COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 57084/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
21 ubat 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 57084/00 bavuru numaralı davanın nedeni T.C.  
vatandaları Fatma Usta, Hüseyin Usta ve Hacer Bakkal Usta’nın (“bavuranlar”) Avrupa  
Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 3 Ocak 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesinin  
(“Sözleme”) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, Đstanbul Barosu avukatlarından Ali Yaar tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
A. Taraflarca sunulduğu ekliyle dava olayları  
Bavuranlar, sırasıyla, 1938, 1938 ve 1964 doğumludurlar ve Đstanbul’da ikamet  
etmektedirler. Đlk iki bavuran, 17 Nisan 1992 tarihinde Đstanbul’un Kadıköy ilçesinde bir  
dairede polis memurları tarafından vurularak öldürülen Takın Usta’nın anne ve babası;  
üçüncü bavuran ise onun eidir.  
1. Takın Usta’nın öldürülmesi  
Kadıköy Cumhuriyet Savcısı tarafından saptanan olaylara göre, 16 Nisan 1992 tarihinde,  
THKP-C militanlarının bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu ifade eden isimsiz bir telefonun  
gelmesinin ardından, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi polis memurları  
saat 23:00 sıralarında Đstanbul’un Kadıköy ilçesinde Çiftehavuzlar Cezmi Or Sokağı’na  
gelmilerdir. Polis memurları, bir konutun çevresini güvenlik içine aldıktan sonra, apartman  
yöneticisinin huzurunda binanın 12. katında bulunan bir dairenin kapısını çalmıve  
üphelilerden kimlik kontrolü yapmak üzere kapıyı açmalarını istemitir. üphelilerden bir  
tanesi kapıyı bir karıkadar aralamıve kimlik belgelerini getireceğini söyleyerek hemen  
kapattır. üpheliler daha sonra, yasadıı örgütün bayrağını evin penceresinden dıarı  
asmılar ve slogan atmılardır. Aynı zamanda, dairedeki bazı eyaları atee vermilerdir. Bu  
aamada, polis memurları üphelilerin sayısından habersizdir. Olay yerine bir ambulans  
getirilmitir. üphelilere teslim olmaları ve dairenin kapısını açmaları söylenmitir.  
Ancak, dairede bulunanlar söylenenleri yapmayı reddetmive ateaçmılardır. Bu  
aamada, R.A. liderliğinde bir tim daireye zorla girmeye karar vermitir. Saat 02:30’da, polis  
cortex isimli patlayıcı bir madde kullanarak çelik dıkapıyı açmaya çalıtır. Takın  
Usta’nın da dahil olduğu üç üpheli ve polis memurları R.A., A.D., I.S., A.T., A.U., M.B.A.,  
A.Ç. ve A.T. arasında çatıma çıkmıtır. Çatıma sonucu Takın Usta ve diğer iki üpheli  
ölmüve I.S. yaralanmıtır.  
Polis memurları daha sonra dairede arama yapmılar ve on dokuz farklı tip ve kalibrede  
tabanca, iki el bombası, arjörler, susturucular, peruklar, yirmi dört ses bombası, üç telsiz ve  
bir miktar fiek bulmulardır. Silahların balistik incelemelerinin yapılmasının ardından,  
tabancalardan bir tanesinin daha önce Eyüp ilçesinde K.T. isimli bir gece bekçisinden gasp  
edildiği ortaya çıkmıtır.  
1
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Kadıköy Cumhuriyet Savcısı, Takın Usta ve diğer iki üphelinin öldükleri sırada  
mevcut olan artlara yönelik bir soruturma balatmıtır. Olay günü görevde olan tüm polis  
memurlarının ifadeleri alınmıtır.  
18 Nisan 1992 tarihinde, Đstanbul Cerrahpaa Tıp Fakültesi’nde görevli adli tıp  
uzmanları tarafından maktulun cesedi üzerinde otopsi yapılmıtır. Rapora göre, Takın  
Usta’nın cesedi, on üç tanesi öldürücü olmak üzere kırk bemermi giriyarası taımaktadır.  
Rapor, dokuz silah atıının uzun mesafeden yapıldığı; ancak, diğer mermilerin atımesafesini  
tespit etmek için maktulun giysileri üzerinde ek bir inceleme yapılması gerektiği sonucuna  
varmıtır. Rapor, ayrıca, toksikoloji raporuna göre, Takın Usta’nın kan örneğinde alkol veya  
uyuturucu gibi yabancı bir maddeye rastlanmadığını ifade etmitir. Ölüm nedeni, kafatası ve  
kaburga kırığı, iç kanama ve beyin kanaması olarak tespit edilmitir.  
Olay yerinden toplanan tabancaların ve kovanların incelenmesinin ardından kriminal  
polis laboratuarı tarafından düzenlenen 28 Nisan 1992 tarihli balistik raporunda, 141  
Parabellum tipi 9 mm çaplı fiek, 2 Browning tipi 9 mm çaplı fiek ve dört Magnum tipi 44  
çaplı fieğin maktullerin silahlarından atelendiği ortaya çıkmıtır.  
