istemiştir. Sözkonusu afişin bölgede dağıtılmasının, provokasyon yaratan ve şiddet uyandıran içeriği
nedeniyle kamu düzeni ve güvenliğine zarar vereceğini belirtmiştir.
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü 27 Nisan 2001 tarihinde, sözkonusu afişin asılmasınıyasaklayan 26
Nisan 2001 tarihli Valilik Kararını partinin yerel bürosuna tebliğ etmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI
Başvuran, partisinin afişlerinin Olağanüstü Hal bölgesinde dağıtımının ve asılmasının
yasaklanmasının AİHS’nin 10. ve 11. maddelerinin ihlaline yol açtığını iddia etmektedir.
AİHM, bu şikayetlerin AİHS’nin 10. maddesi uyarınca incelenmesinin yerinde olacağıkanısındadır.
Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin 10. maddenin ikinci
paragrafıçerçevesinde öngörüldüğünü savunmaktadır. Hükümet dava konusu yasaklamanın
olayların meydana geldiği dönemde sözkonusu bölgede yürütülen terör faaliyetleri gözönüne
alınarak değerlendirilmesi gerektiğini açıklamaktadır. Hükümet’e göre dava konusu afiş kamu
düzenini sarsacak niteliktedir. Hükümet bu bağlamda daha önceki yıllarda onlarca kişinin öldüğü 1
Mayıs kutlamalarında meydana gelmiş olan olayları hatırlatmaktadır. Olası suçlarıönlemek için bu
afişlerin dağıtılmasına izin verilmemesi gerekiyordu. Son olarak Hükümet, alınması gereken
tedbirler konusunda elinde bulunan takdir payını ileri sürmektedir. Bu takdir payı, makamlar kamu
düzeni ve güvenliğini tehdit eden tehlikelerle karşı karşıya kaldığında daha da önem kazanmaktadır.
Başvuran bu argümanlara itiraz etmektedir.
AİHM, sözkonusu yasaklama kararının başvuranın AİHS’nin 10 § 1. maddesi ile güvence altına
alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilaf
bulunmadığını not etmektedir. Yapılan müdahalenin AİHS’nin 10 § 2. maddesi uyarınca kanun
tarafından öngörüldüğüne, toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amacı izlediğine itiraz
edilmemektedir (Bkz. Çetin ve diğerleri). Bu husus dikkate alınmakta, bununla birlikte müdahalenin
«demokratik bir toplum için zorunluluk» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekmektedir.
AİHM, daha önce de benzer sorunları ele alan kararların incelendiğini ve bunların AİHS’nin
10. ve 11. maddelerinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Çetin ve diğerleri
kararı; Güneri ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 42853/98, 43609/98 ve 44291/98, 12 Temmuz 2005
ve Yeşilgöz-Türkiye kararı, no: 45454/99, 20 Eylül 2005).
AİHM, Olağanüstü Hal’e ilişkin 2935 sayılı Kanun’un 11 e) ve 430 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 1 a) maddelerinin Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ne bölgede kamu düzenini bozacak
her türlü dolaşımı ve yazılı dağıtım yapmayı, halkı kışkırtmayı, güvenlik güçlerinin görevlerini
yapmalarına engel olmayı yasaklama yetkilerini tanıdığını not etmektedir. Genişölçüde yer alan bu
hükümler, kısıtlama getirmek ve yayınların dağıtımını yasaklamak için Olağanüstü Hal Bölge
Valiliği’ne idari anlamda oldukça geniş yetkiler tanımaktadır.
Öngörülen böylesi kısıtlamalar, a priori, AİHS ile bağdaşmamaktadır. Bunun yanı sıra, bu
hükümlerin getireceği kısıtlama sınırının özel bir hukuki çerçeve dahilinde olması ve keyfi
uygulamalar karşısında etkili hukuki bir denetim mekanizmasının bulunması gerekmektedir. Oysa
AİHM, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ne bu yetkileri tanıyan hükümlerin kesin ve etkili hukuki bir
denetim mekanizmasından kaçındığını gözlemlemektedir. Yayınların idari bakımdan
kısıtlanmasının denetime tabi olmaması başvuranı muhtemel keyfi uygulamalardan kaçınmak için
gerekli güvencelerden yoksun bırakmaktadır (Çetin ve diğerleri). AİHM başvuranın AİHS’nin 13.
maddesine dayandırdığışikayeti incelerken bu soruna tekrar değinecektir.