C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
UYAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 7454/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 Kasım 2005  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
* AĐHM’nin 1 Kasım 2004 tarihinden önceki yapısıyla  
.
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (7454/04) bavuru no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Sait Oral Uyan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 1 Mart 2004  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence altına  
alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından G.Yolcu tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1965 doğumlu T.C. vatandaıdır. Bavurunun yapıldığı sırada bavuran firari  
bulunmaktaydı.  
A. Bavurunun yapılmasına neden olan olaylar  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 7 Temmuz 1998 tarihli kararıyla bavuranı  
yasaı terörist örgüt TĐKB’ye bağlı olma, bu örgüt adına terörist eylemler düzenleme, sahte  
kimlik kullanma, silah kaçakçılığı yapma, silahlı saldırılarda bulunma, gasp ve adam öldürme  
suçlarından müebbet ağır hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuran Kandıra Cezaevi’nde cezasını çektiği sırada uzun süreli açlık grevi balatmıtır.  
Kocaeli Devlet Hastanesi’nde 13 Haziran 2001 tarihinde muayene edilen bavuran hakkında  
hazırlanan sağlık raporunda sağlık durumunun «kötü beslenmeye» karın «iyi» olduğu ifade  
edilmitir.  
Adli Tıp Kurumu 3 no’lu Dairesi (Adli Tıp) 22 Haziran 2001 tarihinde disimetrik,  
uyumsuzluğa, ve nistagmüs semptomlara bağlı olarak bavuranda Wernicke-Korsakoff (WK-  
S) Sendromu tehisinde bulunmutur.  
Adli Tıp, hapishanede tutulmasının ölüm riski oluturacağını belirterek bavuranın cezasının  
infazının altı ay süreyle ertelenmesi önerisinde bulunmutur.  
Kocaeli Cumhuriyet Savcısı, CMUK’un 399. maddesinin uygulanarak bavuranın artlı olarak  
tahliye edilmesini kararlatırmıtır.  
Bavuran 28 Haziran 2001 tarihinde tahliye edilmive Đstanbul’a ailesinin yanına  
yerlemitir.  
Bavuran 20 Kasım 2001’de tahliye süresinin uzatılmasını talep etmi, Kocaeli Devlet  
Hastanesi’nde 23 Kasım 2001 tarihinde düzenlenen raporda bavuran hakkında konulan WK-  
S tanısı doğrulanve bavuranın cezasının bir yıl süreyle ertelenmesi önerilmitir.  
Bavuran yine de Adli Tıp Kurumu 3 no’lu Dairesince yeniden muayene edilmitir. Kurum, 7  
Aralık 2001 tarihinde, mevcut ekliyle oküler felç, nörolojik rahatsızlıklar ve hafıza kaybı  
gösteren bavuranın WK-S rahatsızlığının bulunduğunu teyit ederek, cezasının iyileinceye  
dek ertelenmesi tavsiyesinde bulunmutur.  
2
Bu rapor üzerine Kocaeli Cumhuriyet Savcısı 19 Aralık 2001 tarihinde daha önce verilen  
erteleme kararının süresini altı ay uzatmıtır.  
Bu süre Adli Tıbbın 5 Haziran 2002 ve 15 Ocak 2003 tarihli raporlarının ardından iki kez  
daha uzatılmı, son raporda Adli Tıp uzmanları bavuranın sağlık durumunun Anayasa’nın  
104. maddesinde öngörülen Cumhurbakanı’nın af kararı kapsamına girdiğini dile  
getirmilerdir.  
CMUK’un 399. maddesinin pratikte uygulanmasında ihtilafların mevcut olması nedeniyle  
Adalet Bakanlığı 7 Mart 2003 tarihinde 3.3.9/44 sayılı bir genelge yayımlayarak Adli Tıp  
Kurumu’nun sağlık raporlarında, cezanın ne kadar süreyle ertelenmesi gerektiğini somut  
olarak dile getirmesi gerektiğini ifade etmitir.  
