>
* .  
_______  
C O U N C IL O F ^  
E U R O P E  
^
*
A V R U P A  
K O N S E Y İ  
*
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
YA VUZ ve OSMAN - TÜRKİYE DA VASİ  
(Başvuru no: 39863/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
1 9 A r a l ı k 2 0 0 6  
Bu karar, AİHSnin 44 § 2 Maddesinde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır>ancak şekle  
ilişkin değişiklikyapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
ı
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
f
Davanın nedeni, Tiirk vatandaşı oİan Haşan Yavuz ile Suriye vatandaşı olan  
Abdülmenaf Osman’ın (“başvuranlar”), İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair  
Sözleşmenin (“Sözleşme”) 34. Maddesi uyarınca, 2 Ekim 2002 tarihinde, Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapmış oldukları başvurudur  
(başvuru no:39863/02).  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Başvuranlar, sırasıyla 1955 ve 1965 doğumludurlar. İlk başvuran Batman’da ikamet  
etmekte, ikinci başvuran ise şu an Gaziantep Cezaevinde alıkonmaktadır.  
Başvuranlar, yasadışı bir örgüt olan Kürdistan İşçi Partisine (“PKK”) üye oldukları  
şüphesi üzerine, 13 Mart 1993 tarihinde, Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
Şubesi polisleri tarafından gözaltına alınmışlardır.  
Başvuranlar, 13 Nisan 1993 tarihinde, önce Cumhuriyet Savcısı ve daha sonra  
başvuranların tutuklu yargılanması talimatını veren sorgu hakimi huzuruna getirilmiştir.  
26 Nisan 1993 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
başvuranların da içinde bulunduğu 38 sanık aleyhinde ithamname vermiştir. Cumhuriyet  
Savcısı, ilk başvuranı PKK üyesi olmakla suçlamış ve Ceza Kanunu’nun 168 § 2 Maddesi  
uyarınca, mahkemenin bu kişiyi mahkum etmesini talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı ayrıca,  
ikinci başvuranı Devlet’in bütünlüğünü bozmaya ve ülke topraklarının bir bölümünü  
Devlet’in kontrolünden ayırmaya yönelik eylemler gerçekleştirmekle suçlamıştır. Cumhuriyet  
Savcısı, mahkemeden, ikinci başvuranı Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca mahkum  
etmesini talep etmiştir.  
18 Haziran 1999 tarihinde, anayasa değiştirilmiş ve Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesinin yargıçlar kurulunda oturan askeri hakimin yerine sivil bir hakim getirilmiştir.  
Mahkeme, 16 Haziran 1993 ile 12 Mart 2002 tarihleri arasında 69 oturum  
gerçekleştirmiştir, 12 Mart 2002 tarihinde, üç sivil hakimden oluşan Diyarbakır Devlet  
Güvenlik Mahkemesi, birinci başvuranı aleyhine getirilen suçlamalardan beraat ettirmiştir.  
Mahkeme, ikinci başvuranı suçlu bulmuş ve Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca ölüm  
cezasına çarptırmıştır. Ölüm cezası, müebbet hapis cezasına çevrilmiştir.  
1 Ekim 2002 tarihinde, Yargıtay, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını  
onaylamıştır.  
HUKUK  
AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, kendilerini yargılayan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
yargıçlar kurulunda askeri bir hakimin bulunması nedeniyle, bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından adil bir duruşmaya tabi tutulmadıklarından şikayetçi olmuşlardır.  
2
;
Başvuranlar ayrıca, aleyhlerinde yapuan cezai takibatın süresinin, AİHS’nin 6 § 1  
Maddesinde öngörülen “makul süre” şartını ihlal etmesinden şikayetçi olmuşlardır.  
Başvuranlar, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’ni ileri sürmüşlerdir.  
1. İkinci başvuran, AbdülmenafOsman, hakkında  
AİHM, ikinci başvuran Abdülmenaf Osman tarafından yapılan şikayetlerin, daha önce  
AİHM huzuruna getirilmiş benzer bir başvurunun konusu olduğu kanısındadır (no. 4415/02,  
bu dava ile aynı günde açıklanan karar).  
Sonuç olarak, söz konusu başvurunun bu bölümü, 4415/02 no.lu başvuruyla ana  
hatlarıyla aynı olması nedeniyle, AİHS’nin 35 § 2 (b) Maddesi’ne göre kabuledilemez olup,  
3 5 § 4 M a d d e s i u y a rın c a re d d e d ilm e lid ir.  
2. Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olması  
/
AÎHM, birinci başvuranın aleyhindeki cezai takibatın sonunda beraat ettiğini dikkate  
almaktadır. Bu nedenle, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki duruşmasının  
adaletsizliği ile ilgili herhangi bir iddianın beraat kararı ile düzeltilmiş olması düşünülmelidir.  
Bu nedenle, başvuran artık iddia edilen ihlalin mağduru olduğunu iddia edemez, (bkz. Ahmet  
Yavuz ve diğerleri / Türkiye (dec.), no. 38827/02, 4 Ocak 2005, ve Fehime Ete ve Şehadet Ete  
/ Türkiye (dec.), no. 29315/02,13 Haziran 2006).  
AİHM, başvurunun bu kısmının asılsız olduğu ve AÎHSnin 35 §§ 3 ve 4 Maddesi  
uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.  
3. Takibatın süresi  
A . K a b u l e d i l e b i l i r l i k  
AÎHM, başvuranın cezai takibatın süresi ile ilgili yapmış olduğu şikayetin, AİHS’nin  
3 5 § 3 M a d d e s i’n in a n la m ı ç e rç e v e s in d e a s ıls ız o lm a d ığ ı k a n a a tin d e d ir. A İH M , b u n u n h iç b ir  
şekilde kabuledilemez olmadığım belirtmektedir. Bu nedenle kabuledilebilir olduğu ilan  
edilmelidir.  
(Bundan sonra, birinci başvuran “başvuran” olarak anılacaktır.)  
B . E s a s l a r  
Hükümet, bu davadaki cezai takibatın süresinin, sanıkların sayısı, davanın  
karmaşıklığı ve başvuranın yargılandığı suçun niteliği göz önüne alındığında, makul  
olmadığının düşünülmemesi gerektiğini ifade etmektedir.  
AİHM, dikkate alınması gereken sürenin, başvuranın polis nezaretine alındığı 13 Mart  
1 9 9 3 ta rih in d e b a şla y ıp , Y a rg ıta y ’ın k a ra r ta rih i o la n 1 E k im 2 0 0 2 ta rih in d e so n a e rd iğ in i g ö z  
önüne almaktadır. Böylece, cezai takibat, iki yargı düzeyi için dokuz yıl altı aydan uzun  
sürmüştür,  
AİHM, takibatın süresinin makul olup olmamasının, dava koşullan ışığında ve  
davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumu gibi kriterlere dayanılarak  
değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz., diğer makamlar arasında, Pelissier ve  
Sassi/Fransa [GC], no. 25444/94, § 67, ECHR 1999-11).  
AİHS, bu davadakine benzer meseleler ortaya atan davalarda, AİHS’nin 6 § 1  
Maddesinin sıklıkla ihlal edildiğim saptamıştır (bkz. Pelissier ve Sassi, yukarıda kaydedilen).  
3
AÎHM, kendisine sunulan bettin malzemeleri inceledikten sonra, bu davada farklı bir  
sonuca varması için, Hükümet’in kendisini ikna edebilecek hiçbir kanıt veya ikna edici iddia  
ileri sürmediğini göz önünde bulundurmaktadır. AİHM, konuyla ilgili içtihadını göz önüne  
alarak, başvuran aleyhindeki cezai takibatın süresinin aşırı olduğu ve bu sürenin AİHS’nin 6 §  
1 Maddesi’nin “makul süre” şartını yerine getirmediği kanısına varmıştır,  
Buna göre, bu hükmün ihlali söz konusudur.  
II. AÎHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHSnin 41. Maddesi:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarımn ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder,”  
Başvuran, adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Buna göre, AİHM başvurana bu  
bağlamda herhangi bir miktar ödenmesine gerek olmadığı kanısındadır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Birinci başvuranın cezai takibatın süresinin çok uzun olmasına ilişkin yaptığı  
başvurunun kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısm ının kabuledilemez olduğuna;  
2. Birinci başvuranla ilgili olarak, AÎHSnin 6 § 1 M addesinin ihlal edildiğine karar  
vermiştir.  
îşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 19 Aralık 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
Maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S . D Ö L L E  
Bölüm Sekreteri  
J.-P. COSTA  
Başkan  
4