yükümlülükler, başvuranın aradığı tedbirlerle başvuranın özel ve/veya aile hayatı arasında
doğrudan ve yakın bir bağ olduğunda ortaya çıkar (bkz. Zehnalova ve Zehnal – Çek
Cumhuriyeti, no. 38621/97, AİHM 2002-V, Airey – İrlanda, 9 Ekim 1979 kararı, Seri A no
32, s. 17, § 32,0020 ve X ve Y – Hollanda, 26 Mart 1985, Seri A no. 91, s. 11, § 23, Lopez
Ostra – İspanya, 9 Aralık 1994 kararı, Seri A no. 303-C, s. 55, § 55, Guerra ve Diğerleri –
İtalya, 19 Şubat 1998, Reports 1998-I, s. 227, § 58).
Saygı kavramı kesin olarak tanımlanmadığından, Devletlerin, ilgili mevzuatta bu tür
yükümlülükleri yerine getirmede kullanılacak yolları seçmeye ilişkin geniş bir takdir yetkisi
bulunmaktadır (bkz. yukarıda anılan Zehnalova ve Zehnal – Çek Cumhuriyeti).
AİHM, bir kişinin tutuklandığında ailesiyle çabuk bir şekilde iletişim kurmasının
büyük önem arz edebileceği kanısındadır. Bir aile bireyinin, kısa süre için bile olsa,
açılanamayan kaybolması, büyük endişeye sebebiyet verebilir (bkz. McVeigh ve Diğerleri,
O’Neill ve Evans – İngiltere, no. 8022/77, 8025/77 ve 8027/77, 18 Mart 1981 tarihli
Komisyon raporu, Decisions and Reports (DR) 25, s. 52, § 237).
AİHM, ayrıca, bu davada şikâyetçi olunan durumun, başvuranın 8. madde
kapsamındaki hakkı ile değil, Devlet’in gözaltındaki kişiler ve akrabaları arasındaki iletişimi
düzenlememesi ile ilgili olduğu kanısındadır. Dolayısıyla, AİHM, başvuranın şikâyetini, 8
maddenin ilk fıkrasında yer alan ve özel ve aile hayatını koruyan genel kural ışığında
inceleyecektir.
Bu davada, AİHM, Cemal Uçar’ın 5 Ekim 1999 tarihinde kaybolduğunu ve
başvuranın, ancak Cemal Uçar’ın Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklandıktan sonra nerede
olduğunu öğrendiğini not eder. Bu bağlamda, AİHM, başvuranın yetkililere pek çok dilekçe
vermiş olmasına rağmen, başvuranın oğlunun nerede olduğuna dair hiçbir yanıt alamadığını
gözlemler. Cemal Uçar’ın tutuklu yargılandığı 11 Kasım 1999 tarihine kadar, başvurana
oğlunun nerede olduğuna ilişkin hiçbir haber verilmemiştir.
AİHM, ayrıca, Cemal Uçar’ın gözaltı süresinin dokuz gün olduğunu – 2 ve 11 Kasım
1999 arası – ve bunun, oğlunun 5 Ekim 1999’da açıklanamayan bir şekilde kaybolması göz
önüne alındığında, başvuranda şüphesiz endişe yarattığını not eder. Ayrıca, sözkonusu tarihte,
Türk hukukunda gözaltındaki bir kişi ile ailesi arasındaki irtibat hususunu düzenleyen hiçbir
yasal hüküm bulunmamaktaydı. Bir kişinin tutuklanmasının bir aile bireyine ya da tutuklanan
kişinin seçtiği başka bir kişiye bildirilmesini sağlayan değişiklik, ancak 2002’de yürürlüğe
girmiştir.
AİHM, dava dosyasında başvuran ve oğlunun birbirleriyle görüşmeyi talep ettikleri ve
taleplerinin reddedildiğini ispatlayan hiçbir şey bulunmadığını gözlemler. Ancak, ilgili
düzenlemelerin yokluğunda, Hükümet, Cemal Uçar’ın tutuklu yargılandığı sürede ailesiyle
hızlı irtibat kurmasını sağlayabilecek ve faydalanabileceği yolları ortaya koymamıştır.
Sözkonusu tarihte bir 8. madde ihlaline karşı somut ve etkili koruma sağlayan bir yasal
çerçevenin yokluğunda, AİHM, bu davanın koşullarında, Cemal Uçar’ın ailesi ile iletişimi
olmadan dokuz gün boyunca gözaltında tutulmasının 8. maddeyi ihlal ettiği kanısındadır.
V.AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, Cemal Uçar’ın kaçırılması ve kendisine kötü muamele edilmesiyle ilgili
şikâyetleri bağlamında kendisine etkili bir iç hukuk yolu sağlanmadığını ve bunun AİHS’nin