C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
UĞUZ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 31932/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
13 Aralık 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup,  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 31932/03 bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Cengiz Uğuz’un (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 20  
Ağustos 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından N. Çem  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1968 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran PKK’yla olan bağlantısı nedeniyle 12 Ekim 1992 tarihinde Đstanbul Emniyet  
Müdürğü Terörle Mücadele ubesi polisleri tarafından yakalanmıtır.  
27 Ekim 1992 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) hakimi bavuranı  
dinlemive tutuklanmasına karar vermitir.  
Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 10 Kasım 1992 tarihli iddianame ile aralarında bavuranın da yer  
aldığı yirmi altı kii hakkında bölücülük nedeniyle ceza davası açmıtır.  
DGM 28 Kasım 1997 tarihinde bavuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını  
kararlatırmıtır.  
Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143. maddesinde  
değiikliğe giderek Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluumunda askeri hakim ve savcıların  
varlığına son vermitir. Aynı doğrultuda 22 Haziran 1999 tarihinde DGM’ler hakkındaki  
Kanun’da da değiiklikler öngörülmütür.  
Yalnızca sivil hakimlerden oluan Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Nisan 2003 tarihinde  
TCK’nın 168/2. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddelerine dayalı olarak  
bavuranı on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuran 27 Haziran 2003 tarihinde temyize gitmitir.  
Yargıtay 7 Haziran 2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Buna paralel olarak, 7 Mayıs ve 16 Haziran 2004 tarihlerinde 5170 ve 5190 sayılı Kanunlar  
ile Anayasa’nın 143. maddesi ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluu ve ileyiine  
ilikin 2845 sayılı Kanun kaldırılmıtır.  
Dava dosyasında yer alan delil unsurlarına göre, sözü edilen bu yasal değiikliklerin ardından  
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yerini alan Ağır ceza mahkemesindeki yargı süreci 15 Ocak  
2007 tarihi itibariyle halen devam etmekteydi.  
HUKUK  
2
I. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yargı sürecinin uzunluğunun «makul süre» ilkesi ile bağdamadığını iddia  
etmektedir. Bavuran ayrıca Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargı sürecinin  
önemli bir bölümüne askeri hakimin katılımı nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
karısında davasının görülmediğinden ikayetçi olmakta, bu yönde AĐHS’nin 6/1. maddesine  
atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
1. Mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı  
AĐHM yargılama sürecinin iç hukuktaki mahkemeler nezdinde halen devam ettiğini  
gözlemlemektedir. Bu doğrultuda yapılan ikayet erken yapılmısayılmakta ve AĐHS’nin 35.  
maddesinin 1. ve 4. paragraflarına istinaden iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle  
reddedilmektedir.  
2. Yargılamanın uzunluğu  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi ve altı ay kuralına uyulmaması gibi iki bakımdan  
itirazda bulunmakta ve bu doğrultuda AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafına uygun olarak  
bavurunun kabuledilemez bulunmasını talep etmektedir.  
Bavuran Hükümetin bu argümanlarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM daha önce de tespit etme olanağı bulduğu üzere, Türk hukuku’nun AĐHS’nin 13.  
maddesine uygun olarak yargı sürecinin uzunluğuna karı etkili bir bavuruda bulunma  
hakkını sağlamadığını hatırlatır (Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı, no: 23188/02, 22 Aralık  
2005). Sonuç olarak bavuranın öne sürdüğü ikayetine dair bir bavuru yoluna sahip olduğu  
söylenememektedir. Ayrıca, yargı süreci iç hukuktaki mahkemelerde halen devam ettiğinden  
ikayetin geç yapılmasından dolayı kabuledilemez sayılması sözkonusu olamaz. Hükümetin  
itirazları reddedilmektedir.  
Netice itibariyle, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu durumda AĐHM bavurunun bu kısmını kabuledilebilir  
bulmakta ve Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.  
B. Esas hakkında  
Dikkate alınması gereken dönem bavuranın gözaltına alındığı 12 Ekim 1992 tarihinde  
balamı, fakat 15 Ocak 2007 itibariyle henüz sona ermemitir. Bu son tarih itibarıyla iki  
dereceli mahkemede üç kez görülen dava hali hazırda on dört yıl üç ay ve yedi gün sürmütür.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın artları ıığında ve davanın  
karmaıklığı, bavuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerlemiölçütlere  
bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Pélissier ve Sassi –  
Fransa [BD], 25444/94).  
3
AĐHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok ikayetlerin dile getirildiğini ve bunların  
AĐHS’nin 6 / 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir (Bkz. sözü edilen Pélissier  
ve Sassi kararı).  
AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarını incelemive Hükümetin Mahkemenin bu  
davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını  
tespit etmitir. AĐHM bu yöndeki yerleik içtihadını dikkate aldığında bahse konu yargı  
sürecinin uzunluğunun aırı olduğuna ve «makul süre» ilkesini karılamağına itibar  
etmektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 50.000 Amerikan Doları [yaklaık 35.378 Euro] maddi, 50.000 Amerikan Doları  
manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydetmekte ve talebi reddetmektedir. AĐHM buna karın, yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle  
manevi açıdan haksızlığa uğrayan bavuran açısından ihlal kararının tespitini yeterli  
görmemektedir (Bkz. özellikle Kudla-Polonya no: 30210/96 ve 31 Mayıs 2005 tarihli  
Acunbay-Türkiye no: 61442/00 ve 61445/00 kararları). AĐHM hakkaniyete uygun ekilde  
bavurana manevi tazminat olarak 9.500 Euro ödenmesine karar vermitir.  
AĐHM bunun yanı sıra, taraflarca sunulan bilgilere göre davanın iç hukuktaki mahkemelerde  
on dört yıldan fazla bir sürenin ardından halen devam ettiğini not etmektedir. Dava halen  
devam etmekteyse, AĐHM, AĐHS’nin 6/1. maddesinde öngörüldüğü üzere adaletin iyi  
ileyiinin gereklerini dikkate alarak, tespit edilen ihlalin ortadan kaldırılmasının uygun  
yönteminin davayı biran önce sonuçlandırmak olduğunu kaydeder.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama giderleri için 30.000 Amerikan Doları  
[yaklaık 21.227 Euro] talep etmektedir. Bu çerçevede, tercüme masraflarını belirtir 150 YTL.  
[yaklaık 87 Euro] tutarındaki alındı makbuzu ile iç hukuktaki mahkemelerdeki avukatlık  
gideri için Đstanbul barosunun avukatlık ücret tarifesini sunmutur.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmıtır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Bkz. Iatridis-Yunanistan (dostane çözüm) kararı,  
4
no: 31107/96). Sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıığında AĐHM bavurana tüm yargı  
masrafları için 100 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artıeklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Yargı sürecinin uzunluğu hakkındaki bavurunun kabuledilebilir, bunun dıında kalanların  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 / 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin bavurana manevi tazminat olarak 9.500 (dokuz bin  
beyüz) Euro ve yargı giderleri için 1.00 (yüz) Euro ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit  
faizin uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine  
uygun olarak 13 Aralık 2007 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
5