18 Mayıs 1992 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, maktullerin giysilerinin incelenmesini  
müteakip atımesafelerine ilikin bir rapor yayınlamıtır. Rapor, atıların uzun mesafeden  
yapılolduğu sonucuna varmıtır.  
18 Ocak 1993 ve 31 Ocak 1995 tarihleri arasında, birkaç Cumhuriyet Savcısı, 16 ve 17  
Nisan 1992 tarihlerinde görev baında olan polis memurlarının ifadelerini almılardır.  
2. Polis memurları hakkındaki cezai kovuturma  
18 Nisan 1995 tarihinde, Kadıköy Cumhuriyet Savcısı, Kadıköy Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne, operasyonda yer alan on dokuz polis memuru hakkında bir iddianame  
sunmutur. Suçlamalar, Ceza Kanunu’nun 450/5, 463, 251, 281, 49/1, 31 ve 33. maddeleri  
uyarınca yapılmıtır. Sanıklar, gerçek suçlu tehis edilmeden adam öldürmekle  
suçlanlardır. 28 Mart 1996 tarihli ek bir iddianame ile, baka üç polis memuruna da aynı  
suç isnat edilmitir.  
15 Haziran 1995 tarihinde düzenlenen ilk durumada, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi,  
mahkeme salonunda kavga çıkmıolması nedeniyle davayı kamera önünde yürütme kararı  
almıtır.  
3 Haziran 1996 tarihinde, Yargıtay, güvenlik gerekçeleri ile, davayı, Kayseri Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne havale etmeye karar vermitir. Ceza davası, sanık polis memurları ve  
tanıkların sözlü ifadelerini alan Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülmütür.  
Sanıklar, operasyonun kanuna uygun olarak yürütüldüğünü ve militanlar kendilerine ateꢁ  
açtıkları için silah kullanmak zorunda kaldıklarını iddia etmilerdir.  
13 Temmuz 2001 tarihinde, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarını tüm  
suçlardan beraat ettirmitir. Mahkeme, kararında, dava dosyasındaki delillere dayanarak  
(balistik raporları, olay raporu, dairede bulunan ateli silahlar ve bombalar, olay sonrası  
çekilen fotoğraflar, tanık ifadeleri), polis memurlarının, maktulleri canlı olarak yakalamak  
için yetkileri dahilinde olan her eyi yaptıkları ve ancak maktuller ateaçtıktan sonra  
silahlarını ateledikleri ve bunu nefsi müdafaa için yaptıkları kararına varmıtır. Mahkeme,  
2
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
diğer hususların yanı sıra, operasyonun dokuz saatten uzun sürdüğünü ve bu süre boyunca  
polis memurlarının maktullere tekrar tekrar teslim olma çağrısında bulunduklarını ifade  
etmitir. Tanıkların sunduğu ifadelere ve polis memurlarının operasyon sırasındaki bakıꢁ  
açılarına dayanarak, operasyondan önce olay yerine ambulans getirtmive megafon  
aracılığıyla onlara müteaddit defalar teslim olmaları çağrısında bulunmuolmaları nedeniyle  
polis memurlarının militanları öldürme kastı taımadıkları sonucuna varmıtır. Polis  
memurları, ancak maktullerin kendilerine ateetmeye balamasından sonra ateaçmılardır.  
Mahkeme, Adli Tıp Kurumu tarafından yayınlanan balistik raporuna dayanarak, ayrıca,  
maktullerin 700 mermi; polis memurlarının ise 420 mermi attığını tespit etmitir. Dolayısıyla,  
çatıma sırasında, her iki tarafın da eit ekilde silahlı olduğu ve birbirine ateettiği kanısına  
varmıtır.  
19 Haziran 2002 tarihinde, Yargıtay, soruturmada usul yönünden hatalar olduğu  
gerekçesiyle 13 Temmuz 2001 tarihli kararı bozmutur. Savunma ifadeleri istinabe hakimi  
tarafından alınan S.K. ve A.T. isimli sanıklara durumada bulunmak isteyip istemediklerinin  
sorulmadığını bilhassa belirtmitir. Ayrıca, ilk derece mahkemesi, A.Ç., S.T. ve Y.K. isimli  
sanıklara ilikin müdahale talebine bir yanıt vermemitir.  
21 Ekim 2003 tarihinde, soruturmada usul yönünden hataları gideren Kayseri Ağır  
Ceza Mahkemesi, polis memurlarını yine beraat ettirmitir. Mahkeme, operasyonu yürüten  
polis timinin, dairede bulunan kiilere defalarca teslim olmaları çağrısında bulunduğunu tespit  
etmitir. Buna karın, maktuller slogan atmıve camdan dıarı örgütün bayrağını asmılardır.  
Daha sonra, dairede yangın çıkarmılar ve polis memurlarına ateaçmılardır. Bunun üzerine,  
R.A. liderliğinde bir tim militanların teslim olmayacağını değerlendirerek içeri girmeye karar  
vermitir. Polis timi dairenin kapısını patlayıcı kullanarak açmıtır. Militanlar polis  
memurlarına ateetmeye balamılar ve takip eden çatıma üç militanın ölümüyle  
sonuçlanmıtır. Polis memurları olay yerinde yasadıı örgüte ait birtakım dokümanlar,  
silahlar, mühimmat ve kısmen yanmıbanknotlar bulmutur. Taraflarca sunulan deliller  
sonucunda mahkeme polis memurlarının nefsi müdafaada bulundukları kararına varmıtır.  
