CONSEIL  
A V R U PA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÜMĐT AYDIN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 33735/02 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
5 Ocak 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (33735/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Ümit Aydın’ın (bavuran) 10 Haziran 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme ’ ni n ( Avr up a Đnsan  
Hakları Sözleme s i - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. Betatara fından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1971 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
17 Haziran 1996 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi  
(« emniyet müdürğü ») polisleri yasadıı silahlı terör örgütü PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi)  
hakkında yürütülen bir soruturma kapsamında ve S.Ç. isimli bir « itirafçı »’nın yaptığı  
ihbarlara dayanarak Đstanbul Güngören’de bulunan bir tekstil irketine ait binada arama  
gerçekletirmitir. Polisler, aranılan binada bulunan on dokuz kiiyi gözaltına almıtır.  
Gözaltına alınan ve üzerinde kimlik belgesi bulunmayan bavuran kendisini sahte bir isimle  
tanıtmıtır. Daha sonra bütün üpheliler kimlik kontrolünden geçirilmek üzere emniyet  
mü d ür l ü ğüne götürülmütür.  
Bavuran, ilk sorgulaması yapılmak üzere bir polis refakatinde Emniyet Müdürlüğü’nün  
beinci katında bulunan bir odaya götürülmütür. Bavuran buradaki pencereden atlayarak  
kaçmaya çalıtır. Ağır yaralanan bavuran, hemen Çapa Devlet Hastanesi acil servisine  
götürülmüve orada yine gerçek kimliğini söylememitir. Bu konuda düzenlenen tutanağa  
göre, bavuran sedyede yatarken zafer iareti yapmıve PKK lehine sloganlar atmıtır.  
Emniyet Müdürlüğü, 19 Haziran 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
savcısına (« savcı ») bavuranın gözaltı süresinin 17 Haziran 1996 tarihinden balamak üzere  
on begün uzatılmasını talep etmitir. Gerekli izin 28 Haziran 1996 tarihine kadar yani on iki  
gün için verilmitir.  
21 Haziran 1996 tarihinde, bavuran devlet hastanesinde avukatının bulunmadığı bir  
ortamda ancak doktoru ve babasının refakatinde sorgulanmıtır. Bavuran, bu sorgulamada  
askerlik hizmetini yaparken firar ettiği için kimliği hakkında yalan söylediğini ve korktuğu  
için pencereden atladığını ifade etmitir. Öte yandan bavuran, hakkındaki suçlamaları inkar  
etmive PKK ile hiçbir ilikisi olmadığını belirtmitir.  
26 Haziran 1996 tarihinde, bavuran yine avukatının yokluğunda savcı ve DGM nöbetçi  
hakimi tarafından dinlenmitir. Nöbetçi hakim iki bacağındaki kırıklar yüzünden hareket  
edemeyen bavuranın ifadesini almak için hastaneye gitmitir. Đlgili ahıs polise verdiği  
ifadenin büyük bir kısmını tekrarlamı, 1994 ve 1995 yıllarında gözaltına alındığında olduğu  
gibi polislerin yine kötü muamele uygulayacaklarından korktuğu için pencereden atladığını  
ileri sürmütür. Bavuran, iddianamede yer alan eylemlere katılmadığını ve hastaneye sevk  
edilirken slogan atmadığını ifade etmitir. Bavuran ayrıca, yetkililerin pencereden  
atlamasıyla ilgili ailesine yeteri kadar çabuk bilgi vermediğinden ikâyetçi olmutur.  
2
Hakim bavuranın tutuklanmasına karar vermitir. Đlgili ahıs aynı gün Đstanbul Metris  
Cezaevine götürülmütür. Bavuranın tedavisi Đstanbul Devlet Hastanesinde devam etmitir.  
Savcı, 5 Temmuz 1996 tarihinde yetkisizlik kararı alarak dosyayı Diyarbakır Devlet  
Güvenlik Mahkemesi (« DDGM ») savcığına göndermitir. DDGM savcılığı, 1 Ağustos  
1996 tarihli iddianamesinde bavuran ile S.Ç.’yi ulusal toprakların bir bölümünün ayrılmasını  
tahrik eden eylemler gerçekletirmekle suçlamıve eski Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi  
gereğince mahkûm edilmelerini istemitir. Savcı, bavuranın birçok silahlı eyleme karıma s ı nı  
dayanak göstermitir.  
Davayla ilgili duruma l a r 6 Ağustos 1996 tarihinde DDGM önünde görülmeye balamıtır.  
