COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ULUSOY – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 52709/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
31 Temmuz 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup, ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, Ziya Ulusoy adlı Türk vatandaının (“bavuran”), Đnsan Haklarının ve  
Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca,  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 23.07.1999  
tarihinde yapmıolduğu 52709/99 no’lu bavurudur.  
Bavuran Đstanbul Barosuna bağlı avukatlar Faruk Nafiz Ertekin, KeleÖztürk, Tahsin  
Aycık ve Filiz Kılıçgün tarafından temsil edilmitir.  
AĐHM, 22.11.2005 tarihinde bavuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AĐHS’nin 29 § 3.  
Maddesi’ni uygulayarak, bavurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye  
karar vermitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN AYRINTILARI  
1953 doğumlu bavuran, Türkiye’nin güney doğusundaki Tunceli ilinde ikamet  
etmektedir.  
A. Bavuranın tutuklanması ve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde kendisine  
açılan kamu davası  
Bavuran, hiçbir belge sunmamı, aağıdaki ifadeleri vermitir:  
06.11.1992 tarihinde, Đstanbul Emniyet Amirliği terörle mücadele ubesine bağlı polis  
memurları tarafından gözaltına alınmı, gözaltı süresince “ikenceye” maruz kalmıtır.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 20.11.1992 tarihinde bavuranın tutuklu olarak  
yargılanmasına karar vermitir. Đstanbul 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bavuran  
hakkında dava açılmıtır.  
Đstanbul 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi belirlenemeyen bir tarihte, Türk Ceza  
Kanunu’nun 168. Maddesi gereğince yasadıı örgüt üyesi olmak suçundan bavuranın  
mahkumiyetine karar vermitir.  
21.12.2000 tarihinde, 23.04.1999 tarihine kadar ilenen suçlardan dolayı artla  
salıverilmeye ve dava ve cezaların ertelenmesine ilikin 4616 No’lu Kanun yürürlüğe  
girmitir. Bu Kanun Türk Ceza Kanunu’nun 168. Maddesi’ne muhalefet eden kimselerin artlı  
tahliyeden yararlanamayacaklarını öngörmütür. Dolayısıyla bavuran 4616 No’lu Kanun’dan  
yararlanamamıtır.  
B. Đstanbul 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde bavurana açılan kamu davası  
Đzleyen bilgiler, tarafların görüleri ile sundukları belgelerden alınmıtır:  
Cumhuriyet Savcısı, 21.07.1993 tarihinde, Đstanbul 1 No’lu Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne (bundan böyle “davanın görüldüğü mahkeme”) Emeğin Bayrağı adlı aylık  
derginin sahibi B.G. hakkında bir iddianame sunmutur. Cumhuriyet Savcısı derginin sahibi  
ve editörü sıfatıyla B.G.’yi, derginin Temmuz 1993 sayısından yayınlanan Yeni Bir Mara:  
Sivas Katliamı1 balıklı makaleyle Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 Sayılı Kanun) 8 § 1.  
1
“Yeni Bir Mara” adlı makale 1978 yılında Mara’ta meydana gelen, aırı sağ görüe sahip kiilerin –  
çoğunluğu sol görüe sahip veya Alevi - 111 kiiyi öldürdüğü ve binden fazla insanın yaralandığı olaylara  
ilikindir. Bu makalede söz edilen “Sivas Katliamı”nda aırı Đslamcılar 2 Temmuz 1993 tarihinde, Sivas’ta Pir  
Sultan Abdal enlikleri sırasında entelektüel, yazar, müzisyen ve airlerden oluan bir grup insanın kaldığı bir  
oteli yakmılardır. 35 kii hayatını kaybetmi, onlarca kii yaralanmıtır.  
1
Maddesi’ne muhalefet ederek devletin bölünmez bütünlüğünü hedef alan propaganda  
yapmakla suçlamıtır.  