17 Ekim 2003 tarihinde, Kocaeli Cumhuriyet Savcısı 27 Ağustos 2003 tarihli raporda  
erteleme süresinin belirtilmediği, bu raporun sözü edilen genelge uyarınca hazırlanmadığı  
gerekçesiyle bavuranın cezasının ertelenme süresini reddetmi, uygun bir sağlık raporu  
hazırlanmasını istemitir.  
Bununla birlikte, bavuran ilgili yetkili merciler karısına çıkmamıtır.  
Bavuran bu karara 12 Kasım 2003 tarihinde Đstanbul DGM önünde bu karara itirazda  
bulunmutur.  
Đstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı 19 Ocak 2004 tarihli iddianamesi ile, Kocaeli Cumhuriyet  
Savcısı’nın talebinin reddedilip, 27 Ağustos 2003 tarihli rapora dayalı olarak, bavuranın  
cezasının altı ay süreyle daha ertelenmesini talep etmitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 26 Ocak 2004 tarihli kararıyla ratione loci bakımından  
yetkisizlik kararı vererek dava dosyasını Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermitir.  
Kocaeli 2 no’lu Ağır Ceza Mahkemesi 9 ubat 2004 tarihinde bavuranın talebini  
reddetmitir.  
Bu sırada, bavuranın babası 6 ubat 2004 tarihinde oğlunun cezasının kalan kısmının  
affedilmesini Cumhurbakanı’ndan istemitir.  
Bağcılar Cumhuriyet Savcısı 26 ubat 2004 tarihinde bavuran hakkında mahkumlara mahsus  
yakalama müzekkeresi çıkarılması kararını vermitir.  
AĐHM tarafından alınan ihtiyati tedbir kararının Cumhuriyet Savcısı tarafından dikkate  
alınması ıığında Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi CMUK’un 399. ve 402. maddelerinin  
uygulanmasını istinaden bavuranın cezasının infazının 13 Eylül 2004 tarihine kadar  
ertelenmesini kararlatırmıtır.  
Mahkeme daha sonra bu kararı ikinci bir emre dek uzatmıtır. Hükümet, bu karara uygun  
olarak ihzar müzekkeresinin askıya alındığını ifade etmitir.  
Mahkeme iç hukuk yetkilileri önünde nihai olarak verilmiolabilecek karar hakkında kesin  
bilgilere sahip değildir.  
3
B. AĐHM’nin soruturma ziyareti  
1. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler  
AĐHM Heyeti, Türkiye’de farklı tiplerdeki Ceza infaz kurumlarında hüküm süren fiziksel  
koullar hakkında fikir edinmek için beraberinde bavuranların temsilcileri ve Hükümet  
yetkilileri ile birlikte iki F tipi Cezaevi’ni (Tekirdağ ve Kocaeli), iki H tipi cezaevini  
(Tekirdağ ve Đstanbul) ve bir H tipi tutukevini (Bayrampaa-Đstanbul) ziyaret etmive bu son  
kurumun sağlık merkezini incelemitir. Bu ziyaretler sırasında, Heyet Cezaevi personeli,  
Savcılar ve bu kurumlarda görevli doktorlar ile görütür.  
Heyet bu vesile ile aynı zamanda, bahsekonu elli üç mahkumdan on yedisi ile ve 7 Eylül 2004  
tarihinde bavuran ile görütür.  
2. Bilirkii kurulu tarafından yürütülen sağlık muayeneleri  
AĐHM, bavuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup bulunmadığını, ayet  
bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaamı ile uyumlu olduğunu belirlemek bakımından  
bilirkii kurulunu görevlendirmitir. Sözkonusu kurul ayrıca, gerektiğinde, Türk Adli Tıp  
organları tarafından oluturulduğu haliyle bavuranın sağlık dosyasını incelemekle  
görevlendirilmitir.  
Bu bağlamda Bilirkii Kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin nöropsikiyatrik  
rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp Kurumu’nun tanısına uygun  
olarak bunların Wernicke Korsakoff Sendromu’nda görülenlerle aynı olduğunu belirttiklerini  
ortaya koymaktadır.  
Buradan hareketle Bilirkii Kurulu, mahkumlarda olası aırı yükleme öğelerini ve Wernicke  
Korsakoff Sendromu’nun gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart sağlık  
muayenelerine bavurmaya karar vermitir.  