Operasyonun saat 23:00’de balayıp ertesi gün saat 08:00’de sona ermive militanlara  
defalarca telim ol çağrısında bulunulmuolması polis memurlarının öldürme kastı  
taımadıklarını ortaya koymutur. Mahkeme, polis memurlarının olayların seyrine ilikin  
ifadelerinin tutarlı olduğu hususuna dikkat çekmitir.  
25 Temmuz 2005 tarihinde, Yargıtay yukarıda belirtilen kararı onamıtır.  
3. Bavuranlar tarafından ve bavuranlar hakkında balatılan hukuki kovuturma  
8 Temmuz 1992 tarihinde, Pendik Sulh Ceza Mahkemesi, bavuranların Takın Usta’nın  
yasal varisleri oldukları kararını vermitir. Bu karar 9 Temmuz 1992 tarihinde kesinlemitir.  
20 Eylül 1994 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 36.  
maddesine uygun olarak, Takın Usta’nın adına kayıtlı iki araba ve bir daireye el konulmasına  
karar vermitir. Bavuranlar davada müdahil taraftır ve söz konusu karara itirazları, tartıma  
konusu mülkiyetin Takın Usta’nın adına kayıtlı olmasına rağmen yasadıı örgüte ait olduğu  
ve yasadıı örgüt tarafından kullanıldığı gerekçesiyle mahkeme tarafından reddedilmitir.  
22 Mayıs 1996 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
3
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
a) Bavuranlar tarafından balatılan hukuki kovuturma  
24 Aralık 1997 tarihinde, bavuranlar Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (3. Daire)  
dava açmıve el konulmudaire ve iki arabanın mülkiyet hakkının karara bağlanması  
talebinde bulunmutur.  
24 Haziran 1998 tarihinde, ilk derece mahkemesi, bavuranların itirazının Devlet  
Güvenlik Mahkemesi tarafından söz konusu daire ve iki arabanın yasadıı örgüte ait olması  
sebebiyle zaten reddedilmiolduğu ve bu kararın kesinlemiolduğu gerekçeleriyle  
bavuranların talebini reddetmitir. 2 Mart 1999 tarihinde, Yargıtay bir duruma yapmıve ilk  
derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
b) Bavuranlar hakkında balatılan hukuki kovuturma  
31 Ekim 1997 tarihinde, Maliye Bakanlığı, Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (2.  
Daire) dava açmıve el konulmudairenin tapusunun iptali talebinde bulunmutur.  
28 Ekim 1998 tarihinde, ilk derece mahkemesi, el koyma kararının yasal sonucunun  
mülkiyet haklarının devri olduğunu değerlendirerek el konulmudairenin tapusunu iptal etmiꢁ  
ve Hazine adına kaydının yapılmasını hükmetmitir. Mahkeme, kararında, bavuranların  
temsilcisinin durumalara katılmadığını ve kararın onun gıyabında alındığını belirtmitir.  
Bavuranlar ilk derece mahkemesinin kararını temyiz etmitir. Dilekçelerinde,  
mahkemenin onlara davalarını ispatlama imkanı tanımadan hüküm verdiğini ve mahkemenin  
kararın alınmasından önce sunulan erteleme taleplerine yönelik bir karar vermediğini ileri  
sürmülerdir.  
27 Nisan 1999 tarihinde, Yargıtay bir duruma düzenlemive ilk derece mahkemesinin  
kararını onamıtır. 1 Temmuz 1999 tarihinde, Yargıtay, bavuranların kararın düzeltilmesi  
talebini reddetmitir. Bu karar bavuranlara 13 Temmuz 1999 tarihinde bildirilmitir.  
B. Taraflarca sunulan belgeler  
Temmuz 1992’de THKP-C tarafından yayınlanan bir kitapçık, 16-17 Nisan 1992 tarihli  
olayları tarif etmive G.. ile kurul üyesi ve yasadıı örgüt liderinin ei olan maktul Sabahat  
Karataarasında geçen telefon görümesi kayıtlarını içermitir. “Bayrağımız ülkenin her  
yerinde dalgalanacak” balıklı kitapçık, sosyalizmi övmüve Takın Usta ile diğer iki  
maktulun sekiz buçuk saat boyunca faist güçlere karı koyduğunu ifade etmitir. Kitapçıkta  
yer alan kayıtlara göre, Sabahat Karatave Eda Yüksel konuyla ilgili olarak unları ifade  
etmilerdir:  
“Sabo (Sabahat Karata): Merhaba. Dairenin etrafını sardılar. Đki yoldala birlikteyim. Onları son yarım  
saatten beri oyalıyoruz. Tüm belgeleri banyoda yaktık. ... Yakında ateetmeye balayacaklar.  
Savaacağız. 12 Temmuz ehitlerinin arasına ... katılacağız. Yoldaım seninle konumak istiyor.  