Bu ilk durum a i l e 2 7 E y l ü l 1 9 9 6 t a r i h i n d e g ö r ü l e n b i r s o n r a k i d u r u ma tama me n u s ul e i l i kin  
konulara ayrılmıtır.  
10 Ocak 1997 ve 28 ubat 1997 tarihlerinde görülen duruma l ar d a , d i ğer tutuklu ve  
tanıklar dinlenmitir. DDGM, öte yandan bavu r a n ı n ye t k i b ö l ge s i nd e ye r a l a n b a ka bir  
cezaevine nakledilmesini emretmitir.  
11 Nisan 1997 tarihli duruma d a , ha ki ml e r Ad a le t B a ka nlı ğı Ceza ve Tevkifevleri Genel  
Müdürlüğü tarafından gönderilen ve bavuranın hâlâ Đstanbul Devlet Hastanesinde tedavi  
gördüğünü ve tedavisi bittiği zaman Diyarbakır’a nakledileceğini bildiren bir yazıyı not  
almıtır. Bu tarihten sonra gerçekletirdiği on üç duruma s o nu c unda DD GM , s a nı kl a r ın  
tutukluluk halinin devamına ve yeni belgelerin dosyaya eklenmesine karar vermitir.  
Bavuran o sırada hâlâ tedavi görmekte olduğundan, Diyarbakır cezaevine nakli  
gerçekleme mi tir.  
Bavuranın avukatı müvekkilinin hazır bulunamadığı durum a l a r a k a t ı l m ı tır.  
18 Haziran 1999 tarihinde, T.C. Anayasası’nın 143. maddesi değitirilmive askeri  
y a r g ı ç l a r D e v l e t G ü v e n l i k M a h k e m e l e r i b ü n y e s i n d e n ç ı k a r ı l m ı tır.  
20 Temmuz 1999 tarihinde yapılan on yedinci durum a d a b a vuran ilk kez olarak üç sivil  
y a r g ı ç t a n o l u an DDGM heyeti önüne çıkmıve hakkında yapılan suçlamalar ile aleyhteki  
delil unsurlarını kesin bir dille inkar etmitir.  
25 Kasım 1999 tarihli duruma d a , a le yht e i ki t a n ı kt a n b i r i o l a n A. D . , DD G M ö nünd e  
bavuranın PKK ile ilikisi olduğunu bilmediğini ifade etmitir.  
8 Haziran 2000 tarihinde, savcılık esas hakkındaki görülerini sunmutur. Bavuranın  
iddianamede yer alan iddet olaylarına karığını yeterli delillerle belirleyemeyen ancak PKK  
üyeliğini kesin olarak tespit eden savcılık, ilgili ahısın eski Türk Ceza Kanunu’nun 168.  
ma d d e s i uya r ı nc a ma h kûm e d i l me s i ni i s t e mi tir. DDGM, bavurana savunmasını sunması için  
25 Temmuz 2000 tarihli duruma ya k a d ar s ür e t anı mı tır. Bu süre zarfında yazılı bir savunma  
sunulmutur.  
28 Eylül 2000 tarihinde, hakimler bavuranı Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinin 2.  
fıkrası anlamında yasadıı bir terör örgütüne üye olmaktan suçlu bulmuve on iki yıl altı ay  
hapis cezasına mahkûm etmitir. Mahkeme A.D.’nin polise verdiği ifade ile S.Ç.’nin ilk  
sorgulama sırasında verdiği ve yargılamanın her safhasında tekrarladığı ifade gibi bazı delil  
unsurlarını bu karara dayanak olarak göstermitir.  
3
28 Eylül 2000 tarihinde, bavuran kamuya açık bir duruma t a le b i yl e t e myi z e gi t mi tir.  
Yargıtay basa vcısının yazılı görü ü olayın meydana geldiği dönemde uygulama gereği  
bavurana tebliğ edilmemitir.  
11 Nisan 2002 tarihinde, Yargıtay, gerçekletirdiği oturumda temyiz edilen kararı  
onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunmakta ve ilk olarak  
y a r g ı l a m a s ü r e c i n i n b i r b ö l ü m ü n d e b ü n y e s i n d e a s k e r i y a r g ı ç b u l u n d u r m a s ı d o l a y ı s ı y l a D e v l e t  
Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olamadığını iddia etmekte ve yargılama  
süresinin uzunluğundan ikâyetçi olmaktadır.  
