COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
YAVUZ – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 67137/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
10 Ocak 2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Yavuz – Türkiye davasında,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Đkinci Daire),  
Bakan J.-P. COSTA,  
Yargıçlar A.B. BAKA,  
R. TÜRMEN,  
K. JUNGWIERT,  
M. UGREKHELIDZE,  
A. MULARONI,  
E. FURA-SANDSTRÖM,  
Bölüm Sekreter Yardımcısı S. NAISMITH’in katılımı ile kapalı oturumda 6 Aralık 2005  
tarihinde toplanmıve anılan tarihte izleyen kararı vermitir:  
USUL  
1.Dava, Türkan Yavuz (“bavuran”) isimli Türk vatandaının, 8 ubat 2001 tarihinde,  
Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesine  
dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AĐHM’ye yaptığı bavurudan (no. 67137/01)  
kaynaklanmaktadır.  
2.Bavuran, Đstanbul Barosu’na bağlı M. A. Kırdök ve M. Kırdök isimli avukatlar  
tarafından temsil edilmitir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AĐHM’deki yargılama için bir Ajan  
tayin etmemitir.  
3.27 Kasım 2001 tarihinde AĐHM bavuruyu bildirmeye karar vermitir.  
4.1 Kasım 2004 tarihinde, AĐHM, Dairelerinin kompozisyonunu değitirmitir (25 § 1.  
madde). Bu dava, yeni oluturulmuolan Đkinci Daire’ye tevzi edilmitir (52 § 1. madde).  
5.17 Mart 2005 tarihli bir yazı ile, AĐHM, AĐHS’nin 29 §§ 1. ve 3. maddesi uyarınca  
bavurunun kabuledilebilirliği ve esaslarına ilikin karar vereceğini taraflara bildirmitir.  
6. Bavuran ve Hükümet, esaslara ilikin ayrı ayrı görübildirmitir (59 § 1. madde).  
OLAYLAR  
I.DAVA OLAYLARI  
7.Bavuran, 1973 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
A.Polis gözaltında tutulma ve bavuranın kötü muameleye maruz kaldığı iddiasına  
ilikin sağlık raporu  
8.17 Mayıs 1997 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’ne  
bağlı bepolis memuru, bavuranın dairesinde arama yapmıtır. Bavuran ve ei yakalanmıꢀ  
ve yasadıı bir örgüt olan TKP/ML1’ye üye oldukları üphesiyle gözaltına alınmılardır. Aynı  
gün polisler tarafından hazırlanan ve bavuran tarafından imzalanan arama tutanağına göre,  
1 Türkiye Komünist Marksist/Leninist Partisi  
2
polis, birkaç belge, silah, mühimmat ve dinamit bulmutur. Raporda, bavuran ve einin  
mukavemet gösterdiği ifade edilmitir.2  
9.Aynı gün, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’ne bağlı polisler,  
aynı gerekçelerle, E.Y. dahil olmak üzere, diğer üphelileri yakalamılardır.  
10.19 Mayıs 1997 tarihinde, bavuran, iki polis tarafından sorguya çekilmitir.  
Bavuran, TKP/ML ile bağlantısı olmadığını ve arama sırasında bulunan maddelerin  
varlığından haberdar olmadığını belirtmitir. Einin bu maddeleri ne zaman getirip sakladığını  
bilmediğini ifade etmitir. Bavuran, ifadesini imzalamıtır.  
11.21 Mayıs 1997 tarihinde, bavuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumu’na bağlı bir doktor tarafından muayene edilmitir. Doktor, bavuranın sağ kürek  
kemiğinin altında 2 x 8 cm ebadında hiperemi3, boyun bölgesinde 3 cm ebadında bir ilik ve  
boyunda ağrı olduğunu not etmitir. Doktor tarafından hazırlanan raporda, bu tespitlerden  
baka, kötü muameleye bağlı olabilecek baka yaralanma emaresi olmadığı sonucuna  
varıltır.  
B.Kötü muamele iddiasına yönelik balatılan soruturma ve polislere yönelik cezai  
ilemler  
12.21 Mayıs 1997 tarihinde, bavuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı  
huzuruna çıkarılmıtır. Polise verdiği ifadelerin içeriğini teyit etmitir. Ancak, gözaltı  
süresinde, dört ya da bepolisin, göğüslerine ve kalçalarına dokunarak cinsel tacizde  
bulunduğunu belirtmitir. Ayrıca yumruklandığını da iddia etmitir. Tekrar görürse bu  
polisleri tanıyabileceğini ifade etmitir.  
