CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
YASİN ATEŞ/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 30949/96)  
KARAR  
STRAZBURG  
31 Mayıs 2005  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
Yasin Ateş/Türkiye kararında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),  
Sn. J.-P. COSTA, Başkan,  
Sn. I. CABRAL BARRETO,  
Sn. V. BUTKEVYCH,  
Sn. A. MULARONI,  
Sn. E. FURA-SANDSTRÖM,  
Sn. D. JOČIENĖ, yargıçlar,  
Sn. F. GÖLCÜKLÜ, ad hoc yargıç,  
Ve Bölüm Sekreteri Sn. S. DOLLÉ’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Heyeti  
olarak toplanmış,  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
10 Mayıs 2005 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,  
Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1.Davanın nedeni, Türk vatandaşı Yasin Ateş’in (“başvuran”), 13 Aralık 1995  
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)  
eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na  
(“Komisyon”) yaptığı başvurudur (başvuru no. 30949/96).  
2. 22 Kasım 2001 tarihinde başvuranın yasal temsilcileri, AİHM’ye başvuranın 19  
Mayıs 2001 tarihinde ölmüş olduğunu bildirmiş ve AİHM’den başvuranın kızı olan Bidayet  
Ateş’e başvuruya devam etme hususunda izin vermesini istemiştir. 6 Aralık 2001 tarihinde  
AİHM, Bidayet Ateş’e vefat etmiş olan babasının başvuruda yer alan isminin kendi ismi  
olarak değiştirildiğini bildirmiştir. Ancak AİHM, 20 Eylül 2001 tarihinde Kulp Sulh Hukuk  
Mahkemesi tarafından düzenlenen bir belgeye göre, Bidayet Ateş başvuranın kızı değil,  
oğludur. Pratik nedenlerden ötürü, Bidayet Ateş’in başvuran olarak kabul edildiği bilinse de  
Yasin Ateş’in, başvuran olarak anılmasına devam edilecektir.  
3. Adli yardım verilen başvuranı, görevini Londra’da ifa etmekte olan avukatı Anke  
Stock temsil etmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM huzurundaki davalar için bir Ajan  
tayin etmemiştir.  
4. Başvuran, oğlunun Diyarbakır’da işkence gördüğünü ve gözaltında iken  
öldürüldüğünü iddia etmiştir. İddiasını, AİHS’nin 2, 3, 5, 6, 13 ve 14. maddelerine  
dayandırmıştır. Ancak, esaslara ilişkin sunduğu görüşlerinde, başvuran AİHS’nin 6.  
maddesine dayandırdığı şikayetine devam etmemiştir.  
5. Başvuru AİHM’ye, AİHS’ye bağlı 11 No’lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım  
1998 tarihinde havale edilmiştir (11 No’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).  
6. Başvuru ile ilgili olarak AİHM’nin Birinci Dairesi görevlendirilmiştir (AİHM İç  
Tüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Sözkonusu daire içerisinde, davaya bakacak Heyet (AİHS’nin  
27 § 1. maddesi), İç Tüzüğün 26 § 1. maddesinde öngörüldüğü üzere oluşturulmuştur.  
Türkiye’yi temsilen seçilen yargıç Rıza Türmen, davadan çekilmiştir (İç Tüzüğün 28.  
maddesi). Dolayısıyla Hükümet, ad hoc yargıç olarak Feyyaz Gölcüklü’yü atamıştır  
(AİHS’nin 27 § 2. maddesi ve İç Tüzüğün 29 § 1. maddesi).  
7. 19 Ekim 1999 tarihli bir kararla, AİHM başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar  
vermiştir.  
8. Hükümet değil, başvuran, esaslara ilişkin görüşlerini belirtmiştir (İç Tüzüğün 59 §  
1. maddesi).  
9. 1 Kasım 1994 tarihinde AİHM, Dairelerinde değişiklik yapmıştır (İç Tüzüğün 25 §  
1. maddesi). Sözkonusu dava ile ilgili olarak yeni oluşturulan İkinci Daire görevlendirilmiştir  
(İç Tüzüğün 52 § 1. maddesi).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
10. Kürt kökenli bir Türk vatandaşı olan başvuran 1931 doğumludur. Sözkonusu  
başvuruya yol açan olayların gerçekleştiği tarihte, Türkiye’de güneydoğu bölgesinde  
Diyarbakır İli idari ilçe bölgesi içerisinde yer alan Kulp Kasabası’nda yaşamaktadır.  
A. Giriş  
11. Özellikle 13 Haziran 1995 tarihinde gerçekleşen olaylarla ilgili olan dava olayları  
taraflar arasında ihtilaflıdır.  
12. Başvuran tarafından sunulmuş olduğu şekli ile olaylar, aşağıda kaydedilmiş olan  
Kısım B’de anlatılmaktadır. Hükümet’in olaylara ilişkin görüşleri aşağıda kaydedilmiş olan  
Kısım C’de özetlenmiştir (bkz. paragraflar 34-41). Taraflar tarafından sunulan yazılı deliller  
aşağıda kaydedilmiş olan Kısım D’de özetlenmiştir (bkz. paragraflar 42-74).  
B. Başvuranın olaylara ilişkin görüşleri  
13. 1995 senesinde başvuranın oğlu Kadri Ateş, bölgedeki küçük işletmelere ve askeri  
kurumlara toptan gıda maddeleri satan bir işletme olan Zahit Ticaret için çalışmakta olduğu  
Diyarbakır’da yaşamaktadır.  
14. 13 Haziran 1995 tarihinde sabah 6.00 sularında Kadri Ateş, meslektaşı Burhan  
Afşin ile birlikte, gıda maddeleri satmak için Kulp Kasabası’na gitmek üzere Diyarbakır’dan  
ayrılmıştır. Zahit Ticaret’e ait olan küçük bir kamyon kullanmışlardır. Onlara Kadri’nin  
kayınpederi Vehbi Demir, amcası Kemal Ateş ve Memduh Çetin adında bir kişi eşlik etmiştir.  
Kemal Ateş, Seyrantepe’de aşırı kalabalık olduğu için aracı terk etmiş ve yolculuğuna başka  
bir araçta devam etmiştir.  
15. Kamyon, Lice tali yolunda Diyarbakır-Bingöl yolundan çıkmış ve Lice  
Kasabası’na doğru yol almıştır. Yaklaşık 7.40’da, Lice-Kulp çatalından bir kilometre önce,  
yolu kapatan bir polis minibüsü neden ile yavaşlamıştır. Daha sonra, dört polis memuru ateşli  
silahlarla kamyonu çevrelemiş ve kamyonda bulunanların kimliklerini kontrol etmek  
istemiştir. Bu olay, Memduh Çetin ve Burhan Afşin’in kamyondan inmelerinin emredilmesi  
ve bir polis minibüsü ile Lice bölgesi girişindeki polis denetim noktasına götürülmeleri ile  
sonuçlanmıştır. Diğerlerine, kamyonla öndeki aracı izlemeleri söylenmiştir.  
16. Dört kişiye gözaltına alınma nedenleri hususunda bir açıklama yapılmazken  
Lice’deki polis denetim noktasında beklenmeleri söylenmiştir. O zamana kadar diğer araç  
içerisinde polis noktasına varmış olan Kemal Ateş, bir açıklama istemiş fakat polis tarafından  
durdurulmuştur. Yaklaşık 10-15 dakika sonra, plaka numarası 06 MEH olan gri renkte bir  
Renault otomobil olay yerine gelmiştir. Polis memurlarından biri, 29-30 yaşlarında, orta  
boylu, gri kazaklı ve telsizi vardı. Bu polis memuru, kamyonun kime ait olduğunu ve  
adamların geldikleri köyde hangi adlarla tanındıklarını sormuştur. Kadri Ateş, “Gebooğulları”  
ve Vehbi Demir, “Galevan” şeklinde cevap vermiştir.  
17. Daha sonra sivil polis memurları bu şahıslara, kontrollerle ilgili bir sorun olduğu  
için Diyarbakır’a, Emniyet Müdürlüğü Mali Şubesi’ne geri götürülmeleri gerektiğini  
bildirmiştir. Vehbi Demir ve Memduh Çetin polise, kamyona yalnızca yolcu olarak binmiş  
olduklarını ve kontrol edilmelerine gerek olmadığını belirtmiştir. Ancak, Burhan Afşin ile  
birlikte, kamyonu Renault’un önünde Diyarbakır’a sürmeleri emredildi. Kadri Ateş, Renault  
aracın arka kısmına, iki polis memurunun arasına oturtulmuştur.  
18. Araçlar, dört kişiye bulundukları araçlarda kalmalarının söylendiği Diyarbakır  
girişindeki Bölge Trafik Müdürlüğü dışında durmuştur. Daha sonra üç polis memuru,  
Müdürlüğe girdi. Yaklaşık 20 dakika sonra her birinde üçer adamın bulunduğu iki polis  
arabası daha geldi. Sözkonusu iki araba, Renault’ya benzemekteydi.  
19. Bu noktada halen Renault’da olan Kadri Ateş, dudaklarını ısırarak Vehbi Demir ve  
Memduh Ateş’e tehlikede olduklarını işaret etti. Sonuç olarak Memduh paniğe kapılarak  
“Beni öldürecekler” diye bağırdı. Tuvalete gitmesi için izin verilirken diğer dört kişi de  
müteakiben Müdürlüğün girişinde bekletildi.  
20. 10-15 dakika sonra Müdürlüğe gelen iki arabadan inen iki sivil polis memuru ateşli  
silahlar taşıyarak içeri girdi. “Hanginiz Kadri Ateş, hanginiz Vehbi Demir?” diye sordular.  
Adamlar kimliklerini belirttiler ve kendilerine, polis memurları ile birlikte daha sonra  
Müdürlüğün önüne gelen arabalardan birine gitmeleri emredildi. Telsiz taşıyan polis  
memurunun yanında duran uzun boylu bir adam, yüzlerini arabaya dönmelerini emretti.  
Adamların gözleri, daha sonra kendilerini arabanın arka kısmına doğru iten ve yanlarına  
oturan iri yapılı bir polis memuru tarafından bağlandı.  
21. Elinde telsiz bulunan polis memuru, aracın ön kısmına oturdu ve adamlara, hangi  
suçlarla itham edildiklerini bilip bilmediklerini sordu. Vehbi, bilmediğini söyledi. Kadri,  
Mekap1 ayakkabılarışeklinde yanıtladı. Polis memuru daha sonra ayakkabıları nereden  
aldıklarını sordu. Kadri, “Elli çift vardı. Onları dağa götürüyordum.” şeklinde yanıtladı. Polis  
memuru daha sonra Kadri’yi yumruklayarak güneydoğuda halan saldırgan erkekler olup  
olmadığını sordu.  
22. Araba daha sonra hareket etti. Polis memuru adamlara, askeriyeye götürüldüklerini  
söyledi ve ekledi, “Askeriye’nin ne yaptığını biliyor musunuz…oraya vardığınızda  
göreceksiniz”. Ardından şoföre Ergani yoluna dönmesini söyledi. Araba nihayet, gözleri halen  
bağlı olan Vehbi’nin kapıya kelepçelendiği bir hücreye götürüldükleri Emniyet  
Müdürlüğü’nün dışında durdu. Polis memurunun, Kadri’ye soyunmasını söylediğini duydu.  
23. Daha sonra Vehbi, Kadri’nin iki ila dört saat arası kesilmeden devam eden  
çığlıklarını duydu. Ardından Vehbi’ye de soyunması söylendi ve bir saat boyunca kendisine  
işkence yapıldı: hayaları sıkıldı, üzerine soğuk su püskürtüldü ve elektrik şokuna maruz  
bırakıldı. Daha sonra, yaklaşık 15 kişinin gözleri önünde bir “Komutan” tarafından sorguya  
çekildi.  
24. Ateş’in kuzeni ve iş arkadaşı olan Gürgün Can da gözaltına alındı. İkinci gün  
Vehbi, Can olduğundan şüphe ettiği hapishanede bulunan bir kişinin yan tarafındaki bir  
hücreye yerleştirildi. Gözlerindeki bağlar çözüldü. Daha sonra her iki adam da, bir teypten  
gelen katlanılamayacak derecede yüksek tonda seslere maruz bırakıldı.  