Eda: Devrimci Sol savaçıları ve Türk halkı için ehit olacağız. Biz iyiyiz, çok sakiniz. 12 Temmuz’da  
Kızıldere’de ölümü gülerek karılayan yoldalarımız gibi biz de ölümü gülerek ve savaarak  
karılayacağız...  
Sabo: Kolumdan yaralandım. Bir mermi girip çıktı. Hala ateedebiliyorum...  
Eda’nın sesi: Tanklarınız ve toplarınızla gelin, korkaklar...  
4
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Sabo: Bombayla kapıyı açmaya çalııyorlar. Telefon kapının orada olduğu için daha fazla  
yaklaamayız. Geriye gidiyoruz. Giriyorlar...  
Sabo: Ölümü elimizde silahlar ve sloganlar ile karılıyoruz... Elveda...  
Telefonda yoğun ateduyulabiliyor...”  
17 Nisan 1992 tarihli inceleme ve değerlendirme raporu üç militanın öldürülmesine yol  
açan olayların geliimini tarif etmive dairede bulunan silah, mühimmat ve malzemelerin  
listesini vermitir. Rapor ayrıca odalardan birinde bulunan maktullerin cesetlerini tarif  
etmitir. Polis memurları tarafından olay yerinin krokisinin çizilmive fotoğraflarının  
çekilmiolduğunu ifade etmitir. Kroki cesetlerin konumlarını göstermitir.  
17 Nisan 1992 tarihli otopsi raporu, maktullerin cesetleri üzerinde yapılan muayenenin  
ayrıntılı bir açıklamasını içermitir. Cesetler üzerindeki yara ve hasarların sayılarını ve  
yerlerini belirtmitir.  
18 Nisan 1992 tarihli olay raporu, çatımanın gerçekletiği dairenin durumunu tarif  
etmitir.  
Cerrahpaa Tıp Fakültesi’nde görevli altı uzman doktor tarafından düzenlenen 18 Nisan  
1992 tarihli otopsi raporu, Takın Usta’nın ölümünün iç organlarını parçalayan mermilerden  
kaynaklandığını ifade etmitir. Rapora göre, Takın Usta’nın cesedinden yedi adet 9 mm’lik  
mermi çıkarılmıtır.  
Bölge Kriminal Polis Laboratuarı’nda görevli bir uzman tarafından düzenlenen balistik  
raporu olay yerinde kullanılan silahlar ve mermiler üzerinde yürütülen incelemenin ayrıntılı  
bir açıklamasını sunmutur. Rapor, ayrıca, her silahtan çıkan mermi tipi ve sayısını  
belirtmitir.  
17 Nisan 1992 ve 29 Nisan 1992 tarihleri arasında, Kadıköy Cumhuriyet Savcısı,  
THKP-C militanlarının öldürülmesine ilikin olarak ikinci bavuran ve bina sakinleri de dahil  
olmak üzere on sekiz kiinin tanık ifadelerini almıtır. Đkinci bavuran dıındaki tanıklar,  
genel olarak, teröristlerin polise teslim olmayı reddettiklerini, dairede yangın çıkardıklarını,  
polise ateaçtıklarını ve bunun devamında çatımanın çıktığını ifade etmilerdir. Çatımalar  
üç üphelinin öldürülmesine ve bir polis memurunun yaralanmasına yol açmıtır.  
18 Mayıs 1992 tarihli bir raporda, Đstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik Đncelemeler Đhtisas  
Dairesi bünyesinde yer alan Balistik ubesi, maktullerin giysilerinin incelenmesini müteakip  
atımesafelerine ilikin bir rapor yayınlamıtır. Rapor, maktullerin ölümüne uzun mesafeli  
atıların yol açtığı sonucuna varmıtır.  
20 Mayıs 1992 tarihli otopsi raporu, Takın Usta’nın cesedinde mermi girive çıkıꢁ  
yerlerini göstermive ölümün maktulün iç organları parçalayan ve kaburgalarını ve kafatasını  
kıran mermilerden kaynaklandığı sonucuna varmıtır. Rapor, ceset üzerinde yapılan iç ve dıꢁ  
muayenenin ayrıntılı bir açıklamasını sunmutur.  
5
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Takın Usta’nın öldürülmesinin AĐHS’nin 2. maddesini ihlal ettiği  
konusunda ikayetçi olmulardır. Sözkonusu madde öyledir:  
“1. Herkesin yaam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan  
dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıında hiç kimse kasten  
öldürülemez.  
2. Öldürme, aağıdaki durumlardan birinde kuvvete bavurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi  
sonucunda meydana gelmise, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmısayılmaz:  
a) Bir kimsenin yasadıı iddete karı korunması için;  
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiinin  
kaçmasını önlemek için;  
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, bavurunun baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit etmitir. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
B. Esas  
1. Tarafların görüleri  
Bavuranlar, polis memurlarının Takın Usta’yı sağ olarak ele geçirebileceklerini iddia  
etmilerdir. Onlara göre Usta’nın bir terörist olduğu, Hükümet’in iddia ettiği gibi önceden  
bilinmekte ise polis memurlarının onu, öldürülmesine yol açan olaydan önce yakalamıꢁ  
olmaları gerekmekteydi. Ayrıca, polis tarafından adresi bilindiğine göre polisin onu gün  
içinde daireden çıktığı zaman yakalayabileceği görüündedirler.  
