CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
UNAY -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:5290/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Ekim 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (5290/02) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaı)  
Mehmet Zeynettin Unay’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 29 Haziran 2001  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1956 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.  
Bavuran, genel seçimler arifesinde 23 Ağustos 1998 tarihinde Đzmir’de bir salonda  
gerçekletirilen olağan parti kongresinde Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) genel  
sekreter yardımcısı olarak bir konuma yapmıtır.  
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (« ĐDGM ») Cumhuriyet Savcısı (« Savcı») 12 Ocak 1999  
tarihli iddianamesinde, terörle mücadeleye ilikin 1991 tarihli yasanın (« 1991 yasası ») 8.  
maddesinin 1. fıkrasına dayanarak bavuranı, bu konumasından dolayı Devlet’in  
bütünlüğüne karı propaganda yapmakla suçlamıtır.  
Đddianamede, söz konusu kongrenin yasadıı bir gösteriye dönüğü ve kongreye  
katılanların, kongrede bulunan hükümet komiserinin defalarca uyarmasına rağmen, yasadıı  
silahlı bir örgüt lehine slogan atmaya devam ettikleri vurgulanmıtır.  
Bavuran, ĐDGM önünde söz konusu söylemi yaptığını kabul etmi, ancak bu konumada suç  
ileme niyeti bulunmadığını ve bölücülük suçunun kurucu unsurlarının olumadığını ifade  
ederek suçlamaları reddetmitir. Bavuran, ayrıca konumasının genelinde Hükümet’in  
uygulağı politikayı eletirdiğini ve sadece kendisinin ve Halkın Demokrasi Partisi’nin siyasi  
görülerini dile getirdiğini ifade etmitir.  
18 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’nın 143. maddesinde yapılan değiiklikle Devlet  
Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden askeri yargıçlar çıkarılmıtır. Bu mahkemelerin  
kurulmasına ilikin yasada 22 Haziran 1999’da yapılan değiiklik sonrası ĐDGM bünyesinde  
yer alan askeri yargıç yerine sivil bir yargıç atanmıtır.  
ĐDGM, 12 Ocak 1999 tarihli iddianameye dayanarak aldığı 5 Ekim 1999 tarihli kararında  
bavuranı on bir ay hapis ve 666 722 221 Türk Lirası para cezasına mahkûm etmitir. ĐDGM,  
kararının gerekçesinde bavuranın konumasının bazı bölümlerine atıfta bulunmutur  
.
Bavuran, birinci derece mahkemesinin verdiği kararı temyize götürmütür. Yargıtay’a  
sunduğu dilekçede bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin sadece konumasında geçen  
« Kürdistan » kelimesi üzerinden karar verdiğini iddia etmitir. Bavuran, bu kelimeyi  
bölücülük yapmak amacıyla değil, çoğunluğunu Kürt kökenli vatandaların oluturduğu  
coğrafik bir bölgeyi iaret etmek için kullandığını ileri sürmütür. Bavurana göre, yaptığı  
konumanın genel anlamı hakimler tarafından tamamen göz ardı edilmitir. Demokratik bir  
2
rejimde ifade özgürlüğünün önemini detaylı bir ekilde açıklayan bavuran, ayrıca bir parti  
temsilcisinin Laz, Çerkez, Rum, Ermeni ve Kürt gibi etnik farklılıkların varolduğu gerçeğini  
dile getirmesinin suç sayıldığını, oysa ki iktidardaki politikacıların aynı gerçeği dile  
getirdiklerinde sorun yaamadıklarını iddia etmitir. Bavuran, ulusal yargı organlarının bu  
konuda çifte standart uygulandığını ileri sürmütür.  
Yargıtay, 18 Eylül 2000 tarihinde aldığı kararda, dava dosyasında bazı eksiklikler, özellikle  
1999 yılında yürürlüğe giren, bazı suçların ertelenmesini ve ceza sürelerinin hesaplanmasını  
öngören 4454 sayılı yasanın uygulanmasında eksiklikler olduğu gerekçesiyle kararı bozmuꢀ  
ve dosyayı ĐDGM’ye geri göndermitir.  
ĐDGM, Yargıtay’ın belirttiği eksiklikleri giderdikten sonra 16 Kasım 2000 tarihinde verdiği  
kararda, 1991 yasasının 8. maddesinin 1. fıkrasına karı geldiği gerekçesiyle bavuranı on ay  
hapis ve 666 666 666 Türk Lirası (eski) para cezasına mahkûm etmitir.  
Bavuran, bu kararı yeniden temyize götürmütür.  
Yargıtay, 20 ubat 2001 tarihli kararında, 22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616  
sayılı Yasa’ya uygun olarak davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi gerektiği  
gerekçesiyle bu son kararı bozmutur.  
ĐDGM, 23 Mart 2001 tarihli kararda 4616 sayılı af yasası gereğince kararın beyıl süreyle  
ertelenmesine hükmetmitir.  