1 Başvurana göre, Mekap PKK gerillaları tarafından kullanılan bir ayakkabı markası (Kürt İşçi Partisi).  
 
25. Gözaltına alınmasının 15. gününde Vehbi soruşturmaya alınmak üzere götürüldü  
ve dövüldü. Dövüldüğü sırada kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti. Kendisini  
soruşturmaya çekenler, “Çok şanslısın. Duymadın mı? Kadri’yi öldürdük. Nalları dikti. O  
öldürülmeseydi, biz seni öldürecektik” dediler. Daha sonra Vehbi’ye “Zamanın doldu. İki  
seçeneğin var. Ya Kadri’ye katılırsın ya da seni hapse yollarız ve sana verdiğimiz zehir ile on  
kişiyi öldürürsün” dediler. Ayrıca, “Bak, burada timler var. Eğer seni onlara teslim edersek,  
seni de Kadri gibi öldürürler” diye eklediler.  
26. Vehbi, belirsiz bir yere götürüldü. Girişte kendisini sorguya çekenler, “Buranın  
neresi olduğunu bilmiyor musun? Bak, burada timler var. Eğer seni onlara teslim edersek,  
seni Kadri gibi öldürecekler” dedi. Vehbi, suçsuz olduğu konusunda ısrar edince kendisini  
sorguya çeken kişi, “Sana söylüyorum, yalnızca iki seçeneğin var. Ya seni timlere teslim  
edeceğim ya da hapse gireceksin” dedi. Bunun üzerine Vehbi, içeri alındı ve bir hücreye  
yerleştirildi. Orada kendisine, “Arkadaşın ölmemiş olsaydı, seni öldürmüş olacaktık.  
Şanslıymışsın” denildi.  
27. Gözaltına alınmasının 16. gününde Vehbi’ye imzalaması için daktiloda yazılmış  
bir ifade verildi. Ertesi akşam Dağkapı Kliniği’ne götürüldü. Orada tehdit edildi ve hiçbir  
iddiada bulunmaması söylendi, fakat doktor Vehbi’yi muayene etmedi.  
28. 30 Haziran 1995 tarihinde 15 kişi, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
huzuruna çıkarıldı (“Diyarbakır DGM” olarak belirtilmiştir); Vehbi, Memduh Çetin ve  
Gürgün Can aralarındaydı. Can, bir hakim tarafından serbest bırakılırken, ilk iki kişi  
Cumhuriyet Savcısı tarafından serbest bırakıldı. Burhan Afşin’in ise gözaltında tutulma  
durumunun devamına karar verildi.  
29. 20 Haziran 1995 tarihinde, Kadri Ateş gözaltına alındıktan yedi gün sonra,  
başvuran oğlunun gözaltına alınmasına ilişkin bilgi almak için Diyarbakır DGM’ye başvurdu.  
Kendisine, oğlunun gözaltında olmadığı bildirildi ve yine aynı bilgiyi aldığı Diyarbakır  
Emniyet Müdürlüğü’ne havale edildi.  
30. Lice Kasabası’ndaki Cumhuriyet Savcısı müteakiben başvurana, Kadri Ateş’in  
PKK ve güvenlik güçleri arasında çıkan bir çatışmada öldüğünü bildirdi. Başvuran oğlunun  
cesedini, Lice Mezarlığı’ndan çıkarttırdı ve kendi köyü olan Kulp’ta toprağa verdi.  
31. Resmi bir Olay ve Yakalama Tutanağı’na göre, sözkonusu dört adam 19.45  
sularında Isuzu marka 34 ERS 82 plakalı bir kamyonda, Bingöl yolu boyunca ilerlerken  
görülmüştür. Daha sonra, yaklaşık 21.00’da Lice sapağı ve Duru Jandarma Karakolu  
arasındaki Aksu petrol istasyonunda PKK üyelerine erzak sağlamak gibi terörist faaliyetlere  
katılmaları nedeniyle gözaltına alınmışlardır.  
32. Rapora göre Vehbi Demir, Memduh Çetin ve Burhan Afşin sorguya çekilmek  
üzere Diyarbakır’a götürülmüş, Kadri Ateş ise Jandarmalar tarafından petrol istasyonunda  
gönüllü olarak pusu kurmaya yardım etmek için Özel Harekat Timlerine teslim edilmiştir.  
Ayrıca rapora göre, 23.45 sularında beş silahlı PKK üyesi, petrol istasyonuna gelmiş ve  
müteakiben Kadri Ateş’in öldürülmüş olduğu bir çatışma başlamıştır.  
33. Başvuran, Kadri Ateş’in çatışma sırasında değil, gözaltında iken işkence edilerek  
öldürüldüğünden emindir. Vehbi Demir, Kadri’nin polis tarafından gözaltına alındığına şahit  
olmuş ve işkence edildiğini duymuştur.  
C. Hükümet’in olaylarla ilgili görüşleri  
34. 13 Haziran 1995 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 34 ERS 82 plakalı bir  
kamyonun PKK teröristlerine lojistik ekipman taşıyacağına ve teröristlerin, kamyon içerisinde  
yolculuk etmekte olan Kadri Ateş, Memduh Çetin, Vehbi Demir ve Burhan Afşin’le  
buluşacaklarına dair bilgi almıştır.  
35. Gerekli güvenlik önlemleri alınmış ve 19.35 sularında kamyon, Lice-Kulp  
çatalında durdurulup Kadri Ateş sorgulanmıştır. Yaklaşık olarak saat 21.00’de Lice-Kulp  
çatalı yakınındaki Aksu Petrol İstasyonu civarında teröristlere ekipmanı dağıtacak olduğunu  
belirtmiştir. Daha sonra, buluşma noktasına götürülmek üzere gözaltına alınmıştır. Diğerleri,  
sorgulanmak üzere Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüştür.  
36. Buluşma noktasına varıldığında, gerekli güvenlik önlemleri alınmış ve 23.45  
sularında beş terörist, ekipmanı Kadri Ateş’ten almak üzere belirlenen yere gelmiştir. Bu  
noktada, polis teröristlere teslim olmalarını söylemiştir. Ancak, teslim olmak yerine teröristler  
güvenlik güçlerine ateş açmış ve ateş, yaklaşık yarım saat devam etmiştir. Kadri Ateş,  
güvenlik güçlerinden kaçma teşebbüsünde bulunmuş fakat karşılıklı ateş altında vurulmuş ve  
öldürülmüştür. İki terörist daha vurulmuş ve öldürülmüştür, fakat diğerleri kaçmayı  
başarmıştır.  
37. Olay yerinde Lice Bölge Jandarma Karakolu askerleri tarafından bir araştırma  
başlatılmıştır. Araştırma sırasında, 1971 PO4 ve 1977 SS 239119 seri numaralı iki Kalaşnikov  
tüfek, 81 fişek ve sekiz şarjör bulunmuştur. Kadri Ateş’e ait olan kamyon içerisinde birçok  
lojistik malzemeler de bulunmuş ve bunlar yetkili adli makamlara teslim edilmiştir.  
38. 14 Haziran 1995 tarihinde Lice Cumhuriyet Savcılığı, ölen üç kişinin cesetleri  
üzerinde otopsi yapılmasına karar vermiştir.  
39. 21 Haziran 1995 tarihinde başvuran, kendisine oğlunun fotoğraflarının gösterildiği  
Lice Cumhuriyet Savcılığı’na gitmiştir. Sözkonusu fotoğraflarda, başvuranın oğlunun cesedi  
diğer iki teröristin cesedi yanında yatarken görülmektedir. Başvuran oğlunu resmi olarak  
teşhis etmiştir.  
40. 30 Haziran 1995 tarihinde Fetih Aktaş, Cengiz Yılmaz, Burhan Afşin, Gürgün Can  
ve Vehbi Demir adlı beş kişi, 5 Temmuz 1995 tarihinde terörist bir örgüt üyesi olmakla itham  
edildiği Mahkeme’ye bir iddianame sunan Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı tarafından  
sorgulanmıştır.  
41. 16 Kasım 1995 tarihinde Diyarbakır DGM, yeterli delil olmaması nedeni ile beş  
kişinin beraatına karar vermiştir.  
D. Taraflarca sunulan yazılı deliller  
42. Aşağıda kaydedilmiş olan bilgiler, taraflarca sunulan belgelerden alınmıştır.  
43. Kayıt defterlerine göre, Vehbi Demir 13 Haziran 1995 tarihinde öğlen, Gürgün  
Can ise saat 15.00’de yakalanmıştır.  
44. 14 Haziran 1995 tarihinde sabah 5.00 sularında el yazısıyla yazılmış bir tespit  
tutanağı, altı özel polis timi üyesi tarafından hazırlanmış ve imzalanmıştır. Dokümanda  
sözkonusu üyelerin kimliklerinin teşhis edilmesine yarayacak hiçbir bilgi bulunmamaktadır.  
Rapora göre, Kadri Ateş, Vehbi Demir, Memduh Çetin ve Burhan Afşin 13 Haziran 1995  
tarihinde PKK eylemlerine ilişkin bir soruşturma sırasında yakalanmıştır. Kadri Ateş,  
kendisini yakalayan görevlilere, PKK üyeleri ile aynı gün saat 21.00 sularında Aksu Petrol  
İstasyonu’nda buluşmayı ve onlara kamyonunun arkasında bulunan ekipmanı teslim etmeyi  
planlamakta olduğunu belirtmiştir (plaka numarası 34 ERS 82). Ayrıca raporda, Kadri Ateş’in  
kendisini yakalayan görevlilere, PKK üyelerini gözaltına almak amacı ile bir tuzak  
kurabilecekleri petrol istasyonuna kadar kendilerine eşlik etmek istediğini söylediği  
belirtilmiştir. Yakalanan diğer üç kişi daha sonra sorgulanmak üzere Diyarbakır’a  
gönderilmiştir. Kadri Ateş’le birlikte diğer polisler ve jandarmalar yerlerini almış oldukları  
petrol istasyonuna gitmişlerdir – Kadri Ateş, PKK üyeleri ile yapmış olduğu anlaşmaya göre  
beklemesi gereken yerde durmuş ve polis, civarda saklanmıştır.  
45. Saat 23.45’te beş PKK üyesi petrol istasyonuna gelmiştir. Polis memurları, teslim  
olmalarını söylediğinde PKK üyeleri, ateş açmış ve silahlı bir çatışma başlamıştır. Polis  
memurları, Kadri Ateş’i olay yerinden uzaklaştırma girişiminde bulunmuşlardır. Ancak Ateş,  
PKK üyelerine doğru koşmaya başlamış ve karşılıklı ılan ateş sırasında vurulmuştur.  
Çatışma yaklaşık 30 dakika devam etmiştir. İki teröristin cesedi ve silahları, çatışma sona  
erdikten sonra olay yerinde bulunmuştur. Birkaç yerinden vurulan Kadri Ateş’in cesedi de  
PKK üyelerinin cesetlerinin yanında yatmakta idi.  
46. Aynı gün Lice Cumhuriyet Savcısı Özcan Küçüköz sorumluluk alanına giren  
bölgede ölümlerin meydana gelmesi üzerine Lice Jandarma Komutanlığı’nı ziyaret etmiştir.  
Kendisine Ömer Varol eşlik etmekteydi. Cumhuriyet Savcısı ve doktor, cesetleri incelemiş ve  
vardıkları sonuçlarını kaydettikleri bir rapor hazırlamışlardır. Kimlikleri tespit edilemeyen üç  
cesetten her birine birer numara verilmiş, (Kadri Ateş’in cesedi üç numaraydı). aynı zamanda  
Cesetlerin fotoğrafları çekilmiştir.  
47. Bir ve iki numaralı cesetlerde ölüm sonrası katılaşma tespit edilmiş fakat mortem  
hypostasis gözlemlenmemiştir. Üç numaralı cesetle ilgili olarak ne ölüm sonrası katılaşma ne  
de mortem hypostasis gözlemlenmiştir.  
48. Bir numaralı cesedin incelenmesi neticesinde, beynin occipital bölgesinin kısmen  
tahrip olduğu, sağ alın bölgesinin ve beynin parietal bölgesinin tamamen tahrip edilmiş  
olduğunu açığa çıkmıştır. Aynı zamanda sağ dizin altında roket mermisinden kaynaklanan bir  
yara bulunmaktadır. Cesette darp izi bulunmamaktadır.  
49. İki numaralı cesedin incelenme sürecinde, göğüs bölgesinde iki mermi girişi,  
boyun bölgesinde bir grup mermi girişi ve sol ayak bölgesinde bir mermi girişi ve çıkışından  
kaynaklanan yaralanmalar gözlemlenmiştir. Cesette darp izi bulunmamaktadır. Raporda  
ayrıca, sözkonusu kişinin “terörist kıyafetler” giymekte olduğu belirtilmektedir.  
