CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
IKĐNCĐ DAĐRE  
ÜNAY - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 24801/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
22 Eylül 2009  
Đꢀ bu karar AĐHS ‘nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
1
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 24801/05 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı Selim  
Unay’ın (“bavuran”) Avrupa Insan Hakları Mahkemesi’ne, 17 Haziran 2005 tarihinde, Insan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca, yapmıOlduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đstanbul Barosu  
avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
Bavuran, 1958 doğumludur ve Kandıra’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 9 Temmuz 1996 tarihinde, bir banka soygunu sırasında yakalanmıtır. Bavuran, 24  
Temmuz 1996 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi soruturma hakimi önüne  
çıkarılve tutuklanmasına karar verilmitir.  
5 Ağustos 1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuran hakkında bir iddianame düzenlemitir. Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 146.  
Maddesi uyarınca, bavuranı yasadıı silahlı bir örgüte üye olmakla ve Devlet’in anayasal  
düzenini bozan eylemlere katılmakla suçlamıtır.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılama balamıtır. Mahkeme, müteakip  
durumalarda, iddia konusu suçun niteliği ve kanıtların durumu nedeniyle bavuranın serbest  
bırakılmaması yönünde karar vermitir.  
11 Aralık 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını açıklamıtır.  
Mahkeme, bavuram itham edildiği suçlardan mahkum etmive müebbet hapis cezasına  
çarptırmıtır.  
3 Aralık 1998 tarihinde, Yargıtay söz konusu kararı bozmutur. Dolayısıyla, dava Đstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri gönderilmitir.  
5 Ocak 1999 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yargılamaya yeniden  
balamıtır. Mahkeme, müteakip durumalarda, kanıtların durumunu göz önünde  
bulundurarak bavuranın serbest bırakılma taleplerini reddetmitir.  
19 Aralık 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bir kez daha bavuranı itham  
edildiği suçlardan mahkum etmive Ceza Kanunu’nun 146. Maddesi uyarınca müebbet hapis  
cezasına hükmetmitir.  
16 Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay bir kez daha ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılama devam etmitir. 7 Mayıs 2004  
tarihinde anayasada yapılan bir değiiklikle Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması  
sonucu bavuranın davası Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne devredilmitir.  
2
Dava dosyasındaki bilgiye göre yargılama halen derdesttir ve bavuran halihazırda tutuklu  
bulunmaktadır.  
HUKUTK  
Bavuran, AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca yargılama öncesi tutukluluğu konusunda ikayetçi  
olmutur.  
Hükümet, AĐHM’den, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollannın tüketilmediği  
gerekçesiyle bavurunun reddini talep etmitir. Hükümet, AIHM’nin Köse/Türkiye (no.  
50177/99) davasında vermiolduğu karara atıfta bulunarak, bavuranın eski Ceza  
Kanunu’nun 292-304. maddeleri uyarınca devam eden tutukluluğuna itirazda bulunmadığını  
ileri sürmütür. AĐHM, söz konusu bavurudakine benzer önceki davalarda, Hükümet’in ön  
itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Koti ve Diğerleri/Türkiye, no.74321/01). AIHM, söz  
konusu davada, bu içtihadından aynimasını gerektirecek herhangi bir özel koul bulunmadığı  
kanaatindedir. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
Hükümet, ayrıca, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle bavurunun reddedilmesi  
gerektiğini iddia etmitir. Bu bakımdan, Hükümet, bavuramn herhangi bir etkili iç hukuk  
yolu bulunmadığını düünmesi halinde, AĐHM’ye daha önce bavurmuolması gerektiğini  
ileri sürmütür. AĐHM, herhangi bir iç hukuk yolu bulunmaması durumunda, AIHS’nin 35/1  
maddesinde öngörülen altı ay kuralının, prensip olarak bavuruda ikayette bulunulan eylemin  
gerçekletiği tarihten itibaren baladığını hatırlatır (Arı ve en/Türkiye, no. 33746/02). Söz  
konusu davada, bavuran aleyhindeki cezai yargılama halen derdesttir ve bavuran halihazırda  
tutuklu bulunmaktadır. Ayrıca, yukarıda açıklandığı üzere, bavuranın yargılama öncesi uzun  
süren tutukluluğuna itirazda bulunmak için kullanabileceği herhangi bir etkili iç hukuk yolu  
bulunmamaktadır (Koti, yukanda kaydedilen). Bu nedenle, AĐHM, bavurunun altı ay  
içerisinde yapıldığını kabul eder. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ikinci itirazını reddeder.  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu bavurunun açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığım kaydeden AIHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığım tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca yapılan ikayetin esasına ilikin olarak, bavuranın  
yargılama öncesi tutukluluğunun, yakalanmasıyla birlikte 9 Temmuz 1996 tarihinde  
baladığım gözlemlemektedir. AĐHM’nin içtihadına göre (Solmaz/Türkiye, no. 2756 1/02;  
Akyol/Türkiye, no. 2343 8/02), bu davada göz önünde bulundurulması gereken süre,  
bavuranın özgürlüğünden mahrum bırakıldığı toplam süreden AĐHS’nin 5/1(a) maddesi  
uyarınca mahkum edilmesinin ardından tutuklu kaldığı süre’ düüldükten sonra, söz konusu  
kararın kabul tarihi itibariyle on bir yıl dört aydır. Yerel mahkemeler, yıllar boyunca “suçun  
niteliği ve kanıtların durumu göz önünde bulundurularak” gibi birbirinin aynı ve kalıplaꢀ  
ifadeler kullanarak sürekli olarak bavuranın tutukluluğunu uzatmıtır.  