13.Aynı gün, bavuran serbest bırakılmıve kendisine yönelik hiçbir cezai ilem  
balatılmatır.  
14.22 Mayıs 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, bavuran  
ve E.Y.’nin kötü muamele iddialarını inceleme yetkisine sahip olmadığını dikkate almıve  
soruturma dosyasını Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na nakletmitir.  
15.30 Mayıs ve 3 Temmuz 1997 tarihlerinde, Fatih Cumhuriyet Savcısı, Kartal ve  
Tuzla Emniyet Müdürlükleri’nin, bavuranın kendi huzuruna çıkarılmasını sağlamaları  
talebinde bulunmutur. 21 Ağustos 1997 tarihinde, Tuzla Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet  
Savcısı’na, bavuranın Cumhuriyet Savcısı tarafından belirtilen adreste bulunmadığını ve  
Kartal SSK Hastanesi’nde çalığını öğrendiklerini bildirmitir. 27 Ağustos 1997 tarihinde,  
Cumhuriyet Savcısı, Kartal Emniyet Müdürlüğü’ne yaptığı talebini yinelemitir. Bavuranın  
adresi, çalığı yer olan hastane olarak belirtilmitir.  
16.Fatih Cumhuriyet Savcısı’nın 30 Mayıs 1997 tarihli talebi üzerine, 8 Temmuz 1997  
tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü, bavuran ve E.Y.’nin yakalanması ve tutuklanmasına  
ilikin belgeleri iletmive Savcıya bavuran ve E.Y.’yi sorguya çeken polislerin kimliklerini  
bildirmitir.  
2 Taraflarca sunulan arama tutanaklarının kopyaları kısmen okunabilmektedir. Ancak, bavuran, gözaltı  
tutanağında, kendisinin ve einin mukavemet gösterdiğinin ifade edildiğini teyit etmitir.  
3 Hiperemi, organ kan akıındaki artıtır.  
3
17.Fatih Cumhuriyet Savcısı’na verilen 26 Eylül 1997 tarihli ifadesinde, bavuran,  
özellikle, karakola götürüldüğünü, einden ayrılarak gözlerinin bağlandığını ileri sürmütür.  
Saçını çeken ve bilhassa omuzlarının ortasından kendisine vuran polisler tarafından saldırıya  
maruz kaldığını iddia etmitir. Kendisini kocasının gözü önünde çırılçıplak soyduklarını,  
sarkıntılık ettiklerini ve cinsel tacizde bulunduklarını ileri sürmütür. Sorgusu esnasında,  
polislerden birisinin kendisini tecavüzle tehdit ettiğini, diğer polislerin sözlü hakarette  
bulunduğunu ve ibirliği yapmaz ise cinayetle suçlamakla tehdit ettiklerini de iddia etmitir.  
Basında yer almasından sonra da dövüldüğünü ileri sürmütür. Bavuran, incommunicado  
ekilde, tüm görgü tanıklarından uzak tutulduğundan, tanık bulmasının imkansız olduğunu  
belirtmitir.  
18.E.Y.’nin ifadesi Fatih Cumhuriyet Savcısı tarafından 27 Ekim 1997 tarihinde  
alınmıtır.  
19.23 Temmuz 1997 ve 9 Eylül 1997 tarihleri arasında, Fatih Cumhuriyet Savcısı,  
H.Đ., E.A, A.K., ve Z.K. isimli polislerin ifadelerini almıtır. Sözkonusu polislerin hepsi  
kendilerine yönelik suçlamaları reddetmive hem bavuranın hem de E.Y.’nin tutuklanmaya  
direndiğini ve sonuç olarak bazı yaralar almıolabileceğini iddia etmitir.  
20. 3 Kasım 1997 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısı, Đstanbul Cumhuriyet  
Savcılığı’na, sözkonusu polis memurları aleyhinde cezai takibat açılması gerektiği kanısında  
olduğunu belirten bir rapor sunmutur.  
21. 19 Kasım 1997 tarihli bir iddianame ile Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, Ceza  
Kanunu’nun, kötü muameleyi yasaklayan 243 § 1. maddesi uyarınca Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde polis memurları aleyhinde cezai takibat balatmıtır.  
22. 25 Kasım 1997 tarihinde polis memurları aleyhinde açılan cezai takibat, Đstanbul  
Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda balamıtır.  
