgular hususunda üphe  
yaratacak ve iddialarını destekleyecek hiçbir delil sunmamıtır.  
44. Sonuç olarak, huzurunda sunulan deliller tüm makul üphelerin ötesinde  
bavuranın, kötü muameleye maruz bırakılmıolduğuna karar vermesini sağlamadığı için  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiolduğunun kanıtlanabildiği kanısında değildir  
(Talat Tepe/Türkiye, no. 31247/96, § 54, 21 Aralık 2004).  
6
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLMĐꢀ OLDUĞU ĐDDĐASI  
45. Bavuran, tutuklu yargılanma süresinin, AĐHS’nin ilgili kısmı aağıda kaydedilen  
5 § 3. maddesinde öngörülen makul süre gereğini aolduğu hususunda ikayette  
bulunmutur:  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullara uyarınca yakalanan veya tutulan herkes hemen bir  
yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıdiğer bir görevli önüne çıkarılmalıdır; kiinin makul bir  
süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin  
durumada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
46. Hükümet, bavuranın tutuklu yargılanmasının, yerel hukuka uygun olduğunu  
belirtmitir. Ayrıca, bavuranın gözaltında tutulma durumunun, belirli aralıklarla gözden  
geçirilmiolduğunu ileri sürmütür. Ancak, bavurana yöneltilen suçlamaların ciddiyeti ve  
dava dosyasındaki deliller ıığında mahkeme, dava devam ederken bavuranın gözaltı  
durumunun da devam etmesine karar vermitir.  
A. Gözönüne alınması gereken süre  
47. AĐHM bavuranın öncelikle, Diyarbakır DGM hakiminin 7 Haziran 1994 tarihli  
kararı ile tutuklu yargılanmasına balandığını belirtir. 4 Eylül 1996 tarihinde tutuksuz  
yargılanmaya balanmıancak aynı gün, polis tarafından aleyhinde ayrıca suçlamalarda  
bulunulması nedeniyle tekrar yakalanmıtır. 19 Eylül 1996 tarihinde hakim, bavuranın  
tutuklu yargılanmasına karar vermitir. Bavuranın serbest bırakıldığı gün yakalanması,  
Diyarbakır DGM huzurunda devam etmekte olan cezai takibatla bağlantılı olmadığı için,  
AĐHM iki tutukluluk süresini ayrı ayrı incelemesi gerektiği sonucuna varmıtır.  
48. Yukarıda kaydedilenlere ilikin olarak AĐHM, sözkonusu davada ilk tutukluluk  
süresinin, 7 Haziran 1994 tarihinde balayıp bavuranın tutuksuz yargılanmaya balandığı 4  
Eylül 1996 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Ancak, bavuru AĐHM’ye, gerçekletirildiği  
iddia edilen ihlale yol açan olayların görüldüğü tarihten altı aydan fazla süre geçmesinin  
ardından, 13 ubat 1998’de sunulmutur. Sonuç olarak AĐHM, bavuranın tutuklu yargılanma  
süresinin uzunluğunun makul olup olmadığını incelerken, yalnızca 19 Eylül 1996 ve 10  
Aralık 2002 tarihleri arasında geçen süreyi gözönünde bulunduracaktır.  
B. Tutukluluk süresinin uzunluğunun uygunluğu  
49. AĐHM bir davada sanığın yargılanması sırasında tutuklu bulunmasının makul bir  
süreyi geçmemesini garanti etmenin öncelikle yerel adli makamların yükümlülüğü olduğunu  
yineler. Bu amaçla masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiisel özgürlüğe saygı kuralına  
uymamayı haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya  
çürüten delilleri incelemeli ve bunları, serbest bırakılma bavurularına ilikin kararlarında  
ortaya koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında bavuran  
tarafından ortaya konan saptanmıgerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3.  
maddesinin ihlal edilip edilmemiolduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Assenov ve  
Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VIII, §  
154).  
50. Yakalanan kiinin bir suç ilemiolduğuna ilikin makul üphenin devamı,  
sözkonusu tutuklama ileminin geçerliliği için ilk kouldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli  
olmamaktadır. AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiinin  
7
özgürğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir  
(bkz., Iljikov/Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve Labita/Đtalya [BD], no.  
26772/95, §§ 152-153, ECHR 2000-IV).  
51. Sözkonusu davada DGM, bavuranın devam etmekte olan tutukluluk durumunu,  
kendi gerek görmesi veya bavuranın talebi üzerine otuz bir kez incelemitir. 10 ubat 1998  
tarihli dilekçesinde bavuran, AĐHS’nin 5. ve 6. maddelerine değinerek tekrar serbest  
bırakılmayı istemitir (bkz. paragraf 26).  
