Adli Tıp Kurumu’nun tartıꢀmalı olaylardan yaklaꢀık üç yıl sonra bizzat kendi raporları
arasında ortaya çıkan tutarsızlığı izah edememiꢀ olması ꢀaꢀırtıcı değildir.
Esasen AĐHM düzenlenen ikinci raporun T. Apaydın tarafından hazırlanan rapora kıyasla
üstün oluꢀunu kabul etmek hususunda tereddüt duymamaktadır. Adıgeçen doktorun kendi
çalıꢀma tarzıyla ilgili olarak adli makamlara verdiği izahatlar, tıp etiği noktasında ortaya çıkan
eksiklikleri ve bu konuda Birleꢀmiꢀ Milletler Đstanbul Protokol’ünde kaydedilen gerekler
dikkate alındığında 17 Ocak 1994 tarihli rapor güvenilir olmaktan son derece uzaktır.
Her hal ü karda, baꢀvuranların davasına bakan hakimler bu derecede ꢀüpheler duyuyor
idiyseler, kötü muameleye dair kanıt bulma güçlüğünü hesaba katarak belli bir süre sonra
hazırlık soruꢀturmaları sırasında ya da baꢀvuranların aleyhlerinde sunulan 24 Ocak 1994
tarihli raporun içeriğine açık biçimde itirazda bulundukları 5 Haziran 1995 tarihli duruꢀmanın
sonunda istenilen bilirkiꢀi raporunu talep ederek duruma uygun hareket edebilirlerdi.
Hükümet tarafından makul izahatta bulunulmaması üzerine, 3. maddede istenilen kanıtın
yeterince ciddi, belirli ve tutarlı göstergeler demetinden kaynaklanması mümkün
olabildiğinden AĐHM, 17 Ocak 1994 tarihli raporun gerektiği gibi düzenlenmediğini ve
sonraki iki raporda tespit edilen izlerin, sorumluluğunu Türkiye’nin taꢀıdığı bir muamelenin
eseri olduğunu takdir etmektedir.
AĐHM, bir kimsenin kollarından asılması gibi kötü muameleler sonucunda kol bölgesinde
duygu yitimi ve karıncalanmadan kol sinirlerinde lezyonların oluꢀmasına kadar giden
semptomların meydana gelebildiği benzer durumlarla daha önce de karꢀılaꢀmıꢀtır (Hassan
Kılıç – Türkiye, no.35044/97, § 38, 28 Haziran 2005).
AĐHM ayak tabanına sopayla vurulması anlamına gelen falaka sonucunda gözlemlenebilecek
semptomlardan da haberdardır (bkz., sözgelimi, Batı ve diğerleri, adıgeçen, § 114; Salman,
adıgeçen, § 113, ve Tanlı – Türkiye, no: 26129/95, § 105).
Takdirine sunulan unsurların tamamını göz önünde bulunduran AĐHM baꢀvuranların
kendilerini sorgulayanlar tarafından itiraf yahut bilgi alabilmek amacıyla ancak kasten
uygulanabilecek askı, falaka gibi kötü muamelelere maruz bırakıldıkları kanaatine varmıꢀtır.
Bu husustaki ölçütler dikkate alındığında böylesi bir ꢀiddet «iꢀkence» sıfatını hak etmektedir.
Kısacası AĐHS’nin 3. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiꢀtir.
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usulü bakımından
a. Uygulanabilir genel ilkeler
Bir kimse mevcut davada olduğu gibi «savunulabilir» bir biçimde Devlet görevlilerinin
kendisine 3. maddeye aykırı bir muamelede bulunduğunu kanıtladığında, yetkili makamlar
olayların ortaya konulmasını ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak
tarzda «resmi ve etkili bir soruꢀturma» yürütmelidirler.
Bununla beraber usul gerekleri mevcut davadaki gibi cezai takibat baꢀlatılmasına yol
açtığında hazırlık soruꢀturması aꢀamasından daha ileri bir safhaya geçer. Bu durumda 2.
7