CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
UÇKAN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 42594/98)  
KARAR  
STRAZBURG  
22 Haziran 2006  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (42594/98) başvuru no’lu davanın nedeni, bu  
ülke vatandaşı Esat Uçkan’ın (başvuran) 7 Temmuz 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na  
(Komisyon) yapmış olduğu başvurudur.  
Adli yardımdan faydalan başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde  
İzmir Barosu avukatlarından I.Gül Kireçkaya tarafından temsil edilmektedir..  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
Başvuran 1959 doğumludur. Olayların meydana geldiği sırada Bergama Cezaevi’nde  
bulunmaktadır.  
A. Başvuranın yakalanması ve gözaltına alınması  
28 Mart 1997 tarihinde, yasadışı DHKP/C örgütü üyesi olduğundan ve bombalı  
saldırılara karıştığından şüphe edilen başvuran yakalanarak, İzmir Emniyet Müdürlüğü  
Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltına alınmıştır.  
Düzenlenen yakalama tutanağına göre başvuran, pencereden kaçmaya çalışırken sağ  
yanağı hafifçe yaralanmıştır.  
Aynı gün başvuran Manisa Devlet Hastanesi’ne sevk edilmiş fakat polislerin eşliğinde  
muayene olmayı reddetmiştir.  
Aynı gün başvuran Manisa Devlet Hastanesi’ne sevk edilmiş fakat polislerin eşliğinde  
muayene olmayı reddetmiştir.  
29 Mart 1997 tarihinde polisler tarafından yeniden hastaneye kaldırılan başvuran, aynı  
gerekçe ile muayene olmayı bir kez daha reddetmiştir.  
Ertesi gün başvuranı sorgulayan görevliler, artık idrarından kan geldiği için başvuranı  
hastanenin acil servisine götürmek zorunda kalmışlardır. Başvurana göre idrarından kan  
gelmesi, o zamana kadar gördüğü işkencelere bağlıdır.  
Düzenlenen sağlık raporuna göre başvuranın vücudunun değişik bölgelerinde çeşitli  
büyüklüklerde sıyrık, hafif yara ve ekimozlar ile göğüs ve testis bölgesinde aşırı hassasiyet  
tespit edilmiştir.  
Doktor ilgilinin hayati tehlikesinin bulunmadığını belirterek, nihai raporun Adli Tıp  
Kurumu tarafından hazırlanması gerektiğini ifade etmiştir.  
Gözaltı süresinin son günü olan 31 Mart 1997 tarihinde başvuran, Manisa’da  
götürüldüğü sağlık ocağında görevli doktora, gözaltı süresi boyunca kendisine dayak atıldığını  
ve elektrik verildiğini söylemiştir. Görevli doktor düzenlediği raporda, başvuranın vücudunda  
yüzeysel sıyrıklar, ekimozlar ile testis bölgesinde aşırı hassasiyet tespit edildiğini belirtmiştir.  
Doktor başvurana yedi gün iş göremez raporu vermiştir.  
2
Muayenenin ardından başvuran, önce İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
Cumhuriyet Savcısı ardından ise aynı Mahkeme’nin yedek hakimi tarafından dinlenmiş ve  
hakkında tutuklu yargılama kararı verilmiştir.  
Böylelikle başvuran Bergama Cezaevi’ne nakledilmiştir. Burada yapılan muayenede,  
başvuranın vücudunun çeşitli bölgelerinde sıyrık ve ekimozların varlığı kaydedilmiş, ayrıca  
testis bölgesinde ödem oluştuğu ve idrarından kan geldiği de saptanmıştır. Cezaevi doktoru  
başvurana on gün iş göremez raporu vermiştir.  
B. Başvurana işkence yaptıkları iddia edilen kişiler hakkında başlatılan inceleme  
Başvuran, 2 Nisan 1997 tarihinde Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’na, kendisini  
gözaltında tutan polis memurları hakkında, işkence yaparak zorla ifade almaktan şikayetçi  
olmuştur.  
3 Haziran 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, başvuranın pencereden kaçmaya  
çalışırken yaralanmış olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Diğer yandan  
Cumhuriyet Savcısı, başvuranın, gözaltı sürecinin başlangıcında ve bitiminde muayene  
olmayı kabul etmediğini hatırlatmıştır. Son olarak Cumhuriyet Savcısı başvuranın, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi önünde maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelerden bahsetmediğini  
belirterek, DHKP-C üyelerinin, güvenlik güçlerini yıldırmak amacıyla sık sık sahte  
şikayetlerde bulundukları suçlamasını yöneltmiştir.  
Başvuran İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne verilen takipsizlik kararına karşı itiraz  
etmiştir.  
İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı dosyayı 25 Haziran 1997 tarihinde, yapılan  
soruşturmanın tamamlanması için Manisa Sulh Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir.  
