Son olarak AĐHM, yetkili mahkemelerin bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an
önce tecelli etmesi için gerekli ihtimamı göstermeleri gereken yargılamanın büyük bir
kısmında baꢀvuranın tutukluluk halinin devam ettiğini gözlemlemektedir (bakınız, Rusya
aleyhine Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI, ve, daha yakın bir
zamanda, Türkiye aleyhine Gezici ve Đpek davası, no 71517/01, prg. 56, 10 Kasım 2005).
Konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama
süresinin aꢀırı olduğu ve “makul süre” gerekliliğini yerine getirmediği kanaatine varmaktadır.
Bu durumda, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.
2. Baꢀsav cının yazılı görü ꢀünün baꢀvurana tebliğ edilmemesi
Hükümete göre, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe
girmesiyle baꢀsavcının yazılı görüꢀünün tebliğ edilmeme sorunu çözülmüꢀtür.
AĐHM, daha önce Türkiye aleyhine Göç ([GC], no 36590/97, prg. 14, CEDH 2002-V)
davasının emsal kararında benzer bir ꢀikâyetle ilgili olarak hüküm verdiğini hatırlatmaktadır.
Mevcut davayı ilgilendiren dönemde yürürlükte olan yasaların bu emsal kararda uygulanan
y a s a l a r o l d u ğunu ve söz konusu karardan farklı muhakeme yapılmasını gerektirecek bir neden
göremediğini kaydeden AĐHM, mevcut davada baꢀsavcının yazılı görüꢀünün baꢀvurana tebliğ
edilmediği ve dolayısıyla aynı gerekçelerle 6. maddenin 1. paragrafının ihlal edildiği
sonucuna varmaktadır (idem, prg. 55).
3. Gözaltı sırasında avukat yardımından mahrum kalma
Hükümet, ön soruꢀturma safhasında avukat yardımı alamadığı yönündeki ꢀikâyetle ilgili
olarak, baꢀvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önünde avukat tarafından temsil
edildiğini ve o safhalarda polise verdiği ifadelere itiraz etme imkânı bulduğunu savunmakta ve
bu bağlamda Türkiye aleyhine Bedri ve Reꢀit Aslan ((karar), no 63183/00, 26 Mayıs 2005)
davasında alınan karara atıfta bulunmaktadır. Hükümet, bütünüyle değerlendirildiğinde,
ihtilaflı yargılamanın adil olmadığının söylenemeyeceği kanaatindedir.
AĐHM, Salduz kararında ortaya çıkan ve bu alanda uygulanan, daha öncesinde Hükümetin
örnek gösterdiği kararın ilgili bölümlerinde de etkili olan kıstaslara (Salduz ilgili bölüm, prg.
50-55) atıfta bulunmaktadır.
Mevcut davada, o dönemde yürürlükte olan yasa engel teꢀkil ettiği için baꢀvuranın gözaltı
sırasında – yani ön sorgulama esnasında - avukat yardımı almadığına kimse itiraz
etmemektedir (Salduz, ilgili bölüm, prg. 27 ve 28).
Bu ꢀartlar altında, Salduz kararının 56 ile 59 arası ve 62. paragraflarının ilgili bö lümlerinde
belirtilen gerekçelerle AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 c) maddelerinin ihlâl edildiği sonucuna
varılmaktadır (bakınız, ayrıca, Türkiye aleyhine Böke ve Kandemir davası, no 71912/01,
26968/02 ve 36397/03, prg. 71, 10 Mart 2009, ve, daha yakın bir zamanda Türkiye aleyhine
Karabil davası, no 5256/02, prg. 45, 16 Haziran 2009).
Dolayısıyla AĐHM, karar hakimleri önünde savunma hakkına saygı gösterilmesi
konusunda AĐHS’nin 6.maddesinin 3. paragrafı bakımından ortaya çıkan temel hukuki sorunu
karara bağladığı kanaatindedir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Kamil
Uzun davası, no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs 2007 ; Karabil, ilgili bölüm, prg. 46).
6