CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÜNEL -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:35686/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Mayıs 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (35686/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Sermet Mustafa Ünel’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 Haziran 2002  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önündeki davası için avukat tayin etmemitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1959 yılı doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.  
1997 ve 2000 tarihleri arasında bavuran, Ulatırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürü  
olarak görev yapmaktaydı.  
21 Ocak 2000 tarihinde, bir havacılık firmasının sahibi olan A.Ö. bavuran hakkında Ankara  
Savcılığı’na ikayette bulunmutur. A.Ö uçuizni alabilmek için bavurana para ödemek  
zorunda bırakıldığını ileri sürmütür. A.Ö Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmive  
bavuranın uçuizni vermek için maddi bir karılık talebinde bulunduğunu beyan etmitir.  
A.Ö. ifadesinde, ilk seferinde talep edilen miktarı ödemesinin ardından, 20 Ocak 2000  
tarihine kadar geçerli uçuizni aldığını ifade etmitir. Yönetmelikte yapılan düzenlemelerin  
ardından A.Ö yeni bir izne ihtiyaç duymutur. 31 Aralık 1999 tarihinde, A.Ö bavuranın  
makamına gitmitir. Bavuran, 50.000 Amerikan Doları karılığında A.Ö’nün talebini yerine  
getireceğini belirtmitir. 20 Ocak 2001 tarihinde bavuran, A.Ö’ye uçuizni verilmesini  
reddetmitir. Aynı gün A.Ö. sözkonusu sorunla ilgili olarak Ulatırma Bakanı’nın makamına  
çıkmıtır. Ulatırma Bakanı’nın önerileri üzerine A.Ö, Bakan Beyin yanında bavuranı  
aramıtır. Müstear Yardımcısı ve Bakanlığın bir avukatı da Bakan Beyin makamında hazır  
bulunmaktaydı. Telefonda bavuran, “para yoksa ruhsat da yok” eklinde yanıt vermitir.  
Aynı akam, A.Ö polis yetkililerine bavurmupolis yetkilileri de A.Ö’yü ikayetini sunmak  
üzere Savcılığa yönlendirmilerdir. Ardından olayların açıklığa kavuturulması için A.Ö polis  
operasyonuna katılmayı kabul etmive randevu belirlemek için bavuranı aramıtır. Bavuran  
ile A.Ö arasında geçen konuma kaydedilmitir.  
22 Ocak 2000 tarihinde bavuranın suçlandığı olayları açıklığa kavuturmak için polis  
tarafından bir operasyon düzenlenmitir. A.Ö, daha önceden seri numaraları alınmıparaları  
bavurana teslim etmitir. Bavuran, parayı aldığı anda suçüstü yakalanmıtır. Sözkonusu olay  
gizli kamera ile kaydedilmitir. Aynı gün, bavuranın evinde bir arama gerçekletirilmive  
25.000 Amerikan Doları tutarındaki bir çek ele geçirilmitir. Bavuran gözaltına alınmıtır.  
23 Ocak 2000 tarihinde bavuran hakim karısına çıkarılmı, hakim, bavuranın  
tutuklanmasına karar vermitir.  
1 ubat 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı, bavuranı ve A.Ö’yü rüvet suçu ile suçlamıtır.  
vet ve görevi kötüye kullanma suçundan bavuran hakkında Ankara Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde ceza davası açılmıtır.  
2
Cezai yargılama sırasında, operasyona katılan polis memurları dinlenmitir. A.Ö. yazılı  
beyanını sunduğu tek bir durumaya katılmıtır. Bu duruma sırasında rahatsızlanarak,  
mahkeme tarafından dinlenmeden salonu terk etmitir.  
Bavuran birçok kez, yakalanması sırasında yapılan film kaydının ifre çözümlemesi  
aracılığıyla kriminolojik incelemesinin yapılmasını, bu kaydın duruma sırasında  
gösterilmesini, yakalamanın ses kayıtlarının ve A.Ö. ile yapmıolduğu telefon görümesinin  
ses kayıtlarının kağıda dökülmesini talep etmitir. Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu talepleri  
kabul etmemitir. Bavuranın, A.Ö.’nün Ağır Ceza Mahkemesi durumasına katılması, A.Ö  
ile yüzleme talebi ve Ulatırma Bakanı’nın durumaya çağrılması yönündeki ısarlı talebi  
reddedilmitir.  