Dava dosyasında bulunan unsurlara göre, bu beyıllık erteleme süresi yargılamanın yeniden  
yapılmasına gerek kalmadan tamamlanmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN 14. MADDEYLE BAĞLANTILI OLARAK ĐHLÂL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, bir siyasi partinin kongresinde yaptığı konuma nedeniyle Devlet Güvenlik  
Mahkemesi önünde kendisi aleyhine dava açılmasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden  
ikayetçi olmaktadır. Bavuran, hakkında verilen kararın ertelenmesine rağmen, suçun tekrarı  
halinde yeniden yargılanma riski bulunduğu için fikirlerini ifade edemediğini ileri  
sürmektedir. Bavuran Kürt kökenli olduğu ve konumasında Kürtlerin varlığından söz ettiği  
için ceza mahkemelerinde yargılandığını iddia etmekte ve AĐHS’nin 10. maddesini, 14.  
maddeyle bağlantılı olarak, ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranın yargılamanın ertelenmesinden yararlanması ve nihai bir hüküm  
giymemiolması nedeniyle mağdur sıfatının olmadığı itirazını yapmaktadır. Hükümet ayrıca,  
terörle mücadele yasasının 8. maddesinin 4928 sayılı yasayla yürürlükten kaldırıldığına dikkat  
çekmektedir.  
3
Bavuran, beyıl boyunca mahkûm edilme korkusuyla yaadığı için mağdur sıfatını haiz  
olduğunu iddia etmektedir.  
AĐHM, Hükümet’in mağduriyet sıfatıyla ilgili aynı içerikli itirazlarını daha önce de defalarca  
reddettiğini hatırlatmaktadır (bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Yaar Kaplan davası,  
no 56566/00, prg. 32-34, 24 Ocak 2006). AĐHM, aynı mantık yoluyla hareket ederek  
Hükümet’in bu itirazını reddetmektedir.  
AĐHM, bu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi  
bulunmadığından bu ikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesini uygun görmektedir.  
B. Esasa ilikin  
Bavuran, siyaset adamı olarak yaptığı bir konumadan ötürü hakkında ceza davası  
açılmasının ifade özgürlüğü hakkını ihlâl ettiğini ileri sürmektedir. Bavuran, ikayet konusu  
davanın, Hükümetin, bireylerin ifade özgürlüğü hilafına Devleti koruma politikasının bir  
parçası olduğunu iddia etmektedir. Bavuran, konumasının hiçbir surette iddet içeriği  
bulunmadığını vurgulamaktadır.  
Hükümet, bavuranın 23 Ağustos 1998 günü yaptığı konumada terörizmi övdüğünü ileri  
sürmektedir. Hükümet bu nedenle hiç bir ekilde AĐHS’nin 10. maddesiyle teminat altına  
alınan haklara müdahalenin söz konusu olmadığını savunmaktadır. Bu itirazının kabul  
edilmemesi halinde, Hükümet olayın meydana geldiği dönemde bölgenin güvenlik açısından  
arzettiği hassasiyet nedeniyle, ihtilaflı müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca cevap verdiğini ve  
kamu düzenini korumak, ulusal güvenliği, kamu güvenliğini ve suçların önlenmesini  
sağlamak gibi meru amaçlarla orantılı olduğunu ileri sürmektedir.  
AĐHM, daha önce de mevcut davaya benzer davaları incelemive AĐHS’nin 10. maddesinin  
ihlal edildiğini tespit etmitir (özellikle bakınız Türkiye aleyhine Ceylan davası [GC],  
no 23556/94, prg. 38, CEDH 1999-IV, Türkiye aleyhine Öztürk davası [GC], no 22479/93,  
prg. 74, CEDH 1999-VI, Türkiye aleyhine Đbrahim Aksoy davası, no 28635/95, 30171/96 ve  
34535/97, prg. 80, 10 Ekim 2000, Türkiye aleyhine Karkın davası, no 43928/98, prg. 39,  
23 Eylül 2003, ve Türkiye aleyhine Kızılyaprak davası, no 27528/95, prg. 43, 2 Ekim 2003).  
AĐHM, mevcut davayı yerleik içtihadının ıığında incelediğini vurgulayarak, Hükümetin bu  
davada diğerlerinden farklı bir sonuca ulamak için yeterli argüman ve olgu sunmadığını  
tespit etmektedir. AĐHM, ihtilaflı konumada kullanılan ifadelere ve hangi bağlamda  
söylendiğine özellikle önem vermektedir. Bu konuda AĐHM, incelediği olayı çevreleyen  
koulları ve özellikle terörle mücadelenin zorluğunu dikkate alacaktır (bakınız Đbrahim Aksoy,  
ilgili bölüm, prg. 60, ve Türkiye aleyhine Incal davası, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme  
1998-IV, s. 1568, prg. 58).  
Đhtilaflı konuma, bavuranın genel sekreter yardımcısı olduğu partinin kongresinde politikacı  
sıfatıyla yapılmıtır. Bu konumada bavuran, genel seçimler arifesinde partisinin tutumunu  
savunmakta, ülkenin güney doğusunda devam eden silahlı çatımaları kınamakta ve  
hükümetin Kürt sorunuyla ilgili politikasını eletirmektedir.  
