AĐHM, baꢀvuranların açtığı dava üzerine 9 Aralık 1993 tarihinde, Kadastro
Mahkemesi’nin, tapu siciline iki kez tescil iꢀlemi yapılması durumunda en eski tescil iꢀleminin,
bu durumda baꢀka bir kimsenin adına yapılan tescil iꢀleminin daha güvenilir olduğuna kanaat
getirerek, ihtilaflı mülkün tapusuna iliꢀkin ihtilafı çözdüğünü gözlemlemektedir.
AĐHM, yukarıda sözkonusu yargılamada keyfiyet bulunmadığına kanaat getirdiğini
hatırlatmaktadır. Ayrıca AĐHM, içtihadına göre 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin mal ve mülk
edinimi hakkını güvence altına almadığını gözlemlemektedir (Van der Mussele-Belçika, 23
Kasım 1983 tarihli karar ve Slivenko-Letonya (karar), no: 48321/99).
Buradan bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, yargılama süresinde AĐHS’nin 6§1 maddesinde öngörüldüğü gibi “makul süre”
ilkesine riayet edilmediğini iddia etmektedir.
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.
Değerlendirmeye alınacak dönem 4 ꢁubat 1983 tarihinde baꢀlayıp, 23 Eylül 2002
tarihinde sona ermiꢀtir.
AĐHM, değerlendirmeye alınacak dönemin Türkiye’nin kiꢀisel baꢀvuru hakkını tanıdığı
28 Ocak 1987 tarihinde baꢀladığını gözlemlemektedir (Vehbi Ünal-Türkiye, no: 48264/99).
Dolayısıyla yargılama süresi beꢀ kez baꢀvurulan iki mahkeme için yaklaꢀık olarak on beꢀ yıl
sekiz aydır.
Ancak kiꢀisel baꢀvurunun tanındığı tarihten itibaren geçen sürenin makul olup olmadığını
değerlendirmek için AĐHM, davanın o zamana kadar yaklaꢀık dört yıl sürdüğünü de gözönünde
bulunduracaktır (Vehbi Ünal).
AĐHM, ne davanın karmaꢀıklığının ne de baꢀvuranların tutumunun yargılama süresini
açıklamaya yettiğini tespit etmektedir. AĐHM özellikle Kadastro Mahkemesi’nin kendisine
baꢀvuru yapıldıktan altı yıl sonra ilk kararını ve bozma kararından altı yıl sonra da ikinci kararını
verdiğini vurgulamaktadır.
AĐHM, yargılama süresinin makul olmadığının dava koꢀullarına göre ve içtihadının yer
verdiği, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumu ile ilgili kiꢀiler
için davanın önemi gibi kriterler gözönüne alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz.
diğer birçokları arasında, Frydlender-Fransa, no: 30979/96).
AĐHM, bu durumdakine benzer sorunların ortaya çıktığı davaları birçok kez incelemiꢀ ve
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz. Frydlender).
AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, Hükümet’in mevcut
durumda farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat
getirmektedir. Konuya iliꢀkin içtihadını gözönüne alarak, AĐHM, bu durumda ihtilaflı yargılama
süresinin aꢀırı olduğuna ve “makul süre” gerekliliğine cevap vermediğine kanaat getirmektedir.
3