COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
TURHAN / TÜRKĐYE  
(Bavuru No: 48176/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
19 Mayıs 2005  
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak,  
ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Turhan/Türkiye Davası’nda,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),  
Sn. B.M. ZUPANČIČ, Bakan,  
Sn. J. HEDIGAN,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. C. BÎRSAN,  
Sn. M. TSATSA-NIKOLOVSKA,  
Sn. E. MYJER,  
Sn. DAVID THÓR BJÖRGVINSSON, yargıçlar,  
ve Bölüm Sekreteri Sn. V. BERGER’in katılımı ile Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi  
Heyeti olarak toplanmı,  
28 Nisan 1999 tarihinde yapılmıolan kapalı oturum sonucunda,  
anılan tarihte izleyen kararı almıtır:  
USUL  
1. Davanın nedeni, Türk vatandaı Talat Turhan’ın (“bavuran”), 1 Nisan 1999  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleme’nin (“Sözleme”)  
eski 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na  
(“Komisyon”) yaptığı bavurudur (bavuru no. 48176/99).  
2. Bavuranı, görevini Đzmir Barosu avukatlarından V. Özsoy temsil etmitir. Türk  
Hükümeti (“Hükümet”), bu dava için bir Ajan tayin etmemitir.  
3. 28 Eylül 2004 tarihli bir kararla AĐHM, bavurunun kısmen kabuledilebilir  
olduğuna karar vermitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
4. Bavuran 1924 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir. “Özel SavaTerör ve  
Kontragerilla” isimli bir kitabın yazarıdır.  
5. 6 Ocak 1993 tarihinde zamanın Devlet Bakanı, Orhan Sefa Kilercioğlu, Ankara  
Asliye Hukuk Mahkemesi huzurunda bavuran aleyhine tazminat davası açmıtır. Bavuranın  
kitabında yer alan küçük düürücü söylemlerin, itibarına zarar verdiğini ve AĐHM’den  
kendisine uğramıolduğu manevi zarar için 100,000,000 Türk Lirası tazminat verilmesi  
yönünde karara varmasını istemitir.  
6. Dava sırasında AĐHM, aağıda kaydedilmiolan pasajları değerlendirmitir:  
“Antalya’da yaptığım bir konumada, ‘1 Mayıs 1977’ katliamı ve bu dönemdeki darbe olasılığı  
hususunda fikirlerimi dile getirdim. Öyle görünüyor ki, bir dergi belirttiğim fikirleri takiben aratırma  
balatmıve bazı ilginç sonuçlara varmıtır.  
Sözkonusu dergiye göre, Devlet Bakanı Orhan Kilercioğlu, Özel Harp Dairesi ile temaslarda  
bulunmutur. General Namık Kemal Ersun ile birlikte diğer Generaller Recai Engin, Musa Öğün ve  
tü Naipoğlu tarafından düzenlenen darbede yer almıtır. Sözkonusu Generallerin isimleri, 1 Mayıs  
katliamı ve diğer tahrik edici hareketlerin sorumluları olarak gösterildikleri birçok yabancı ve yerel  
gazetede görülmütür. Sözkonusu dergi, Orhan Kilercioğlu ile röportaj yapmıtır. Kilercioğlu aağıda  
kaydedilenleri belirtmitir:  
- Bazı gazete ve dergiler geçen seneye kadar sizi “1 Mayıs” katliamının sorumlusu, hatta faili  
olarak gösteriyorlardı. Yaklaık on iki yıldır bu iddialar üzerine hiçbir yorum yapmadınız.  
Kilercioğlu : Cevap vermeyi hiç düünmedim. Devlet’in hereyi var. Mekanizmaları var. [Bu  
iddialar] beni hiç rahatsız etmedi.  
- “1 Mayıs” katliamına karığınıza ilikin yorumlar bir Amerikan gazetesinde çıkan yazılarla  
bağlantılı olarak yapılmıtır. Bir dergi, kontragerilla [hareketler]e karığınız yorumunda bulundu.  
