COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÜLGER – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 25321/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Haziran 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup, ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, Muharrem Ülger adlı Türk vatandaının (“bavuran”), Đnsan Haklarının  
ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca,  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 10.06.2002  
tarihinde yapmıoldukları 25321/02 no’lu bavurudur.  
Bavuran Ankara Barosuna bağlı avukat N. Ünal tarafından temsil edilmektedirler.  
Bavuran, özellikle, lehinde verilen nihai kararın uygulanmamasının, AĐHS ile uyumlu  
olmadığından ikayetçi olmutur. Bu bakımdan, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi ile AĐHS’ye Ek 1  
No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ne atıfta bulunmutur.  
AĐHM, 13.12.2005 tarihinde bavuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AĐHS’nin 29 § 3.  
Maddesi’ni uygulayarak, bavurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye  
karar vermitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN AYRINTILARI  
1955 doğumlu bavuran Ankara’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 14.10.1996 tarihinden 09.05.1998 tarihine dek, Rusya’da bir antiyede,  
YAPITEK Yapı Endüstri ve Ticaret Limited irketi (bundan böyle “irket” olarak anılacaktır)  
adlı Türk firması için çalıtır.  
Bavuran 28.06.1999 tarihinde Ankara Đꢀ Mahkemesi’ne bavurarak irket aleyhine dava  
açmıtır. Türkiye’ye izinli geldikten sonra, izninin bitmesini müteakip Rusya’ya gönderilmek  
üzere bavurduğunda, irketin kendisini merkezde tutarak 4 ay beklettiğini iddia etmitir.  
Bavuran ne Rusya’ya gönderilmine de Türkiye’de kendisine iverilmitir. Bu süre içinde  
kendisine maaödenmediğini ve kontrat süresinin sona erdiğinin bildirilmediğini belirtmitir.  
Bavuran mahkemeden, faizleriyle beraber, ödenmemimaaı, kıdem tazminatı ve ihbar  
tazminatının kendisine ödenmesine karar verilmesini talep etmitir.  
Mahkeme 01.07.1999 tarihinde dava dosyasına ilikin ilk incelemesini tamamlamı,  
05.10.1999 tarihinde duruma yapılmasına karar vermive bu tarihten önce delillerle beraber  
irketin cevabını sunmasını istemitir.  
Davalı çağrılmasına rağmen, 05.10.1999 ve 18.11.1999 tarihli durumalara gelmemitir.  
Mahkeme 27.01.2000 tarihinde, bavuranın antiyede meslektaı olan iki tanığını  
dinlemitir. Bavuranın avukatı bir sonraki durumada üçüncü bir tanığın hazır bulunacağını  
ifade etmitir.  
Mahkeme 21.03.2000 tarihinde üçüncü tanığı dinlemitir. Durumanın sonunda bilirkii  
raporu hazırlanmasına karar verilmi, bavuranın gerekli harcı ödemesinin ardından dava  
dosyası bilirkiiye gönderilmitir.  
12.04.2000 tarihli ilk bilirkii raporu, irketin bavurana kıdem tazminatı için, kontrat  
süresinin sona erdiğini bildirmediği için ve ödemediği maaiçin tazminat ödemekle yükümlü  
olduğunu ifade etmitir. Ödenmesi gereken meblağlar hesaplanıp raporda belirtilmitir.  
Bavuranın avukatı 28.04.2000 tarihinde rapora itiraz etmi, belirtilen meblağların yeterli  
rakamlar olmadığını ve baka bir bilirkii tarafından yeniden gözden geçirilmesini talep  
etmitir.  
Mahkeme 04.05.2000 tarihinde, bavuranın ek harcı yatırmasının ardından, aynı  
bilirkiinin bir rapor daha hazırlamasına karar vermitir. Buna göre aynı bilirkii ikinci bir  
rapor hazırlamıve mahkemeye sunmutur. Bu rapor, bavuranın temsilcisinin kıdem  
1
tazminatının miktarıyla ilgili talebinin yerinde olduğunu ifade etmitir. Bu meblağın 787.5  
Amerikan Doları tutarında olması gerekmektedir. Bavuranın avukatı bu rapora itiraz etmiꢀ  
ve meblağın baka bir bilirkii tarafından yeniden hesaplanmasını talep etmitir.  