Hükümet, polis memurlarının, söz konusu dairede teröristlerin bulunduğu yönünde bilgi  
almaları üzerine harekete geçtiklerini ve operasyonun ölümcül güç kullanımını en aza  
indirmek amacıyla planlandığını belirtmitir. Polis memurlarının nefsi müdafaada bulunurken  
ve Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun gereklerine uygun olarak ateli silah kullandıklarını  
kaydetmitir.  
2. Mahkemenin değerlendirmesi  
(b) Takın Usta’nın yaam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilikin  
i. Genel ilkeler  
Yaam hakkını güvence altına alan ve bu haktan yoksun bırakmanın meru olabileceği  
durumları belirten 2. madde AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden  
biridir (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98). Sözkonusu madde aynı zamanda 3.  
6
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların temel değerlerinden  
birini güvence altına almaktadır. Bu nedenle yaam hakkının kısıtlanması için oluacak artlar  
titizlikle yorumlanmalıdır (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93). Bireylerin korunması  
için bir araç olan AĐHS’nin amaç ve hedefi de 2. maddenin verdiği güvencelerin pratik ve  
etkili olacak ekilde yorumlanıp uygulanmasını gerektirmektedir (bkz McCann vd – Đngiltere,  
A Serisi no. 324).  
2/1. maddenin ilk cümlesi Devletin sadece kasıtlı ve kanunsuz olarak can almadan  
kaçınmasını değil, aynı zamanda yetkisi altındakilerin yaamlarını korumak için iç hukuk  
düzeninde uygun adımları atmasını emreder (bkz. Kılıç – Türkiye, no. 22492/93). Bu,  
Devletin öncelikli olarak ahsa karı suç ilenmesini önlemek amacıyla önleyici, bastırıcı ve  
bu hükümlerin ihlalini cezalandıran icra mekanizması ile desteklenen uygun bir kanuni ve  
idari çerçeve oluturmayı görev edinmesini gerektirir.  
2. madde metni, bir bütün olarak okunduğunda 2. paragrafın öncelikli olarak bir bireyin  
kasten öldürülmesine izin verilen durumları tanımlamadığını, ancak istenmeyen bir sonuç  
olan öldürmeyi ortaya çıkarabilecek, güç kullanmaya izin verilen durumları açıkladığını  
gösterir. Ne var ki güç kullanma (a), (b) ve (c) fıkralarında belirtilen amaçlara ulamak için  
“kesin zorunluluğu” amamalıdır. Bu bağlamda madde 2/2’de “kesin zorunluluk” ifadesinin  
kullanımı AĐHS’nin 8-11. maddelerinin 2. paragrafında konulan, Devlet müdahalesinin  
“demokratik bir toplumda zorunlu bir tedbir” olup olmadığını belirlerken normalden daha titiz  
ve zorlayıcı bir zorunluluk testi uygulanması gerektiğini gösterir. Özellikle kullanılan güç,  
maddenin alt paragraflarında belirtilen amaçlara ulamakla titizlikle orantılı olmalıdır (bkz.  
McCann vd, yukarıda anılan).  
Mahkeme, görevinin ikincil niteliklerine karı duyarlıdır ve belli bir davanın  
koullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede  
dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin McKerr – Đngiltere, 28883/95). Ulusal  
yargılamanın yapılmıolduğu durumlarda Mahkemenin görevi kendisinin olaylar hakkındaki  
değerlendirmesini ulusal mahkemelerinkinin yerine koymak değildir ve genel bir kural olarak  
sunulan delilleri değerlendirmek o mahkemelerin görevidir. Mahkeme ulusal mercilerin  
bulgularına tâbi olmamakla birlikte normal koullarda bu mercilerin olaylara dayalı  
bulgularından sapmak için ikna edici ögelere ihtiyaç duyar (bkz. üzerinde gerekli değiiklikler  
yapıldıktan sonra, Klaas – Almanya, A Serisi no. 269).  
Ancak 2. madde ile sağlanan güvencenin temel önemi Mahkemenin bu hükmün ihlal  
edildiği iddialarını sadece gücü fiilen yöneten Devlet görevlilerinin eylemlerini değil, aynı  
zamanda ulusal yargılama ve soruturmalar yapılmıolsa bile tetkik kapsamındaki eylemlerin  
planlaması ve kontrolü gibi çevreleyen hususları da dikkate alarak en dikkatli incelemeye tabi  
tutmaya zorunlu olmasıdır (bkz. Erdoğan vd, yukarıda anılan).  
ii. Olayların tespiti  
Mahkeme, Takın Usta’nın polis memurları ile THKP-C militanları arasındaki çatıma  
sırasında polisler tarafından vurularak öldürüldüğünün taraflar arasında ihtilaflı olmadığını  
kaydeder. Ancak taraflar Takın Usta’nın öldürülmesine yol açan olayların oluꢁ ꢁekli  
konusunda ayrılmaktadır. Bavuranlar, Takın Usta’nın olaylardan önce yakalanabilecekken  
polis memurlarının olay yerine o ve iki arkadaını öldürmek amacıyla geldiklerini iddia  
etmitir. Öte yandan Hükümet, Usta ve iki arkadaının teslim olmayı reddettiğini ve ateꢁ  
açtıklarını iddia etmitir. ahısların polisin nefsi müdafaada bulunduğu ve polisin görev ve  
7
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
yetkilerini düzenleyen 2559 sayılı Yasa’ya uygun olarak hareket ettiği bir çatıma sonucunda  
öldüklerini savunmutur.  