Bavuran, savunma tanığı olarak aralarında Genel Müdür Yardımcısı S.K ve hava trafik  
kontrolörünün de bulunduğu bazı tanıkların dinlenmesini talep etmitir. Sözkonusu tanıklara  
çağrıda bulunulmutur. Tanıklar, duruma günü hazır bulunmular, ancak dinlenmemilerdir.  
Bununla birlikte, diğer dört savunma tanığı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenmitir. 25  
Ekim 2000 tarihinde, yalnızca S.K’nın istinabe yoluyla ifadesi alınmıtır.  
Aleyhte tanıklarından biri olan H.Đ., bavuranın para talebinde bulunduğu konusunda  
A.Ö.’nün Bakan’a ikayetini sunduğunu iittiğini belirtmitir. Sözkonusu tanığa göre, A.Ö.  
Bakan’a bir kaset kaydı dinletmiti ancak kasetteki sesler anlaılır değildi.  
23 Kasım 2000 tarihli savunma layihasında, bavuran, A.Ö. ile yüzleme, duruma sırasında  
video kaydının yayınlanması, telefon ve video kayıtlarının kopyasının verilmesi ile tanıkların  
dinlemesi taleplerinin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddetmesini kınamıtır. Bavuran,  
yürütülen ceza soruturmasının zaafiyet içinde olduğunu belirtmitir.  
Aynı gün durumanın sonunda, Ağır Ceza Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 212. maddesi  
uyarınca bavuranı ve A.Ö.’yü rüvet suçundan suçlu bulmuve bavuranı, yedi yıl hapis ve  
339.786.250.000 TL (yaklaık 493.266 Amerikan Doları) para cezasına, A.Ö.’yü ise üç yıl  
hapis cezasına çarptırmıtır.  
20 Haziran 2001 tarihinde, duruma gerçekletirilmesinin ardından, Yargıtay, usul hatasından  
ve Türk Ceza Kanunu’nun 219. maddesinin uygulanmamasından dolayı bavuran bakımından  
sözkonusu kararı bozmutur. Yargıtay, kararın A.Ö’ye ilikin kısmını onamıtır.  
24 Eylül 2001 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasını yeniden incelemeye  
balamıtır. Bavuran, yargılama sırasında taleplerini yinelemi, talepleri sonuçsuz kalmıtır.  
Esasa ilikin olarak hazırladığı son layihasında bavuran, kendisine yöneltilen iddiaların iki  
kanıt unsuruna dayandığının altını çizmitir. Sözkonusu kanıt unsurları, A.Ö. tarafından  
sunulan ikayet dilekçesi ve yakalanması sırasındaki video kaydıdır. Bavuran, sözkonusu  
video kaydını izlememeleri nedeniyle avukatlarının savunmasını hazırlayamadıklarını  
belirtmitir. Ardından bavuran, taleplerine rağmen, A.Ö.’nün Ağır Ceza Mahkemesi’nde  
ifade vermediğini belirtmitir. Bavuran, cezai yargılama boyunca Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
taleplerini sürekli reddetmesine de itiraz etmitir.  
Olaylara ilikin olarak, bavuran, A.Ö.’nün sahibi olduğu havacılık irketi için uçak  
kiralamasına aracı olarak A.Ö’ye yardımcı olduğunu, kendisine sunulan paranın da teminat  
olarak verildiğini ileri sürmütür.  
3
22 Ekim 2001 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın suçlu olduğunu yinelemitir. Ağır  
Ceza Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 212. ve 219. maddeleri uyarınca bavuranı, altı yıl,  
on beay on begün hapis ve 424.732.812.500 TL (yaklaık 268.018 Amerikan Doları) para  
cezasına çarptırmıtır. Ağır Ceza Mahkemesi, ayrıca bavuranın ömür boyu kamu  
hizmetinden yasaklanmasına da karar vermitir.  
Bavuran, temyiz bavurusunda bulunmutur. Temyiz layihasında, bavuran, duruma  
sırasında kanıtların incelenmemesine ve A.Ö’nün durumada dinlenmesinin sürekli olarak  
reddedilmesine ilikin görülerini yinelemitir.  
15 Mayıs 2002 tarihinde, Yargıtay, duruma gerçekletirmesinin ardından, ilk derece  
mahkemesinin kararını onamıtır.  