Bavuranın avukatı 20.06.2000 tarihli durumaya katılmamıtır. Mahkeme, yeniden  
balaması talebinde bulunulmaması halinde, davanın dümesine karar vermitir. Bavuranın  
avukatının talebi üzerine davanın 26.06.2000 tarihinde yeniden balamasına ve ilk  
durumanın 13.07.2000 tarihinde yapılmasına karar verilmitir.  
Mahkeme 13.07.2000 tarihinde, harcın bavuran tarafından 3 gün içinde yatırılması  
halinde, davalıya, bavurana Türkiye’ye döndükten sonra beay boyunca maaödendiğine  
dair makbuzları sunmasını isteyen bir mahkeme kararı gönderilmesine karar vermitir.  
irketin, maamakbuzlarını sunmaması halinde maaödemediğinin farz edileceği konusunda  
uyarılmasına karar verilmitir. Duruma 05.10.2000 tarihine ertelenmitir. Davalı irket resmi  
uyarıya rağmen mahkeme kararına yanıt vermemitir.  
Mahkeme 05.10.2000 tarihinde, baka bir bilirkii raporunun hazırlanmasına, ücretinin  
bavuran tarafından karılanmasına karar vermitir. Yukarıda belirtilen beaylık sürenin de  
göz önünde bulundurulduğu rapor 27.11.2000 tarihinde mahkemeye sunulmutur.  
Bavuranın avukatı 18.01.2001 tarihinde, mahkemede görülen, aynı olaylara dayanan ve  
ek tazminatın talep edildiği diğer davanın bu davayla birletirilmesini talep etmitir.  
Mahkeme talep üzerine davaları birletirmive durumayı 13.03.2001 tarihine ertelemitir.  
Ankara Đꢀ Mahkemesi 13.03.2001 tarihinde, bavurana, kıdem tazminatı için, iten  
çıkarılğı bildirilmediği için ve ödenmemimaaı için toplam 9.424.50 ABD Doları  
ödenmesine karar vermitir. Kararda, nispi mahkeme harcının 524.190.700 Türk Lirası1  
olduğu ifade edilmitir. Bu harcın, içinden bavuranın davanın baında ödediği meblağın  
çıkarılarak davalı irket tarafından ödenmesine karar verilmitir.  
Mahkeme 22.05.2001 tarihinde vergi icra dairesine mahkeme harcını irketten almasını  
emretmitir.  
Bavuranın avukatı 10.12.2001 tarihinde mahkemeye bir dilekçe sunmu, icraya koymak  
üzere kararın kendisine verilmesini talep etmitir. Avukat, bavuranın davayı kazandığını,  
davalı irketin ise tazminat ödemesine ek olarak yargılama giderlerinden de yükümlü  
olduğunu ifade etmitir. Mahkemenin karar verdiği tarihte adresi belli olan irketin, mali  
sorunları nedeniyle baka bir yere taınarak yükümlülüklerinden kaçma giriiminde bulunma  
tehlikesine iaret etmitir. Ayrıca bavuranın kararı almak amacıyla yargılama giderlerini  
ödemeye istekli olduğunu ancak bunu yapmak için kaynaklarının yetersiz olduğunu  
belirtmitir.  
Aynı gün mahkeme bu talebi, 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 28 (a) Maddesi  
çerçevesinde gerekli harç ödenmedikçe kararın ilgiliye verilemeyeceği gerekçesiyle  
reddetmitir.  
Bu nedenle bavuran bahsi geçen kararın uygulanması için icraya koyulmasını  
sağlayamatır. Bu arada irketin taındığı anlaılmıtır.  
HUKUKA ĐLĐꢁKĐN  
1. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ ĐLE AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1.  
MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
1 Sözkonusu tarihte 598 Euro (“EUR”) karılığına denk gelmektedir.  
2
Bavuran, irket aleyhindeki yargılama süresinin haddinden uzun olduğundan ve ulusal  
mahkemenin kendisine kararı vermemesi nedeniyle kararın uygulanmasını sağlayamadığından  
ikayetçi olmutur. Ayrıca, kararın uygulanmamasının mülkiyetin çekimesiz kullanımı  
hakkını ihlal ettiğini iddia etmitir. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi ile AĐHS’ye Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. Maddesi’ne dayanmıtır:  
Madde 6 § 1  
“Herkes … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan … [bir]  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir…”  
Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve uluslararası hukukun  
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek  
veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri  
yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
A. Kabuledilebilirliğine ilikin  
Hükümet, bavurunun, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi kapsamında iç hukuk yollarını tüketme  
koulunun yerine getirilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmitir. Bavuranın iç  
hukukun sağladığı bavuru yollarından yararlanmadığını iddia etmitir. Sorumlu tarafın  
ödemediği meblağın bavuran tarafından ödenmesi halinde ilemlerin devam edeceğini öne  
sürmütür. AĐHM’nin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle bavuruyu kabuledilmez  
olarak beyan ettiği Poghosyan – Ermenistan davasındaki (36211/03) kararına atıfta  
bulunmutur. Hükümet, bu davada, AĐHM’nin, bavuranın dava açmamasının Devlet’in  
ihmalinin mi yoksa bavuranın kendi hatasının sonucu mu olduğunu incelediğini, bavuranın  
kararın uygulanması için olası ve eriilebilir hiçbir önlem almadığı sonucuna vardığını  
belirtmitir. Bu davada karar sonucu ortaya çıkan borcun bir Devlet kurumuna değil özel bir  
limited irkete ait olduğunun dikkate alınması gerektiğini belirtmitir.  
AĐHM, yukarıda belirtilen davada, ilgili ulusal makamların icra takibi balattıklarını ve  
ulusal mahkemenin kararı sonucunda ortaya çıkan borcun karılanması için gerekli tüm  
tedbirleri aldıklarını kaydeder. Bu nedenle, ulusal makamlar esasında kararı uygulamaya  
balamılardır ve bu bağlamda bavuranın iç hukukla uyumlu olarak somut bir taleple, ilgili  
mahkemeye bavurması beklenmitir. Bavuranın dava açmamasının Devlet’in ihmali mi  
yoksa bavuranın kendi hatası mı olduğunu belirlemek AĐHM’ye kalmıtır. Ulusal  
mahkemenin bavuranın davasını yeterince titizlikle incelemediğini usulen kaydeden AĐHM,  
yine de bu durumun, bavuranı, iç hukuk gerektirdiği biçimde uygun bir biçimde hazırlanmıꢀ  
bir taleple aynı merciye yeniden bavurmasını engellemediğini kabul etmitir. Dolayısıyla  
AĐHM, bavuranın, kararın uygulanması için, olası ve eriilebilir tüm tedbirleri almadığı  
sonucuna varmı, AĐHS’nin 35 §§ 1. ve. Maddesi’yle uyumlu olarak bavuruyu iç hukuk  
yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilmez olarak beyan etmitir.  
Öte yandan, bu davada, AĐHM, bavuranın, kararın uygulanmasını sağlamak için bir  
kopyasını almak üzere, usulüne uygun olarak, ilgili makam olan Ankara Đꢀ Mahkemesi’ne  
bavurduğunu gözlemler. Bavuranın talebi, diğer tarafın ödemesi gereken yargılama giderleri  
bulunduğu gerekçesiyle reddedilmitir. AĐHM, Sorumlu Devlet’in iç hukuku kapsamında,  
3
bavuranın, Ankara Đꢀ Mahkemesi’nin kararının uygulanmasını sağlamak için bavurabileceği  
veya bavurması gereken baka bir merci bulunmadığını kaydeder. Bu nedenle bavuran  
yalnız mevcut iç hukuk yollarından yararlanmıtır. Sonuç olarak, Hükümet’in bu konuyla  
ilgili itirazı reddedilmelidir.  