B.G., 28.09.1993 tarihinde, davanın görüldüğü mahkemede, makalenin yazarının bavuran  
Ziya Ulusoy olduğunu ifade etmitir. Ardından bavuran mahkemede dava konusu makalenin  
yazarının kendisi olduğunu teyit etmitir.  
Makalenin ilgili bölümleri aağıdaki gibi özetlenebilir:  
“… Bugün Kürdistan’da en vahi yöntemlerle süren kirli bir savavar. Devlet Kürt halkına ve onun  
öncülerine karı soykırımcı bir savasürdürüyor. Kürt ulusunun meru hareketi siyasal özgürlüğü  
hedeflerken Devlet bu savaın sesini boğmak ve o güçten düürmek için aynı zamanda Türk ovenizmini  
körüklüyor. Savata ölen erlerin cenaze törenleri ırkçı oven bir kitle hareketi gelitirmek için kullanılıyor…  
Bu hareketler Kürt ulusal hareketinin yanında gündemi igal etti… Kürt emekçileri, ulusal özgürlük  
mücadelenizi kan ve barutla bastırmak peinde olan bu devlet, dün size karı irticacı Hizbullahçıları  
kullanıyordu. Bugün Kürt-Türk ayrımı gözetmeden alevi halka, ilerici, demokrat güçlere Türk aydınlarına  
karı yine Hizbullahçı çetelerin önderliğinde irticacı kalabalıkları kullanıyor. Ev ve iyerlerinin yakıldığı  
40’ın üzerinde insanın katledildiği bu katliam yeni bir Mara’tır. Katliama sessiz kalma eylemlerinle  
hesabını sor!”  
Cumhuriyet Savcısı 26.11.1993 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bir  
iddianame sunmu, bavuranı, (3713 Sayılı) Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. Maddesi’ne  
muhalefet ederek devletin bölünmez bütünlüğünü hedef alan propaganda yapmakla  
suçlatır.  
Durumalar sırasında bavuran davanın görüldüğü mahkemeye izleyen ifadeleri de  
barındıran pek çok dilekçe sunmutur:  
“… O makaleyi yazarak Sivas katliamını protesto ettiğim için gurur duyuyorum. Böyle faist  
katliamları protesto etmek, tıpkı Yahudileri katleden Hitler’i protesto etmek gibi demokratik bir görevdir…”  
Davanın görüldüğü mahkeme 15.04.1997 tarihinde bavuranı mahkum etmi, bir yıl dört  
ay hapis ve 133.333.333 Türk Lirası (o zaman yaklaık 1000 ABD doları karılığı) para  
cezasına çarptırmıtır. Mahkeme kararında, bavuranın, diğer hususlar meyanında, ülkenin bir  
bölümüne “Kürdistan” olarak atıfta bulunarak ve bu bölgenin Kürt ulusuna ait olduğunu ifade  
ederek, 3713 Sayılı Kanun’un 8. Maddesi’nde tanımlanan suçu ilediği kanısındadır. Ayrıca  
davanın görüldüğü mahkeme bavuranın terör eylemlerini “ulusal özgürlük hareketi”, terörle  
mücadeleyi ise “kirli sava” olarak tanımladığını gözlemlemitir. Mahkemeye göre  
bavuranın ifade ettiği düünceler, Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk ulusunun bölünmez  
bütünlüğünü yok etmeye yönelik olumsuz propaganda yapmaktadır.  
Bavuran 09.07.1997 tarihinde hakkında verilen karara itiraz etmitir. Temyiz  
dilekçesinde, makaleyi, Sivas’ta 35 entelektüelin katledilmesini protesto etmek ve olayların  
arkasındaki gerçeği açıklamak için yazdığını savunmutur. Ayrıca makalenin görülerini ifade  
ettiğini; kendisi gibi bu katliamlara karı çıkanların cezalandırılmasının baka katliamların  
gerçeklemesini kolaylatırdığını ifade etmitir.  
Yargıtay 05.03.1999 tarihinde bavuranın itirazını reddetmi, 15.04.1997 tarihinde verdiği  
mahkumiyet kararını onamıtır.  