Kilercioğlu : Devlet’in yasaları var, mahkemeleri var. Sözkonusu koullar altında, imdiye  
kadar sessiz kalmaları mümkün olur muydu? Gereken herey yapılmıtır.  
- Cevap verme hakkınızı kullandınız mı?  
Kilercioğlu : Hatırlamıyorum.  
Görülğü gibi, Kilercioğlu soruları dikkate almamakta ve olayları büyütmektedir. Cevap  
verme hakkını kullanmayarak ve adli makamlara ikayette bulunmayarak, hakkında ileri sürülen  
iddiaları kesinlikle doğruladığının farkında olmalıdır. Özellikle Kilercioğlu gibi eski bir General ve  
Devlet Bakanı olan bir kii.  
Kilercioğlu diğer bir soruyu cevaplamıtır:  
“Hayatınız boyunca karılaabileceğiniz en temiz ve dürüst insanım” demitir. Eğer bir kii  
kendisini bu ekilde tanımlıyorsa, kararı bir doktora bırakmak yapılacak en doğru ey olacaktır.  
1989 senesindeki emekliliği ardından yaptığı bir konumada: “Bildiğiniz gibi, orduda gruplar  
bulunmaktadır. Bu gruplar kendi aralarında savaır. Biz savatık ve kaybettik.” Kendisini “grubun” bir  
mensubu olarak tanımlayarak, belki de cuntaya ait olduğunu kabul etmektedir.  
Kullanğı ifadelerden cuntanın bir mensubu olduğu sonucuna varılabilir. Ayrıca, General  
Namık Kemal Ersun’un cuntasının Demirel Hükümeti’ni düürme planları olduğu farz edilebilir.  
Ayrıca, General Namık Kemal Ersun’un cuntasının Demirel Hükümeti’ni düürme planları olduğu farz  
edilebilir. O zaman sözkonusu soru öyledir : Demirel nasıl kendisine karı bir cuntaya mensup bir  
bakan atayabilmitir? Kilercioğlu Demirel’in günahlarından biri olabilir mi?  
Kilercioğlu’na geri dönelim. “Savaçılar grubu”na ait olduğunu kabul ettiği halde, birçok  
gazete, bazı içevreleri ve TRT (Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu) emekliliği sonrasında  
Kilercioğlu’nun koruyucuları olarak yer almılardır. üphesiz, bu durum Kilercioğlu’nun “temiz”  
kiiliğine bağlı değildir. Daha çok kendini içevrelerinin çıkarlarını korumaya adamıfaist kanatta  
bulunmasına bağlıdır. Emekliliği sonrasında sözkonusu içevrelerine hizmet etmeye hazırdır. Merak  
ediyorum : Yaar Holding’den bakanlık koltuğuna geçtikten sonra yolsuzluk ve yasadıı ticaretle nasıl  
mücadele edebilecek?  
7. Mahkemede bavuran, Kilercioğlu’na ilikin hakkındaki paragrafların bir dergi  
tarafından yayımlanan bir röportajdan alındığını iddia etmitir. Kilercioğlu’nun hiçbir zaman  
yanıt verme hakkını kullanmadığına, söylediklerinin bu dergide yayımlanmasına da itiraz  
etmediğine mahkemenin dikkatini çekmitir. Bavuran, bu yorumları yaparken ifade  
özgürğü hakkından yararlandığını öne sürmütür.  
8. Đlk derece mahkemesi, 2 ubat 1994’te Kilercioğlu’nun iddialarını reddetmitir.  
Siyasi düünceleri ıığında, sözkonusu paragrafların, bavuranın Kilercioğlu’nun ifadelerine  
ilikin eletirileri olduğuna ve davacının öhretine yönelik bir saldırı tekil etmediğine karar  
vermitir.  