Hükümet ayrıca, bavuranın ikayetinin, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi çerçevesinde altı ay  
kuralıyla uyumaması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmitir. Bu bağlamda,  
bavuranın lehinde çıkan kararın 13.03.2001 tarihinde verildiğini, Harçlar Kanunu’nun 28 (a)  
Maddesi kapsamında, yargılama giderlerinin bu tarihten itibaren iki ay içinde ödenmesi  
gerektiğini öne sürmütür. 21.05.2001 tarihinde iyi aylık sürenin bitmesinin ardından,  
mahkeme, Harçlar Kanunu’nun 37. Maddesi’ne göre, vergi icra dairesine ödenmeyen borcun  
irketten tahsil edilmesini emretmitir. Davalı masrafları ödememi, bu tarihten bavuranın  
10.12.2001 tarihli dilekçesine verilen yanıta kadar, hiçbir ilem yapılmamıtır. Hükümet, bu  
nedenle bavuranın, 10.12.2001 tarihli dilekçesinden çok önce, gerekli borcu ödemedikçe  
kararın kendisine verilmeyeceğinin farkında olduğunu savunmutur.  
Bavuran Hükümet’in argümanına itiraz etmi, iddialarını mahkemenin kararı nedeniyle  
değil, bu kararın uygulanmaması nedeniyle ortaya koyduğunu savunmutur. Dolayısıyla  
kararın tarihi altı aylık süre aımı için balangıç noktası olarak alınamaz. Sözkonusu tarih,  
ulusal mahkemenin bavurana açıkça kararın verilemeyeceğini ifade ettiği, baka bir deyile  
uygulamanın durdurulduğu tarih olan 10.12.2001’dir.  
AĐHM, bavuru yolu bulunmuyorsa veya bavuru yollarının etkisiz olduğuna karar  
verilmise, altı aylık süre aımının, ikayet konusu uygulamanın tarihinden itibaren  
baladığını yineler. Đstisnai davalarda, bavuranların önce bir iç hukuk yoluna bavurdukları,  
ancak bu bavuru yolunu etkisiz kılacak koulların daha sonra farkına varacakları veya  
varmaları gereken özel koullar bulunabilir. Böyle bir durumda, altı aylık süre, bavuranın bu  
koulların farkına vardığı veya varması gereken tarihten itibaren hesaplanabilir (bkz. Hazar ve  
Diğerleri – Türkiye, 62566/00).  
AĐHM, ulusal mahkemenin 10.12.2001 tarihinde bavuranın kararın kendisine verilmesi  
talebini reddettiğini kaydeder. Bavuran AĐHM’ye bavurusunu, 10.06.2002 tarihinde,  
10.12.2001 tarihinden itibaren tam altı ay içinde yapmıtır. Bu nedenle AĐHM, Hükümet’in,  
bavurunun altı ay kuralına uymadığı itirazını reddeder.  
AĐHM ayrıca, bu ikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeder. Ayrıca bavurunun baka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak  
değerlendirilemeyeceğine iaret eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir olarak ilan edilmek  
durumundadır.  
B. Esaslara ilikin  
Hükümet, bu davada, yargı sürecinin makul süreyi amadığını belirtmitir. Mahkemenin  
delil topladığını, üç bilirkii raporu aldığını ve bavuranın tanıklarını dinlediğini savunmutur.  
Dava iki yıldan kısa bir sürede ve duraklama olmaksızın sona erdirilmitir. Hükümet, bu  
koullarda, yargı sürecinin haddinden uzun olduğu biçiminde değerlendirilemeyeceğini ileri  
sürmütür.  
Ayrıca Hükümet, balangıçta, bu davadaki meselenin yetkili makamların kararı  
uygulamayı reddetmeleri olmadığını ifade etmitir. Kararın uygulanmamasının nedeni,  
öncelikle gerekli harç ödenmeden kararın bavurana verilmemesidir. Hükümet, bu nedenle,  
kararın bavurana verilmemesinin iç hukuka uygun olduğunu ve mahkemenin harcın davalı  
irketten tahsil edilmesi için vergi icra dairesine emir gönderdiğini eklemitir.  