52. AĐHM, dava dosyasındaki delillerden, DGM’nin birçok duruma sonunda “suçun  
niteliğine, delillerin durumuna ve dosyanın içeriğine ilikin” gibi basmakalıp terimler  
kullanarak bavuranın, tutuklu yargılanmasının devamına karar vermiolduğu sonucunu  
çıkarmaktadır. “Delillerin durumu” tabiri, ciddi suç göstergelerinin mevcudiyeti ve  
devamlığı için ilgili bir unsur olsa da sözkonusu davada bavuranın ikayette bulunduğu  
tutukluluk süresi uzunluğunu tek baına haklı çıkaramaz (bkz. Letellier/Fransa, 26 Haziran  
1991 tarihli karar, A Serisi no. 207, Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A Serisi  
no. 241-A, ve Demirel/Türkiye, no. 39324/98, § 59, 28 Ocak 2003).  
53. AĐHM, altı yıl üç aylık sürenin, Mahkemelerin basmakalıp gerekçeleri gözönüne  
alındığında, haklı çıkarılabilecek gibi görünmediği kanısındadır.  
54. Sözkonusu koullar altında AĐHM, bavuranın tutukluluk süresinin uzunluğunun,  
AĐHS’nin 5 § 3. maddesine uygun olmadığı sonucuna varmıtır.  
55. Bu nedenle, sözkonusu madde ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLMĐꢀ OLDUĞU ĐDDĐASI  
56. Bavuran, dava ilemlerinin süresinin, AĐHS’nin aağıda kaydedilen 6 § 1.  
maddesinin ilgili kısmında öngörülen “makul süre” gereğine uymadığı hususunda ikayette  
bulunmutur:  
“Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme  
tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
57. Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmitir. Sözkonusu davadaki ilemlerin  
uzunluğunun, sanık sayısı, davanın karmaıklığı, bavuranın itham edildiği suçun niteliği  
gözönüne alındığında makul olmadığının kabul edilemeyeceğini belirtmitir.  
58. AĐHM gözönünde bulundurulması gereken sürenin, bavuranın polis tarafından  
gözaltına alındığı 1 Haziran 1994 tarihinde baladığı ve Yargıtay kararı ile 17 Aralık 2003  
tarihinde sona erdiğini belirtir. Her birinde bavuranın davasının iki kez incelendiği iki yargı  
aamasında dokuz yıl altı ay sürmütür.  
8
59.AĐHM, ilemlerin uzunluğunun makul olup olmadığının, öncelikle, dava koulları  
ıığında, AĐHM içtihadında yerleik ölçütlere, davanın karmaıklığına, bavuranın ve yetkili  
mercilerin tutumuna ve ihtilafta bavuranın karı karıya olduğu risklere atıfta bulunarak  
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], no. 25444/94, §  
67, AĐHM 1999-II).  
60.AĐHM, davanın belirli bir karmaıklık arz etmesine rağmen, bunun, tek baına  
ilemlerin uzunluğunu haklı çıkardığının söylenemeyeceği kanısındadır.  
61.Bavuranın tutumuna ilikin olarak, AĐHM, dava dosyasından, bavuranın  
ilemlerin uzamasına neden olduğunun görülmediğini gözlemlemitir.  
62.Yetkililerin tutumuna gelince, AĐHM, yetkililere yüklenebilecek önemli bir  
gecikme süresinin olduğunu not eder. Bu bağlamda, birinci derece mahkemesinin 15 ubat  
2000 tarihli kararını vermesinin altı yıl aldığını gözlemler. Dava dosyasındaki belgelerden, 8  
Aralık 1997 tarihli durumasındaki gibi, birinci derece mahkemesinin, bavuranın el yazısı  
örneklerinin adli tıp tarafından incelemesi talimatını verdiği ve bu raporun mahkemeye ancak  
20 Ekim 1998’de, yani on ay sonra, iletildiği görülmektedir. Ayrıca, 25 Aralık 1998 ve 14  
Eylül 1999 tarihleri arasında, kavuturma tanıklarından birisi mahkemeye gelmediği için, altı  
duruma ertelenmitir.  
63.AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin, Sözlemeci Devletlere, davaların makul süre içinde  
karar bağlanması yükümlülüğü dahil olmak üzere, mahkemelerinin sözkonusu maddenin her  
artını karılayacağı ekilde yasal sistemlerini düzenlemeleri görevini yüklediğini hatırlatarak  
(bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98, § 26, 12 Nisan 2001), AĐHM, yerel mahkemenin  
ilemleri hızlandırmak için daha sıkı önlemler uygulamıolabileceği kanısındadır.  
Dolayısıyla, ulusal mahkeme gereken gayretle hareket etmediğinden, bu davanın ilemlerinin  
gereksiz yere uzatıldığını tespit etmitir.  
64.Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, ilemlerin uzunluğunun, AĐHS’nin 6 § 1.  
maddesinde yer alan makul süre artı ile bağdağının düünülemeyeceği kanısındadır.  
65.Dolayısıyla, bu madde ihlal edilmitir.  
IV.AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
66.Bavuran, yerel hukukta, kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak hiçbir etkili hukuk  
yolunun bulunmadığını ve bunun AĐHS’nin 13. maddesini ihlal ettiğini ileri sürerek ikayetçi  
olmutur. Bu maddeye göre:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler  
tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru yapabilme hakkına  
sahiptir.”  
