Hükümet, AĐHM’den, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollannın tüketilmediği
gerekçesiyle baꢀvurunun reddini talep etmiꢀtir. Hükümet, AIHM’nin Köse/Türkiye (no.
50177/99) davasında vermiꢀ olduğu karara atıfta bulunarak, baꢀvuranın eski Ceza
Kanunu’nun 292-304. maddeleri uyarınca devam eden tutukluluğuna itirazda bulunmadığını
ileri sürmüꢀtür. AĐHM, söz konusu baꢀvurudakine benzer önceki davalarda, Hükümet’in ön
itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Koꢀti ve Diğerleri/Türkiye, no.74321/01). AIHM, söz
konusu davada, bu içtihadından aynimasını gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı
kanaatindedir. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.
Hükümet, ayrıca, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle baꢀvurunun reddedilmesi
gerektiğini iddia etmiꢀtir. Bu bakımdan, Hükümet, baꢀvuramn herhangi bir etkili iç hukuk
yolu bulunmadığını düꢀünmesi halinde, AĐHM’ye daha önce baꢀvurmuꢀ olması gerektiğini
ileri sürmüꢀtür. AĐHM, herhangi bir iç hukuk yolu bulunmaması durumunda, AIHS’nin 35/1
maddesinde öngörülen altı ay kuralının, prensip olarak baꢀvuruda ꢀikayette bulunulan eylemin
gerçekleꢀtiği tarihten itibaren baꢀladığını hatırlatır (Arı ve ꢁen/Türkiye, no. 33746/02). Söz
konusu davada, baꢀvuran aleyhindeki cezai yargılama halen derdesttir ve baꢀvuran halihazırda
tutuklu bulunmaktadır. Ayrıca, yukarıda açıklandığı üzere, baꢀvuranın yargılama öncesi uzun
süren tutukluluğuna itirazda bulunmak için kullanabileceği herhangi bir etkili iç hukuk yolu
bulunmamaktadır (Koꢀti, yukanda kaydedilen). Bu nedenle, AĐHM, baꢀvurunun altı ay
içerisinde yapıldığını kabul eder. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ikinci itirazını reddeder.
Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu baꢀvurunun açıkça
dayanaktan yoksun olmadığım kaydeden AIHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığım tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetin esasına iliꢀkin olarak, baꢀvuranın
yargılama öncesi tutukluluğunun, yakalanmasıyla birlikte 9 Temmuz 1996 tarihinde
baꢀladığım gözlemlemektedir. AĐHM’nin içtihadına göre (Solmaz/Türkiye, no. 2756 1/02;
Akyol/Türkiye, no. 2343 8/02), bu davada göz önünde bulundurulması gereken süre,
baꢀvuranın özgürlüğünden mahrum bırakıldığı toplam süreden AĐHS’nin 5/1(a) maddesi
uyarınca mahkum edilmesinin ardından tutuklu kaldığı süre’ düꢀüldükten sonra, söz konusu
kararın kabul tarihi itibariyle on bir yıl dört aydır. Yerel mahkemeler, yıllar boyunca “suçun
niteliği ve kanıtların durumu göz önünde bulundurularak” gibi birbirinin aynı ve kalıplaꢀmıꢀ
ifadeler kullanarak sürekli olarak baꢀvuranın tutukluluğunu uzatmıꢀtır.
AĐHM, söz konusu baꢀvurudakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AĐHS’nin 5/3
maddesinin ihlalini tespit etmiꢀtir (Atıcı/Türkiye, no. 19735/02; Solmaz, yukarıda
111 Aralık 1997 - 3 Aralık 1998 ve 19 Aralık 2002 — 16 Eylül2003 tarihleri arasında geçen
süre.
3
kaydedilen; Dereci/Türkiye, no. 77845/01; Taciroğlu/Tüı’*iye, no. 25324/02). Elindeki
belgelerin tamamını inceleyen AIHM, söz konusu davada farklı bir sonuca varması için
Hükümet’in ikna edici herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı kanaatindedir.
Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun AIHS’nin
5/3 maddesine aykırı olduğu sonucuna varır. Dolayısıyla, AIHS’nin 5/3 maddesi ihlal
edilmiꢀtir.
Baꢀvuran, adil tatmin konusunda, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran, ayrıca, avukatlık ücreti için 5,500 TL (yaklaꢀık 2,500 Euro), AIHM önünde yapılan
yargılama masraf ve giderleri için 260 TL (yaklaꢀık 120 Euro) talep etmiꢀtir. Baꢀvuran,