getirmediğini savunmaktadır. Ayrıca Hükümet'e göre, etkili iç hukuk yolunun mevcut olmadığını belirten
başvuran, ortaya konulan olaylara göre altı ay içinde Yargıtay'a başvurusunu yapması gerekirdi.
Başvuran Hükümet'in argümanlarına itiraz etmektedir.
AİHM, şikayet başvurusunun yapılmasından sonra, Cumhuriyet Başsavcılığı 6 Ekim 2000
tarihinde on üç polis aleyhinde ceza davası açtığını belirtmektedir. Davanın açılmasıyla Ağır Ceza
Mahkemesi 5 Nisan 2001 tarihinde, başvuranı yakalayan polisler tarafından kuvvet kullanılmasının haklı
olduğuna ve kanunun belirlediği sınırları aşmadığına karar vermiştir. Geç yapıldığı gerekçesiyle
başvuranın yaptığı temyiz başvurusunun reddedilmesinin ardından, bu beraat kararı Yargıtay tarafından
incelenmeden, nihai kararı oluşturmuştur.
Ağır Ceza Mahkemesi'nin vardığı sonuçlar Hukuk mahkemesini bağlamamakta, ancak
uygulamada başvuranın açacağı olası tazminat davasının başarıyla sonuçlanması ihtimalini ortadan
kaldırmaktadır (bkz. mutatis mutandis, Andronicou ve Constantinou-Kıbrıs, 9 Ekim 1997 tarihli karar).
Sonuç olarak AİHM, şikayette bulunarak ve Türk Ceza Hukuk sisteminin sunduğu bütün olasılıkları
kullanmayı deneyen başvuranın, hukuk alanında da tazminat davası başlatarak bir kez daha tazminat elde
etmeyi denemek zorunda olmadığına kanaat getirmektedir (mutatis mutandis Assenov ve
diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar). Aynı şekilde başvuran, Yargıtay kararının 27 Mart
2003 tarihinde tebliğ edilmesinin ardından altı ay içinde başvurusunu yapmıştır.
Dolayısıyla Hükümet'in ön itirazlarını reddetmek yerinde olacaktır. AİHM, başvurunun geri
kalan kısmının AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir.
Ayrıca AİHM başvurunun başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğini belirtmektedir.
Dolayısıyla başvuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
II. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmaktadır. Başvuran
AİHS'nin 3. maddesini ileri sürmektedir.
Hükümet bu sava itiraz etmektedir. Hükümet, 5 Nisan 2001 tarihli Ağır Ceza Mahkemesi
kararına atıfta bulunarak, başvuranın yakalanması sırasında kullanılan kuvvetin orantılı olmamasına itiraz
etmektedir.
Başvuran Hükümet'in savlarına itiraz etmektedir.
AİHM, bir kimse tamamen polis kontrolü altında bulunduğu gözaltı sırasında yaralandığında, bu
dönemde meydana gelen her türlü yaralanmanın güçlü maddi karinelerin oluşmasına neden olduğunu
hatırlatmaktadır (Salman-Türkiye, no: 21986/93). Dolayısıyla bu yaraların kaynağı hakkında kabul
görecek bir açıklama getirmek ve mağdurun özellikle sağlık belgeleriyle desteklenen iddialarında şüphe
uyandıracak olayları ortaya koyan kanıtları sunmak Hükümet'in görevidir (bkz. diğerleri arasında
Tekin-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998 tarihli karar,
Altay-Türkiye, no: 22279/93 ve Esen-Türkiye, no: 29484/95).
AİHM, başvuranın 30 Eylül 1998 tarihinde saat 14:00 sularında yakalanarak İstanbul Emniyet
Müdürlüğü'nde gözaltına alındığını gözlemlemektedir. Başvuranın imzalamadığı yakalama tutanağı,
yakalama sırasında kuvvet kullanıldığına yer vermektedir (Klaas-Almanya,
4