9. Kilercioğlu temyize gitmitir. 1 Aralık 1994’te Yargıtay, ilk derece mahkemesinin  
kararını bozmutur. Kitaptaki aağıdaki alıntıların kabul edilebilir eletiri sınırını ağı  
kanaatine varmıtır. Bu kısımların yalnızca söylentilere dayandığını ve dolayısıyla davacının  
öhretine yönelik bir saldırı oluturduğuna karar vermitir:  
“… bir cuntaya dahil olduğunu kabul etmektedir…”, “kendisini içevrelerinin çıkarlarını  
korumaya aayan faist kanatta bulunması.”, “Emekliliğinden sonra bu içevrelerine hizmet etmeye  
hazırdı. Merak ediyurum: yaar Holding’ten bakanlık koltuğuna geçtikten sonra yolsuzluk ve kayıt dıı  
ticarete karı nasıl savaacak?”  
10. Yargıtay, Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca, davacıya manevi tazminat  
ödenmesi gerektiğine karar vermitir.  
11. Yargıtay, 5 Haziran 1995’te bavuranın kararın tashihi talebini reddetmitir.  
12. 14 Eylül 1995’te, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay’ın kararını gözden  
geçirdikten sonra, Kilercioğlu’na, 100.000.000 TL manevi tazminat ödenmesine ve bu  
meblağa 4 Aralık 1992’den itibaren yıllık %30 faiz eklenmesine karar vermitir.  
13. Bavuran temyize gitmitir. 11 Nisan 1996’da Yargıtay, davacının girdiği zarar ile  
verilen tazminat miktarının nispetsiz olduğu gerekçesiyle 14 Eylül 1995 tarihli kararı  
bozmutur.  
14. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Temmuz 1996 tarihinde, 14 Eylül 1995  
tarihli kararının hukuka uygun olduğunu ve verilen tazminatın davacının girdiği zarara uygun  
olduğu hükmüne varmıtır. Yargıtay’ın kararına uymamaya karar vermitir.  
15. Kilercioğlu, Yargıtay Hukuk Dairesi Genel Kurulu’nda temyize gitmive Genel  
Kurul, 26 Mart 1997 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını bozmutur.  
16. 8 Ekim 1997’de Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi Kilercioğlu’na manevi  
tazminat olarak 60.000.000 ödenmesine ve bu meblağa 4 Aralık 1992’den itibaren yıllık %30  
faiz eklenmesine karar vermitir. Kilercioğlu’nun talebi üzerine mahkeme bu kararın bir  
gazetede yayınlanmasını da emretmitir.  
17. Bavuran temyize gitmitir. Yargıtay, 19 Mart 1998’de 8 Ekim 1997 tarihli kararı  
kısmen onamıtır. Davacıya verilen tazminatın hukuka uygun olduğunu hükmüne varmıtır.  
Ancak davacının, ilk derece mahkemesine yönelik kararın gazetede yayımlanması talebi  
Yargıtay’da gündeme getirilmemitir. Dolayısıyla Yargıtay kararın bu kısmını bozmutur.  
18. 30 Eylül 1998’de Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay’ın 19 Mart 1998  
tarihli kararını kabul etmitir. Bu karar, 23 Ocak 1999’da bavurana bildirilmitir.  
19. Bavuran, 19 ubat 1999’da davacıya tazminat olarak 231.500.000 TL ödemitir.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK  
20. Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi öyledir:  
ahsiyet hakkı hukuka aykırı bir ekilde tecavüze uğrayan kii, uğradığı manevi zarara  
karılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.  
Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, igal ettikleri makamı ve  
diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.  
Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği  
gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da  
hükmedebilir.”  