Mahkeme olayların yargısal incelemesinin Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi’nde polis  
memurları aleyhine yürütülen kovuturma sırasında yapıldığını gözlemler. Belli olayların  
örtülü kalmıolmasına rağmen Mahkeme, ulusal mahkemenin tespitleri bir balangıç noktası  
olarak alındığında kendisine sunulan tüm deliller ıığında davanın değerlendirilmesi için olay  
ve delile dayalı yeterli temel olduğu kanaatindedir (bkz. Makaratzis – Yunanistan [BD], no.  
50385/99; Perk vd. – Türkiye, no. 50739/99).  
iii. Somut davaya uygulama  
Mahkeme Takın Usta’nın Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi  
polisleri tarafından teröristlere karı yürütülen bir operasyon sırasında öldürüldüğünü  
kaydeder. Elindeki delilleri dikkate aldığında Mahkeme, polis memurlarının balangıçta  
Takın Usta ve iki arkadaını öldürmek amacıyla hareket ettiğini yeterli kesinlikte tespit  
etmemitir.  
Kolluk kuvvetlerinin hangi koullar altında güç ve ateli silah kullanabileceklerini  
tanımlayan yasal çerçeve ile ilgili olarak ise Mahkeme, olayın meydana geldiği tarihte  
yürürlükte olan, 1934 yılında kabul edilmi2559 sayılı Kanunun günümüzde Avrupa’daki  
demokratik toplumlarda zorunlu olan, yaam hakkının “yasa ile” koruma düzeyini sağlamakta  
yeterli olmadığına daha önce hükmetmiolduğunu hatırlatır (Erdoğan vd, yukarıda anılan;  
Makaratzis, yukarıda anılan). Bu bağlamda Anayasanın 17. maddesine dayanarak ölümcül  
güç kullanımının ancak “kanunla öngörülen kesin zorunluluk halinde” meruiyet  
kazanabileceği belirtilmelidir. Bu Mahkeme, ilgili ulusal standart ile AĐHS’nin 2. maddesinin  
standardı arasındaki farkın sadece bu gerekçeyle 2/1. maddenin ihlal edildiği sonucuna  
varmaya yetecek kadar büyük olmadığı kanısındadır (bkz. McCann vd, yukarıda anılan).  
Operasyonun planlama ve kontrol safhasını AĐHS’nin 2. maddesi noktasından hareketle  
değerlendirirken Mahkeme, hem olayın meydana geldiği koullar, hem de olayın gelime  
ekline özel dikkat göstermelidir (bkz. Andronicou ve Constantinou – Kıbrıs, Karar Raporları  
1997-VI).  
Mahkeme bu bağlamda polis memurlarının 16 Nisan 1992 günü alınan ve yasadıı örgüt  
mensuplarının Đstanbul’un Kadıköy ilçesinde saldırı hazırlığında olduklarını ihbar eden  
isimsiz bir telefon üzerine olay mahalline geldiklerini kaydeder. Bu nedenle olay, güvenlik  
güçlerinin ivedilikle hareket etmesini gerektiren acil bir durumdu.  
Mahkeme, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesinin bulgularına dayanarak dava koullarında  
güvenlik güçleri tarafından güç kullanımın maktul üphelilerden kaynaklanan kanunsuz  
saldırının direkt sonucu olduğunu gözlemler. Bu bağlamda polis memurlarının olay yerine  
geldiklerini, dairenin etrafında emniyet önlemleri aldıklarını ve kimlik kontrolü için  
üphelilere kapıyı açmaları çağrısında bulunduklarını anımsar. Ancak üpheliler pencereden  
slogan atmaya devam etmiler, yasadıı örgüt bayrağı sallamıve polis memurlarına ateꢁ  
açmılardır. Sonuç olarak sözkonusu operasyonun AĐHS’nin 2/2. maddesi bağlamında “kanun  
ı iddete karı müdafaa” ve “kanuna uygun bir yakalama gerçekletirmek amacıyla”  
yapıldığı değerlendirilmelidir.  
Bu nedenle Mahkeme somut davada güç kullanımının kesin gereklilikten fazla ve  
yukarıda belirtilen amaçlara ulamada titizlikle orantılı olup olmadığını belirlemelidir.  
8
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Mahkeme, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesinin, elindeki deliller temelinde, ilk atein  
maktuller tarafından açıldığını tespit etmitir. Görgü tanığı ifadeleri gösterdiği üzere, polis  
memurları üphelilere defalarca teslim olmaları çağrısında bulunmu, ateetmeden önce  
gerekli uyarılarda bulunmuve ancak kendilerine ateedildiğinde ateetmeye balamılardır.  