23. 25 Kasım 1997 ve 1 Haziran 1999 tarihleri arasında Mahkeme, sekiz durumaya  
bakmıtır. Bavuranı, eini, E.Y.’yi ve suçlanan polis memurlarını dinlemitir. Bavuranın,  
üçüncü taraf olarak katılmaya dair 13 ubat 1998 tarihli talebi, Mahkeme tarafından kabul  
edilmitir. 13 Ekim 1998 tarihinde düzenlenen durumada bavuranın temsilcisi Mahkeme’ye,  
bavuranın görgü tanığı, .T.’yi dinleme haklarından vazgeçtiklerini bildirmitir. Dolayısıyla,  
Mahkeme .T.’yi dinlememe kararı vermitir.  
24. Ağır Ceza Mahkemesi huzurundaki davalar sırasında bavuran, polis memurları  
aleyhindeki iddialarını yinelemitir. Ayrıca, kendisini cinsel yönden taciz eden polis  
memurlarından ikisinin, H.Đ. ve Z.K.’nın, Mahkeme huzurunda bulunduklarını belirtmitir.  
Yakalanması sırasında bir mücadele yaandığını da kabul etmitir.  
25. 1 Aralık 1998 tarihli durumada bavuranın ei, bavuran lehinde tanıklık etmitir.  
Polis gözetimindeyken topluca düzenli ikenceye maruz bırakıldıklarını belirtmitir. Bu  
hususta, kıyafetlerinin yırtılmı, ayaklarının ezilmiolduğunu, soğuk basınçlı suya maruz  
kaldıklarını ve kafalarının, bir havuza batırıldığını ileri sürmütür. Kendisine, einin çıplak  
ekilde yerde yatarken gösterildiğini iddia etmitir.  
26. 1 Haziran 1999 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarının  
aleyhlerinde öne sürülen suçlardan beraatine karar vermitir. Mahkeme, tıbbi raporlardaki  
4
bulgular dıında, yaralanma izi olmadığı ve sözkonusu raporlarda kaydedilen yaralanmaların,  
ikayetçilerin yakalanması sırasında olutuğu kanısındadır. Mahkeme, bavuranın einin  
tanıklığının, bavuranın ei olması, aynı gerekçelerle yakalanarak gözaltına alınması ve  
ifadesinin, olaylara uymaması nedeniyle, güvenilmez olduğu sonucuna varmıtır. Bu nedenle,  
huzurunda sunulan delillerin, suçlanan polis memurlarının suçlu olduğuna karar vermek için  
yeterli olmadığına karar vermitir.  
27. 4 Ekim 2000 tarihinde Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıtır.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
28. Sözkonusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukukun tanımı, Batı ve  
Diğerleri/Türkiye (no. 33097/96 ve 57834/00, §§ 96-100, ECHR 2004- ... (özetler)) kararında  
bulunabilir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK  
29. 6 Haziran 2005 tarihli ek görülerinde Hükümet AĐHM’den, AĐHS’nin 35 § 1.  
maddesi bağlamındaki iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uymadığı için bavurunun  
kabuledilemez olduğuna karar vermesini istemitir. Bavuranın, hukuk mahkemeleri veya  
idari mahkemelerde dava açarak maruz kaldığını iddia ettiği zararın telafisi için  
isteyebileceğini ileri sürmütür. Bu bağlamda, AĐHM’ye daha önce bu iç hukuk yollarının  
etkinliğini kanıtlayan sözkonusu mahkemeler tarafından verilmikararların sunulmuꢀ  
olduğunu belirtmitir.  
30. Bavuran, Hükümet 23 Nisan 2002 tarihli görülerinde iç hukuk yollarının  
tüketilmemiolmasına itiraz etmemiolduğu için, davanın sözkonusu aamasında da itiraz  
etmemelerinin engellenmesi gerektiğini ileri sürmütür.  
31. AĐHM, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 55. maddesine göre, niteliği ve koulları  
elverdiğince, bavurunun kabuledilebilirliğine ilikin yazılı veya sözlü görülerinde sorumlu  
Sözlemeci Devlet tarafından kabuledilemezlik kararına itiraz edilmesi gerektiğini yineler  
(bkz. K. ve T./Finlandiya [BD], no. 24952/94, § 44, ECHR 2002-X). AĐHM, Hükümet’in,  
AĐHM’nin sözkonusu bavurunun kabuledilebilirliğine ilikin kararından önce bavurunun  
kabuledilebilirliği ve esaslarına ilikin ek görülerinde iç hukuk yollarının tüketilemesine  
ilikin itirazlarını belirtmiolmalarından dolayı sözkonusu gerekliliği yerine getirmiolduğu  
kanısındadır. Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in davanın sözkonusu aamasında iç hukuk  
yollarının tüketilmemiolduğuna ilikin itirazını sunmaktan alıkonamayacağı kanısındadır.  