Ulusal makamlar tarafından hazırlanıp Hükümet tarafından AĐHM’ye sunulan belgelere  
göre, bavuran hapis cezasını 30.04.1999 tarihinde çekmeye balamıtır. Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi 01.11.1999 tarihinde bavuranın hapis cezasını, 28.08.1999 tarihinde  
yürürğe giren 4454 Sayılı Basın ve Yayın Yoluyla Đꢀlenen Suçlara Đlikin Dava ve Cezaların  
Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca ertelemitir. Mahkeme ayrıca bavuranın, üç yıl içinde  
4454 Sayılı Kanun’un 1. Maddesi’nde belirtilen suçlardan birini ilemesi halinde, cezasının  
geri kalanını çekmesine karar vermitir.  
2
HUKUK  
I. BAVURANIN ĐDDĐASINA GÖRE 1992 YILINDA GÖZALTINA ALINMASINA  
ĐLĐꢁKĐN ꢁĐKAYETLER  
Bavuran, 06.11.1992 ile 20.11.1992 tarihleri arasında Đstanbul Emniyet Amirliği’nde  
gözaltında bulunduğu süre boyunca, AĐHS’nin 3. Maddesi ihlal edilerek, ciddi biçimde farklı  
ikencelere maruz bırakıldığını iddia etmitir. Ayrıca 20.11.1992 tarihinde Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nde hakim önüne çıkarılmadan önce 14 gün boyunca gözaltında  
kaldığını öne sürmütür. Bavuran, en kısa zamanda hakim önüne çıkarılmadığı ve dolayısıyla  
AĐHS’nin 5 § 3. Maddesi’nin ihlal edildiği kanısındadır. Son olarak bavuran, Türk Ceza  
Kanunu’nun 168. Maddesi uyarınca mahkum edilmesi nedeniyle 4616 Sayılı Kanuna göre  
erken salıverilmeden yararlanamamasının, AĐHS’nin 14. Maddesi ile bağlantılı olarak  
AĐHS’nin 5 § 1 (a) Maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini iddia etmitir.  
AĐHM, bavuranın AĐHM’ye, 1992 yılında gözaltında tutulduğuna ya da suçlu bulunup  
hapse mahkum edildiğine dair hiçbir belge sunmadığını vurgular. Ayrıca iddia ettiği gibi  
gözaltında tutulduğu esnada “ciddi biçimde ikenceye maruz kaldığı” iddiasından öte,  
AĐHM’ye ne kötü muamele iddialarına ilikin herhangi bir ayrıntı vermine de bu iddiaları  
destekleyici herhangi bir kanıt sunmutur.  
Yukarıdaki bilgiler ıığında, AĐHM, bavuranın bu tür ikayetler için gerçeklere dayalı bir  
temel sunmadığı sonucuna varır. Buna göre ikayetlerin AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 5 Maddesi  
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddedilmeleri gerekir.  
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, kendisini yargılayıp 15.04.1997 tarihinde mahkum eden Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından durumasının adil biçimde görülmediğinden ikayetçi olmutur.  
Bavuran AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’ne atıfta bulunmutur. Bu Maddenin ilgili kısmına göre:  
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla  
kurulmubağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık olarak  
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
A. Kabuledilebilirliğine ilikin  
Bavuranın bavurusunu Yargıtay’ın 05.03.1999 tarihinde mahkumiyetini onamasının  
ardından altı aydan fazla süre geçtikten sonra 07.10.1999 tarihine dek sunmaması nedeniyle,  
Hükümet ikayetin kabuledilmez olduğunu savunmutur.  