50. Son olarak üç numaralı cesedin incelenmesi, beynin occipital bölgesinde bir mermi  
girişi ve çeneden çıkışı, sol köprücük kemiğinin dört milimetre aşağısında bir mermi girişi ve  
aynı kemiğin üzerinden çıkışı, sağ omuz üzerinde bir ateşli silahtan kaynaklanan, 10’a 10  
ölçüsünde bir tahrip ve sağ köprücük kemiğinin altında iki şarapnel yarasını ığa çıkarmıştır.  
51. Doktor bir ve üç numaralı cesetlerin ölüm nedenlerinin, hayati organlarının tahrip  
edilmesi ve iki numaralı cesedin ölüm nedeninin, ateşli silahların açtığı yaralar nedeniyle  
şiddetli kan kaybı olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, ölüm nedenlerinin akılda hiçbir  
şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğunu ve sonuç olarak klasik bir otopsi için bir  
neden olmadığını da eklemiştir.  
52. Cumhuriyet Savcısı, cesetleri inceledikten sonra, defin ruhsatları çıkartmış ve bir  
belediye işçisine “akrabaları olmayan teröristlerin” gömülmesi için gerekli işlemleri yapması  
talimatını vermiştir.  
53. Yine 14 Haziran 1995’te, Lice Cumhuriyet Savcısı, Lice Jandarma Komutanlığı’na  
bir yazı göndererek, komutanın olay hakkında yürüttüğü soruşturmaya ilişkin belgelerin birer  
kopyasının kendisine iletilmesini talep etmiştir. Ayrıca, yazısından, jandarma komutanının  
daha önce Cumhuriyet Savcısı’na telefonla “kimliği belirsiz üç teröristin öldürüldüğünü”  
bildirdiği anlaşılmaktadır.  
54. Başvuran, 21 Haziran 1995’te Lice Cumhuriyet Savcılığı’na gitmiş ve burada  
kendisine üç cesedin fotoğrafları gösterilmiştir. Başvuran, üçüncü cesedi oğlu Kadri Ateş  
olarak teşhis etmiştir. Aynı zamanda oğlunu kendi köyüne gömmek için izin istemiştir.  
55. Aynı gün, Lice Cumhuriyet Savcısı, Lice Belediyesi’nin Kadri Ateş’in mezarını  
açmasını sağlamıştır. Ceset, başvurana teslim edilmiştir.  
56. Lice Jandarma Komutanlığı Komutanı Yüzbaşı Şahap Yaralı, 23 Haziran 1995  
tarihinde, 14 Haziran 1995 tarihli yazısına (bkz. yukarıdaki 53. paragraf) cevaben Lice  
Cumhuriyet Savcısı’na bir yazı göndermiştir. Yüzbaşı, 13 Haziran 1995 günü saat 06.00’da,  
bazı lojistik mühimmatın bir kamyonla Aksu benzin istasyonunda PKK üyelerine teslim  
edileceğinin telefonla karakoluna bildirildiğini yazmıştır. Kamyonun modeli ya da plakasına  
ilişkin bir bilgi verilmemiştir. Güvenlik kuvvetleri tarafından bölgede bir operasyon yapılması  
planlanmıştır. Saat 11:45’te birkaç PKK üyesi, 34 ERS 82 plakalı Isuzu marka bir kamyonun  
içerisinde Aksu benzin istasyonuna varmıştır. Güvenlik kuvvetleri tarafından yapılan dur  
çağrısına ateş açarak yanıt vermişlerdir. Kısa bir silahlı çatışma olmuş ve çatışmadan sonra  
yapılan aramada üç teröristin cesedi bulunmuştur. Olay yerinde, teröristlere ait Kalaşnikof  
marka iki tüfek ve cephane de ele geçirilmiştir. Kamyondaki mühimmat daha sonra askerler  
tarafından imha edilmiştir.  
57. Yüzbaşı Yaralı, yazısına, inter alia, bir olay yeri raporu ve kamyonda bulunduğu  
anlaşılan bazı belgeleri de eklemiştir. Hükümet, bu belgeleri Komisyon’a da AİHM’ye de  
sunmamıştır. Yüzbaşı Yaralı, ayrıca, Cumhuriyet Savcısı’na silahlı çatışma mevkiinde ele  
geçirilen Kalaşnikof tüfekleri ve cephaneyi de göndermiştir.  
58. Lice Cumhuriyet Savcısı, 26 Haziran 1995 tarihinde, Yüzbaşı Yaralı tarafından  
Savcılığa gönderilen materyali listeleyen müsadere raporları hazırlamıştır. Bu materyaller  
arasında sipariş formları, Zahit Ticaret’e ait irsaliye defterleri ve faturalar (kalem no. 1995/8),  
34 ERS 82 plakalı Isuzu kamyon (kalem no. 1995/9) ve operasyon sahasında bulunan tüfek ve  
cephane (kalem no. 1995/7) de yer almaktadır.  
59. 30 Haziran 1995’te, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı tarafından Vehbi  
Demir’in ifadesi alınmıştır. Demir, PKK üyesi olduğunu reddetmiş, ancak Kadri Ateş’in PKK  
ile bağlantısı olduğunu eklemiştir. Aynı zamanda 13 Haziran 1995’te, araç, güvenlik  
kuvvetleri tarafından Lice yakınlarında durdurulduğunda Kadri Ateş’in kendisini kasabaya  
bırakmakta olduğunu belirtmiştir. Kendisi, Kadri Ateş, Burhan Afşin ve Memduh Çetin orada  
yakalanmıştır.  
60. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, 5 Temmuz 1995’te mahkemeye, Fethi  
Aktaş, Cengiz Yılmaz, Burhan Afşin, Gürgün Can ve Vehbi Demir’i terörist bir örgüte, yani  
PKK’ya üye olmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur. Bu iddianamede Kadri Ateş’ten “13  
Haziran 1995’te Gürgün Can ile birlikte güvenlik kuvvetleri tarafından yakalanan ve daha  
sonra Aksu benzin istasyonunda, teröristler ile güvenlik kuvvetleri arasındaki çatışma  
sırasında, güvenlik kuvvetlerinden kaçmaya çalışırken öldürülen terörist” diye  
bahsedilmektedir. Burhan Afşin, Gürgün Can ve Vehbi Demir, 13 Haziran 1995’te güvenlik  
kuvvetleri tarafından yakalanmadan önce 34 ERS 92 plakalı bir kamyon ile 54 çift Mekap  
ayakkabıyı teröristlere götürmeye teşebbüs etmekle suçlanmaktadır. İddianamede, ayrıca  
Burhan Afşin, Gürgün Can ve Vehbi Demir’den alınan bazı ifadelere de atıfta  
bulunulmaktadır. Vehbi Demir’den alınan ifadenin dışında bu ifadeler Sözleşme kurumlarına  
iletilmemiştir.  
61. Lice Cumhuriyet Savcısı, 18 Temmuz 1995 tarihinde, “13 Haziran 1995’teki  
operasyonda öldürülen üç teröristi” yargılama yetkisine sahip olmadığı gerekçesiyle  
yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiştir.  
Bu karara göre, birkaç terörist saat 23: 45’te, 34 ERS 92 plakalı bir Isuzu kamyon ile Aksu  
benzin istasyonuna gelmiş ve üç terörist öldürülmüştür. Ölenlerden birinin cesedi daha sonra  
Kadri Ateş olarak teşhis edilmiştir.  
62. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, 11 Ağustos 1995’te Lice Cumhuriyet  
Savcısı’na, Lice Jandarma Jandarma Komutanlığı’na, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne ve  
son olarak da, Diyarbakır Jandarma Komutanlığı’na “teröristler ile güvenlik kuvvetleri  
arasında çıkan silahlı çatışmada üç teröristin öldürüldüğü” olayın faillerini aramaları  
talimatını vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, soruşturmayla ilgili olası gelişmelerin her üç ayda  
bir kendisine bildirilmesini istemiştir.  
63. 20 Eylül 1995 tarihinde, olay yerinin yakınlarındaki Duru Jandarma Karakolu’nun  
komutanı, Lice Jandarma Komutanlığı’na bir rapor göndermiştir. Bu rapora göre, bir grup  
terörist lojistik mühimmatı teslim almak üzere kamyona yaklaşmıştır. Güvenlik kuvvetleri  
tarafından teslim olmaları istendiğinde teröristler ateş açmıştır. Olaydan sonra üç terörist ölü  
olarak ele geçirilmiştir. Son olarak rapor, “olayın faillerinin” kimliklerini belirlemenin  
mümkün olmadığını belirtmiştir. Bu rapor, 26 Ekim 1995’te, Lice Jandarma Komutanlığı  
komutanı tarafından Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcılığı’na iletilmiştir. Kapak yazısında  
komutan, kendisine Cumhuriyet Savcısı tarafından 15 Ekim 1995 tarihinde gönderildiği  
anlaşılan bir yazıya atıfta bulunmuştur.  
64. 16 Kasım 1995 tarihinde Diyarbakır DGM, beş zanlının terörist bir örgüte yardım  
ve yataklık ettiğini gösteren yeterli kanıt olmadığına karar vermiş ve beraat kararı almıştır.  
Mahkeme, zanlıların, polis tarafından gözaltında bulundukları sırada alınan ifadelerinde  
sözkonusu suçu işlediklerini kabul ettiklerini not etmiştir. Mahkeme, zanlıların daha sonra,  
önceki ifadelerinin içeriğini yalanladığını da not etmiştir. Zanlılardan cezai işlemler sırasında  
alınan ifadelerin kopyaları Sözleşme kurumlarına iletilmemiştir. Diyarbakır DGM ayrıca,  
kamyonun bir suç işlenirken kullanıldığının kesinlikle belirlenmemiş olması nedeniyle, el  
konulan (34 ERS 82 plakalı) Isuzu kamyonun sahibine iade edilmesini emretmiştir. Karar, 23  
Kasım 1995 yılında kesinleşmiştir.  
65. 27 Ocak 1998’de, Nizip Asliye Ceza Mahkemesi yargıcı, Diyarbakır DGM  
Cumhuriyet Savcısı’ndan Kadri Ateş’in cesedinde yapılan otopsiye ait raporun bir kopyasını  
kendisine iletilmesi talebinde bulunmuştur (bkz. yukarıdaki 46-52. paragraflar). Yargıç, bu  
raporun “14 Nisan 1998 tarihinde yapılacak duruşmadan önce” kendisine gönderilmesini  
istemiştir.  
66. 6 Mayıs 1998’de Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, istenen raporu Nizip  
yargıcına göndermiştir.  
67. 2 Haziran 1998’de, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, Lice Cumhuriyet  
Savcısı’na, Lice Jandarma Komutanlığı’na, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne ve son olarak  
da Diyarbakır Jandarma Komutanlığı’na verdiği yukarıda anılan talimatları yinelemiştir (bkz.  
yukarıdaki 62. paragraf).  
68. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, aynı gün, Lice Cumhuriyet Savcısı’na, ne  
Isuzu kamyonun sahibinin ne de teröristlerin bu kamyonu nasıl ele geçirip kullandığının  
belirlenemediğini belirten bir yazı göndermiştir. Ayrıca, Lice Cumhuriyet Savcısı’ndan kalem  
no. 1995/7 sayılı tüfekler ve kurşunlar üzerinde bir balistik inceleme yapılmasını istemiştir  
(bkz. yukarıdaki 58. paragraf).  
69. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, 3 Eylül 1998 tarihinde, Lice Cumhuriyet  
Savcısı’ndan, 1995/7-9 no.ları ile kaydedilmiş el konulan delillerin, Savcılığa iletilmesini  
istemiştir (bkz. yukarıdaki 58 paragraf).  
70. 29 Ekim 1999’da, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Diyarbakır Şubesi,  
Diyarbakır DGM Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’na bir yazı göndererek Kadri Ateş’in  
ölümünden sorumlu kişiler aleyhinde tazminat talebiyle dava açacaklarını bildirmiştir.  
Cumhuriyet Savcısı’ndan, Kadri Ateş’in öldürülmesi hakkındaki soruşturmaya ilişkin  
belgeleri Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne göndermesi istenmiştir.  
71. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, 7 Ekim 1999’da istenen belgeleri Emekli  
Sandığı Genel Müdürlüğü’ne göndermiş ve faillerin henüz yakalanamadığını bildirmiştir.  