32. Ancak AĐHM, daha önce benzer davalarda Hükümet’in ilk itirazlarını incelemive  
reddetmiolduğunu yineler (bkz., özellikle, Karayiğit/Türkiye (karar), no. 63181/00, 5 Ekim  
2004). AĐHM, sözkonusu davada yukarıda kaydedilen bavuruda vardığı sonuçlardan farklı  
bir sonuca varmasını gerektirecek özel bir durum görmemektedir.  
33. Bu koullar altında AĐHM, Hükümet’in ilk itirazını reddeder.  
5
34. AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden yoksun  
olmadığını belirtir. Ayrıca, kabuledilemez olduğuna karar vermek için gerekçe bulunmadığını  
belirtir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
35. Bavuran, polis gözetimindeyken maruz bırakıldığı muamelenin, AĐHS’nin  
aağıda kaydedilen 3. maddesinin ihlali anlamına gelen ikence ve insanlık dıı muameleye eꢀ  
değerde olduğu hususunda ikayette bulunmutur:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
36. Hükümet, bavuranın iddialarına itiraz etmitir. Bavuranın iddialarının, uygun  
delillerce desteklenmediğini belirtmitir. Bu bağlamda Hükümet, bavuranın kötü muamele  
iddialarının, tıbbi rapor bulgularına uymadığını belirtmitir. Hükümet, bavuranın, iddia ettiği  
muameleye uğramıolması durumunda, yüzünden ve vücudunda yara izleri olacağını ileri  
sürmütür. Ayrıca, bavuranın ve einin, yakalanmaya karı direndiklerini doğruladıklarını  
belirtmitir.  
37. Bavuran, iddialarını sürdürmütür. Özellikle, sırtına darbe aldığını, çıplak  
bırakılğını ve sözlü ve fiziksel olarak cinsel yönden taciz edilmiolduğunu belirtmitir.  
38. AĐHM, kiinin sağlık durumu iyiyken gözaltına alındığı ancak, serbest  
bırakılğında yaralanmıolduğunun anlaıldığı durumlarda, Devlet’in sözkonusu  
yaralanmanın nasıl olduğunu açıklamakla ve özellikle bavuranın iddiaları, tıbbi raporlarla  
desteklenmise, sözkonusu iddiaları çürütecek bir delil sunmakla yükümlü olduğunu; aksi  
halde, AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında açık bir sorunun belireceğini yineler (bkz.  
Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94, § 87, ECHR 1999-V, Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996  
tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-VI, sayfa 2278, § 62, Tomasi/Fransa, 27  
Ağustos 1992 tarihli karar, A Serisi no. 241-A, sayfa 40-41, §§ 108-111, ve  
Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, A Serisi no. 336, sayfa 26, § 34).  
39. Sözkonusu davada doktor tarafından hazırlanan tıbbi rapor, polis tarafından  
gözaltında tutulduğu sürenin bitiminde bavuranın vücudunda yaralar görüldüğünü  
göstermektedir. AĐHM’nin görüüne göre, tıbbi rapordaki bulgular, en azından bavuranın  
sırtından darbe aldığına dair iddialarıyla uyumaktadır. AĐHM, özellikle sözkonusu  
muamelenin kanıtlanması çok zor olduğu için, cinsel veya psikolojik kötü muameleye ilikin  
iddiaların doğruluğunu değerlendirmeyi gerekli görmemektedir.  
40. AĐHM tarafların, 21 Mayıs 1997 tarihli tıbbi rapor bulgularına ilikin ihtilafa  
mediklerini gözlemlemektedir. Ancak, bavuranın sözkonusu muameleye nasıl maruz  
kaldığı hususunda farklı ifadeler vermilerdir. AĐHM, bavuranın yakalanmasını müteakiben  
muayene edilmediğini, oysa edilmesinin, yakalama ilemi sırasında güç kullanmak  
durumunda kalan polis memurları tarafından atılacak uygun bir adım olmuolacağını  
belirtmektedir. Ayrıca, yakalam tutanağında, bavurana karı kullanılan suçun niteliğinden  
söz edilmemektedir ve bavuranın ei olan R.Y.’nin tıbbi raporu, birlikte yakalanmıꢀ  
olmalarına rağmen, kötü muamele bulgularını ortaya koymamaktadır.  