17 Aralık 2004 tarihinde, bavuranın durumuna daha uygun cezai hükümleri öngören Yeni  
Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından 6 Haziran 2006 tarihinde, Ağır Ceza  
Mahkemesi, ek bir karar vermive bavuranın hapis cezasını dört yıl iki aya indirmitir. Ağır  
Ceza Mahkemesi, para cezasında da değiikliğe gitmive cezayı 67.957 YTL (yaklaık  
35.753 Euro) olarak belirlemitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ VE 3. PARAGRAFININ d)  
BENDĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Bavuran, adil yargılama yapılmadığından ikayetçi olmaktadır. Đddialarını desteklemek için  
bavuran AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına ve 3. paragrafının d) bendine atıfta  
bulunmaktadır.  
Hükümet, bavurunun kabuledilebilirliğine ilikin olarak görübildirmemitir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Bavuran, silahların eitliği ilkesi ihlal edildiğinden Ağır Ceza Mahkemesi önündeki  
yargılamasının adil olmadığından ikayetçi olmaktadır. Bavuran, AĐHM önünde, polis  
tarafından organize edilen bir komplonun kurbanı olduğunu ifade etmitir.  
AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının d) bendi uyarınca, bavuran, avukatlarının  
savunmasını hazırlama imkanlarının bulunmamasından ve ihtilaflı olayların balıca tanığı  
olarak beyanları soruturmaların ve mahkumiyetinin temelini oluturan davalıyı  
sorgulayamamalarından ikayetçidir. Bavuran, ayrıca ulusal mahkemelerin, bazı savunma  
tanıklarının dinlenmesini reddettiğini de belirtmektedir. Bavuran, ulusal mahkemeleri,  
yakalanması sırasındaki video ve ses kayıtları ve A.Ö. ile yaptığı görümelerin kopyasına  
eriimini engellemekle suçlamaktadır.  
4
Hükümet, bavuranın iddiasına karı çıkmaktadır. Hükümet’e göre, cezai yargılama,  
bavuranın savunma hakkına riayet edilerek gerçekletirilmitir. Hükümet, ihtilaflı  
mahkumiyetin, takdiri hakimlere ait olan bir dizi kanıta dayandığını belirtmektedir. Hükümet,  
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını bozduğunu böylece kararın ikinci kez  
incelendiğini hatırlatmaktadır.  
AĐHM, Sözlemenin 19. maddesi uyarınca taraf devletlerin Sözlemeden kaynaklanan  
yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamak görevi olduğunu hatırlatır. Ancak kanıtların  
kabuledilebilirliği esas olarak iç hukuk kurallarına dayanır ve ilke olarak toplanan unsurların  
değerlendirilmesi görevi ulusal mahkemelere dümektedir. AĐHM ise sözkonusu kanıt  
unsurlarının sunulma ekli de dahil olmak üzere bir bütün olarak ele alındığında cezai  
yargılamanın hakkaniyete uygun olarak görülüp görülmediğini aratırmakla yükümlüdür  
(Bkz. diğerleri arasından, Van Mechelen ve diğerleri- Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar;  
Teixeira de Castro- Portekiz, 9 Haziran 1998 tarihli karar; Sequeira-Portekiz, bavuru no:  
73557/01; Shannon-Birleik Krallık, bavuru no: 67537/01).  
Bu bağlamda, AĐHS’nin ön soruturma safhasında ve suçun niteliği gerekli kıldığında, kimliği  
gizli tutulan muhbirler gibi kaynaklara müracaat edilmesine engel oluturmağını, ancak bu  
tür kaynakların daha sonra bir esas hakimi tarafından mahkumiyete gerekçe olarak  
kullanılmasının yargılamanın hakkaniyeti bakımından sorun tekil edebileceğini hatırlatmak  
uygun olacaktır (Teixeira de Castro; Sequeira).  
Bavuranın üçüncü bir kiinin ibirliğiyle suçüstü yapmayı amaçlayan bir polis operasyonu  
sırasında yakalanmıolması vesilesiyle, AĐHM, daha önce birçok kez sızdırılan ajanlar ve  
provokatör ajanların müdahaleleri hakkında karar vermek durumunda kaldığını  
hatırlatmaktadır (Bkz, son olarak, Ramanauskas-Litvanya, bavuru no: 74420/01, 5 ubat  
2008 tarihli karar).  