Ayrıca, Cumhuriyet Savcısı, lojistik mühimmatın, güvenlik kuvvetlerine teslim olmayı  
reddeden teröristler tarafından benzin istasyonuna götürüldüğünü belirtmiştir.  
72. 4 Kasım 1999’da, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, Lice Cumhuriyet  
Savcısı’nın dikkatini Isuzu kamyonun sahibinin halen belirlenemediği gerçeğine çekmiştir  
(bkz. yukarıdaki 68.paragraf). Aynı zamanda 3 Ekim 1998 tarihli taebini de yineleyerek Lice  
Cumhuriyet Savcısı’ndan 1995/7-9 no.ları ile kaydedilen delillerin Savcılığı’na  
gönderilmesini istemiştir (bkz. yukarıdaki 58. paragraf). Son olarak, tüfek ile cephane  
üzerinde balistik inceleme yapılmasına yönelik 2 Haziran 1998 tarihli talimatlarını  
tekrarlamıştır.  
73. Yine 4 Kasım 1999’da, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, Lice Cumhuriyet  
Savcısı’na, Lice Jandarma Komutanlığı’na, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne ve son olarak  
da Diyarbakır Jandarma Komutanlığı’na verdiği talimatları yinelemiştir (bkz. yukarıdaki 62.  
paragraf). Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, soruşturma makamlarına, ölen üç teröristin kimliklerini  
belirleyip bu kişileri “yakalamaları” talimatını vermiştir.  
74. Başvuran, AİHM’ye, başvurandan ve Vehbi Demir’den başvuranın Türk avukatı  
tarafından alınan ifadelerin kopyalarını sunmuştur. Vehi Demir’den alınan ifade, başvuranın  
yukarıdaki B Kısmı’nda özetlenen görüşlerinin temelini oluşturmaktadır (bkz. yukarıdaki 13-  
33. paragraflar).  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA  
75. İlgili iç hukuk ve uygulamanın tam bir açıklaması ile ilgili uluslararası raporlar  
Salman/Türkiye ([BD], no. 21986/93, §§ 59-74, AİHM 2000-VII) davasında bulunabilir.  
HUKUK  
I. AİHM’NİN KANITLARA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMESİ VE OLAYLARIN  
BELİRLENMESİ  
A. Tarafların savları  
1. Başvuran  
76. Başvuran, oğlunun 13 Haziran 1995 tarihinde Lice-Kulp yol ayrımında  
yakalandığını ve daha sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne gönderildiğini, burada özel  
timlere teslim edildiğini ve daha sonra işkence görerek ya Diyarbakır’da ya da Lice ilçesinde  
bu timler tarafından öldürüldüğünü iddia etmiştir.  
77. Başvuran, oğlunun, 13 Haziran 1995 günü Hükümet’in iddia ettiği gibi saat  
19:25’te değil, saat 06’da yakalandığını öne sürmüştür. Hükümet tarafından sunulan ve Vehbi  
Demir’in 13 Haziran 1995 tarihinde öğle saatlerinde tutuklandığını gösteren gözaltı kayıtları  
da bu iddiasını kanıtlamaktadır. Sabah 6’da tutuklanmış olmasına rağmen, Kadri Ateş  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmeden önce ilk olarak Lice polis kontrol noktasına  
(bkz. yukarıdaki 15. paragraf) ve daha sonra da Trafik Genel Müdürlüğü’ne götürülmüştür  
(bkz. yukarıdaki 18. paragraf); ki bu durum, varış zamanlarının gözaltı kaydında belirtildiği  
gibi gün ortasına rastlamasına neden olmuştur.  
78. Başvuran, kamyondaki diğer iki yolcunun, yani Memduh Çetin ile Burhan  
Afşin’in tutuklanmasının gözaltı kayıtlarında yer almamasının, olayların Vehbi Demir’in  
anlattığı şekilde gerçekleştiğini, yani Kadri Ateş’in 13 Haziran 1995 sabahı Çetin ile  
Afşin’den ayrıldığını kanıtladığı iddiasındadır (bkz. yukarıdaki 22. paragraf).  
79. Alternatif olarak, başvuran, Hükümet’in kendi iddiaları uyarınca, Kadri Ateş’in  
hayatını ıkça tehlikeye atan bir durumda yem olarak kullanıldığını öne sürmüştür. Güvenlik  
kuvetlerinin, Ateş’in hayatına ilişkin riski azaltacak herhangi bir önlem aldığını gösteren  
hiçbir kanıt bulunmamaktadır.  
80. Başvuran, son olarak, yetkili makamların oğlunun kimliğini bilmelerine rağmen  
kendisinden “kimliği belirsiz terörist” olarak bahsetmelerinden ve cesedini ailesine haber  
vermeden defnetmelerinden şikayetçi olmuştur.  
2. Hükümet  
81. AİHM, Hükümet’in, kendisine davanın esaslarına ilişkin bir görüş bildirmediğini  
not eder (bkz. yukarıdaki 8. paragraf). Dolayısıyla aşağıdaki görüşler, 18 Temmuz 1997  
tarihinde, yani başvurunun kabul edilebilir bulunmasından önce, Komisyon’a iletilen  
görüşlerden alınmıştır.  
82. Hükümet, başvuranın, oğlunun cesedini, benzin istasyonundaki silahlı çatışma  
sırasında ölen üç kişinin fotoğraflarına bakarak teşhis ettiğini öne sürmüştür. Dolayısıyla  
başvuran, oğlunun, işkence sonucu değil, teröristler ile silahlı kuvvetler arasındaki bir  
çatışmada öldürüldüğünü bilmektedir. Hükümet’in görüşünce başvuranın bu konudaki  
iddiaları kötü niyet göstermektedir.  
83. Kadri Ateş’in PKK ile ilişkileri bulunmaktadır ve güvenlik kuvvetleri tarafından,  
kendilerini PKK teröristlerinin buluşma noktasına götürmesi için tutuklanmıştır. Gözaltına  
alınmamıştır. Kadri’nin vücudunda herhangi bir kötü muamele izi bulunmaması, işkence  
görmediğini kanıtlamaktadır.  
B. 38 § 1 (a). madde ve AİHM’nin bu maddeye dayanarak vardığı yargılar  
84. Kanıtları incelemeye başlamadan önce, AİHM, daha önce de yaptığı gibi,  
AİHS’nin 34. maddesi uyarınca getirilen bireysel başvuru sisteminin etkili bir şekilde  
işleyebilmesi için Devletler’in, başvuruların uygun ve etkin bir şekilde incelenmesini  
mümkün kılacak tüm gerekli imkanları sağlaması gerektiğini vurgular. (bkz.  
Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, § 70, AİHM 1999-IV). Bireysel bir başvurunun,  
Devlet temsilcilerini AİHS uyarınca sahip olduğu hakları ihlal etmekle suçladığı bu yapıdaki  
davalara ilişkin işlemlerde, belirli durumlarda bu iddiaları doğrulayacak ya da çürütecek  
bilgilere yalnızca sorumlu Devlet ulaşabilmektedir. Hükümet’in, tatmin edici bir açıklama  
olmaksızın, elindeki bu tür bilgileri sunmaktan kaçınması, yalnızca başvuranın iddialarının  
geçerliliğine ilişkin çıkarımlara neden olmakla kalmayıp, sorumlu Devlet’in AİHS’nin 38 § 1  
(a) maddesi uyarınca sahip olduğu yükümlülüklerine uyma derecesine de olumsuz  
yansıyabilmektedir (bkz. Timurtaş/Türkiye, no. 23531/94, § 66 ve 70, AİHM 2000-VI). Aynı  
husus, Devlet’in, dava olaylarının belirlenmesine zarar verecek şekilde bilgi sunmada  
gecikmesi halinde de sözkonusudur.  
85. Bu bağlamda, AİHM, 2 Kasım 1999 tarihinde Hükümet’ten Aksu benzin  
istasyonundaki silahlı çatışmaya ilişkin soruşturma raporunun bir kopyasını, cesetlerin  
fotoğraflarının net kopyalarını ve Cumhuriyet Savcısı’nın Kadri Ateş’in ölümüne ilişkin  
soruşturmasının tam bir kopyasını sunmasını talep ettiğini not eder. 31 Ocak 2000’de  
Hükümet, AİHM’ye, talep edilenler olduğunu iddia ettiği bir takım belgeler göndermiştir.  
86. Ancak, AİHM, Hükümet tarafından sunulan belgelerin, talep edildiği gibi tüm  
soruşturma dosyasını kapsamadığını gözlemler. Bu bağlamda, AİHM, sunulan belgelerin,  
kendisine sunulmayan bazı diğer, potansiyel olarak önemli belgelere atıfta bulunduğunu not  
eder. Bu belgeler, inter alia, aşağıdakileri de kapsamaktadır:  
(a) Yüzbaşı Şahap Yaralı tarafından 23 Haziran 1995 tarihinde Lice Cumhuriyet  
Savcısı’na gönderilen olay yeri raporu ve kamyonda bulunan belgeler (bkz. yukarıdaki 57.  
paragraf);  
(b) 30 Haziran 1995’te Gürgün Can ve Burhan Afşin’den alınan ifadeler (bkz.  
yukarıdaki 40. paragraf);  
(c) Vehbi Demir, Gürgün Can ve Burhan Afşin’den Diyarbakır Mahkemesi’ndeki  
işlemler sırasında alınan ifadeler (bkz. yukarıdaki 64. paragraf);  
(d) Nizip Asliye Ceza Mahkemesi huzurundaki işlemlere ilişkin belgeler (bkz.  
yukarıdaki 65. paragraf); ve son olarak,  
(e) Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı tarafından, 15 Eylül 1995’te Lice Jandarma  
Komutanlığı’na gönderilen yazı (bkz. yukarıdaki 63. paragraf).  
87. AİHM, Hükümet’in–önemleri aşağıda açıklanacak olan–bu belgeleri sunmaması  
konusunda herhangi bir açıklama getirmediğini gözlemler ve Hükümet’in bu konudaki  
davranışlarına dayanarak çıkarımlarda bulunabileceğini not eder. Ayrıca AİHM, bir sorumlu  
Hükümet’in AİHS işlemlerinde işbirliği yapmasının önemine atıfta bulunarak (bkz.  
yukarıdaki 84. paragraf), Hükümet’in, AİHS’nin 38 § 1 (a) maddesinden kaynaklanan,  
AİHM’nin olayları belirleme görevini kolaylaştıracak her türlü imkanı sağlama hususundaki  
yükümlülüklerini yerine getirmediğine karar vermiştir.  
C. AİHM’nin olaylara ilişkin değerlendirmesi  
88. Başvuran, oğlunun polis gözetimi altındayken, güvenlik kuvvetleri tarafından  
kasten öldürüldüğünü iddia etmiştir. Alternatif olarak, başvuran, güvenlik kuvvetlerinin  
oğlunu yem olarak kullanırken, hayatına yönelik riski azaltmak için gerekli önlemleri  
almadığını öne sürmüştür.  
89. Hükümet, başvuranın oğlunun polis gözetimi altında iken öldürüldüğünü  
reddetmiş ve PKK üyeleri ile güvenlik kuvvetleri arasındaki çatışmada vurulup öldüğünü  
iddia etmiştir.  
90. AİHM, öncelikle, başvuranın oğlu Kadri Ateş’in 13 Haziran 1995 tarihinde  
yakalandığı hususunda taraflar arasında bir anlaşmazlık olmadığına dikkat çeker. Taraflar,  
yakalanmanın hangi saatte gerçekleştiği konusunda anlaşmazlık içerisinde olmalarına karşın,  
Hükümet’e göre Kadri Ateş’in vurulup öldüğü benzin istasyonundaki olaydan önce  
yakalanmış olduğunu tartışmamaktadırlar.  
91. Başvuranın, oğlunun 13 Haziran 1995 günü saat 6:00’da yakalandığı ve polis  
gözetimine alınarak burada işkence görüp öldürüldüğüne yönelik iddiasına ilişkin olarak,  
AİHM, Hükümet tarafından sunulan gözaltı kayıtlarına (bkz. yukarıdaki 43. paragraf) göre  
Vehbi Demir’in öğle saatlerinde yakalandığına dikkat çeker. Bu nedenle, Hükümet tarafından  
sunulan bu kayıtlar, Hükümet’in başvuranın oğlunun Memduh Çetin, Vehbi Demir ve Burhan  
Afşin ile birlikte seyahat ettiği kamyonun saat 19.35’te durdurulduğu yönündeki iddialarıyla  
tezat oluşturmaktadır. Bu nedenle AİHM, başvuranın Vehbi Demir ile aynı kamyonda  
bulunan oğlunun 13 Haziran 1995 günü öğleden önceki bir saatte yakalandığı kanısındadır.  