Hükümet, bavuranın yargılama giderlerini ödemesi halinde kararın uygulanmasına  
balanacağını öne sürmütür. Harçlar Kanunu’nun 32. Maddesi’ne göre, ilgili harçların  
ödenmemesi durumunda müteakip ilemler uygulanmamaktadır, ancak taraflardan birinin  
4
yaptığı ödeme, ilemlerin sonunda dikkate alınır. Buna göre, bavuran harcı ödeyip kararın  
uygulanması sürecini balatabilirdi. Ardından bu meblağ borcun geri kalanıyla beraber  
kendisine geri ödenirdi. Dolayısıyla Hükümet, bavuranın, iç hukuk çerçevesinde kendisine  
tanınan bu olanağı reddetmesi nedeniyle, lehine verilen kararın uygulanmaması  
sorumluluğunu yüklenmesi gerektiğini kanısındadır.  
Bavuran, bu kanuna dayanarak, Devlet’e, kayıpları mahkemelerce tanınan kimselerden  
harç toplanması yetkisi verildiğini, böylece zarar gören tarafın bir kez daha mağdur edildiğini  
ileri sürmütür. Bu uygulama nedeniyle, haklı olan tarafların, kaybeden tarafın üstlenmesi  
gereken harcı ödemediği veya ödeyemediği durumlarda, mahkemenin kendilerine ödenmesine  
karar verdiği meblağları alamadıklarını eklemitir.  
1. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi  
AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin herkese, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili  
olarak, bir mahkeme tarafından davasının görülmesini isteme hakkı verdiğini yineler; bu  
yolla, hukuki konularda mahkemelerde dava açma hakkı anlamına gelen eriim hakkının bir  
yönünü tekil ettiği “mahkemeye gitme hakkı”nı da çerçevesi içine alır. Öte yandan,  
Sözlemeye Taraf Devletlerden birinin iç hukuk sistemi, nihai ve bağlayıcı bir kararın,  
taraflardan birinin zararına geçersiz kalmasına izin verirse, bu hak aldatıcıdır. AĐHS’nin 6 § 1.  
Maddesi’nin, hakim kararlarının uygulanmasını güvence altına almadan, davacılara tanınan  
usule ilikin teminatları – hakkaniyete uygun, açık ve süratli davalar – ayrıntılı olarak  
tanımlaması düünülemez. Bu Madde’nin yalnız mahkemelere eriim ve davaların idaresi ile  
ilgili olduğu biçiminde yorumlanması, Sözlemeye Taraf Devletlerin AĐHS’yi kabul  
ettiklerinde uymayı taahhüt ettikleri hukukun üstünlüğü ilkesi ile uyumayan durumlara yol  
açabilir. Bu nedenle, mahkemelerin verdiği kararların uygulanması, AĐHS’nin 6 § 1.  
Maddesi’nin amaçları doğrultusunda, “yargılama”nın tamamlayıcı parçası olarak  
değerlendirilmelidir (bkz. Hornsby – Yunanistan ve Burdov – Rusya, 59498/00).  
AĐHM, kararların uygulanmasının yargılamanın bütünleyici parçasını tekil etmesi gibi,  
“medeni hak ve yükümlülüklerin” belirlenmesi için ilk derece ve temyiz mahkemelerine  
eriim ile beraber mahkemeye gitme hakkının da (bkz. Kreuz – Polonya, 28249/95), icra  
davasına eriim hakkını eit derece koruduğu kanısındadır (bkz., gerekli değiiklikler  
yapıldıktan sonra, Manoilescu ve Dobrescu – Romanya, 60861/00).  
Bu davayla ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu kararın uygulanmasının ardından bavuranın  
yargılama giderlerini geri alıp alamayacağı sorusunun, bavuranın AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi  
kapsamında ikayette bulunduğu durumla ilgisi bulunmadığı kanısındadır. Buradaki mesele,  
kaybeden tarafın üstlenmesi gereken harçları peinen ödeme zorunluluğunun, bavuranın  
lehine verilen bağlayıcı kararı almasını ve sonrasında icra takibini balatmasını  
engellemesidir.  