AĐHM’in tespitine göre ulusal mahkemeler, ihtilaflı konumada Türk Devleti’nin toprak  
bütünlüğünü parçalamaya yönelik ifadeler bulmutur.  
4
AĐHM, ulusal mahkemelerin kararlarında açıkladıkları gerekçeleri incelemive sözkonusu  
gerekçelerin bu ekliyle bavuranın ifade özgürlüğüne müdahale etmek için yeterli olmadığı  
kanaatine varmıtır (bakınız, mutatis mutandis, Yurtta, ilgili bölüm, ve Türkiye aleyhine  
Sürek davası (no 4) [GC], no 24762/94, prg. 58, 8 Temmuz 1999). AĐHM, o dönemde Türk  
Devleti’nin Kürt sorunuyla ilgili politikası hakkında olumsuz bir tablo çizen bu konumada  
bazı bölümlerin özellikle sert ifadeler içerdiğini ve dolayısıyla topluma dümanca ifadeler  
içerdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte AĐHM, bavuranın Türk siyasetindeki rolünü  
yerine getiren bir politikacı sıfatıyla konutuğunu, ne iddete bavurmayı, ne orduya  
direnmeyi ne de ayaklanmayı tevik ettiğini ve her halukarda konumasının bir nefret söylemi  
olmadığını hatırlatmaktadır. Değerlendirme yaparken AĐHM’in dikkate alacağı en önemli  
unsur bu olacaktır (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 1) [GC],  
no 26682/95, prg. 62, CEDH 1999-IV, ve Türkiye aleyhine Gerger davası [GC], no 24919/94,  
prg. 50, 8 Temmuz1999).  
AĐHM, müdahalenin orantılılığını tespit ederken cezaların niteliğini ağırlığını da dikkate  
alacaktır.  
Mevcut davada karar ertelendiği halde, ĐDGM’nin verdiği bu karar kaçınılmaz olarak  
bavuranın erteleme süresince yürüttüğü faaliyetler üzerinde kısmen sansürleyici etki yaratmıꢀ  
ve katılğı siyasi tartıma ortamlarında eletiri yapmasını büyük ölçüde sınırlamıtır (bakınız  
Türkiye aleyhine Güzel davası (no 3), no 6586/05, prg. 51, 24 Temmuz 2007, Türkiye aleyhine  
Aslı Günedavası, no 53916/00, prg. 26, 27 Eylül 2005).  
Bu itibarla, bavuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan bu müdahaleler «demokratik bir  
toplumda zorunlu» olarak nitelenemez. Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlâl  
edildiği sonucuna varmaktadır.  
Yukarıda yapılan tespitleri göz önüne alan AĐHM, bu ikâyetin AĐHS’nin 10. maddesiyle  
bağlantılı olarak 14. maddesi bakımından ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir  
(bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Nur Radyo ve Televizyon Yayıncılığı A.. davası, no  
6587/03, prg. 32, 27 Kasım 2007).  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, özellikle Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davanın bir bölümünde  
yargılamaya askeri bir yargıcın itiraki dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
tarafından adil bir ekilde yargılanmadığından ikâyetçi olmaktadır. Bavuran ayrıca,  
Yargıtay savcısının tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğini iddia etmektedir.  
Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM, ertelenme kararıyla birlikte bir davanın artlı olarak askıya alınmasına ilikin benzer  
davalarda benzer ikayetleri incelediğini ve bu davalarda kesinlemibir kararla mahkûm  
edilmeyen bavuranların mağdur sıfatında olmadığına hükmettiğini hatırlatmaktadır (bakınız,  
örnek olarak, Türkiye aleyhine Günedavası (karar), no 38413/02, 1 Eylül 2005, Türkiye  
aleyhine Sincar ve diğerleri davası (karar), no 46281/99, 19 Eylül 2002). Mevcut davada bu  
içtihattan ayrılmasını gerektiren hiçbir unsur bulunmadığını tespit eden AĐHM, bu ikâyetlerin  
5
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri anlamında açıkça dayanaksız olduğu  
kanaatindedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı manevi zarar için 7.500 Euro istemektedir.  
Hükümet, sözkonusu miktarı aırı bulmaktadır.  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, bavurana 1.500 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği  
kanaatindendir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemeler önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için 1.000  
Euro, AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için ise 3.230 Euro talep  
etmektedir. Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde avukatı tarafından  
gerçekletirilen çalımaların ve ilemlerin detaylı listesini avukatının vakfettiği saatleri de  
belirterek AĐHM’ye sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu taleplerin mesnetsiz ve aırı olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, içtihadına göre bir bavuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğunu ortaya koyduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak  
AĐHM, yargılama masraf ve giderlerinin tamamı için bavurana 1.000 Euro ödenmesinin  
makul olduğu kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun AĐHS’nin 10. maddesi kapsamında yapılan ikayete ilikin kısmının  
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 10. maddesi ile birlikte AĐHS’nin 14. maddesi kapsamında yapılan ikayetin  
ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından bavurana 1.500 Euro (bin beyüz Euro)  
manevi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için de 1.000 (bin Euro)  
ödenmesine;  
6
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7