92. Ayrıca AİHM, başvuranın Türk avukatı tarafından Vehbi Demir’den alınan ifade  
(bkz. yukarıdaki 74. paragraf) dışında, başvuranın oğlunun polis gözetimi altında iken işkence  
görüp öldürüldüğü kararına varılmasına neden olacak bir kanıt bulunmadığına dikkat çeker.  
Vehbi Demir’den alınan ifadenin kanıt değerine ilişkin olarak, AİHM, sözkonusu ifadenin bu  
idiayı kanıtlamak için yetersiz olduğu hükmüne varmıştır.  
93. Ne var ki bu durum, sorumlu Hükümet’in, Kadri Ateş’in tutuklu iken ölümüne  
ilişkin olarak hesap verme yükümlülüğünden kurtulduğu anlamına gelmemektedir. Bu  
bağlamda AİHM, gözetim altındaki kişilerin savunmasız bir durumda bulunduğunu ve bu  
kişileri korumanın yetkili makamların görevleri arasında yer aldığını hatırlatır. Daha önce  
AİHM, polis gözetimi altına alındığında sağlıklı iken, serbest bırakıldığında yaralı olduğu  
anlaşılan kişilere ilişkin olarak, Devlet’in bu yaralanmaların nasıl oluştuğu hakkında mantıklı  
bir açıklama yapmak zorunda olduğu hükmüne varmıştır (diğerlerinin yanı sıra bkz.  
Selmouni/Fransa [BD], sayı 25803/94, § 87, AİHM 1999-V). Yetkili makamların, gözetim  
altındaki bir kişiye yapılan muameleyi açıklama sorumluluğu, sözkonusu kişinin ölmesi  
halinde, bilhassa önem kazanmaktadır (bkz. yukarıda anılan Salman, § 99).  
94. AİHM, Devletlerin, yalnızca gözetim altında değil, Devlet makamlarının inhisari  
denetime sahip olduğu alanlarda meydana gelen yaralanma ve ölüm olaylarını da açıklama  
yükümlülüğü taşıdığını, zira her iki durumda da sözkonusu olayların tamamen ya da büyük  
oranda yetkililerin inhisari bilgisi dahilinde meydana geldiğini hatırlatır (bkz. Akkum ve  
Diğerleri/Türkiye, no. 21894/93, § 211, 24 Mart 2005).  
95. Sözkonusu davada başvuranın oğlu tutuklanmış ve Hükümet’e göre, planlı bir  
operasyonun yapıldığı bir alanda öldürülmüştür (bkz. yukarıdaki 36. paragraf). Dolayısıyla,  
AİHM, Hükümet’in, başvuranın oğlunun ölümünü açıklama yükümlülüğünü yerine getirip  
getirmediğini inceleyecektir. Bunu yaparken AİHM, bu soruşturmanın bir ölüm sebebi  
belirleme, kullanılan kuvvetin o şartlar altında uygun olup olmadığını tespit etme ve  
sorumluların belirlenip cezalandırılmasını sağlama bakımından etkili olup olmadığını  
saptayabilmek için, yerel seviyede yürütülen soruşturmayı bilhassa dikkate alacaktır.  
96. Bu, sonuca değil, yöntemlere dair bir yükümlülüktür. Yetkililerin, inter alia, görgü  
tanıklarının ifadesi, adli tıp kanıtları ve uygun olan hallerde yaralanmanın tam ve doğru kaydı  
ile ölüm sebebi dahil olmak üzere klinik bulguların objektif analizinden müteşekkil kanıtları  
güvence altına almak için imkanları dahilinde bulunan makul adımları atmış olmaları  
gerekliydi. Soruşturmada, bu soruşturmanın, ölüm sebebini veya sorumlu kişi veya kişilerin  
belirlenmesi ehliyetine zarar veren herhangi bir eksiklik, bu standarda uymama riskini  
taşıyacaktır (bkz. Hugh Jordan – İngiltere, no. 24746/94, § 107, AİHM 2001-III (bölümler)  
ve burada anılan diğer kararlar).  
97. AİHM, başlangıç olarak, Hükümet’in, Kadri Ateş’in güvenlik güçleri ve teröristler  
arasındaki çapraz ateş arasında öldürüldüğünü ifade etmekten başka, yetkililerin  
failin/faillerin kimliğini belirlemek için herhangi bir soruşturma yaptığını ileri sürmemiştir.  
Güvenlik güçlerince kullanılan gücün, AİHS’nin 2. maddesinin 2. paragrafında ifade bulan  
meşru sebepler bağlamında, gereğinden fazla olup olmadığı hususuna değinmemiştir. Ayrıca,  
sunulan belgelerden, yetkililer, ölüm koşullarını belirlemek için gerekli girişimde bulunmuş  
gibi görünmemektedir.  
98. Öldürmeye sebebiyet veren olaylara ilişkin olarak, AİHM, Hükümet’in, Lice  
Cumhuriyet Savcısı’na 23 Haziran 1995 tarihinde Yüzbaşı Yaralı tarafından iletilen olay yeri  
raporunun bir kopyasını, AİHM’ye sunmadığını gözlemler (bkz. yukarıdaki 57. paragraf).  
Ancak, Yüzbaşı Yaralı’nın, başvuranın oğlunun ölümüne sebebiyet veren olayları  
anlatmasından, jandarma ile özel polis timlerinin anlatımı arasında temel farklılıklar olduğu  
görünmektedir.  
99. Polis timlerinin - Hükümet’in görüşleriyle paralel olan - anlatımına göre, Kadri  
Ateş ilk olarak yakalanmış ve sonra – kamyon ile – PKK mensuplarının gelmesinin  
beklendiği benzin istasyonuna götürülmüştür (bkz. yukarıdaki 44. paragraf). Ancak, Yüzbaşı  
Yaralı, Kadri Ateş’in yakalanmasından veya Kadri’nin özel timleri Aksu benzin istasyonuna  
götürmesinden hiç bahsetmemektedir. Yüzbaşı Yaralı’ya göre, PKK, Aksu benzin  
istasyonuna 23:45’te kamyonla 13 Haziran 1995 tarihinde (bkz. yukarıdaki 56. paragraf)  
gelmiş ve akabindeki çatışmada “üç terörist” öldürülmüştür.  
100. Özel polis timlerinin anlatımı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki  
Cumhuriyet Savcısı’nca hazırlanan iddianame ile desteklenmektedir; buna göre, 13 Haziran  
1995 tarihinde yakalanan Kadri Ateş daha sonra güvenlik güçlerinden kaçmaya çalışırken  
Aksu benzin istasyonunda öldürülmüştür.  
101. Vehbi Ateş’in 30 Haziran 1995 tarihinde verdiği, Kadri Ateş’in o gün yakalandığı  
şeklindeki ifadesi de özel timlerin anlatımını – böylelikle Hükümet’in anlatımını –  
desteklemektedir. Ancak bu anlatım, Lice Cumhuriyet Savcısı’nın 18 Temmuz 1995 tarihinde  
aldığı kararla çelişmektedir. Bu karara göre, PKK mensupları benzin istasyonuna saat  
23:45’te gelmiş ve teröristlerden üçü öldürülmüştür. Bunlardan birinin cesedinin Kadri Ateş’e  
ait olduğu teşhis edilmiştir (bkz. yukarıdaki 61. paragraf).  
102. Duru Jandarma Karakolu’ndaki jandarmalarca 20 Eylül 1995 tarihinde  
hazırlanan, bir grup teröristin lojistik desteği almak üzere kamyona nasıl yaklaştığını anlatan  
rapor, özel polis timlerinin olay yeri raporunda ifade bulan anlatımını desteklerken, aynı  
jandarmaların komutanının anlatımıyla çelişmektedir (bkz. yukarıdaki 56. paragraf).  
103. Ancak, AİHM, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 16 Kasım 1995  
tarihinde verdiği kararın, olayın yukarıda atıfta bulunulan diğer bütün versiyonlarıyla  
çeliştiğini gözlemler. Bu karara göre, sözkonusu kamyon suç işlenirken kullanılmamıştır (bkz.  
yukarıdaki 64. paragraf).  
104. Beraat kararı ise, 2 Haziran 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından Lice Cumhuriyet Savcısı’na gönderilen yazıyla  
çelişmektedir. Yazıya göre, Isuzu marka kamyonun mülkiyeti ve teröristlerin sözkonusu  
kamyonu nasıl edindikleri ve kullandıkları henüz kesinlik kazanmamıştır (bkz. yukarıdaki 68.  
paragraf).  
105. Beraat kararı, Cumhuriyet Savcısı’nın, “lojistik desteğin, güvenlik güçlerine  
teslim olmayı reddeden teröristler tarafından benzin istasyonuna getirildiği”ni belirttiği 7  
Ekim 1999 tarihli yazısıyla (bkz. yukarıdaki 71. paragraf) daha fazla çelişmektedir.  
106. Dolayısıyla AİHM, Devlet görevlilerinin davanın olaylarına ilişkin çelişkili bilgi  
verdiği bir durumla karşı karşıyadır. Bu hususta tatmin edici bir açıklama bir yana, hiçbir  
ıklama yapılmamıştır. AİHM, bu tür ciddi çelişkilerin, olayların Hükümetçe sunulan  
anlatımının ve Hükümet’in başvuranın oğlunun öldürüldüğü koşullara dair yaptığı  
ıklamanın güvenilirliğini doğrudan etkilediği kanısındadır.  
107. AİHM ayrıca, “Kadri Ateş” isminin özel polis timlerinin olay yeri raporlarında  
kaydedilmiş olmasına rağmen (bkz. yukarıdaki 44. ve 45 paragraflar), soruşturma  
makamlarının kendisine “kimliği belirsiz terörist” olarak atıfta bulunmalarını anlaşılmaz  
bulmuştur. Dolayısıyla, örneğin, kimliği bilinmediğinden, otopsi esnasında Kadri Ateş’in  
cesedine bir numara verilmiştir (bkz. yukarıdaki 46. paragraf). Ayrıca, ailesine ölümü  
hakkında bilgi verilmemiş ve cesedi yetkililer tarafından gömülmüştür (bkz yukarıdaki 52.  
paragraf). Son olarak, başvuranın 21 Haziran 1995 tarihinde cesedi teşhis etmesine rağmen  
(bkz. yukarıdaki 54. paragraf), bu, 11 Ağustos 1995 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturma yetkililerine verilen talimatlarda yer  
almamıştır. Cumhuriyet Savcısı, yetkililere kimliği belirlenemeyen üç teröristin öldürülmesini  
soruşturmaları talimatını vermiştir (bkz. yukarıdaki 62. paragraf). Sözkonusu Cumhuriyet  
Savcılığı tarafından 1999’a kadar geç bir tarihte verilen aynı talimatlar da Kadri Ateş’e dair  
hiçbir atıfta bulunmamıştır.  
108. Soruşturma yetkililerinin olayın kanıtlarını güvence altına almak için atacakları  
makul adımlara dair yükümlülüklerine ilişkin olarak (bkz. yukarıdaki 96. paragraf), AİHM,  
Hükümet’in, vurulmanın gerçekleştiği yerin, katilin/katillerin kimliğinin belirlenmesine  
yardımcı olabilecek kanıtlar için adli tıp uzmanları tarafından arandığını ortaya koyacak hiçbir  
bilgi sunmadığını gözlemler. Bu bağlamda, AİHM, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı  
tarafından verilen talimatlara rağmen, bölgede bulunan mühimmat ve tüfeklerin balistik  
muayeneye tabi tutulmadığını not eder (bks. yukarıdaki 72. paragraf).  
109. AİHM, ayrıca, otopsi raporunun yalnızca kurşun giriş ve çıkış yaralarının sayısını  
yansıttığını gözlemler; (Dr. Varol’un bazı yaraların şarapnelle oluşmuş olabileceğine dair  
çıkardığı sonuca rağmen (bkz. yukarıdaki 50. paragraf) ) vücutta kurşun, şarapnel veya diğer  
kanıtlara ait izlerin bulunma olasılığına ilişkin hiçbir mülahazanın olmadığı görülmektedir.  