Ancak AĐHM, suçun niteliği ve polisin üstlendiği görev bakımından bu davanın farklı  
olduğunu belirtmektedir. Ortaya konan ve itiraz edilmeyen olaylardan, üçüncü bir kiinin  
ikayetini Savcılığa sunmasının ardından, bavuranın vet alma, nüfuzunu kötüye kullanma  
ve görevi kötüye kullanma çerçevesinde gerçekletirilen operasyon sonucunda yakalandığı  
anlaılmaktadır. AĐHM, A.Ö.’nün ikayetçi olduğu sırada Savcılığı bavuranın tutumu  
konusunda bilgilendirdiğini ve bavurana rüvet verdiğini itiraf ettiğini kaydetmektedir.  
AĐHM, ayrıca, A.Ö.’nün de suçlandığını ve açılan ceza davasında sözkonusu olaylardan suçlu  
bulunduğunu not etmektedir.  
Bu bağlamda A.Ö. provokatör ajan olarak nitelendirilemez. Ayrıca, AĐHM, polislerin  
hareketlerini de suça tevik edici olarak düünmemektedir. AĐHM, bavuranın polis  
tarafından suç ilemeye tevik edildiği hususunda ulusal mahkemeler önünde hiçbir ekilde  
ikayetini dile getirmediğini de gözlemlemektedir. Aslında polisin ve Savcılığın bavuranın  
vet almasından üphelenmek için haklı nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenle, AĐHM,  
belirtilen polis operasyonunun AĐHS’nin 6. maddesi ile yasaklanan bir provokasyon olarak  
değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (mutatis, mutandis, Sequeira; Eurofinacom-Fransa,  
bavuru no: 5753/00; a contrario , Teixeira de Castro ve Ramanauskas).  
AĐHM, bu bağlamda AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmediğini tespit etmektedir.  
Đncelenmesi gereken, tamamı ele alındığında özellikle vicahi yargılama ve silahların eitliği  
5
ilkesine riayet edilmesi gibi bavuranın savunma hakkı bakımından cezai yargılamanın,  
hakkaniyete uygun olup olmadığıdır.  
AĐHM, usul yönleri de dahil olmak üzere her ceza davasının vicahi yargılama özelliğine haiz  
olması ve iddia makamı ile savunma arasında silahların eitliği ilkesini güvence altına alması  
gerektiğini hatırlatmaktadır: bu durum adil yargılanma hakkının temel özelliklerinden biridir.  
Vicahi yargılama hakkı, bir ceza davasında, hem iddia makamı hem savunma için, diğer  
tarafça sunulan görülerden ve kanıt unsurlarından bilgi sahibi olma imkanı anlamına  
gelmektedir. Ayrıca, AĐHS’nin 6/1 maddesi, kovuturma makamlarının aleyhte ve lehte sahip  
oldukları ilgili kanıtların tamamını savunmaya iletmelerini gerektirmektedir (Fitt-Birleik  
Krallık, bavuru no: 29777/96; Georgios Papageorgiou –Yunanistan, bavuru no: 59506/00).  
AĐHM, bavuranın tanıkların dinlenmemesine ilikin ikayetinin, tanık ifadelerinin aleyhte  
kanıt unsuru olarak kullanılması ile bağlantılı olarak AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında  
yapılan ikayet ile yakından ilgili bir sorunu ortaya çıkardığını gözlemlemektedir. Bu  
çerçevede, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafında ifade edilen unsurların, 1. paragrafta  
genel olarak güvence altına alınan adil yargılanma hakkının özel unsurlarını oluturduğunu  
hatırlatmaktadır. Bu nedenle, AĐHM, bavuran tarafından dile getirilen ikayetin, bu iki  
paragraf birlikte ele alınarak değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirmektedir (Bkz.  
Foucher-Fransa, 18 Mart 1997; Van Geyseghem-Belçika, bavuru no: 26103/95; Carta-  
Đtalya, bavuru no: 4548/02, 20 Nisan 2006; Mente-Türkiye, bavuru no: 36487/02, 6 ubat  
2007).  