Bavuran ikinci olarak, kendi gözünde aırı bulduğu tutukluluk süresi ve mahkûmiyetinin  
y a l n ı z c a b i r i t i r a f ç ı n ı n i f a d e s i n e d a y a n d ı r ı l m a s ı n ı n m a s u m i y e t k a r i n e s i n e a y k ı r ı l ı k t e kil  
ettiğini savunmaktadır. Bavuran bu bağlamda AĐHS’nin 6. maddesinin 2. paragrafının ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
Bavuran, üçüncü olarak AĐHS’nin 6. maddesinin 3 b) paragrafının esas yönüne atıfta  
bulunmakta ve Yargıtay basavcısının yazılı görüünün kendisine tebliğ edilmediğinden  
ikâyetçi olmaktadır.  
Bavuran son olarak AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının esas yönüne atıfta  
bulunarak, ilk sorgulama sırasında avukat yardımı alamadığından ikâyetçi olmaktadır.  
AĐHS’nin mevcut davayı ilgilendiren kısımları aağıdaki gibi kaleme alınmıtır :  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında  
Hükümet, o dönemde konuyla ilgili yasada bir değiiklik yapıldığını hatırlatmaktadır.  
AĐHM, Büyük Daire’nin Türkiye aleyhine Öcalan davasında, askeri yargıç değitirilerek  
bu durum düzeltilmediği sürece, sivil bir kiinin davasına bakan bir mahkemede askeri  
y a r g ı ç l a r ı n b u l u n m a s ı n ı n v e b u d a v a d a s ü r e g e l e n y a r g ı i lemlerine katılmasının ilgili  
y a r g ı l a m a n ı n b a ğımsızlığı ve tarafsızlığı yönünde kukulara yol açtığı kanaatine vardığını  
hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Öcalan davası [GC], no 46221/99, prg. 114 - 118, 12 Mayıs  
2005).  
Bunun üzerine AĐHM, mevcut davada Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde  
y e r a l a n a s k e r i y a r g ı c ı n d a v a n ı n e s a s ı h a k k ı n d a v e b a vuranın savunma haklarını  
kullanmasıyla ilgili belirleyici hiçbir karara katılmadığını gözlemlemektedir (Öcalan, ilgili  
bölüm, prg. 40 ve 42 ile karılatırınız). Gerçekten, bavuranın hazır bulunduğu ilk durum a  
sadece sivil yargıçların bulunduğu mahkeme heyeti önünde yapılmıtır. Savcılık ve bavuran  
esas üzerinde görüve savunmalarını bu yargıçlar önünde sunmu; polis önünde verdiği  
ifadeyle bavuranın mahkûmiyet kararının gerekçelerinden birini oluturan A.D. de yine sivil  
y a r g ı ç l a r ö n ü n d e t a n ı k l ı k e t m i tir (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Kabasakal ve  
Atar davası, no 70084/01 ve 70085/01, prg. 34-35, 19 Eylül 2006).  
4
Bu koullar altında AĐHM, mevcut ikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve  
A ĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine  
varmaktadır.  
2. AĐHS’nin 6. maddesine dayalı diğer ikâyetler hakkında  
AĐHM, bu ikâyetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
y o k s u n o l m a d ı ğı ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.  
Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmeleri uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
1. Yargılama süresi  
Hükümet, davanın karmaıklığı ve bavurana isnat edilen suçlamaların niteliğine dikkat  
çekmektedir. Hükümet, üstelik bavuranın polis binasının beinci katındaki pencereden  
atlayıp iki bacağının kırılmasına sebep olarak ve 20 Temmuz 1999 tarihine kadar duruma l ara  
katılmayarak kasten yargılama sürecini yavalattığını savunmaktadır.  
Hükümet, yetkililerin hiçbir surette yargılamanın aksamasına sebep olmadığını ve  
dolayısıyla yargılama süresinin aırı kabul edilemeyeceğini savunmaktadır.  
Hükümetin bu argümanlarına karı çıkan bavuran, dile getirilen bu olayların ikâyet ettiği  
y a r g ı l a m a s ü r e s i ü z e r i n d e e t k i l i o l m a d ı ğını, zira DDGM önündeki duruma l a r a k at ı l ma d ı ğı  
dönemde orada bulunmasını gerektirecek hiçbir yargı ileminin yapılmadığını ileri  
sürmektedir.  