Ayrıca, hangi mesafeden ateş edildiği ya da kullanılan ateşli silahın tipinin belirlenmesine dair  
hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Dr. Varol ve Cumhuriyet Savcısı Küçüköz, bunların kurşun  
yarası olduğunu ve bundan ötürü tam otopsi yapılmasının gerekli olmadığı sonucuna  
varmışlardır (bkz. 51. paragraf).  
110. AİHM, sözkonusu ölüme ilişkin olarak, Cumhuriyet Savcılarının yürüttüğü  
soruşturmaya dair yalnızca eleştiri yöneltebilir. Bu açıdan, AİHM, Kadri Ateş’i yakalayan  
güvenlik güçlerinin hiçbirinin soruşturma yetkililerince sorgulanmadığını ve aynı şekilde,  
silahlı çatışmada yer alanların da sorgulanmadığını gözlemler.  
111. Duru Jandarma Karakolu jandarmaları tarafından hazırlanan ve olayın faillerinin  
kimliklerinin henüz belirlenemediğinin belirtildiği rapora ilişkin olarak, AİHM, raporda, bu  
kimliklerin belirlenmesi için atılan adımlardan hiçbir şekilde bahsedilmediğini gözlemler.  
112. Ayrıca, AİHM’ye göre, “soruşturma yetkililerinin “olay”ın niteliğine dair hiçbir  
ıklama yapmadan kullandığı “olayın faillerinin aranması” (bkz. yukarıdaki 62. ve 63.  
paragraflar) şeklindeki ifadenin anlamı net değildir. Dolayısıyla, “olayın failleri”nin Kadri  
Ateş’e mi yoksa diğer iki kişiye mi bir gönderme olduğu net değildir. Ancak, Cumhuriyet  
Savcısı’nın 1999 tarihinde yetkililere verdiği “üç ölü teröristin kimliklerini belirlemesi ve  
onları yakalaması” (bkz. yukarıdaki 73. paragraf) şeklindeki şaşırtıcı talimatlarını dikkate  
alarak, AİHM, yetkililerin “failler” ifadesiyle başvuranın oğlunu kastedip etmediğine ilişkin  
şüphe duymaktadır.  
113. Dolayısıyla, başvuranın oğlunun öldürülmesi ile ilgili olarak yerel makamların  
attığı tek adımın, yapıldığı haliyle, faillerin kimliğinin belirlenmesine faydası olmayan otopsi  
olduğu ortaya çıkmaktadır (bkz. yukarıdaki 109. paragraf).  
114.Yukarıda anlatılanlar temelinde, AİHM, yerel seviyede, öncelikle, Kadri Ateş’in  
öldürülmesi etrafındaki gerçekleri belirlemeye ve ikincisi, sorumluların belirlenmesi ve  
cezalandırılmasına muktedir hiçbir anlamlı soruşturma yapılmadığı sonucuna varmıştır. Bu  
sonuç, başvuranın, oğlunun yetkililer tarafından av tuzağı olarak kullanıldığı ve bu şekilde  
hayatının tehlikeye atıldığı şeklindeki alternatif görüşünü incelemeyi gereksiz kılmaktadır.  
115. Yukarıda anlatılanlar ışığında, Hükümet’in Kadri Ateş’in ölümüne açıklama  
getiremediği ortaya çıkmaktadır.  
II. AİHS’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
116. AİHS’nin 2. maddesi şöyledir:  
1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı  
bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse  
kasten öldürülemez.  
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi  
sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:  
a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;  
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin  
kaçmasını önlemek için;  
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”  
A. A. Kadri Ateş’in öldürülmesi  
1. 1. Tarafların görüşleri  
117. Başvuran, Devlet yetkilileri tarafından tutuklu bulundurulduğu sürede, oğlunun,  
hayatının kasten veya kasıtsız tehlikeye atılması suretiyle, kanunsuzca öldürüldüğünü ifade  
etmiştir. Hükümet, başvuranın iddialarının olgusal temeline itiraz etmekten başka, şikayeti  
AİHS’nin 2. maddesi kapsamında özel olarak ele almamıştır.  
2. AİHM’nin değerlendirmesi  
118. Yaşam hakkını gözeten ve yaşam hakkından mahrum bırakılma koşullarının haklı  
olabileceği durumları ortaya koyan 2. madde, AİHS’deki en temel maddelerden biridir ve bu  
maddeden derogasyona gidilmesine izin verilemez. Ayrıca, 3. madde ile birlikte, Avrupa  
Konseyi’ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini muhafaza eder.  
Yaşam hakkının elden alınmasının haklı olabileceği koşullar çok sıkı bir biçimde  
yorumlanmalıdır. Birey olarak insanların korunması için bir araç olarak AİHS’nin hedefi ve  
maksadı, aynı zamanda, 2. maddenin teminatlarının uygulanabilir ve etkili kılınması için  
yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirir.(bkz. McCann ve Diğerleri – İngiltere, 27 Eylül  
1995 tarihli karar, Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-147).  
119. 2. maddenin metni, bir bütün olarak okunduğunda, yalnızca kasti öldürmeyi  
değil, aynı zamanda planlanmamış bir sonuç olarak hayatın elden alınmasıyla  
sonuçlanabilecek “güç kullanımı”nın olabileceği durumları da kapsadığını ortaya koyar.  
Ancak, kasti veya planlanmış ölümcül güç kullanımı, gerekliliğini değerlendirirken dikkate  
alınacak bir faktördür. Herhangi bir güç kullanımının, (a)’dan (c)’ye kadar olan fıkralarda  
ortaya konulmuş olan bir veya daha fazla maksadın hayata geçirilebilmesi için “kesinlikle  
gerektiğinden” fazla olmaması gereklidir. Bu madde, Devlet’in bir eyleminin AİHS’nin  
8’den 11’e kadar olan maddelerinin 2. fıkraları bağlamında “demokratik bir toplumda  
gerekli” olup olmadığı belirlenirken normalde uygulanandan daha sıkı ve zorlayıcı bir  
gereklilik testine işaret eder. Sonuç olarak, kullanılacak gücün, müsaade edilen amaçların  
hayata geçirilmesiyle çok sıkı bir biçimde orantılı olması gereklidir (aynı yer, s. 46, §§ 148-  
149).  
120. 2. madde ile tanınan korumanın önemi ışığında, AİHM, yalnızca Devlet  
görevlilerinin değil, aynı zamanda bütün şartları dikkate alarak yaşam hakkının elden  
alınmasını en dikkatli biçimde incelemelidir. 2. maddenin 2. fıkrasındaki amaçlardan birinin  
takibinde, güç kullanımı, yapıldığında, iyi gerekçelerle, geçerli fakat daha sonra yanlış olduğu  
şeklindeki dürüst inanca dayalı ise haklı görülebilir (aynı yer, ss.58-59, § 200).  
121. Bu davada, AİHM, Hükümet’in Kadri Ateş’in öldürülmesine açıklama  
getirmediğini halihazırda belirlemiştir (bkz. yukarıdaki 115. paragraf). Kadri Ateş’in ölümüne  
ilişkin olarak AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği ortaya çıkmaktadır.  
B. Soruşturmanın yetersizliği iddiası  
122. Başvuran ayrıca, Devlet’in, oğlunun ölümüne yönelik yeterli ve etkili soruşturma  
yürütmemesinden ötürü AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ifade etmiştir. İddiasını  
desteklemek için, başvuran özellikle, oğlunun cesedi üzerinde yapılan otopsinin tamamıyla  
yetersiz olduğunu, benzin istasyonundaki suç mahallinin gerektiği gibi aranmadığını, Kadri  
Ateş’e ilişkin gözaltı kayıtlarının tutulmadığını ve son olarak Cumhuriyet Savcısı’nın  
potansiyel olarak önemli olabilecek birkaç tanıktan ifade almadığını öne sürmüştür.  
123. Hükümet, Lice İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından olaya ilişkin soruşturma  
başlatıldığını belirtmekten başka, bu şikayeti özel olarak ele almamıştır. Hükümet tarafından,  
Lice Jandarma Komutanlığı’nca yürütülen işlemleri belirten hiçbir belge sunulmamıştır.  
124. AİHM, AİHS’nin 2. maddesi bağlamında yaşam hakkının korunması  
yükümlülüğünün, Devlet’in AİHS’nin 1. maddesi bağlamında daha genel nitelikte olan  
“içtihadına tabi herkese AİHS’de tanımlanmış hak ve özgürlükleri tanınmasını temin etmek”  
görevi ile birlikte okunduğunda, bireyler güç kullanımı sonucunda öldürüldüğünde, etkili bir  
resmi soruşturma yapılması gerektiği anlamına geldiğini tekrarlar (bkz. mutatis mutandis,  
yukarıda anılan McCann ve Diğerleri, s. 49, § 161; Kaya – Türkiye, 19 Şubat 1998 kararı,  
Report of Judgments and Decisions 1998-I, s. 329, § 105).  
125. AİHM, soruşturmayı, sorumlu Devlet’in başvuranın oğlunun ölümüne açıklama  
getirip getirmediği sorusu bağlamında halihazırda incelemiştir. Yetkililerin, ölümü çevreleyen  
gerçek olayları belirlemeye muktedir anlamlı bir soruşturma yürütmediği sonucuna varmıştır.  
Yukarıda bahsedilen incelemede belirtilen noksanlıklar ışığında, AİHM aynı zamanda, yerel  
mahkemelerin başvuranın oğlunun öldürülmesine yönelik AİHS’nin 2. maddesinin  
gerektirdiği yeterli ve etkili soruşturmayı yapmadığı sonucuna varmıştır.  
126. Dolayısıyla, AİHM, bu usulü çerçevede AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini  
tespit etmiştir.  
C. İç hukukta yaşam hakkının korunmasını sağlayan etkili bir sistemin  
bulunmaması  
127. Başvuran, oğlunun tutukluluğu sırasında hasıl olan gözaltında gerçekleşen  
işkence ve ölüm olaylarının görülme sıklığı ele alındığında, Türkiye tarafından yapılan  
uygunsuz tutuklamaların hayatı tehdit ettiğini söyleyerek şikayetçi olmuştur. Ayrıca, tutuklu  
bir kimsenin güvenliğine ilişkin olarak polisin güvenilirliğini ve güvenlik güçlerine yönelik  
şikayetleri soruştururken soruşturma makamlarının tavırlarına güvenilirliği sağlayabilecek  
etkili bir sistemin bulunmamasından şikayetçi olmuştur.  
128. Hükümet bu şikayeti özel olarak ele almamıştır.  
129. AİHM, yukarıdaki 2. madde ihlallerine dair tespitlerini dikkate alarak, bu davanın  
şartları içinde bu hususa ilişkin olarak ayrı tespitte bulunmayı gerekli görmemektedir.  
III. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
130. Başvuran izleyen sebeplerden dolayı AİHS’nin 3. maddesine ilişkin olarak ayrı  
ihlaller olduğundan şikayetçi olmuştur:  
(a) gözaltındayken oğluna işkence yapılmasından ötürü;  
(b) Devlet’in, işkence iddialarına yönelik hiçbir yeterli ve etkili soruşturma  
yürütmemesi sebebiyle; özellikle gerektiği gibi otopsi yapılmaması, yetkililerin, başvuranın  
oğlunun Hükümet’in iddia ettiği gibi çapraz ateşte öldüğünü doğru olarak belirlemiş  
olamayacağı anlamına gelmekteydi; son olarak ise,  
(c) yetkililerin kayıtsızlığı karşısında başvuranın, oğlunun ölümünden ötürü çektiği  
sıkıntı ve acı (Kurt – Türkiye, 25 Mayıs 1998, Reports 1998-III, §§ 130-134 ve Çakıcı –  
Türkiye [BD], no. 23657/94, §§ 98-99, AİHM 1999-IV davalarına atıfta bulunarak).  
131. AİHS’nin 3. maddesi şöyledir:  
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”  
132. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmekten başka bu şikayeti özel olarak ele  
almamıştır.  
133. AİHM, Hükümet’in Kadri Ateş’in ölümüne ilişkin makul bir açıklama  
yapmadığını gözlemler (yukarıda 115. paragraf). Ancak, AİHM, vücut üzerinde işkence  
tekniğinin uygulanmasıyla bağdaşan hiçbir iz veya yara ibaresi bulunmadığını not eder (bkz.  
yukarıdaki 50 paragraf). Dolayısıyla, işkence yapıldığına dair bir bulguyu destekleyecek  
hiçbir kanıt bulunmamaktadır.  