41. Yukarıda belirtilenler karısında, AĐHM, Hükümet’in, bavuranın, tutukluluğun  
sonunda tespit edilen yaraları nasıl aldığına ilikin açıklamalarından tatmin olmamıtır.  
6
42. Yetkililerin, nezarette kontrolleri altındaki kiilerin aldıkları yaraların nedenini  
açıklama yükümlülüğünü yineleyen AĐHM, polis memurlarının beraat etmelerinin Devlet’in  
AĐHS uyarınca sorumluluğunu ortadan kaldıramayacağını değerlendirir (bkz., mutatis  
mutandis, Berktay – Türkiye, no. 22493/93, § 168, 1 Mart 2001 ve Çolak ve Filizer – Türkiye,  
no. 32578/96 ve no. 32579/96, § 168, 8 Ocak 2004).  
43. Bütün olarak davanın olaylarını ve bavuranın nezarette tutulduğu sırada aldığı  
yaraların nedenine ilikin olarak Hükümet tarafından makul bir açıklamanın olmayıını  
değerlendiren AĐHM, bu yaraların, sorumluluğunu Hükümet’in taıdığı muameleden  
kaynaklandığını tespit eder.  
44. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verir.  
III. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
45. Bavuran, ulusal mahkemelerin, herhangi bir ek soruturma yürütmeden ve dava  
dosyasındaki delillere rağmen sanık memurları beraat ettirmek amacıyla hareket ettiği  
gerekçesiyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun olarak  
görülmesini istemek hakkının ihlal edildiğinden ikayetçi olmutur. Ayrıca, kötü muamele ve  
ikence ikayetlerine ilikin etkili bir hukuk yolunun olmadığından ikayetçi olmutur.  
Bavuran, AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine istinat etmitir.  
46. AĐHM, bu ikayetlerin tek baına 13. madde açısından incelenmesi gerektiğini  
değerlendirir. Bu madde öyledir:  
Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev  
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili  
bir bavuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
47. Hükümet, bavuranın kötü muamele iddiasına ilikin ifadesinin üzerine  
Cumhuriyet Savcısı tarafından hemen bir soruturma balatıldığını ileri sürmütür. Hükümet,  
bavuranın yakalanmasında ve sorgulanmasında yer alan polis memurlarının tehis edildiğini,  
bavuran ve sanık polis memurlarının ifadelerinin alındığını ve bavuranın einin tanık olarak  
dinlendiğini belirtmitir. Hükümet, bavuranın mahkemede hazır bulunmamasının, ifade  
vermesini sağlamak için birkaç yazılı talebi zorunlu kılmıolduğunu belirtmitir.  
Mahkemenin, sanık polis memurlarının beraatını onları mahkum etmek için yeterli delil  
olmaması dolayısıyla emrettiğini iddia etmitir.  
48. Bavuran, ikence ve kötü muamele iddialarına ilikin olarak ön soruturmanın ve  
cezai ilemlerin uluslararası standartların gerisinde kaldığını ileri sürmütür. Tıbbi raporların  
yetersizliğinden ve daha fazla delil elde etme çabalarının yokluğundan ikayetçi olmutur.  
Bavuran, yerel mahkemenin, yakalanmasının ardından polis memurlarının onu tıbbi  
muayeneye götürmediği gerçeğine müsamaha ederken, einin ifadesini tek taraflı bulduğunu  
ve kendisinin ifadesini gözönünde bulundurmadığını belirtmitir.  
49. Bu davada sunulan delillere dayanarak, AĐHM, sorumlu Devlet’in, AĐHS’nin 3.  
maddesi uyarınca, polis nezaretinde bavuran tarafından maruz kalınan kötü muameleden  
sorumlu olduğunu tespit etmitir. Dolayısıyla, bu bakımdan bavuranın ikayeti, AĐHS’nin 3.  
maddesi ile ilikili 13. maddenin maksatları açısından “savunulabilir” dir. Dolayısıyla,  
7
yetkililerin, bu hükmün gereklerini yerine getiren etkili bir soruturma yürütme  
yükümlülükleri vardır (bkz. McGlinchey ve Diğerleri – Đngiltere, no. 50390/99, § 64, AĐHM  
2003-V ve yukarıda anılan, Batı ve Diğerleri §§ 133-138).  