Bu bağlamda, mahkemeye eriim hakkının mutlak olmadığı ancak sınırlamalara tabi  
olduğu anımsatılır; eriim hakkı, niteliği gereği Devlet’in düzenlemelerini gerektirdiğinden,  
bu sınırlamalara üstü kapalı olarak müsaade edilmitir. Öte yandan, AĐHM, uygulanan  
sınırlamaların, bireye bırakılan eriimi, hakkın esasına zarar gelecek ölçüde sınırlamaması ya  
da azaltmaması nedeniyle memnun olmalıdır. Ayrıca, haklı bir amaç gütmeyen ve bavurulan  
yollar ile ulaılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilikisi bulunmayan bir  
sınırlama, 6 § 1. Madde ile uyumlu olmayacaktır (bkz. Waite ve Kennedy – Almanya [BD],  
26083/94 ve Apostol – Gürcistan, 40765/02).  
Hükümet, kararın uygulanmama nedeninin, iç hukuk çerçevesinde kararın, ödenmesi  
gereken yargılama giderleri ödenmedikçe ilgili tarafa verilmesinin mümkün olmaması  
olduğunu belirtmitir. Öte yandan, AĐHM, Harçlar Kanunu’nun 28 (a) Maddesi’ne atıfta  
5
bulunarak, mahkemenin, bavurana, mali bir sorumluluk yüklemiolduğunu, böylece karara  
eriimini ve kararın uygulanmasını engellediğini kaydeder.  
AĐHM, bir kimsenin eriim hakkından yararlanıp yararlanmadığını belirlemek için,  
yargılama giderlerinin makullüğünün, bavuranın bu meblağı ödeme kapasitesi, davanın özel  
ayrıntıları ve bu sorumluluğun yüklendiği dava safhası ıığında değerlendirilmesi gerektiğini  
anımsar (bkz. Kreuz). Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın inaat içisi olduğunu gözlemler.  
Bavuran sorumlu irkete, ödenmemimaaını alabilmek için dava açmıtır. Mahkeme  
bavuranın taleplerini kısmen kabul etmi, tazminat olarak yaklaık 10.000 Euro ödenmesine  
karar vermitir. Geri kalan yargılama giderleri yaklaık 598 Euro’dur. Bavuran, kendisine  
ödenecek meblağı alabilmek için harcı ödemeye istekli olmasına rağmen, bunu yapmak için  
yeterli kaynağa sahip değildir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi kapsamındaki etkili hakları güvence altına alma  
yükümlülüğünün yerine getirilmesinin, yalnız müdahale olmaması anlamına gelmediğini,  
Devlet’in olumlu bir faaliyette bulunmasını gerektirebileceğini de yineler. Yargılama  
giderlerinin karılanmasında tüm sorumluluğu bavurana yükleyerek, Devlet’in, kararların  
uygulanması için hem hukuken hem de uygulamada etkin bir yöntem belirleme yönünde  
genel ya da özel her türlü uygun tedbiri alma yükümlülüğünden (pozitif yükümlülük)  
kaçınğı kanısındadır (bkz. Fuklev – Ukrayna, 71186/01). Dolayısıyla, bu davada, yargılama  
giderlerinin miktarı ile bu giderlerin ödenmesi, bavuranın bu meblağları ödeme kapasitesi ve  
kararın bir kopyasının bavurana verilmesi arasındaki makul orantılılık ilikisi de göz önünde  
bulundurulmalıdır.  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, bavuranın kararın bir kopyasını alamadan  
mahkeme harcını ödemekle yükümlü tutulmasının, üzerinde aırı bir yük oluturduğu ve  
mahkemeye eriim hakkını bu hakkın özünü zedeleyecek derecede kısıtladığı kanısındadır.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi ihlal edilmitir.  
Son olarak, AĐHM, bu davada, yargılamanın uzunluğunun, bavuranın kararın  
uygulanmaması ile ilgili ikayetinin tamamlayıcı parçası olduğunu kaydeder. Bu nedenle,  
ikayetin bu kısmının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığı sonucuna varmıtır.  
2. AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi  
AĐHM, bir “talebin” uygulanabilir olarak addedilecek derecede yeterince kabul görmesi  
halinde, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi çerçevesinde “mülkiyet” tekil  
edebileceğini yineler (bkz. Burdov – Rusya ve Stran Greek Refineries and Stratis Andreadis -  
Yunanistan). 13.03.2001 tarihli karar bavurana icraya verilebilir tazminat sağlamıtır.  
Bavuranın kararı uygulatamaması, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ilk  
paragrafının ilk cümlesinde ortaya konduğu üzere, mülkiyetin çekimesiz kullanımı hakkına  
müdahale tekil etmitir.  
Bu müdahale hiçbir biçimde maruz gösterilmediğinden, AĐHM, AĐHS’ye Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran ayrıca AĐHS’nin 13. Maddesi kapsamında, ulusal mahkemenin kararının, yine  
ulusal mahkemenin yarattığı engel nedeniyle hükümsüz kaldığından ikayetçi olmutur.  
AĐHM, bu ikayetin yukarıda incelenen ikayetlerle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle  
kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini kaydeder. Ancak AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi  
ile AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamında tespit edilen ihlallere ilikin  
olarak, AĐHM, bavuranın bu balık altındaki iddialarının ayrı olarak incelenmesinin gerekli  
olmadığı kanısındadır.  
6
III. DĐĞER AĐHS ĐHLALĐ ĐDDĐALARI  
Son olarak, bavuran, hiçbir gerekçe göstermeksizin, AĐHS’nin 1. ve 17. Maddeleri’nin  
ihlal edildiğinden ikayetçi olmutur.  
AĐHM, dava dosyasında, bu maddelerin ihlal edildiklerini gösteren hiçbir emareye  
rastlamamıtır. Dolayısıyla bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve  
AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. Maddesi’yle uyumlu olarak reddedilmesi gerektiği anlaılmaktadır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 15.005 Euro, manevi tazminat olarak ise 50.000 Euro  
talep etmitir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM, bavuranın maruz kaldığı maddi zararın, bavurana tazminat ödenmesine  
hükmeden kararın uygulanmamasıyla ortaya çıktığını kaydeder. Hem mahkeme kararıyla  
bavurana ödenmesi gereken tazminat hem de o tarihteki ekonomik koullar göz önünde  
bulundurularak, bavurana maddi tazminat olarak 10.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
Bu tazminat, bavuranın ulusal mahkemelerden talep ettiği ve ödenmemitazminatla ilgili  
nihai ödeme olarak addedilmelidir.  
AĐHM ayrıca bavuranın, tespit edilen ihlallerin sonucu olarak manevi zarara da uğradığı  
kanısındadır. Öte yandan talep edilen meblağ haddinden fazladır. AĐHM, tarafsızlık esasıyla  
hareket ederek, bavurana bu balık altında 1000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemelerde meydana gelen yargılama giderleri için 3198 Euro,  
AĐHM önünde meydana gelen mahkeme masrafları için ise 3618 Euro talep etmitir.  
Hükümet, bavuranın bu giderleri belgeleyemediği gerekçesiyle bu taleplere itiraz  
etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı  
ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, sahip olduğu  
bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ıığında, tüm balıklar altındaki yargılama giderleri için  
1500 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıtır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
7
BU NEDENLERDEN ÖTÜRÜ AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. AĐHS’nin 6 § 1 ve 13. Maddeleri ile AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ne  
ilikin yapılan ikayetin kabuledilebilir, bavurunun geri kalan kısmının kabuledilmez  
olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. Maddesi kapsamındaki ikayetin ayrı olarak incelenmesinin gerekli  
olmadığına;  
5. (a) Sorumlu Devlet’in, aağıdaki meblağları, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai  
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden  
Yeni Türk Lirası’na çevirerek bavurana ödemesine:  
(i)  
(ii)  
10.000 Euro (on bin Euro) maddi tazminat;  
1000 Euro (bin Euro) manevi tazminat;  
(iii) yargılama giderleri için 1.500 Euro (bin beyüz Euro);  
(iv) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre  
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermitir.  
6. Bavuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 26.06.2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
F. ELENS-PASSOS  
Zabıt Katibi  
F. TULKENS  
Bakan  
8