134. Post mortem muayenedeki eksikliklerin, kötü muameleye ilişkin somut kanıtların  
ve dolayısıyla sorumluların belirlenmesinin ve cezalandırılmasının gün ışığına çıkmasını  
engellediğinin iddia edilmesi hususunda AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 13. maddesi  
kapsamında mütalaa edilmesi gerektiği kanısındadır (bkz. İlhan – Türkiye, [BD], no.  
22277/93, AİHM 2000-VII, §§ 89-93).  
135. Başvuranın, olayların sonuçlarının kendisi üzerindeki etkisine dair ileri sürdüğü  
görüşlere ilişkin olarak, AİHM, başvuranın oğlunun ölümü nedeniyle çektiği derin acıdan  
şüphe duymamaktadır. Ancak, bu bağlamda bir 3. madde ihlali tespiti için herhangi bir temel  
görmemiştir, başvuranın dayandığı AİHM içtihadı spesifik kaybolma vakalarına atıfta  
bulunmaktadır (bkz. Tanlı – Türkiye, no. 26129/95, § 159, AİHM 2001-III (bölümler)).  
136. AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin belirlenmemiş olduğu sonucuna  
varmıştır.  
IV. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
137. Başvuran, oğlunun tutuklanmasının AİHS’nin 5. maddesinin çoklu ihlaline neden  
olduğunu belirtmiştir, 5. maddenin ilgili bölümleri şöyledir:  
“1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada  
belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”  
(c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten  
sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir  
kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması; “  
138. Başvuran, özellikle, oğlunu yakalayan yetkililerin kanunca şart koşulan usule  
uygun davranmadığını ifade etmiştir. Ayrıca, yetkililerin oğlunun yakalanmasına ilişkin  
yeterli belge oluşturmamasının, muhafaza etmemesinin ve üretmemesinin, AİHS’nin 5 § 1.  
maddesindeki yasallık gerekliliğini ihlal ettiğini öne sürmüştür..  
139. Hükümet, başvuranın oğlunun gözaltına alınmadığını ileri sürmüştür.  
140. AİHM, tarafların, başvuranın oğlunun 13 Haziran 1995 tarihinde yakalandığı  
hususunda ihtilaf bulunmadığını gözlemler. Hükümet’in görüşüne muhalif olarak AİHM,  
bunun ve müteakip olayların, başvuranın oğlunun özgürlüğünün elinden alınmasına yol  
açtığını tespit etmiştir. Gözaltı kayıtlarında başvuranın oğlunun adının bulunmaması, polis  
karakolu gibi somut bir yerde tutuklu bulundurulmuş olmayabileceğine işaret edebilirse de,  
başvuranın oğlu, yakalanmasından itibaren, kendisini yakalayan yetkililerin mütemadi  
gözetiminde ve kontrolü altında idi ve gitmesine izin verilmemişti (bkz. H.L. – İngiltere, no.  
45508/99, § 91, AİHM 2004; Guzzardi – İtalya, 6 Kasım 1980 kararı, Seri A no. 39, § 92).  
Sonuç itibariyle, AİHS’nin 5 § 1. maddesi kapsamında, özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır.  
141. AİHM’nin içtihadı, demokratik bir toplumda yer alan bireyleri, makamların keyfi  
olarak alıkoymasından uzak tutan haklarını korumak için 5. maddede yer alan teminatların  
önemini vurgulamaktadır. AİHM bu bağlamda, her çeşit özgürlükten yoksun bırakmanın  
yalnızca ulusal hukukun mutlak haklarına ve muhakeme usulü kurallarına uygun olarak değil,  
aynı zamanda 5. maddenin amacı olan bireyi keyfi alıkoymadan korumaya uygun olarak  
etkilenmesi gerektiğini yinelemiştir. Keyfi alıkoymanın risklerini en aza indirgemek için, 5.  
madde, özgürlükten yoksun bırakmanın bağımsız adli incelemeye tabi olmasını sağlamaya ve  
bu önlem için yetkililerin sorumluluğunu güvence altına almaya yönelik maddi haklar  
sağlamaktadır (bkz. Tanlı, yukarıda kaydedilen, § 164).  
142. Bu bağlamda, tutuklama nedenleri ve bunu etkileyen kişilerin isimleri kadar,  
tutuklama tarihi, zamanı ve yeri ile ilgili verilerin tam olarak kaydedilmesi, bir bireyin  
tutuklanmasının, 5 § 1 maddesinin amaçları dahilinde kanuna uygunluk şartlarıyla bağdaşması  
için gereklidir (bkz. Çakıcı, yukarıda kaydedilen, § 105).  
143. Söz konusu dava olaylarıyla ilgili olarak, AİHM başlangıçta, olay raporuna göre  
başvuranın oğlunun tutuklanma sebebinin, kamyonuyla PKK’ya erzak götürmesi olduğunu  
belirtmiştir (bkz. 44. paragraf). Bu durum, eğer doğruysa, başvuranın oğlunun özgürlüğünün  
elinden alınması için, AİHS’nin 5 § 1 maddesinde belirtilen müsaade edilebilir sebeplerden  
birini oluşturabilir; çünkü böyle bir önlem “oğlunun suç işlemesini önlemek için gerekli”  
olabilirdi. Bununla beraber, Diyarbakır DGM’nin kararına göre, suç işlenirken kamyon  
kullanılmamıştı (bkz. 64. paragraf). AİHM’ye göre,-Hükümet’in hiçbir açıklama getirmediği-  
birbiriyle çelişen bu beyanlar, tutuklamanın kanuna uygunluğu hakkında şüpheler  
uyandırmaktadır.  
144. Ayrıca, tutuklamanın yukarıda bahsedilen teminatlara uyup uymadığı sorusuyla  
ilgili olarak (bkz. 142. paragraf) AİHM, 14 Haziran 1995 tarihli olay raporunun (bkz. 44 ve  
45. paragraflar) –başvuranın oğlunun tutuklanmasıyla ilgili olarak AİHM’nin bugüne kadar  
haberdar olduğu tek belge- tutuklamanın günün hangi saatinde gerçekleştiğine dair hiçbir bilgi  
vermediğini belirtmektedir. Bununla beraber, AİHM, -olay raporuna göre başvuranın oğluyla  
birlikte tutuklanan- Vehbi Demir’in adının kayıtlı olduğu gözaltı kayıtlarına göre (bkz. 43 ve  
44. paragraflar), başvuranın oğlunun 13 Haziran 1995’te öğleden önce tutuklandığını  
belirtmiştir (bkz. 91. paragraf). Bu nedenle, çatışmanın 23:45’te başladığı göz önünde  
tutulduğunda, başvuranın oğlunun en az 11 saat 45 dakika polis memurlarının elinde olduğu  
ortaya çıkmaktadır (bkz. 45 ve 56. paragraflar). Olay raporu, bu süre içerisinde başvuranın  
oğlunun nerede tutulduğu hakkında hiçbir ipucu vermemektedir.  
145. Ayrıca, tutuklayan kişilerin polis ve jandarma olduğuna dair yapılan  
göndermelerin dışında (bkz. 44. paragraf), olay raporu tutuklayan memurların kimlikleriyle  
ilgili hiçbir bilgi içermemektedir. Bu eksiklik, yetkililerin başvuranın oğlunun hangi şartlarda  
öldürüldüğünü saptamak için yapacakları çalışmaları engellemiş olabilir.  
146. Otopsi sırasında ve soruşturmanın başlarında, başvuranın oğlunun cesedinden  
“bilinmeyen bir teröristin cesedi” olarak bahsedilmiş olması, tutuklamayı gerçekleştiren  
memurların, Kadri Ateş’in ismini ilgili kayıtlara kaydederek tutuklanmasını ilgili makamlara  
bildirmeyip doğru olan usulü takip etmediğinin bir göstergesidir.  
147. Dolayısıyla, başvuranın oğlunun tutuklanması sırasında ve sonrasında, gerekli  
teminatların hiçbiri gözlemlenmemiştir. Bu eksiklik, özgürlükten yoksun bırakma hareketinin,  
yetkililerin sorumluluğunu güvence altına almak için bağımsız adli incelemeye tabi olmadığı  
anlamına gelmektedir.  
148. Başvuranın oğlunun tutuklanmasıyla ilgili olarak yukarıda bahsedilen ve  
Hükümet’in başvuranın oğlunun ölümüyle ilgili olarak yaptığı ıklamanın itibarını sarsmaya  
katkıda bulunan eksikliklerin ve çelişkilerin ışığında AİHM, başvuranın oğlunun, AİHS’nin 5.  
maddesinin amaç ve hedeflerine ters düşen keyfi bir biçimde, özgürlüğünden yoksun  
bırakıldığı sonucuna varmıştır. Buna göre, AİHS’nin 5 § 1 maddesinin ihlali söz konusudur.  
V. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
149. Başvuran, makamların Kadri Ateş’in tutuklanması, işkence görmesi ve  
öldürülmesiyle ilgili şikayet ve dilekçelere verdiği cevabın tamamen yetersiz olmasından  
şikayetçi olmuştur. Başvurana göre, ya gerekli hukuk yolları yoktu, ya da pratikte yararsızdı.  
Başvuran, AİHS’nin 13. maddesinin çok açık bir şekilde ihlal edildiğini iddia etmiştir.  
AİHS’nin 13. maddesi şöyledir:  
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme  
hakkına sahiptir.”  
150. Hükümet, başvurana etkili iç hukuk yollarının sağlandığını, ancak başvuranın bu  
hukuk yollarından yararlanmamayı tercih ettiğini iddia etmiştir.  
151. AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin hangi biçimde olursa olsun yerel yasal düzende  
teminat altına alınmak üzere, AİHS hak ve özgürlüklerinin özünü uygulamak için ulusal  
düzeyde bir hukuk yolunun bulunmasını sağladığını yinelemiştir. Dolayısıyla, bu hüküm  
uyarınca Sözleşmeye Taraf Devletlere AİHS yükümlülüklerine ne şekilde uyacakları  
konusunda takdir yetkisi verilmiş olsa da, 13. madde, AİHS uyarınca “savunulabilir bir  
şikayetin” esasıyla ilgilenecek bir iç hukuk yolunun sağlanmasını gerektirmekte ve uygun  
çözüm sağlamaktadır. 13. madde hükmündeki yükümlülüğün kapsamı, AİHS uyarınca  
başvuranın yapmış olduğu şikayetin niteliğine göre değişmektedir. Bununla beraber, 13.  
maddenin gerektirdiği hukuk yolu, hem hukukta hem de pratikte “etkili” olmalıdır.  
Dolayısıyla, bu hukuk yolunun uygulanması, davalı Devlet makamlarının hareket ya da  
ihmalleri tarafından haksız bir biçimde engellenmemelidir (bkz. Aksoy / Türkiye, 18 Aralık  
1996 tarihli karar, Raporlar 1996-VI, s. 2286, § 95; Aydın / Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli  
karar, Raporlar 1997-VI, s. 1895-96, § 103; Kaya, yukarıda kaydedilen, § 106).  
152. Yaşamın korunması hakkına verdiği büyük önemle birlikte 13. madde, uygun  
olduğu halde tazminat ödenmesine ek olarak, şikayette bulunan kişinin soruşturma işlemlerine  
etkin bir şekilde erişimi dahil, ölümden sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmasını  
sağlayacak kapsamlı ve etkin bir soruşturma yapılmasını gerektirmektedir (bkz. Kaya,  
yukarıda kaydedilen, § 107).  
153. AİHM, bu davada gösterilen kanıta dayanarak, davalı Devlet’in AİHS’nin 2.  
maddesi uyarınca başvuranın oğlunun ölümünden sorumlu olduğu sonucuna varmıştır. Bu  
bakımdan, başvuranın şikayeti 13. maddenin hükümleri için “savunulabilir” bir şikayettir  
(bkz. Salman, yukarıda kaydedilen, § 122, ve orada değinilen makamlar).  
154. Dolayısıyla, makamlar, başvuranın oğlunun hangi koşullarda öldüğü konusunda  
etkin bir soruşturma gerçekleştirmekle yükümlüydü. Yukarıda belirtilen sebeplerden ötürü  
(bkz. 97’den 114’e kadar olan paragraflar), şartları 2. maddede belirtilen soruşturma  
yükümlülüğünden daha geniş olan 13. maddeye uygun hiçbir etkin cezai soruşturmanın  
gerçekleştiği söylenemez (bkz. Kaya, yukarıda kaydedilen, § 107). Bu nedenle AİHM,  
başvurana oğlunun ölümüyle ilgili etkin bir hukuk yolu sağlanmadığını ve böylece tazminat  
talebi dahil diğer hiçbir hukuk yolu erişiminin kendisine verilmediğini saptamıştır.  