67.AĐHM, 3. maddeyle teminat altına alınan hakkın niteliğinin, 13. madde açısından  
anlamları olduğunu tekrarlar. Bir bireyin, Devlet görevlileri tarafından ikence gördüğü ya da  
ciddi kötü muameleye maruz kaldığı yönünde savunulabilir bir iddiasının bulunduğu hallerde,  
“etkili hukuk yolu” kavramı, uygun olan durumlarda tazminat ödenmesine ek olarak,  
tekinin soruturma sürecine etkili eriimi dahil olmak üzere, sorumluların bulunması ve  
cezalandırılmasını muktedir, kapsamlı ve etkili bir soruturma yapılması anlamına  
gelmektedir (bkz. Aksoy, 18 Aralık 1996 kararı, Reports 1996-VI, § 98).  
9
68.Bu davada kendisine iletilen kanıtlar temelinde, AĐHM, hiçbir üpheye yer  
bırakmayacak ekilde, bavuranın polisler tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığının  
kanıtlandığını tespit etmemitir. Ancak, AĐHM’nin geçmidavalarda hükmettiği üzere, bu,  
tekinin 3. madde kapsamındaki ikayetinin, 13. maddenin maksadı açısından  
“savunulabilir” bir ikayet olmasını engellemez (bkz. Yaa – Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı,  
Reports 1998-VI, s.2442, § 112).  
69.AĐHM, bavuranın, kötü muamele iddialarını ulusal mercilere ilettiğini not eder. Bu  
bağlamda, AĐHM, bavuranın 7 Haziran 1994 tarihinde ilk polis gözaltını takiben Cumhuriyet  
Savcısı ve hakim tarafından alınan ifadelerine ve 19 Eylül 1996 tarihinde ikinci polis gözaltını  
takiben Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından alınan ifadelerine atıfta bulunur. Son olarak,  
3 Mart 2003 tarihli bir dilekçede, bavuranın temsilcisi, bir kez daha ikayeti Yargıtay’ın  
dikkatine sunmuve maruz bırakıldığı iddia edilen muameleyi ayrıntılı olarak izah etmitir  
(35. paragraf). Sonuç olarak, yetkililerin bavuranın polis gözaltında kötü muamele  
iddialarından haberdar olduğu açıktır. Ancak, bu iddialara yönelik hiçbir soruturma  
balatılmatır.  
70.Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, yetkililerin 1994’ten beri tutuklu olan  
bavurana, kötü muamele iddialarına ilikin olarak etkili bir hukuk yolu temin etme  
yükümlülüklerini yerine getirdikleri kanısında değildir.  
71.Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. madde ihlal edilmitir.  
V.AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
72.Bavuran, Kürt kökeni sebebiyle ayrımcılığa maruz kaldığını, bunun AĐHS’nin 3.,  
5., 6. ve 13. maddeleri bağlamında 14. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmütür.  
73.Hükümet, bu iddiaları reddetmitir.  
74.AĐHM, bavuranın, ilemlerin hiçbir safhasında, ayrımcılık iddiasını yerel  
mahkemelerin dikkatine sunmadığını not eder. Sonuç olarak, AĐHM, bu ikayetin esaslarına  
girilmesinin gerekli olmadığı kanısındadır, zira iç hukuk yolları tüketilmediğinden AĐHS’nin  
35 § 1. ve 4. maddeleri uyarınca zaten reddedilmesi gereklidir.  
VI.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
75.AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
76.Bavuran, AĐHM’den 50.000 Euro manevi ve 20.000 Euro maddi tazminat  
verilmesine hükmetmesini talep etmitir.  
77.Hükümet, bu iddiaların temelsiz olduğunu belirtmitir.  
10  
78.AĐHM, tespit edilen ihlaller ile talep edilen maddi tazminat arasında hiçbir sebep-  
sonuç bağı tespit etmemitir; dolayısıyla bu iddiaları reddeder. Ancak, bavuranın dava  
koullarında sıkıntı ve hayal kırıklığı gibi, yalnızca bir ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek  
bir manevi zarara uğramıolduğunu kabul etmektedir. Dava koullarını ve içtihadını dikkate  
alarak AĐHM, bavurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B.Mahkeme masrafları  
79.Bavuran, yerel mahkemelerde yapılan masraflar için 6.600 Euro, AĐHM’deki  
masraflar için 4.520 Euro talep etmitir.  
80.Hükümet, bavuranın iddiasına itiraz etmitir.  
81.Elindeki belgeler temelinde ve eitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda  
AĐHM, bavurana mahkeme masrafları için, Avrupa Konseyi’nden alınan 685 Euro adli  
yardım çıkarılmak üzere, 3.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C.Gecikme faizi  
82. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1.AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
2.AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5.14. madde kapsamındaki ikayete ilikin iç hukuk yollarının tüketilmediğine;  
6.(a)Sorumlu Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günüde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilerek ve her türlü vergi ve harçtan muaf olarak  
(i)10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat,  
(ii)yasal yardım olarak alınmıolan 685 Euro (altı yüz seksen beEuro) çıkarılmak  
üzere, mahkeme masrafları için 3.000 Euro (üç bin Euro) ödemesine;  
(b)yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
11  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 24  
Ocak 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
S.DOLLE  
J.-P COSTA  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Bakan  
12