AĐHM, ilk önce dikkate alınacak dönemin bavuranın tutuklandığı 17 Haziran 1996  
tarihinde baladığını ve Yargıtay’ın kararını açıkladığı 11 Nisan 2002 tarihinde sona erdiğini  
gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu dönem iki dereceli yargılama için yaklaık beyıl on ay  
sürmütür.  
AĐHM, bir yargılamanın makul sürede yapılıp yapılmadığını tespit edebilmek için özellikle  
davanın karmaıklığı, bavuran ile yetkili makamların tutumları bata olmak üzere dava  
artlarının ve AĐHM’nin konuyla ilgili yerleik içtihadının incelenmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası  
[GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II).  
AĐHM, kendisine sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, mevcut davada Hükümetin  
yu k a r ı d a b e l ir t i le n k ar ar d a n f a r k lı b i r d ü ünmesini gerektirecek herhangi bir olgu ya da  
argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır. AĐHM, yargılama süresinin uzamasını sadece  
kaçmaya çalıırken kendisini ağır bir ekilde yaralayan bavuranın bu tutumuna bağlamanın  
doğru olmayacağı kanısındadır. AĐHM, dosyada bavuranın hangi gerekçelerle hızlı bir  
ekilde DDGM’nin yetki bölgesindeki bir cezaevine ya da bir hastaneye nakledilmediğini  
veya ifadesinin istinabe yoluyla alınmadığını açıklayan bir unsur bulunmadığını not  
etmektedir. AĐHM ayrıca, ilgili ahsın avukatının duruma l a rd a ha z ır b ul und u ğunu  
kaydetmektedir.  
Öte yandan AĐHM, Hükümetin bavuranın katılmaması nedeniyle gerçekletirilemeyen  
herhangi bir yargı ilemi göstermediğini ve dosyadaki unsurların da bu konuya açıklık  
getirmediğini gözlemlemektedir.  
5
Son olarak AĐHM, yetkili mahkemelerin bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an  
önce tecelli etmesi için gerekli ihtimamı göstermeleri gereken yargılamanın büyük bir  
kısmında bavuranın tutukluluk halinin devam ettiğini gözlemlemektedir (bakınız, Rusya  
aleyhine Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI, ve, daha yakın bir  
zamanda, Türkiye aleyhine Gezici ve Đpek davası, no 71517/01, prg. 56, 10 Kasım 2005).  
Konuya ilikin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama  
süresinin aırı olduğu ve “makul süre” gerekliliğini yerine getirmediği kanaatine varmaktadır.  
Bu durumda, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmitir.  
2. Basav cının yazılı görü ünün bavurana tebliğ edilmemesi  
Hükümete göre, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe  
girmesiyle basavcının yazılı görüünün tebliğ edilmeme sorunu çözülmütür.  
AĐHM, daha önce Türkiye aleyhine Göç ([GC], no 36590/97, prg. 14, CEDH 2002-V)  
davasının emsal kararında benzer bir ikâyetle ilgili olarak hüküm verdiğini hatırlatmaktadır.  
Mevcut davayı ilgilendiren dönemde yürürlükte olan yasaların bu emsal kararda uygulanan  
y a s a l a r o l d u ğunu ve söz konusu karardan farklı muhakeme yapılmasını gerektirecek bir neden  
göremediğini kaydeden AĐHM, mevcut davada basavcının yazılı göünün bavurana tebliğ  
edilmediği ve dolayısıyla aynı gerekçelerle 6. maddenin 1. paragrafının ihlal edildiği  
sonucuna varmaktadır (idem, prg. 55).  
3. Gözaltı sırasında avukat yardımından mahrum kalma  
Hükümet, ön soruturma safhasında avukat yardımı alamadığı yönündeki ikâyetle ilgili  
olarak, bavuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önünde avukat tarafından temsil  
edildiğini ve o safhalarda polise verdiği ifadelere itiraz etme imkânı bulduğunu savunmakta ve  
bu bağlamda Türkiye aleyhine Bedri ve Reit Aslan ((karar), no 63183/00, 26 Mayıs 2005)  
davasında alınan karara atıfta bulunmaktadır. Hükümet, bütünüyle değerlendirildiğinde,  
ihtilaflı yargılamanın adil olmadığının söylenemeyeceği kanaatindedir.  
AĐHM, Salduz kararında ortaya çıkan ve bu alanda uygulanan, daha öncesinde Hükümetin  
örnek gösterdiği kararın ilgili bölümlerinde de etkili olan kıstaslara (Salduz ilgili bölüm, prg.  
50-55) atıfta bulunmaktadır.  