AĐHM, bu bakımdan kanıt unsurlarının normal koullarda halka açık olarak görülen duruma  
sırasında, vicahi yargılama yapılması amacıyla bavurana sunulması gerektiğini, ancak  
hazırlık soruturması ve soruturma safhasında elde edilen ifadelerin kullanılmasının,  
savunma hakkına saygının korunması kaydıyla AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına ve 3  
paragrafının d) bendine aykırılık tekil etmediğini hatırlatmaktadır. Genel kural olarak,  
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendi, aleyhte tanıklığa itiraz  
etmesi ve ifade sırasında veya sonrasında ifade veren kiiyi sorgulaması için bavurana yeterli  
ve uygun fırsatın tanınmasını gerektirmektedir (Bkz, diğerleri arasından, Isgro-Đtalya, 19  
ubat 1991 tarihli karar; Luca-Đtalya, bavuru no: 33354/96; Hulki Güne- Türkiye, bavuru  
no: 28490/95). Bir mahkumiyet kararı, yalnızca ya da kesin bir ekilde, sanığın ne soruturma  
sırasında ne duruma sırasında sorguya çektirebildiği bir kiinin ifadelerine dayandığı hallerde  
savunma haklarının, AĐHS’nin 6. maddesinde ifade edilen güvencelerle bağdamayacak bir  
ekilde sınırlandığı sonucunu ortaya çıkarmaktadır (Sadak ve diğerleri – Türkiye (no:1),  
bavuru no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96; Saidi- Fransa, 20 Eylül 1993).  
Mevcut davada, AĐHM, bavuranın suçluluğuna karar verirken, Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
kararını, belirleyici bir önem atfederek A.Ö’nün ifadesine, bavuranın yakalanması sırasında  
çekilen film kaydına ve bu esnada üzerinde bulunan paralara dayandırdığını belirtmektedir.  
AĐHM, bavuranın, yargılama süreci boyunca aleyhindeki kanıtlara ulaması talebinin  
reddedilmesinden ikayetçi olduğunu belirtmektedir. Bavuran, Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki  
durumalar sırasında, düzenli olarak, ihtilaflı film kasetinin yayınlanmasını, yakalanması  
sırasında kaydedilen video kasetler ile A.Ö ile yaptığı telefon görümeleri kaydının  
kriminolojik incelemesinin yapılmasını, A.Ö’nün, Ulatırma Bakanı’nın, ve diğer tanıklardan  
bazılarının dinlenmesini talep etmitir.  
6
AĐHM, Hükümet’in cezai yargılamanın AĐHS’nin 6. maddesinin gereklerine uygun olarak  
yapıldığına kanaat getirdiğine ve bavuranın sözkonusu iddiaları yaptığına itiraz etmediğini  
kaydetmektedir.  
Kanıt unsurları film ve ses kayıtlarına ilikin olarak ise, bavuran, Ağır Ceza Mahkemesi  
nezdinde bunların kağıda geçirilmelerinin ve durumada izlenmelerinin niye öyle  
davranğını ve davranıının kendine isnat edilen suç olarak değerlendirilemeyeceğinin  
anlaılacağını ısrarla tekrarlamıtır. AĐHM, kayıtların içeriği hakkında yorum yapmaya gerek  
duymamaktadır. Ancak AĐHM, bu kayıtların bavuranı mahkum etmek için mahkemenin  
temel aldığı balıca unsurlar olduğunu tespit etmektedir. Bu bağlamda bavuranın, ifadesi  
sırasında veya baka bir esnada, sözkonusu unsurlardan haberdar olması bavurana belli bir  
yarar sağlardı (mutatis, mutandis, Georgios Papageorgiou).  
A.Ö.’nün dinlenmemesine ilikin olarak ise AĐHM, A.Ö’nün bavuran hakkında ikayette  
bulunduğuna ve bavuranın tutumlarını polis ve adli yetkililerin dikkatlerine sunduğunu not  
etmektedir. A.Ö’nün ifadesi, en azından A.Ö. ile bavuran arasındaki -iddianamenin zımnen  
esas aldığı ve suçun hukuki niteliğinin belirlenmesinde esas rolü oynayan- ilikinin  
niteliğinin tespiti açısından belli bir önem taımaktadır.. Bu durumda bavuranın A.Ö’yü  
sorgulama ve ifadelerinin geçerliliğinin sorgulama hakkı bulunmaktaydı (Bkz, özellikle,  
Luca, Barbera Messegue ve Jabardo- Đspanya, 6 Aralık 1988).  
Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçe göstermeksizin, Ulatırma Bakanı’nı ve balıca lehte  
tanıkları dinlemeyi reddettiği de görülmektedir. A.Ö’nün ikayetinden ve H.Đ’nin ifadesinden,  
A.Ö. ile bavuran arasında geçen telefon görümesini dinlemesinden dolayı, Bakan’ın  
tanıklığının ikayet konusu davaya açıklık getirebileceği anlaılmaktadır.  