155. Sonuç olarak, AİHS’nin 13. maddesinin ihlali söz konusudur.  
VI. AİHS’NİN 2 VE 13. MADDELERİYLE BİRLİKTE 14. MADDESİNİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI  
156. Başvuran, 14. madde ile birlikte 2. ve 13. maddeler uyarınca, etnik köken  
nedeniyle oğlunun haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. 14. madde şöyledir:  
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya  
diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir  
durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
157. Hükümet, bu şikayetle belirgin bir biçimde ilgilenmemiştir.  
158. AİHM, AİHS’nin 2 ve 13. maddelerinin ihlal edildiği saptamalarını hatırlatarak,  
bu şikayetlerin AİHS’nin 14. maddesiyle birlikte tekrar ele alınmasını gerekli görmediğini  
belirtmektedir.  
VII. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
159. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Maddi Tazminat  
160. Başvuran, öldüğünde 29 yaşında olan Kadri Ateş’in yılda 8,672.22 Sterlin  
değerinde para kazandığını belirtmiştir. Kadri Ateş evliydi, ancak çocuğu yoktu. İşinden  
kazandığı para, ailesinin geçimini sağlıyordu. O dönemde Türkiye’deki ortalama yaşam  
süresini ve aktüerya cetvelini göz önünde tutarak, başvuran, Kadri Ateş’in tahmini kazanç  
kaybı olarak 157,834.40 Sterlinlik bir miktar talep etmiştir.  
161. Başvuran ayrıca, Kadri’nin ölümünden sonra işi yönetecek kimse kalmadığını ve  
sonuç olarak işyerinin tasfiye edildiğini, mevcut mallarla diğer ofis malzemelerinin gerçek  
değerlerinin altında satılmak zorunda kaldığını iddia etmiştir. Ayrıca, el konulduğu zaman  
kamyon gıda maddeleriyle doluydu, ancak kamyon altı ay içinde iade edilmemişti. Sonuç  
olarak, kamyonun değeri düşş ve gıda maddeleri satılamayacak hale gelmişti. Bu iddialarla  
ilgili olarak, 2000’de başvuran AİHM’ye, o sırada hazır olmayan rakamları vermeden ek  
maddelerin bir listesini sunmuştur. Hiçbir rakam verilmemiştir.  
162. Hükümet, başvuranın kullanmış olduğu, ancak İngiltere’de kullanılmak üzere  
hazırlanan aktüerya cetvellerinin uygulanabilirliğine itiraz etmiştir. Hükümet ayrıca, istenen  
miktarın abartılı ve asılsız olduğunu iddia etmiştir. Hükümet son olarak, AİHM’nin  
ödenmesine karar verdiği tazminatın haksız zenginleşmeye yol açmaması gerektiğini  
belirtmiştir.  
163. Başvuranın kazanç kaybı talebiyle ilgili olarak, AİHM’nin içtihat hukuku,  
başvuranın talep ettiği tazminatla AİHS’nin ihlali arasında doğrudan bir ilişki olması  
gerektiğini ve bunun, uygun durumlarda, kazanç kaybı tazminatı kapsayabileceğini  
belirlemiştir (bkz, diğer yetkili makamlar arasında, Barberà, Messegué ve Jabardo / İspanya  
(Madde 50), 13 Haziran 1994 tarihli karar, A Serisi no. 285-C, s. 57-58, §§ 16-20, ve Çakıcı,  
yukarıda kaydedilen, § 127).  
164. AİHM, ölen Kadri Ateş’in aile durumunu, yaşını ve ailesinin geçimini sağlamış  
olan profesyonel etkinliklerini dikkate almaktadır. AİHM aynı zamanda, AİHS’nin 2. maddesi  
uyarınca, makamların Ateş’in ölümünden sorumlu olduğu yönündeki saptamasını  
hatırlatmaktadır (bkz. 121. paragraf). Bu şartlar altında, 2. maddenin ihlali ile Kadri Ateş’in  
ailesinin Ateş tarafından sağlanan mali destekten yoksun kalması arasında doğrudan bir  
nedensel bağ vardır.  
165. Yukarıda bahsedilenler ışığında AİHM, adil bir biçimde karar vererek, bu  
başvurudaki halefi Bidayet Ateş’e ödenmek ve bu kişi tarafından Kadri Ateş’in dul eşine  
verilmek üzere, başvurana 60,000 Euro ödenmesini uygun görmüştür.  
B. Manevi Tazminat  
166. Başvuran, Kadri Ateş’in dul eşine verilmek üzere 35,000 Sterlin, kendisi için  
15,000 Sterlinlik tazminat talep etmiştir.  
167. Hükümet, başvuranın istediği miktarların abartılı olduğunu belirtmiştir.  
Hükümet’e göre, manevi tazminat olarak yalnızca sembolik miktarlar adil olabilirdi.  
168. AİHM, AİHS’nin 2, 5. ve 13. maddelerinin ihlallerini hatırlatmaktadır. Sonuç  
olarak ve karşılaştırılabilir davalardaki tazminat miktarlarını göz önüne alarak, AİHM, adil bir  
temelde, Bidayet Ateş’e ödenmek ve bu kişi tarafından Kadri Ateş’in dul eşine verilmek  
üzere, başvurana 20,000 Euro ödenmesine karar vermiştir. AİHM ayrıca, Bidayet Ateş’e  
ödenmek ve bu kişi tarafından Yasin Ateş’in varislerine verilmek üzere, başvuranın kişisel  
olarak gördüğü zarar için, kendisine manevi tazminat olarak 3,500 Euro ödenmesine karar  
vermiştir.  
C. Masraf ve Harcamalar  
169. Başvuran, bir masraf ve harcamalar tablosu sunarak, başvuruda bulunurken  
ödenen ücretler için 7,120.14 Sterlinlik bir miktar talep etmiştir. Talep şunlardan  
oluşmaktadır:  
(a) Kürt İnsan Hakları Projesi (“KİHP”) tarafından tutulan İngiltereli avukatların  
ücretleri için 6,144 Sterlin, ve  
(b) KİHP tarafından tutulan İngiltereli avukatların yaptığı idari masraflar ve çeviri  
harcamaları için 976 Sterlin.  
170. 6 Mart 2002’de başvuran, bir masraf ve harcamalar tablosu sunarak, Türk avukatı  
için 2,502,500,000 Türk Lirası (TL) ve bu avukatın yapmış olduğu idari harcamalar için  
500,000,000 TL talep etmiştir.Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın 6 Mart 2002’de  
yayınlamış olduğu döviz kurlarına göre, bu miktarlar yaklaşık 1,538 Sterline tekabül  
etmektedir.  
171. Hükümet, yalnızca gerçekten yapılan harcamaların tazmin için uygun olduğunu  
belirtmiştir. Bu bağlamda Hükümet, bütün masraf ve harcamaların belgelenmesi gerektiğini  
belirtmiştir. Bununla beraber, başvuran, telefon görüşmeleri, posta ve kırtasiye harcamaları  
gibi masraf ve harcamalar için hiçbir makbuz, belge ya da fatura göstermemiştir. Son olarak,  
Hükümet, KİHP’nin yaptığı iddia edilen masraf ve harcamaların tazminine karşı çıkmış ve  
AİHM’yi masraf ve giderler dahil adli tazminin Türkiye’deki başvurana, Türk para birimi  
üzerinden ödenmesi gerektiğine karar vermeye davet etmiştir.  
172. AİHM, başvuranın avukatlarının ücretleri için talep ettiği miktarları ve bu  
avukatların yaptığı harcamaları göz önüne alarak, masraf ve harcamalar için Avrupa  
Konseyi’nden adli yardım olarak alınan 777.49 Euro hariç, 12,500 Euro’nun başvurana  
ödenmesine – katma değer vergisi hariç- karar vermiştir. AİHM, bu miktarın başvuranın  
istediği ve belirttiği gibi, başvuranın İngiltere’deki avukatlarının banka hesabına Sterlin olarak  
yatırılmasına karar vermiştir.  
D. Gecikme Faizi  
173. AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç  
puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,  
1. Oybirliğiyle, davalı Devlet’in AİHS’nin 38. maddesi uyarınca üzerine düşen,  
AİHM’nin etkinliği için gerekli tüm kolaylıkları sağlama yükümlülüğünü yerine  
getirmediğine;  
2. Oybirliğiyle, Hükümet’in AİHS’nin 2. maddesini ihlal ederek, başvuranın oğlunun  
ölümünden sorumlu olduğuna;  
3. Oybirliğiyle, davalı Devlet’in yetkili makamlarının, başvuranın oğlunun hangi  
koşullarda öldürüldüğü ile ilgili etkin bir soruşturma yürütmemesi nedeniyle,  
AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Oybirliğiyle, iç hukukta yaşam hakkının korunmasını sağlamak için etkin bir sistemin  
olmadığı iddiası nedeniyle, AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edilip edilmediğini  
saptamanın gerekli olmadığına;  
5. Oybirliğiyle, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
6. Oybirliğiyle, AİHS’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
7. Oybirliğiyle, AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
8. Bire altı oyla, AİHS’nin 2 ve 13. maddeleriyle birlikte AİHS’nin 14. maddesinin ihlal  
edilip edilmediğini belirlemenin gerekli olmadığına;  
9. 9. Oybirliğiyle,  
(a) davalı Devlet’in, maddi tazminat olarak, bu başvurudaki başvuranın halefi Bidayet  
Ateş’e, AİHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik kazandığı tarihten itibaren  
üç ay içinde, 60,000 (altmış bin) Euro ve bu miktara konulabilecek bütün vergileri  
ödemesine (bu miktar, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilecek ve Kadri Ateş’in dul eşine verilmek üzere Bidayet Ateş’e ödenecektir);  
(b) manevi tazminat olarak, davalı Devlet’in başvuranın halefi Bidayet Ateş’e,  
AİHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik kazandığı tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere, aşağıdaki miktarları ödemesine;  
(i) Kadri Ateş’in dul eşine verilmek üzere 20,000 (yirmi bin) Euro;  
(ii) Yasin Ateş’in mülkünden faydalanan kişilere verilmek üzere 3,500 (üç bin  
beş yüz ) Euro;  
(iii) yukarıdaki miktarlara konulabilecek bütün vergiler;  
(c) davalı Devlet’in başvurana, masraf ve harcamalar için, aynı üç aylık dönem içinde,  
başvuranın belirttiği İngiltere’deki banka hesabına, adli yardım olarak verilmiş 777.49  
(yedi yüz yetmiş yedi euro kırk dokuz cent) Euro hariç, ödeme tarihinde uygulanan  
kur üzerinden Sterlin’e çevrilmek üzere, konulabilecek bütün vergilerle birlikte 12,500  
(on iki bin beş yüz) Euro’yu ödemesine;  
(d) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki  
miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı faiz  
oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına eşit miktarda basit faizin  
uygulanmasına karar vermiştir;  
10. Oybirliğiyle, başvuranın adil tazmin talebinin kalanını reddetmiştir.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 31 Mayıs 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S. DOLLÉ  
J.-P. COSTA  
Bölüm Sekreteri  
Başkan  
AİHS’nin 45 § 2 ve İçtüzüğün 74 § 2 maddeleri uyarınca, Sn. Mularoni’nin kısmi  
muhalefet şerhi bu karara eklenmiştir.  
J.-P.C.  
S.D.  
YARGIÇ MULARONİ’NİN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ  
Çoğunluğun aksine, başvuranın AİHS’nin 14. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
şikayeti AİHM’nin ayrıca incelemesinin gerekli olduğuna inanıyorum.  
İstisnasız Kürt kökenli Türk vatandaşları tarafından yapılmış olan onlarca benzer  
başvuruyu inceledikten ve çoğunlukla AİHS’nin 2 ve 3. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna  
vardıktan sonra, AİHM’nin, en azından AİHS’nin 14. maddesi uyarınca da ciddi bir sorun  
olabileceğini düşünmesi gerektiğine inanıyorum.  
Elbette, bu AİHM’nin 14. maddenin ihlal edildiği sonucuna varacağı anlamına  
gelmez. Ancak, bu tür bir davada ayrımcılığın yasaklanmasının önemli bir konu olmadığını  
düşünmekle aynı değerde olan çoğunluğun yaklaşımına katılamam.