Đncelemeler Hükümetçe belirlenen Đstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 8  
ve 11 Eylül 2004 tarihleri arasında tıbbi mahremiyet ilkesi doğrultusunda yapılmıtır.  
Bavuran 11 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmitir.  
(Kararda Bilirkii Kurulu’nun sağlık raporundan ilgili bölümlere yer verilmitir.)  
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK ÜZERĐNE  
Tarafların mahkemeye sunduğu kanıtlar ıığında, AĐHM, bu ikayetin bavurunun mevcut  
haliyle hukuka ve olaylara yönelik ciddi sorunları ortaya çıkardığını, bunun çözümü için  
bavurunun esastan incelenmesi gerektiğine itibar etmive yapılan ikayetin AĐHS’nin 35 § 3.  
maddesi uyarınca temelden yoksun olmadığına karar vermitir. Bavurunun kabuledilemez  
olması için baka hiçbir gerekçe tespit edilmemi, bavuru kabuledilebilir bulunmutur.  
4
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yakalandığı Wernicke-Korsakoff sendromu nedeniyle mahkumiyet cezasını  
çekmeye devam edemeyeceğini ileri sürmektedir. Günlük ihtiyaçlarının üstesinden tek baına  
gelememesi ve diğer mahkum arkadalarına bağımlı olmak zorunda olması doğrultusunda tek  
baına, diğer mahkumlardan ikisi veya üçü ile aynı hücrede mahkumiyetinin fiziksel ve ruhsal  
bütünlüğüne bir saldırı olduğunu iddia etmektedir. Bavuran, bu koullar altında, gerekli tıbbi  
tedaviyi sürdüremediğini, hakkında verilen tevkif müzekkeresinin AĐHS’nin 3. maddesinin  
ihlaline yol açtığını öne sürmektedir.  
A. Tarafların görüleri  
1. Hükümet  
Hükümet, cezaevi kurumlarındaki koulların elverili olduğunu ifade etmekte ve  
hükümlülerin ilk olarak sözü edilen kurumlarda, gerektiğinde hastanede tıbbi hizmetlerden  
yararlandıklarının altını çizmektedir.  
Hükümet, bavuranın adli tıbba ve etkili bir hukuka dayalı bir sistemden yararlandığını,  
iyileinceye dek serbest bırakıldığını savunmaktadır.  
Hükümet son olarak, bavuranın durumunun üzücü olmakla birlikte, yetkililere  
yüklenebilecek hiçbir fiil veya ihmal sonucunun çıkarılmayacağını ve bavuranın çekeceği  
cezasından muaf tutulmasına neden olamayacağını gözlemlemektedir.  
Hükümet, görülerinde uzman kurul raporu ile ilgili olarak, bu rapor sonucunun adli tıp  
kurumu raporu ile benzer olduğunu savunmaktadır.  
2. Bavuran  
Bavuran, Hükümetin savına karı çıkmakta ve ikayetlerini sürdürmektedir. Hakkında  
düzenlenen bütün sağlık raporlarının kendisinde mahkumiyetini sürdürmeye engel geri  
dönüü olmayan bir hastalığın varlığını gösterdiğini iddia etmektedir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHS’nin özgürlüklerinden yoksun bırakılan kiilerin ve dolayısıyla bu durumdaki hasta  
kiilerin durumuna ilikin özel bir hükmü içermediği doğrudur. Bununla birlikte, Devletlere  
idare tarafından hükümlü bulunan kiilerin fiziksel bütünlüğünün korunması için gerekli tıbbi  
önlemlerin alınması yükümlülüğünden bağımsız olarak, ister fiziksel ister ruhsal olsun doğal  
yolla meydana gelen bir hastalıktan çekilen sıkıntı 3. madde çerçevesinde değerlendirilebilir.  
Rahatsızlık tutukevi koullarında daha da artıyor ve risk oluturuyorsa bu durumdan yetkililer  
sorumlu tutulabilir (Bkz. Mouisel-Fransa kararı, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, AĐHM 2002-  
IX, ve Pretty-Đngiltere kararı, no: 2346/02, § 52, AĐHM 2002-III ve bu kararlarda yer alan  
referanslar).  