Bavuran  
tarafından dinlenmesi talep edilen diğer üç tanığa ilikin olarak ise, yalnızca S.K.’nın, cezai  
yargılamanın sonlarında dinlendiği görülmektedir.  
Kukusuz, birinci derecede iç hukuk kurallarına bağlı olan kanıtların kabuledilebilirliği  
hakkında görübildirmek AĐHM’nin görevi değildir. Ancak, yargılamanın bütününün adli bir  
niteliğe haiz olup olmadığının aratırılmasına ilikin görevi çerçevesinde, AĐHM, bavuranın  
savunma haklarının gerektiği gibi güvence altına alınmadığını tespit etmektedir. Zira ilgiliye,  
kanıt unsurlarının gerçekliğini tartıma konusu yapma ve bu unsurların aleyhinde  
kullanılmasına karı çıkma imkanın tanınmadığı gözlemlenmektedir. Ayrıca, bavuran,  
silahların eitliği ilkesine riayet edilerek, aleyhte tanıklarla ayın koullar altında lehte tanıkları  
sorgulayamamıya da sorgulatamamıtır. Silahların eitliği ilkesi, yalnızca, konu bakımında,  
iddia makamı ile savunma arasında bir eitlik bulunması değil aynı zamanda da tanıkların  
dinlenmesinin vicahi niteliğe haiz olması gerektiği anlamına gelmektedir (Barbera, Messegue  
ve Jabardo).  
AĐHM, Yargıtay’ın da iki inceleme sırasında sözkonusu eksiklikleri gidermediğini tespit  
etmektedir.  
Bavuranın, sürekli yinelediği taleplerine rağmen, bavuranın suçlu bulunmasında belirleyici  
nitelik taıyan kanıt unsurlarının, vicahi yargılama ve silahların eitliği ilkesine riayet edilerek  
sanığın hazır bulunduğu bir durumada uygun bir ekilde sunulmadığı ve tartıılmadığını göz  
önüne alarak, AĐHM, bütünü içinde düünüldüğünde, yargılamanın, adil bir yargılamanın  
gereklerini karılamadığı sonucuna ulatır.  
7
Bu bakımdan, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6/2 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yakalanma sahnesinin televizyonda yayınlanmasının, AĐHS’nin 6/2 maddesinde  
ifade edilen masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, bavuranın, ihtilaflı filmin yayınlanma bağlam ve koullarını belirleme imkanı taıyan  
hiçbir unsur sunmadığını saptamaktadır. Bavuran, örneğin, yayın sırasında, yüzünün ve  
kimliğinin saklanıp saklanmadığını belirtmemektedir.  
Sonuç olarak, yeterli hukuki mesnetten yoksun olan söz konusu ikayet, açıkça dayanaktan  
yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez  
niteliktedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Bavuran, maaı ve emekliliği göz önüne alındığında yüksek dereceli bir memur olduğunu  
ileri sürmektedir. Bavuran, yargılanması sırasında aylık gelir kaybına tekabül eden maddi  
zararın tazmin edilmesini talep etmektedir. Bavuran, alamadığı maaını 75.000 Euro olarak  
değerlendirmektedir. Bavuran ayrıca 50.000 Euro değerindeki evini ve 11.000 Euro  
değerindeki arabasını da avukatlık ücreti ve diğer masrafları ödeyebilmek için sattığını iddia  
etmektedir. Hapis cezasına mahkum edilmesi nedeniyle yararlanamayacağı emeklilik  
haklarının telafi edilmesi için bavuran, 70.000 Euro istemektedir. Son olarak, bavuran, son  
mahkumiyeti sırasında istenilen para cezasına tekabül eden 35.000 Euro’nun ödenmesini de  
talep etmektedir.  
Ayrıca, durumalar sırasında ahlaksız bir insan olarak değerlendirilmesi nedeniyle  
aağılandığını, manevi olarak küçük düürüldüğünü ileri sürmektedir. Bavuran, durumundan  
haberdar olan mesleki ve sosyal çevresinde sürekli bir korku olduğunu, kendisine ve ailesine  
karı manevi bir haksızlık yapıldığını iddia etmektedir. Özellikle, einin boanma talebinde  
bulunduğunu ve oğlunun eğitimine sağlıklı bir ortamda devam edebilmek için baka bir ehre  
gitmek zorunda kaldığını belirtmektedir. Bavuran, manevi tazminat olarak 50.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır ve ayet ihlal olduğu kararına ulaılırsa ihlal  
tespitinin kendisinin yeterli adil tatmin oluturacağı kanaatindedir.  