50. Sözkonusu davada, AĐHM, Cumhuriyet Savcılığı tarafından bavuranın iddialarına  
yönelik bir soruturmanın hemen balatıldığını gözlemler. Bu soruturma, Cumhuriyet Savcısı  
tarafından, bavuranın hem yakalanmasında hem de sorgulanmasında yer alan kiiler olarak  
tehis edilen iki polis memurunun durumaya çıkmasıyla sonuçlanmıtır. Ayrıca, delil  
yetersizliğinden dolayı polis memurlarının beraat etmesiyle sonuçlanan bu cezai ilemlere  
bavuran etkili olarak katılım sağlayabilmekteydi.  
51. Bununla birlikte, AĐHM, yetkililer tarafından soruturma ve durumanın yürütülme  
biçiminde kusurlar olduğunu gözlemler. AĐHM, davanın açılmasının öncesinde bavurandan  
hiçbir zaman kötü muamelenin sözde faillerini tehis etmesinin talep edilmediğini gözlemler  
ve sonuç olarak, bavuran tarafından ikayet edilen diğer polis memurları tehis edilmemive  
durumaya çıkarılmamıtır. Bu bağlamda, yetkililer, bavuranın yakalanmasında yer alan  
diğer polis memurlarının veya yakalanmasının muhtemel görgü tanıklarının ifadelerini  
almalardır. Ayrıca, ilemlerin hiçbir aamasında, bavuranın incommunicado üç buçuk  
gün tutuklu kaldığı ve hepsi erkek olan polis memurları tarafından sorgulandığı gerçeğine  
rağmen, yetkililer tarafından bavuranın cinsel taciz iddialarının doğruluğu incelenmemitir.  
52. Yukarıda belirtilenler karısında, AĐHM, hem soruturmanın hem de cezai  
ilemlerin AĐHS’nin 13. maddesinin gerektirdiği tam, etkili hukuk yolunu sağlamadığı  
kararına varır. Dolayısıyla, bu hüküm ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
53. AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“ Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
54. Bavuran 40.000 Euro manevi tazminat talep etmitir.  
55. Hükümet, aırı bularak, bavuran tarafından talep edilen miktara itiraz etmitir.  
56. AĐHM, bavuranın, büyük ihtimalle, tek baına AĐHM’nin ihlal tespitiyle telafi  
edilemeyecek, acı ve sıkıntı yaamıolduğunu tespit eder. Bu davada tespit edilen ihlalin  
niteliğini gözönünde tutarak ve hakkaniyet temelinde karar vererek, AĐHM, bavurana,  
10.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.  
B. Mahkeme masrafları  
8
57. Bavuran mahkeme masrafları olarak toplam 10.640 Yeni Türk Lirası (YTL)  
(yaklaık 5.982 Euro) talep etmitir. Bu miktar, hem yerel mahkemelerde hem de AĐHM’de  
yapılan idari masrafları ve harcamaları ve temsil edilme ücretlerini kapsar. Taleplerine destek  
olarak, bavuran, temsilcileri tarafından hazırlanan bir masraflar listesi ve Đstanbul Barolar  
Birliği’nin 2005 için tavsiye olunan ücretler listesini sunmutur. Ancak, herhangi bir makbuz  
sunmatır.  
58. Hükümet miktarlara itiraz etmitir. Bavuranın taleplerine ilikin herhangi bir  
belge veya makbuz sunmadığını ileri sürmütür.  
59. AĐHM, sözkonusu masraflar gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktar  
açısından makul olduğu takdirde mahkeme masraflarına ilikin tazminat ödenmesine karar  
verebilir ( bkz. Sawicka – Polonya, no.37645/97, § 54, 1 Ekim 2002). Mevcut bilgilere  
istinaden kendi kararını veren AĐHM, bütün mahkeme masraflarını kapsamak üzere 2.500  
Euro ödenmesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
60. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi  
uyarınca kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur  
üzerinden sorumlu Devlet’in milli para birimine dönütürmek üzere ödemesine:  
(i) 10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;  
(ii) 2.500 Euro (iki bin beyüz Euro) mahkeme masrafları;  
(iii) yukarıdaki miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;  
9
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Bavuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 10 Ocak 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
S. NAISMITH  
J.-P. COSTA  
Yazı Đꢀleri Müdür Yardımcısı  
Bakan  
10