5
Mahkumun sağğı dıında, selametinin de hapsedilme koullarının pratik gerekliliklerini  
dikkate alarak uygun ekilde sağlanması gerekir. Her mahkumun, insan onuruna uygun  
tutukluluk koullarına sahip olma hakkı bulunmaktadır. Alınan tedbirlerin uygulanma  
koulları, kendisini sıkıntıya ya da tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aacak  
yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmamalıdır (Kudla-Polonya, no: 30210/96, § 94, AĐHM 2000-  
XI).  
AĐHS, sağlık gerekçeleriyle bir tutuklunun serbest bırakılması yönünde «genel bir  
yükümlülüğü» içermese de, bir hükümlünün klinik tedavi gerektiren hali yine de Avrupa  
Konseyi’ne üye Devletler bünyesinde AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca hükümlülüğe uygunluğu  
belirleyen hallerden birini tekil etmektedir (Bkz. sözü edilen Mouisel ve Price-Đngiltere  
kararları, no: 33394/96, § 30, AĐHM 2001-VII).  
Özetle, hayati tehlike içeren ya da hapisane yaamı ile kalıcı biçimde uyumsuzluk arzeden bir  
hastağı olan kiinin hapsedilmesi; AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına girebilir.  
Mevcut davada bavuranın yeniden hapsedilmesinde böyle bir sorunun olup olmadığının  
incelenmesi gerekir.  
AĐHM, hükümlülerin ağır hastalıklarının bulunduğu durumlarda cezaların uygulanması  
konusunda yürürlükte olan Türk mevzuatını incelemitir. AĐHM, mevzuatın ulusal mercilere  
tutukluların ciddi hastalıklarının bulunduğu durumlarda müdahale etme olanağını sunduğunu  
not etmektedir. Sağlık durumu, geçici olarak serbest bırakılma ya da cezanın ertelenmesi  
kararını gerekçelendirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirlere ek olarak sağlık nedeniyle  
Cumhurbakanı affına bavurma imkanı bulunmamaktadır.  
AĐHM, sözkonusu usullerin ilk bakıta, Devletlerin özgürlükten yoksun bırakan cezalarla  
bağdatırması gereken, mahkumların fiziksel bütünlüğü ve esenliğinin korunmasını sağlamak  
için uygun güvenceleri oluturduğu kanaatindedir.  
Mevcut bavurunun özel bağlamında, geçmite Türkiye’de 1996-2000 tarihleri arasında koğuꢀ  
sisteminden tek ve üçer kiilik hücre yapısındaki F tipi cezaevlerine geçii protesto etmek  
amacıyla balatılan açlık grevi eylemlerini müteakip, kötü beslenme ve açlık sonucu fiziksel  
ve zihinsel bozuklukların meydana geldiğini ve bazı hükümlülerde kaydedilen WK-S tanısı  
nedeniyle bu kiilerin hükümlülük halinin devamında kimi güçlüklerle karılaıldığını  
belirtmek yerinde olacaktır. Yetkili merciler hiç kukusuz böylesi bir durumun toplum  
düzeninin korunması açısından gerekli görülemeyeceğine itibar etmive hasta birçok  
mahkumun sağlık gerekçeleriyle artlı salıverilme hakkından yararlanmasını sağlamılardır.  
Bu bavuruda, bavuran sözü edilen olaylara katılmıgörünmektedir. Türk hukukunca  
sunulan olanaklardan hakkında ihzar müzekkeresinin çıkarıldığı 26 Nisan 2004 tarihine dek  
yararlanmıtır.  
Bu doğrultuda, AĐHM, Gebze Cumhuriyet Savcısı’nın Adli Tıp Kurumu’nun hazırladığı  
rapora dayalı olarak bavuranın yakalandığı WK-S rahatsızlığının cezaevi yaamı ile  
örtümediği tespitiyle bavuranın cezasının tecil edilmesine karar verdiğini not etmektedir.  