AĐHM bavuranın AĐHM’ye 23.07.1999 tarihinde, AĐHS kapsamındaki ikayetlerini dile  
getirdiği bir mektup gönderdiğini kaydeder. AĐHM Sekretaryası 14.09.1999 tarihinde, o  
tarihte hüküm süren uygulamalara uygun olarak, bavuranın dikkatini bavuruyla ilgili bir  
takım sorunlara çekmive 08.10.1999 tarihine dek bavurusunu geri çekip çekmeyeceğini  
AĐHM’ye bildirmesini istemitir. Bavuran 07.10.1999 tarihinde AĐHM’ye tam bavuru  
formunu sunmutur. Sekretarya 18.11.1999 tarihinde bavurana bavurusunun sunulma  
tarihinin 23.07.1999 olduğunu bildirmitir.  
Bavurunun, ulusal mahkemenin 05.03.1999 tarihinde aldığı nihai karardan sonra altı ay  
içinde, 23.07.1999 tarihinde sunulduğunu gözlemleyen AĐHM, Hükümet’in bu ikayetin  
kabuledilebilirliğine yaptığı itirazı reddeder.  
AĐHM ayrıca bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeder. Bu nedenle kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.  
3
B. Esaslara ilikin  
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları inceleyen pek çok davayı incelemi,  
AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğini tespit etmitir (bkz. özellikle, Incal; bkz., yakın  
tarihli, Akgül – Türkiye, 65897/01).  
Bu davada farklı bir sonuca varması için neden tespit edemeyen AĐHM, bavuranı  
15.04.1997 tarihinde mahkum eden Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir  
hakimin bulunması nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiği kanısındadır.  
III. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, yazdığı makaleden ötürü mahkum edilmesi nedeniyle AĐHS’nin 10.  
Maddesi’nin ihlal edildiğinden ikayetçi olmutur. 10. Madde’nin ilgili kısmına göre:  
“1. Herkes görülerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu  
otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek  
özgürğünü de içerir...  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu  
tedbirler niteliğinde olarak … toprak bütünlüğünün … korunması … için yasayla öngörülen bazı biçim  
koullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
A. Kabuledilebilirliğine ilikin  
Hükümet, bavuranın hapis cezası infaz edilmediği için, AĐHS’nin 34. Maddesi  
çerçevesinde mağdur olarak addedilemeyeceğini savunmutur.  
Öte yandan, AĐHM, Hükümet’in sunduğu belgelerden, bavuranın hapis cezasını aslında  
01.11.1999 tarihinde çekmeye baladığını gözlemler.  
Her durumda, AĐHM, bavuranın hapis cezasının kalanının ertelenmesinin, bu tedbirin  
güdülen meru amaca orantılılığının belirlenmesinde göz önünde bulundurulacak ilintili bir  
etmen olmasına rağmen, ulusal makamlar ya açıkça ya da özü itibariyle kabul edip, AĐHS’nin  
ihlalini telafi etmedikçe, bavuranın lehindeki karar veya tedbirlerin ilke olarak onu “mağdur”  
statüsünden çıkarmak için yeterli olmadıkları kanısındadır (bkz. gerekli değiiklikler  
yapıldıktan sonra, Öztürk – Türkiye [BD], 22479/93; Müslüm Özbey – Türkiye, 50087/99).  
Mevcut davada ulusal makamlar yukarıdaki gibi bir kabul etme giriiminde bulunmamılardır.  
Aksine, bavuranın hapis cezası, 4454 Sayılı Kanun’un 1. Maddesi’nde belirtilen suçlardan  
birini ilemediği sürece ertelenmitir.  
Yukarıda anılanlar ıığında, AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 34. Maddesi çerçevesinde  
“mağdur” olduğunu iddia edebileceği sonucuna varmıtır. Hükümet’in itirazı bu nedenle  
reddedilmelidir.  
Hükümet ayrıca, bavuranın, ulusal davalar sürerken, AĐHS’nin 10. Maddesi kapsamında  
garanti altına alınmıhaklarına haksız olarak müdahale edildiğine dair hiçbir iddiada  
bulunmadığını ve iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmutur.  
AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının amacının, Sözlemeye Taraf  
Devletler’in kendilerinin yarattığı iddia edilen ihlalleri, bu iddialar AĐHS’ye sunulmadan önce  
önlemeleri veya – genellikle mahkemeler aracılığıyla – düzeltmeleri olduğunu yineler. Bu  
amaçla, Strazburg’a yapılmak istenen ikayetlerin, ulusal makamlar önünde en azından özü  
itibariyle ve iç hukukta öngörülen resmi gerekler ve zaman sürelerine uygun olarak yapılması  
yeterli olacaktır (bkz., diğer hususlar meyanında, Akdıvar ve Diğerleri - Türkiye).  
4
Yukarıda belirtildiği üzere, yargılama sırasında, bavuran, katliamlara karı çıkan  
görülerini açıklayarak demokratik görevini yerine getirdiğini belirtmitir. AĐHM, bavuranın  
verdiği bu ifadenin doğrudan AĐHS’nin 10. Maddesi ile ilintili olduğu kanısındadır (bkz.,  
gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra, Fressoz ve Roire – Fransa [BD], 29183/95).  
AĐHM ayrıca, bavuranın, itiraz dilekçesinde, yazdığı makalede “fikirlerini ifade ettiğini”  
belirttiğini kaydeder. Bu nedenle bavuranın AĐHS’nin 10. Maddesi kapsamındaki ikayeti,  
Yargıtay huzuruna en azından özü itibariyle getirilmiolduğu biçiminde değerlendirilmelidir.  
Dolayısıyla AĐHM Hükümet’in itirazını reddeder.  
Bu ikayetin baka bir gerekçe altında kabuledilmez olarak değerlendirilemeyeceğini ve  
AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını gözlemleyen AĐHM,  
ikayeti kabuledilebilir olarak ilan etmek durumundadır.  
B. Esaslara ilikin  
AĐHM, bavuranın Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. Maddesi kapsamında mahkum  
edilmesinin ve kendisine verilen cezanın, AĐHS’nin 10. Maddesi’nde garanti altına alınmıꢀ  
ifade özgürlüğü hakkına müdahale tekil ettiğini belirtir.  
AĐHM mevcut davadakine benzer sorunları inceleyen pek çok davayı incelemive 10.  
Madde’nin ihlal edildiği sonucuna varmıtır (bkz., özellikle izleyen davalar: Ceylan – Türkiye  
[BD], 23556/94; Öztürk; Đbrahim Aksoy; Kızılyaprak – Türkiye, 27528/95 ve Han – Türkiye,  
50997/99).  
AĐHM, bavuranın ifade özgürlüğüne müdahalenin kanunca öngörüldüğü – yukarıda sözü  
edilen Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. Maddesi – ve 10 § 2. Madde’de belirtilen amaçlar  
doğrultusunda toprak bütünlüğünü korumak ve karmaa ve suçu önlemek gibi meru amaçlar  
güttüğü kanısındadır (bkz. Yağmurdereli – Türkiye, 29590/96). Bu nedenle AĐHM, davanın  
incelenmesini, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığının  
sorgulanmasıyla sınırlandıracaktır.  
Hükümet, AĐHM’yi bavuranın makalesinde kullandığı sözcüklere ve makalenin  
yayınlandığı bağlama özellikle dikkat etmeye davet etmitir. Hükümet, bavuranın Türk  
topraklarının bazı bölümlerinden “Kürdistan”, terör eylemlerinden ise “ulusal özgürlük  
mücadelesi” diye bahsettiğine iaret etmitir. Hükümet’e göre, makale niteliği gereği tahrik  
edici unsurlar taımaktadır, asılsız ve saldırgan yorumlarıyla okuyucuyu devlete karı silahlı  
mücadeleye tevik etmektedir. Makale, 1985 yılından bu yana güvenlik güçleriyle PKK1  
üyeleri arasında büyük can kayıplarına yol açan ciddi çalkalanmaların yaandığı Türkiye’nin  
güney doğusunda güvenlik durumu bağlamında yayınlanmıtır.  