Mahkeme aynı zamanda polis memurlarının üphelilerden gelen ateile  
karılatıklarında üpheliler atei kesene dek atele karılık vermeleri gerektiğine  
inanmılardır (bkz. Perk vd, yukarıda anılan). Bu bağlamda Mahkeme, balistik inceleme  
raporlarına göre maktullerin 700, polis memurlarının ise 420 mermi harcadıkları ve polis  
memurlarının atılarının tamamının uzun mesafeden gerçekletiği bilgisini önemli  
bulmaktadır. Ayrıca operasyonun dokuz saat sürmüve emniyet yetkilileri tarafından olay  
yerine bir ambulans getirtilmiolması operasyonun üphelilerin yakalanması amacıyla  
yürütülmüolduğu ve tıbbi destek sağlamak amacıyla tedbirler alındığını göstermektedir.  
Mahkeme ayrıca maktullerin yakalanması amacıyla güvenlik güçleri tarafından öldürücü  
olmayan yöntemlerin kullanılması imkânına ilikin yorum yapılmasının gereksiz olduğu  
kanaatindedir. Bu bağlamda Mahkeme, bavuranların yakınlarının güvenlik güçlerinin güç  
kullanımı sonucu öldürüldüğü Andronicou ve Constantinou ve Perk vd. davalarında, olay  
hakkındaki değerlendirmesini olayın sıcağıyla karılık vermeye zorunlu olan memurların  
yerine, olaydan kopuk bir bakıile koyamadığına hükmettiğini anımsar. Mahkeme ayrıca  
baka türlü bir hükme varmanın devletler ve görevini ifa etmekte olan kolluk kuvvetleri  
üzerinde gerçekçi olmayan bir yük getirmek, belki de kendilerinin ve diğerlerinin hayatını  
tehlikeye atmak anlamına geleceğini değerlendirmitir (bkz. Andronicou ve Constantinou,  
yukarıda anılan; Perk vd, yukarıda anılan). Mahkeme, taraflar arasında iddetli bir çatımanın  
çıktığı ve polis memurlarının üç silahlı üpheli ile karı karıya kaldığında nefsi müdafaa  
yapmak zorunda kaldıkları somut davada farklı bir sonuca ulamak için sebep görmemektedir.  
Bu nedenle Mahkeme bu koullarda ölümcül güç kullanımının, her ne kadar üzücü olsa  
da nefsi müdafaa ve yasal yakalama uygulaması açısından “kesin zorunluluğu” amadığı ve  
AĐHS’nin 2/2. maddesinde belirtilen yükümlülükler bağlamında sözlemeci devletin ihlale  
neden olmadığı görüündedir.  
Bu nedenle Takın Usta’nın ölümünde AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediği  
değerlendirilmektedir.  
(c) Soruturmanın yetersiz olduğu iddiasına ilikin  
i. Genel ilkeler  
Mahkeme ayrıca içtihadına göre AĐHS’nin 2. maddesindeki yaam hakkının koruma  
altına alınması zorunluluğunun 1. maddedeki Devletin “… kendi yetki alanı içinde bulunan  
herkese Sözleme’de tanımı yapılan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğü ile  
birlikte değerlendirildiğinde ahısların güç kullanımı sonucu öldürüldüğü durumlarda bir tür  
etkili resmi soruturmanın yapılmasını zımnen gerektirdiğini hatırlatır. Böyle bir  
soruturmanın temel amacı yaam hakkını koruyan ulusal kanunların etkili bir ekilde  
uygulanmasını güvence altına almak ve devlet görevlileri ve organlarının, karıtıkları bu tip  
olaylarda, sorumlulukları dahilinde meydana gelen ölümlerle ilgili hesap vermelerini  
sağlamaktır.  
Devlet görevlileri tarafından yapılan ve kanunsuz olduğu iddia edilen öldürmeler  
hakkında yapılan bir soruturmanın etkili olabilmesi için genel olarak soruturmadan sorumlu  
9
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
olan ve soruturmayı yürüten kiilerin olaylara karıanlardan bağımsız olmasının zorunlu  
olduğu değerlendirilebilir (bkz Güleç – Türkiye, Raporlar 1998-IV ve Oğur – Türkiye [BD],  
no. 21594/93). Bu, sadece hiyerariye dayalı veya kurumsal bir bağın bulunmaması değil,  
pratikte bağımsızlığın gerektiği anlamına gelir (örneğin bkz. Ergi – Türkiye, Raporlar 1998-  
IV).  
Soruturma aynı zamanda böyle durumlarda tatbik edilen gücün o artlarda meru olup  
olmadığının tespitini (bkz. Kaya – Türkiye, Raporlar 1998-I) ve sorumluların belirlenip  
cezalandırılmasını sağlamak anlamında etkili olmalıdır (Oğur, yukarıda anılan). Bu sonuca  
değil, yönteme dair bir yükümlülüktür. Yetkililerin diğerleri yanında görgü tanığı ifadeleri,  
adli tıp kanıtları, uygunsa yaralanmaların tam ve doğru tespitini veren bir otopsi ve ölüm  
nedenini de içeren klinik bulguların objektif analizi de dahil olmak üzere olayla ilgili  
delillerin korunması için mümkün olan mantıklı adımları atmaları gerekmektedir (otopsilere  
ilikin olarak bkz. Salman, yukarıda anılan; tanıklara ilikin bkz. Tanrıkulu – Türkiye [BD],  
no. 23763/94; adli tıp delillerine ilikin bkz. Gül – Türkiye, no. 22676/93). Soruturmanın  
ölüm nedenini veya sorumlu olan kii ya da kiilerin tespitini tehlikeye düürecek herhangi bir  
noksan bu standardın dıına düme riskini doğuracaktır.  