Böylelikle bavuran gerekli tedaviyi almak üzere CMUK’un 399 § 2. maddesi uyarınca artlı  
salıverilme hakkından yararlanmıtır.  
Gerçekletirilen bütün tıbbi kontroller daha önce tehis edilen WK-S tanısını teyit eder  
mahiyette olmutur. Ruhsal bozukluk, disimetrik semptomlar, uyumsuzluk, nistagmüs, oküler  
6
felç, nörolojik rahatsızlıklar ve amnezik kaygılar gösteren bavuranın sağlık durumunun  
hapsedilmeye elverisiz olduğuna karar verilmitir.  
AĐHM, bu tespitler üzerinde yeniden duracak hiçbir unsurun olmadığı görüündedir (Bkz.  
Klass-Almanya kararı, 22 Eylül 1993, seri:A no:269, s. 17, §§ 29-30) ve takip eden  
gerekçeler nedeniyle bu saptamaların sonradan gelitiğine ikna edici hiçbir gelime  
olmadığını kaydetmektedir.  
Nitekim 11 Eylül 2004 tarihinde, yani Adli Tıp Kurumu’nun bavuranın durumunun  
hapsedilmeye elverisiz olduğunu belirten 27 Ağustos 2003 tarihli son raporundan bir yıl  
sonra bavuran AĐHM Bilirkii Kurulu tarafından muayene edilmitir. Kurul, Uyan’da statik  
beyincik sendromu (denge kaybı, yürüme güçlüğü) ve az ölçüde nistagmüs tehisinde  
bulunmutur.  
AĐHM Bilirkii Kurulu oybirliğiyle, Uyan’ın WK-Sendromuna bağlı olarak günlük yaamını  
idame ettirmede ve hareket etmede güçlük çektiği, hastalığının hapsedilmeye elverisiz  
olduğu sonucuna varmıtır.  
Bu son hususla ilgili olarak, bavuranın yeninden hapsedilmesi durumunda tıbbi bakımın  
eksikliğinden açıkça ikayetçi olmamasına karın, Hükümet’in, bavuranın yeniden  
hapsedilmesi halinde sağlanacak günlük tedavi veya desteğin niteliğini ve uygunluğunu  
destekleyemediğinin vurgulamak gerekir. Bavurana sağlanan dikkate değer tıbbi bakıma  
rağmen, böylesi bir argüman yanlıanlaılacaktır, zira bu, bavuranın cezaevi dıında tedavi  
ve bakım görmesi amacıyla tanınan geçici serbestliğin uygunluğu hususunu tartıma konusu  
haline getirecektir.  
Bu koullar altında AĐHM, bavuran Uyan’ın değimeyen sağlık durumuna rağmen olası  
yeniden hapsedilmesinin 3. maddenin kapsamına girecek kadar ciddi bir düzeye ulaacağına  
itibar etmektedir.  
Esasen bu durum, Türkiye’de mevcut olan koruyucu sistemin olayların bu aamasında iyi  
ilememiolmasından kaynaklanmıtır.  
Öte yandan, bu alanda tek yetkili mercii olan Adli Tıp Kurumu’nun bavuranın cezasını  
çekmeye elverili olduğuna dair vermiolduğu hiçbir rapor bulunmamasına karın 26 ubat  
2004 tarihinde verilen yakalama müzekkeresini anlamak güçtür. Hükümetin görülerinde bu  
konuda sessiz kalınmıtır; bununla birlikte dava dosyasından yetkililerin, Cumhurbakanı affı  
için hazırlanan dosyayı tamamlamaya çalıtıkları görülmektedir. Bu ilemin yapıldığı farz  
edilse idahi, Adli Tıp Kurumu’nun 27 Ağustos 2003 tarihli raporu çerçevesinde yakalama  
müzekkeresinin gerekçesi bulunmamaktadır.  