Mevcut davada, o dönemde yürürlükte olan yasa engel tekil ettiği için bavuranın gözaltı  
sırasında – yani ön sorgulama esnasında - avukat yardımı almadığına kimse itiraz  
etmemektedir (Salduz, ilgili bölüm, prg. 27 ve 28).  
Bu artlar altında, Salduz kararının 56 ile 59 arası ve 62. paragraflarının ilgili bö lümlerinde  
belirtilen gerekçelerle AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 c) maddelerinin ihlâl edildiği sonucuna  
varılmaktadır (bakınız, ayrıca, Türkiye aleyhine Böke ve Kandemir davası, no 71912/01,  
26968/02 ve 36397/03, prg. 71, 10 Mart 2009, ve, daha yakın bir zamanda Türkiye aleyhine  
Karabil davası, no 5256/02, prg. 45, 16 Haziran 2009).  
Dolayısıyla AĐHM, karar hakimleri önünde savunma hakkına saygı gösterilmesi  
konusunda AĐHS’nin 6.maddesinin 3. paragrafı bakımından ortaya çıkan temel hukuki sorunu  
karara bağladığı kanaatindedir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Kamil  
Uzun davası, no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs 2007 ; Karabil, ilgili bölüm, prg. 46).  
6
Bu nedenle AĐHM, masumiyet karinesinin çiğnendiği iddiaları hakkında ayrıca karar  
verme gereğinin olmadığı sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. PARAGRAFININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Kabuledilebilirliğe ilikin  
Son olarak, bavuran AĐHS’nin 5. maddesinin 1 ve 3. paragraflarına atıfta bulunmakta ve  
gözaltı ile tutukluluk sürelerinin uzunluğundan ikâyetçi olmaktadır.  
AĐHM, iç hukukta itiraz yolu bulunmadığından mevcut davada altı aylık sürenin ihtilaflı  
gözaltı ve tutukluluk halinin sona erdiği tarihten itibaren, yani sırasıyla 26 Haziran 1996 ve 28  
Eylül 2000 tarihlerinden balayarak hesaplanması gerektiğini not etmektedir. Bunun sonucu  
olarak AĐHM, bavurunun 10 Haziran 2002 tarihinde yani bu tarihler üzerinden altı aydan  
fazla bir süre geçtikten sonra sunulmuolması dolayısıyla, bu ikâyetler açısından gecikmiꢀ  
olarak kabul edileceğini kaydetmektedir.  
AĐHM, altı aylık süre kuralını yerine getirmediği için bu ikâyetlerin AĐHS’nin 35.  
ma d d e s i ni n 1 ve 4 . p ar a gr a f lar ı uya r ı nc a re dd e di lme s i ge r e k t i ği sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, manevi tazminat olarak 30 000 Türk Lirası (TRY) (yaklaık 7 000 Euro (EUR))  
talep etmektedir.  
Hükümet, bu talebin dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, bavurana manevi tazminat bağı altında 3 000 EUR ödenmesini uygun  
görmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde bavuranın  
A ĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı  
kanısındadır (Salduz, ilgili bölüm, prg. 72).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve giderleri için 9 350 TRY  
(yaklaık 5 400 EUR) talep etmektedir. Bu tutara dayanak olarak, çalıılan saatlerin  
dökümünü ve sekreterlik giderleri, fotokopi, posta ve telekomünikasyon masrafları gibi  
harcamaların listesini sunmaktadır.  
Hükümet, bu talebin haklı olmadığı kanaatindedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı  
ma kul mi kt a r la r da ki ya r gı g i de r le r i ni el d e ed e bi l i r .  
7
Elindeki belgeler ile yukarıdaki kıstasları dikkate alan AĐHM, mevcut davada AĐHM  
önünde görülen yargılama masraf ve giderleri karılığında bavurana 150 EUR ödenmesi  
gerektiği kanaatine varmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana  
üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6/1, 2 ve 3. maddesi (yargılamanın uzunluğu, masumiyet karinesi, basavcının  
tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi, gözaltında avukat bulundurma hakkından  
ya r a r l a n ma ma ) h a k kı n d a k i ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında kalanların  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin (yargılamanın uzunluğu) ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin (basavcının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi) ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesinin (gözaltında avukat yardımından yararlanmama) ihlal  
edildiğine;  
5. AĐHS’nin 6/2 maddesinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından bavurana 3.000 (üç bin) Euro manevi  
tazminat ve yargılama giderleri için 150 (yüz elli) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 5 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8