Hükümet ayrıca sözkonusu makalenin Türk toplumundaki çeitli gruplar arasında nefreti  
tahrik ettiğini, böylelikle insan hakları ve demokrasiyi tehlikeye attığını belirtmitir.  
Bavuranın ayrılıkçı propagandası, toplumun, toprak bütünlüğü, ulusal birlik ve güvenlik ve  
suç ve karmaanın önlenmesi gibi temel menfaatlerini tehdit etmitir.  
AĐHM mevcut davayı içtihadı ıığında incelemive Hükümet’in yukarıda belirtilen  
kararlarda varılan sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek hiçbir delil veya  
görüsunmadığı kanısına varmıtır. Dava konusu makalede kullanılan sözcüklere özel olarak  
dikkat etmi, hem davanın zeminini hem de terörle mücadeleye ilikin sorunları göz önünde  
bulundurmutur (bkz. Đbrahim Aksoy; Incal).  
Bu bağlamda, AĐHM, makalede bavuranın, devletin 37 kiinin öldüğü Sivas’taki yangın  
olayına karığına ilikin görülerini ifade ettiğini ve otel yakıldığında silahlı kuvvetlerin  
sergilediği kayıtsızlığı eletirdiğini gözlemler. Makale ayrıca Türkiye’nin Kürt sorununa  
ilikin politikasının eletirel bir değerlendirmesini de içermektedir. Ancak Devlet Güvenlik  
1 Yasadıı örgüt Kürdistan Đꢀçi Partisi.  
5
Mahkemesi dava konusu makalenin Türkiye Cumhuriyeti’nin ve ulusunun bölünmez  
bütünlüğünü yok edebilecek olumsuz propaganda içerdiği sonucuna varmıtır.  
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin gösterdiği nedenleri incelemi, bunların  
bavuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmaya yetmediğine karar  
vermitir (bkz., gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra, Sürek – Türkiye [BD], 24762/94).  
Bütün olarak bakıldığında, bavuranın makalesinin iddeti, silahlı direnii veya ayaklanmayı  
tevik etmediği ve nefret uyandıran bir söyleme dayanmadığı sonucuna varmıtır. AĐHM’ye  
göre, bu durum tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesinde temel bir etmendir (karıt olarak,  
Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], 26682/95, Gerger – Türkiye [BD], 24919/94). Esasında,  
Hükümet’in aksine, davayı gören mahkeme, makaledeki ifadelerin iddet eylemlerini tevik  
edip özendirecek bir nitelikte olduğu kanısına varmamıtır.  
Yukarıda belirtilenler göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM, bavuranın  
mahkumiyetinin güdülen amaçlarla orantılı olmadığı, dolayısıyla “demokratik bir toplumda  
gerekli” olmadığı sonucuna varır. Buna göre, AĐHS’nin 10. Maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
AĐHM, 29.05.2006 tarihinde sorumlu Hükümet’in görülerini bavurana göndermi,  
bavuranı 07.07.2006 tarihine kadar adil tazmin talebini sunmaya davet etmitir. Ancak  
bavuran talebini zamanında sunmamıtır.  
Buna göre AĐHM bavurana tazminat ödenmesi talebinde bulunulmadığı sonucuna  
varmıtır.  
Bununla beraber, AĐHM, bir kimsenin, bu davada olduğu gibi, AĐHS’nin bağımsızlık ve  
tarafsızlık koullarını karılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği durumlarda,  
gerekli görüldüğü takdirde davanın yeniden görülmesi veya davanın yeniden açılmasının, ilke  
olarak, ihlalin telafi edilmesi için uygun bir yol olduğu kanısındadır (bkz. Öcalan – Türkiye  
[BD], 46221/99).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuranın AĐHS’nin 6 § 1 ve 10. Maddeleri uyarınca yaptığı ikayetlerin kabuledilebilir,  
bavurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 10. Maddesi’nin ihlal edildiğine karar vermitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 31.07.2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
F. ELENS-PASSOS  
Zabıt Katibi  
F. TULKENS  
Bakan  
6