Aynı zamanda bu bağlamda ivedilik ve makul süre zorunluluğu bulunmaktadır (Yaa,  
yukarıda anılan, Çakıcı – Türkiye [BD], no 23657/94, Tanrıkulu, yukarıda anılan ve Mahmut  
Kaya – Türkiye, no. 22535/93). Belirli bir durumda soruturmanın ilerlemesini önleyen  
engeller ve güçlükler olabileceği kabul edilmelidir. Ancak ölümcül güç kullanımı veya  
kaybolma olaylarını sorutururken yetkililerin ivedilikle harekete geçmesi, hukukun  
üstünlüğünü korumalarında ve kanunsuz fiillerde bir karartma veya müsamahayı önlemede  
halkın güveninin sağlanması için genellikle zaruri olarak değerlendirilmektedir (bkz. Avar –  
Türkiye, no. 25657/94).  
ii. Somut davaya uygulama  
Mahkeme gerçekten de üç üphelinin ölümünü çevreleyen koullara ilikin olarak  
yetkililer tarafından kapsamlı bir soruturmanın yürütülmüolduğunu gözlemler. Bu  
bağlamda dava konusu olaydan hemen sonra olayların oluꢁ ꢁekli ve evin durumunu gösteren  
bir olay raporu ve inceleme raporunun polis memurları tarafından düzenlenmiolduğunu  
kaydeder. Evin krokisi, maktullerin cesetlerinin konumunu da gösterecek ekilde çizilmi,  
fotoğraf çekilmitir. Çatımada kullanılan silah ve mermiler olay yerinden alınarak balistik  
incelemeye tâbi tutulmutur. Tüm silahlardan çıkan mermiler tespit edilmive maktullerin  
giysilerinin incelenmesini takiben atımesafesi de belirlenmitir. Ayrıca 6 adli tıp uzmanı  
cesetler üzerinde klasik ve ayrıntılı otopsi gerçekletirmitir.  
Ne var ki sözkonusu soruturma, yaanan önemli gecikmeler nedeniyle etkili olarak  
değerlendirilemez. Bu bağlamda Mahkeme, yetkililerin operasyonda yer alan polis  
memurlarından ifade almak için 8 aydan fazla beklediklerini ve bu ilemin iki yıldan daha  
uzun sürdüğünü kaydeder. Davayı Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi’nden devralan Kayseri  
Ağır Ceza Mahkemesi’nin sanık polis memurları aleyhine açılan davada karar vermesi 7  
yıldan fazla zaman almıtır. Yargıtay aaması ise 2 yıl sürmütür.  
Yukarıda belirtilen hususlar ıığında Mahkeme, 13 yıldan fazla süren sözkonusu  
yargılamanın gereksiz ve orantısız olduğu iddia edilen güç kullanımının soruturulmasında  
yetkililer tarafından ivedi bir karılık olarak tanımlanamayacağı görüündedir. Dolayısıyla,  
cezai soruturmada yaanan gecikmeler ve yargılamanın tamamının süresi nedeniyle devletin  
AĐHS’nin 2. maddesinde belirtilen usul yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar vermitir.  
10  
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Bu nedenle 2. madde usul yönünden ihlal edilmitir.  
I. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar 400,000 Euro maddi tazminat talep etmilerdir. Bu miktar, yetkililer  
tarafından haczedilen bir daire ve iki otomobilin bedeline karılık gelmektedir. Bavuranlar  
aynı zamanda miktar beyan etmeksizin manevi tazminat ödenmesini de talep etmilerdir.  
Hükümet, bavuranların adil tatmin taleplerinin reddini Mahkemeden talep etmitir.  
Mahkeme tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak 2. maddenin usule ilikin olarak ihlal  
edildiği tespitini dikkate alarak ve hakkaniyete uygun olarak bavuranlara ortaklaa 10,000  
Euro ödenmesine hükmeder.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar AĐHM önündeki masraflar için tazminat talebinde bulunmu, Hükümet  
talebin dayanaksız olduğunu savunmutur.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri ve bavuranların miktara ilikin  
bir talep getiremeyiini göz önünde bulundurarak AĐHM bu balık altında ödeme  
yapılmamasına karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Takın Usta’nın ölümünde AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 2. maddesinin usule ilikin olarak ihlal edildiğine;  
11  
USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
4. (a) Sorumlu Devlet’in bavuranlara ortak olarak, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca  
kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur  
üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek ve uygulanabilecek her türlü vergiden muaf  
tutularak 10,000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için  
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç  
puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 21 ubat 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Santiago QUESADA  
Kâtip  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
12