AĐHM, adil tatmin ödenmesi için tek kriterin mevcut davada bavuranın ulusal mahkemeler  
önünde AĐHS’nin 6. maddesinde ifade edilen haklardan yararlanmaması sebebinden  
kaynaklandığını kanaatindedir. AĐHM, aksi takdirde davanın seyrinin nasıl olacağı konusunda  
yorum yapma gereği duymamakta ancak bavuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve  
3. paragrafının d) bendinin ihlal edilmesi nedeniyle belli bir manevi zarara maruz kaldığı  
kanaatindedir. AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, maruz  
kaldığı zararın tazmini için bavurana 5.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
8
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinde öngörülen gerekliliklere uymayan bir mahkeme tarafından  
bir mahkumiyet kararı verildiğinde, ilgilinin talebi üzerine davanın yenilenmesinin ya da  
dosyanın yeniden açılmasının tespit edilen ihlali gidermek bakımından en uygun yolu tekil  
edeceğine kanaat getirmektedir ( Öcalan-Türkiye, bavuru no: 46221/99; Mente-Türkiye,  
bavuru no: 36487/02, 6 ubat 2007).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, iç hukuktaki yargılama sırasında, savunma masrafları da dahil olmak üzere  
yargılama masraf ve giderleri için 6.270 Euro talep etmektedir.  
Bavuran, üç avukatından birinin 2.500.000.000. TL’ye (yani yaklaık, 1.470 Euro) tekabül  
eden avukatlık ücret makbuzları ile mahkumiyetinden dolayı ödemek zorunda kaldığı karı  
tarafın 270.460.000 TL tutarındaki (yaklaık 158 Euro) avukatlık danıma ücret makbuzunu  
AĐHM’ye sunmaktadır.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM yerleik içtihadına göre, AĐHS ihlalini önlemesi ya da giderilmesi, AĐHM’nin ödeme  
tespitinde bulunması ve bu ödemenin yapılması amacıyla yargılama masraf ve giderlerinin  
ödenmesinin haklı bulunması için, mağdur tarafın sözkonusu masraf ve giderleri yapmıꢀ  
olması gerekmektedir. Ayrıca, yargılama masraf ve giderlerinin, gerçekliği, gerekliliği ve  
makul yapıda olduklarının ortaya konması da gerekmektedir (Georgios Papageorgiou).  
AĐHM, bavuranın sözlü olarak, cezai yargılama süresi boyunca, ilk derece mahkemesi  
olarak görev yapan Ağır Ceza Mahkemesi’nin, ihtilaflı kanıtların sunulmasına hükmetmesini  
talep ettiğini hatırlatmaktadır. Sözkonusu talep yeterince ikna edici olmayan gerekçelerle  
reddedilmitir. AĐHM, mevcut davada sunulan ikayetlerin ulusal mahkemeler önünde  
bavuranın avukatları tarafından da belirtildiğini kaydetmekte ve bavuranın, makbuzlarını  
belge olarak sunduğu avukatlık ücretinin bir kısmının ödenmesini elde etmeye hakkı olduğuna  
kanaat getirmektedir (Georgios Papageorgiou). Bavuran tarafından dosyaya sunulan  
unsurlar göz önüne alındığında, AĐHM, ulusal mahkemeler önünde yapmıolduğu yargılama  
masraf ve giderlerinin tamamı için toplamda bavurana 1.500 Euro ödenmesinin makul  
olacağına kanaat getirmektedir. AĐHM önünde yapılan yargılamaya ilikin olarak ise, AĐHM,  
bavuranın bu harcamalarını destekleyen baka hiçbir belge sunmadığını tespit etmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendi kapsamında yapılan  
ikayetlerin kabuledilebilir, bavurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. Polis provokasyonu iddiasına ilikin olarak AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal  
edilmediğine;  
9
3. Vicahi yargılama ve silahların eitliği ilkesine riayet edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin  
6.maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana:  
(i)  
5.000 Euro (bebin Euro) manevi tazminat ödenmesine, bu miktarın her  
türlü vergiden muaf tutulmasına;  
(ii)  
Yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro (bin beyüz Euro)  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
10