HUKUK  
I.AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
21. Bavuran, Kilercioğlu’na hakaretten mahkum edilmesinin AĐHS’nin 10. maddesini  
ihlal ettiğini öne sürerek ikayetçi olmutur; sözkonusu maddenin ilgili bölümleri u  
ekildedir:  
1. Herkes görülerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile  
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve  
vermek özgürlüğünü de içerir. …  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,  
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin  
korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın veya ahlakın,  
bakalarının öhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması  
için yasayla öngörülen bazı biçim koullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
22. AĐHM, taraflar arasında, ikayetçi olunan yasağın, bavuranın, 10 § 1. madde ile  
korunan ifade özgürlüğü hakkına “müdahale” tekil ettiği hususunda herhangi bir ihtilaf  
bulunmadığını gözlemler. Aynı ekilde, sözkonusu müdahalenin, “kanunla öngörüldüğü” ve  
10 § 2. maddenin maksadına uygun olarak bakalarının öhret ve haklarının korunması  
doğrultusunda “meru bir amaca hizmet ettiği”ne de itiraz edilmemitir. Bu davadaki ihtilaf,  
müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını sorusu ile alakalıdır.  
23. AĐHM, demokratik bir toplumda gereklilik testinin, AĐHM’nin, ikayetçi olunan  
“müdahale”nin “mecburi bir toplumsal gerekliliğe” cevap verip vermediğini, bunun, takip  
edilen meru amaçla orantılı olup olmadığını ve ulusal mercilerce bu müdahaleyi haklı  
göstermek için öne sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olup olmadığını belirlemesini art  
koan yerleik içtihadını tekrarlar (bkz. Sunday Times – Đngiltere (no. 1), 26 Nisan 1979  
kararı, Seri A, no. 30, s. 38, § 62).  
24. Bu davada AĐHM için bilhassa önem arzeden bir unsur, olaylara ilikin ifadelerle  
değer yargıları arasındaki ayrımdır. Olayların varlığı ortaya konulabilir, ancak değer  
yargılarının doğruluğu kanıtlanabilir niteliğe sahip değildir. Bir değer yargısının doğruluğunu  
kanıtlamak imkansızdır ve 10. madde ile teminat altına alınan hakkın temel bir parçası olan  
ünce özgürlüğünü ihlal eder (bkz. örneğin Lingens – Avusturya, 8 Temmuz 1986 kararı,  
Seri A no. 103, s. 28, § 46 ve Oberschlick – Avusturya (no. 1), 23 Mayıs 1991 kararı, Seri A,  
no. 204, s. 27, § 63). Ancak bir ifadenin, değer yargısına vardığı durumlarda dahi,  
müdahalenin ölçüsü, reddedilen ifadenin yeterli olgusal temeli bulunup bulunmadığına bağlı  
olabilir, zira kendisini destekleyecek olgusal temeli bulunmayan bir değer yargısı bile  
haddinden fazla olabilir (Jerusalem – Avusturya, no. 26958/95, § 43, AĐHM 2001-II).  
25. AĐHM, bu davada, reddedilen ifadelerin, bavuranın halihazırda bir dergide  
yayınlanmıolan bir röportajında, Kilercioğlu’nun bazı ifadeleri hakkındaki görüleri  
olduğunu gözlemler. Bunlar, kamu yararına ilikin bir konuyla ilgili değer yargılarıdır, çünkü  
kendisine yönelik kabul edilebilir eletirinin sınırlarının baka bir birey için geçerli olan  
sınırlardan daha geniolduğu bir kamu ahsiyeti olan bir bakanla alakalıdır.  
26. AĐHM, bir değer yargısının doğruluğunun kanıtlanabilir niteliğinin olmadığını  
tekrarlar. Bir değer yargısı ve onu destekleyen olgular arasındaki bağlantının gerekliliği,  
koullara bağlı olarak davadan davaya değiiklik gösterebilir (bkz. Feldek – Slovakya, no.  