AĐHM, söz konusu bavurudakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AĐHS’nin 5/3  
maddesinin ihlalini tespit etmitir (Atıcı/Türkiye, no. 19735/02; Solmaz, yukarıda  
111 Aralık 1997 - 3 Aralık 1998 ve 19 Aralık 2002 — 16 Eylül2003 tarihleri arasında geçen  
süre.  
3
kaydedilen; Dereci/Türkiye, no. 77845/01; Taciroğlu/Tüı’*iye, no. 25324/02). Elindeki  
belgelerin tamamını inceleyen AIHM, söz konusu davada farklı bir sonuca varması için  
Hükümet’in ikna edici herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı kanaatindedir.  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, bavuranın yargılama öncesi tutukluluğunun AIHS’nin  
5/3 maddesine aykırı olduğu sonucuna varır. Dolayısıyla, AIHS’nin 5/3 maddesi ihlal  
edilmitir.  
Bavuran, adil tatmin konusunda, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmitir.  
Bavuran, ayrıca, avukatlık ücreti için 5,500 TL (yaklaık 2,500 Euro), AIHM önünde yapılan  
yargılama masraf ve giderleri için 260 TL (yaklaık 120 Euro) talep etmitir. Bavuran,  
konuyla ilgili olarak bir ücret sözlemesi ibraz etmi, ancak masraflara ilikin herhangi bir  
fatura göstermemitir. Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM, bavuranın yalnızca söz konusu davada tespit edilen ihlal ile telafı edilemeyecek  
düzeyde manevi zarar görmüolabileceği kanaatindedir. Bu nedenle, AIHM, hakkaniyete  
uygun olarak, bavurana 9,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir. AĐHM,  
bavuranın yargılama masraf ve giderlerine ilikin talebiyle ilgili olarak, içtihadını, elindeki  
belgeleri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak, AĐHM önündeki yargılama için  
1,000 Euro ödenmesinin uygun olacağına karar verir.  
Ayrıca, AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.  
Son olarak, tarafların verdiği bilgiye göre, bavuran aleyhindeki cezai yargılama halen  
derdesttir ve bavuran halihazırda tutuklu bulunmaktadır. Bu koullar altında, AIHM, adaletin  
uygun bir ekilde ilemesi için gerekli artlar göz önünde bulundurularak bavuran  
aleyhindeki cezai yargılamanın mümkün olan en kısa zamanda çözüme kavuturulmasının  
ve/veya söz konusu yargılama sonuçlanıncaya kadar bavuranın serbest kalmasının ihlallere  
son vermek için en uygun yol olacağı kanaatindedir (Yakıan/Türkiye, no. 11339/03; Mehmet  
Ali Çelik/Türkiye, no. 42296/07).  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1.  
2.  
Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
AIHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine,  
3. (a) AĐHS ‘nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve her türlü  
vergi ve kesintiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavurana manevi  
tazminat olarak 9,000 Euro (dokuz bin Euro), yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro  
(bin Euro) ödenmesine,  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
4
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AIHM ĐçtüzüğÜ’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5