6 Ekim 1997 tarihinde Manisa Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi’nin isteği üzerine Adlı  
Tıp Kurumu, başvuranın vücudunda saptanan tüm yaraların pencereden geçmeye çalışırken  
meydana gelmiş olamayacağı yönünde istişari görüş bildirmiştir.  
Tüm bu unsurlar gözönüne alındığında İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı, 18 Kasım 1997 tarihinde takipsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir.  
3 Aralık 1997 tarihinde başvuranın avukatı İzmir Tabip Odası’na sözkonusu yaraların  
kaynağının tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.  
28 Ocak 1998 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, sözkonusu olaylarda  
belirli kişilere suç yüklenemeyeceği ve Adli Tıp Kurumu’nun istişari görüşünün bir varsayıma  
dayandığı gerekçesiyle başvuranın itirazını reddetmiştir.  
Sözkonusu karar başvuranın avukatına 18 Şubat 1998 tarihinde bildirilmiş, böylece  
takipsizlik kararı 3 Haziran 1997 tarihinde kesinleşmiştir.  
14 Şubat 1998 tarihinde başvuran takipsizlik kararına ilişkin olarak ikinci kez  
şikayetçi olmuştur. Başvuran daha önceki iddialarını yinelemiş fakat bu sefer ilgili on bir  
polis memurunun adını bildirmiştir.  
3
19 ve 20 Mart ve 5 Mayıs 1998 tarihlerinde, Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarını  
sorguya çekmiş ve sözkonusu kişiler suçlamaları reddetmişlerdir.  
12 Mayıs 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranın ikinci şikayetini, hiçbir yeni  
unsur içermediği gerekçesiyle kapatmıştır.  
Buna ilişkin karar 12 Haziran 1998 tarihinde başvurana bildirilmiş, başvuran ise karara  
itiraz etmiştir.  
Başkan bu başvuruyu 16 Haziran 1998 tarihinde reddetmiştir.  
25 Mayıs 1998 tarihinde İzmir Tabip Odası uzmanları, başvuranın avukatına, kötü  
muamele iddialarını destekleyen görüş bildirmişlerdir.  
C. Başvuran aleyhinde başlatılan cezai yargılama  
2 Nisan 1997 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı  
başvuranı yasadışı örgüt üyeliği ile suçlamıştır.  
20 Kasım 1997 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı suçlu bulmuş  
ve on dört yıl yedi ay hapis cezasına mahkum etmiştir.  
Başvuranın itirazı üzerine Yargıtay, 29 Eylül 1998 tarihinde verilen kararı onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran AİHS’nin 3. maddesine gönderme yaparak, kendisini ifade vermeye  
zorlamak amacıyla, gözaltı süresince dayak atıldığını, elektrik verildiğini ve soğuk su  
tutulduğunu iddia etmektedir. Başvuran ayrıca kendisine işkence yapanlara karşı yürütülen  
ceza usul işlemlerini üstünkörü olmakla eleştirmektedir.  
A. Tarafların argümanları  
Hükümet, başvuranların şikayetlerini inceleyen hakimlerin ulaştıkları sonuca dikkat  
çekmekte ve AİHM’den, başvuranın iddialarını destekleyecek delillerin olmayışını gözönünde  
bulundurmasını istemektedir.  
Başvuran, mevcut olayda tespit edilen şiddet izlerini ve açıklayabilecek unsurlar ve  
argümanlar dosyada eksiklik bulunduğunu belirtmektedir. Başvuran aynı zamanda, yakalama  
tutanağında ifade edildiği gibi gerçekten hafif şekilde yaralanmışsa, gözaltında bulunduğu  
sırada neden üç defa hastaneye kaldırıldığını ıklayabilecek bir nedenin de belirtilmediğini  
ifade etmektedir.  
B. AİHM’nin takdiri  
4
AİHM, gözaltına alındığı dönemden başlayarak tutuklu olarak yargılanmasına karar  
verilmesini izleyen birkaç hafta içinde, başvuranın vücudunda tespit edilen yaralara dikkat  
çekmektedir.  
Başvuranın, yakalanmasından hemen sonra ciddi hiçbir sağlık muayenesinden  
geçmeyen geçmediği dikkate alındığında, bu yaraların yakalanmasından daha önce meydana  
geldiğini iddia etmek mümkün değildir.  
O halde, 28 Mart 1997 tarihli tutanakta yanağından hafifçe yaralandığının belirtilmiş  
olması yeterli olmadığından, Hükümet’in bu yaraların nasıl meydana geldiği konusunda bir  
ıklama yapması gerekmekte ve başvuranın iddialarından şüphe edilmesini gerektirecek  
kanıtlar sunması gerekmektedir (Bkz, diğerleri arasında, Hassan Kılıç-Türkiye, no: 35044/97,  
28 Haziran 2005).  
Zira, Hükümetin, adli makamların sözkonusu polisleri aklamasına neden olan  
gerekçeleri ile sürmesi AİHM’yi ikna etmemiştir. Bu nedeni ise öncelikle, işkence yaptığı  
iddia edilen bir kişi aleyhinde muhakemenin men’i kararının verilmiş olması, 3. madde  
uyarınca gözetim altına alınan kişilere yapılan muameleyi gözönünde bulundurması gereken  
Hükümet’in sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. İkinci olarak ise, Hükümet’in bu  
sorumluluğu dikkate alındığında hakimlerin, başvuranın da yaptığı gibi, sanıkların güvenlik  
güçlerini zor durumda bırakmak için asılsız şikayetlerde bulunmalarının, sık karşılaşılan bir  
durum olduğu gibi varsayımların arkasına gizlenemeyeceklerini belirtmektedir.  
AİHM, takdirine sunulan unsurları ve Hükümet’in makul bir açıklama yapmamasını  
dikkate aldığında, dosyada yer alan çeşitli sağlık raporlarında ifade edilen yaraların,  
Hükümet’in sorumluluğu altına bulunan bir muameleden ileri geldiğinin düşünülebileceğini  
ifade etmektedir.  
Sonuç olarak, başvuranın aşağılayıcı ve insanlık dışı bir muameleye maruz kalması  
sebebiyle AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmiştir.  
Bu tespit ışığında, mevcut davada yürütülen cezai soruşturmaların yetersizliği  
sorusunu ayrıca incelemenin gerekli olmadığına karar vermiştir.  
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
A. Tarafların argümanları  
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden İzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle “bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme” tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında bulunmaktadır. Bu itibarla AİHS’nin 6  
§ 1 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, AİHM’yi DGM’lerin mevcut  
olduğu dönemdeki mevzuatı dikkatlice incelemeye davet etmektedir ve bu mahkemelerin 6 §  
1. maddenin gerekliliklerini tam anlamıyla yerine getirdiğini ifade etmektedir.  
Başvuran, DGM’lere ilişkin olarak yapılan düzenlemelerin, bu alanda bir sorun  
bulunduğunu gösterdiğini ileri sürmektedir.  
5
B. AİHM’nin takdiri  
AİHM mevcut olayı,buna benzer pek çok şikayetleri dile getiren ve bunların AİHS’nin  
6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlanan diğer davalardan ayrı tutmasını gerektirecek bir  
neden görmemektedir (Bkz., diğerleri arasında, Biyan-Türkiye, no: 56363/00, 3 Şubat 2005).  
Kaldı ki Hükümet, AİHM’nin bu kararından ayrılmasını gerektirecek yeni argümanlar  
sunamamıştır.  
Daha önce de ifade edilen gerekçelerden dolayı AİHM, İzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmaması nedeniyle başvuranın taşıdığı  
kaygılarının anlaşılabilir olduğuna karar vermiştir.  
Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran hiçbir maddi tazminat talebinde bulunmamaktadır. Buna karşın, AİHS’nin 3.  
maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle 40.000 Euro tutarında ve adil olarak yargılanmaması  
nedeniyle de 10.000 Euro manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, mevcut davadakine benzer olaylarda, ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir  
sürecin ya da yargılamanın başlatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi  
bakımından uygun bir yöntemi oluşturmasına rağmen (Öcalan-Türkiye, no: 46221/99),  
başvuranın DGM tarafından mahkum edilmiş olması konusunda, ihlal kararının tespitinin  
iddia edilen manevi zararın adil tazmini için başlı başına yeterli olduğu kanaatindedir.  
AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, gözaltında kötü  
muamele yapılması nedeniyle başvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar  
vermiştir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran yerel mahkemeler ve AİH nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için 5.500  
Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul bir  
miktardaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır (Nikolava-Bulgaristan,  
no:31195/96). Başvuran, iddialarına destekleyecek belge sunmadığından dolayı AİHM’nin,  
bu iddiaları olduğu gibi kabul etmesi mümkün değildir. Mevcut davanın hazırlanması  
amacıyla başvuranın bir takım harcamalarda bulunduğu ve Avrupa Konseyi tarafından verilen  
630 Euro tutarındaki adli yardımın bu masraflarını karşılamadığı tespit edilmektedir.  
Bu nedenle AİHM, masraf ve harcamalar için başvurana 1.500 Euro tutarında ödeme  
yapılmasına karar vermiştir.  
6
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAKA AİHM OYBİRLİĞİYLE;  
1. AİHS’nin 3. maddesinin özü bakımından ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 3. maddesi bakımından usulen incelenmesinin gerekli olmadığına;  
3. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğinin tespitinin, başvuranın uğradığı manevi  
zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;  
5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L. çevrilmek üzere ve Savunmacı Hükümet  
tarafından başvurana;  
i. manevi tazminat için 10.000 Euro (on bin) ödenmesine;  
ii.masraf ve harcamalar için 1.500 Euro’dan (bin beş yüz), Avrupa Konseyi  
tarafından sağlanan 630 Euro (altı yüz) tutarındaki adli yardım düşürülerek  
kalan kısmın başvurana ödenmesine;  
iii.yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 22 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
7
8