29032/95, § 86, AĐHM 2001-VIII). Bu davada, AĐHM, bavuran tarafından yapılan değer  
yargısının, kamunun halihazırda sahip olduğu bilgi temelinde yapıldığı kanısındadır, çünkü  
hem Kilercioğlu’nun siyasi hayatından önceki mesleki hayatı bilinmekteydi hem de ifadeleri  
halihazırda bir dergide yayınlanmıtı.  
27. Yargıtay, bir kamu ahsiyetinin kiilik haklarının korunmasının, bavuranın ifade  
özgürğünün, ve kamu yararının sözkonusu olduğu durumlarda, bu özgürlüğü tevik etmeye  
ilikin genel çıkarın önünde tutulmasına ilikin olarak, ikna edici bir biçimde herhangi bir  
mübrem toplumsal gereklilik ortaya koymamıtır. Özellikle, yerel mahkemelerin  
kararlarından, bavuranın ifadesinin Kilercioğlu’nun siyasi, mesleki ya da özel hayatını  
etkilediği görünmemektedir.  
28. Sonuç olarak, AĐHM, yerel mahkemelerce öne sürülen gerekçelerin, bavuranın  
ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için yeterli ve uygun gerekçeler olarak görülmeyeceğini  
tespit etmitir. Dolayısıyla, yerel makamlar, ilgili çıkarlar arasında adilane bir denge  
kurmalardır.  
29. Buna göre, ikayetçi olunan müdahale, AĐHS’nin 10 § 2. maddesinin anlamı  
kapsamında “demokratik bir toplumda gerekli” değildi. Bavuranın davacıya ödemesine  
hükmedilen küçük miktar durumu etkileyemez.  
30. Dolayısıyla AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
31. AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
32. Bavuran, maddi tazminat olarak 231,350,000 TL talep etmitir. Bu miktar,  
bavuranın bavurusunun konusunu oluturan hakaret davasındaki davacıya, faiziyle birlikte  
ödemesi gereken miktara karılık gelmektedir. Bavuran ayrıca, davalar sonucunda ortaya  
çıkan rahatsızlık ve engeller için manevi tazminat olarak 50,000 Euro (Euro) talep etmitir.  
33. Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir.  
34. AĐHM, bavurandan davacıya 231,350,000 TL ödemesi istendiği için, bavuranın  
maddi açıdan zarar gördüğünü belirtmitir. Bu nedenle AĐHM, bavurana 600 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
35. AĐHM, manevi tazminat talebiyle ilgili olarak, bavuranın dava olayları nedeniyle  
rahatsızlık duymuolabileceğini belirtmitir. AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesinin öngördüğü  
üzere adil bir değerlendirme yaparak, manevi tazminat olarak bavurana 1,000 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve Giderler  
36. Bavuran, masraf ve giderler konusunu AĐHM’nin takdirine bırakmıtır.  
37. Hükümet görübildirmemitir.  
38. AĐHM, elindeki bilgilere dayanarak, masraf ve giderlerin tazmini için bavurana  
1,500 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
39. AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç  
puan eklemek suretiyle oluacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmutur.  
YUKARIDAKĐ NEDENLERDEN DOLAYI, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. (a) sorumlu Devlet’in, kararın AĐHS’nin 44 § 2 Maddesi’ne göre kesinlik kazandığı  
tarihten itibaren üç ay içinde bavurana, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden  
sorumlu Devlet’in para birimine çevrilmek üzere aağıdaki miktarları ödemesine;  
(i) maddi tazminat olarak 600 Euro (altı yüz Euro);  
(ii) manevi tazminat olarak 1,000 Euro (bin Euro);  
(iii) masraf ve giderler için 1,500 Euro (bin beyüz Euro);  
(iv) yukarıdaki miktarlar üzerine uygulanabilecek bütün vergiler.  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bitiminden, ödeme gününe kadar basit faizin,  
gecikme süresince, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle oluacak faiz oranı temel alınarak yukarıdaki miktarlara  
uygulanması gerektiğine;  
3. Bavuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıolup 19 Mayıs 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Bölüm Sekreteri  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan