AİHM yetkililerin olay günü ivedilikle hareket ettiklerini hatırlatarak -önce jandarmaların,
sonra savcının- bu olaya karışan polislerin sayısını ve kimliklerinin tespit edilmesini
sağladıklarını ve ölüm atışını yapan zanlı polis memurunu belirlediklerini ifade etmektedir.
Böylece polis memuru kasten adam öldürme suçuyla adalet karşısına çıkarılmış ve tutuklu
olarak yargılanmıştır.
Yetkililer davayı aydınlatmak için gerekli tüm önlemleri almış görünmektedir. Ölüm
nedeninin tam olarak anlaşılması için tamamlayıcı bir otopsi düzenlenmiş, kaza atışının
özellikle sayısını ve atış mesafesini saptamak için birçok uzman çalışmıştır.
Ağır ceza mahkemesi bilirkişiler aracılığıyla maktulün kolunda oluşan çiziğin ikinci bir
kurşundan ileri gelip gelmediği, polisin birden fazla ateş edip etmediği üzerinde durmuş,
sonuca varmak için atış mesafesinin araştırılmasını istemiştir. Aynı zamanda, bilerek ve
isteyerek mi bir atışın yapıldığı yoksa bir sendeleme ya da düşme halinde istemeyerek mi bu
durumun oluştuğu dikkate alınmıştır. Mahkeme duruşmada ilgili tanıklara başvurmuş, olay
yeri incelemesi yapılmıştır.
AİHM sonuç itibariyle yetkililerin 2. maddede yer alan zorunlulukları karşılayacak düzeyde
bir soruşturma sürdürdüklerini gözlemlemekte ve ayrıca başvuranın bir avukat aracılığıyla
temsil edildiğini, müdahil taraf olarak Ağır ceza mahkemesi önündeki sürece aktif olarak
katılma vasıtasını bulduğunu ve bilirkişilerin almış oldukları sonucu bildirmelerine dek takip
ettiğini kaydetmektedir. Başvuran ayrıca bu sürecin hiçbir aşamasında soruşturmanın
gidişatında eksiklikler bulunduğunu dile getirmemiştir.
AİHM, Sözleşme’nin başvurana üçüncül kişiler hakkında takibat başlatma ve her türlü
soruşturmanın neticesinde mahkumiyet ile sonuçlanması hakkını vermediğini hatırlatarak
AİHS’nin bu bakımdan ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kendisine ödenen tazminatta objektif sorumluluk ilkesine dayalı olarak, idari yargı
makamlarının tutumunun maruz kaldığı haksızlıkları gidermede hiçbir güvence sağlamadığını
ileri sürmekte, bu yönde AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin iç hukukta Sözleşmede yer aldığı şekliyle temel hak ve
özgürlükleri öngören savunulabilir nitelikteki bir başvuruyu güvence altına aldığını
hatırlatmaktadır. Bu hüküm, ulusal olduğu kadar uluslararası düzeyde de Sözleşmeye dayalı
«savunulabilir» içerikli bir şikayeti ve buna uygun başvuru yolunu zorunlu kılmaktadır (Bkz.
diğerleri arasında, Kudla-Polonya kararı, no: 30210/96).
AİHS’nin 2. maddesi hakkındaki şikayetlerle ilgili davalarda AİHM başvuranların etkili bir
başvurudan yoksun kaldıkları ve netice itibariyle bir ceza, medeni ve idari yargı sürecinde
müdahil taraf olarak uygun bir tazmin talebinde bulunmaları sonucuna varabilir. Başka bir
deyişle, başvuranların hukuki düzende yapmış oldukları başvurular ile ceza soruşturması
arasında somut ve sıkı bir bağ mevcuttur.
Bununla birlikte, 2. madde ile güvence altına alınan hakların ihlal edildiği iddiası sözkonusu
olduğunda, -maddi olduğu kadar manevi- tazminatla bir tazmin prensip olarak mümkün
7