Mevcut koullarda, ihzar müzekkeresi son sağlık raporundan beay sonra verilmiolsa bile  
bu durum bavuranı baskıya itmive firar etmeye zorlamıtır. Yetkili mercilerin af talebine  
ilikin dosyayı tamamlamaları gerekiyor idiyse bavuranın Savcılığa ve Adli Tıp Kurumu’na  
gelmesi çağrısında bulunmaları veya yetkililer huzuruna çıkması için ihzar müzekkeresi  
hazırlamaları gerekirdi. Bunun yokluğunda, yetkililer aırı bir biçimsellikten kaçınarak, ilk  
aamada Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın da ifade ettiği üzere,  
27 Ağustos 2003 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu ıığında tecil kararını uzatabilirler  
müteakiben Adalet Bakanlığı’nın genelgesine ya da Cumhurbakanı affına uygun bir rapor  
hazırlanmasını sağlayabilirlerdi.  
7
Bu durum, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından, Devletin makamlarının sorumluluğunu  
gündeme getirmektedir. Sözkonusu makamlar, bavuranın hastalığının kökeninde hiçbir  
hataları olmadığını öne süremezler. Bavuranın uzun süreli açlık grevine balama kararı  
verirken kendisine vermiolabileceği zarar her ne olursa olsun, bu hiçbir ekilde, AĐHS’nin 3.  
maddesi bakımından Devletin bu kii karısındaki yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz  
(konuya ilikin diğer tartımalar için, Bkz., Nevmerjitsky-Ukrayna, no: 54825/00, §§ 82-106,  
5 Nisan 2005).  
Kısaca AĐHM, bavuranın değimeyen sağlık durumunu göz ardı ederek 26 ubat 2004  
tarihinde adı geçeni yeniden hapsetmeye karar veren ulusal mercilerin, AĐHS’nin 3.  
maddesinin gerektirdikleri ile uyum içinde hareket etmiolarak kabul edilemeyecekleri ve  
bavuran hakkında çıkartılan aynı tarihli yakalama müzekkeresinin yürütülmesi halinde,  
Savunmacı Devlet’in 3. maddeyi ihlal etmiolacağı görüündedir.  
Yakalama müzekkeresinden bu yana bavuranın yeniden hapsedilmemiolması ile hiçbir  
netice çıkmamaktadır. Bavuran yeniden hapsedilmiolsaydı yalnızca olayların ciddiyet  
derecesi artmıolacaktı.  
AĐHM, Türk yetkililerince bavuranın sağlık durumunda kesin bir değiiklik olmadan ileride  
yeniden hapsedilme kararının alınması halinde değerlendirmesinin aynı olacağının altını  
çizmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5 § 1 a) maddesine atıfta bulunan bavuran, Cumhuriyet Savcılığı’nın hakkında  
verilen doktor raporlarını tanımayarak cezanın ertelenmesini reddetmesi ile özgürlük ve  
emniyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet bu konuda görübildirmemitir.  
AĐHM, bavuranın artlı salıverildiği 28 Haziran 2001 tarihinden sonra hiçbir surette  
tutuklanmadığını ve yeniden hapsedilmediğini hatırlatmaktadır. Fakat, AĐHS’nin 5. maddesi,  
1. paragrafında yer alan zorunluluklar dıında herkesin özgürlüğünden yoksun «bırakılmama»  
ve özgürlüğünden yoksun «kalmama» hakkını öngörür (Bkz. Weeks-Đngiltere kararı, 2 Mart  
1987, seri:A no: 39, s. 33, § 92).  
AĐHM, yukarıda ifade edilen ikayetin içerdiği unsurların benzerlerinin veya aynılarının  
AĐHS’nin 3. maddesine ilikin inceleme sırasında da ele alındığını gözlemlemektedir.  
O halde AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 5. maddesi çerçevesinde ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığı hükmüne varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maddi zarar için hiçbir miktar dile getirmemekte, buna karın, maruz kaldığı  
manevi zarar için 50.000 Euro talep etmektedir.  
8
Hükümet bu talebi reddetmekte ve bu miktarın aırı ve dayanaktan yoksun olduğunu  
savunmaktadır.  
AĐHM, bavuranın yakalama müzekkeresi nedeniyle ciddi sıkıntılar çektiğine, maruz kaldığı  
manevi zararın bu kararın sonucu ile telafi edilemeyeceğine itibar etmektedir (Bkz. Mokrani-  
Fransa, no: 52206/99, §§ 36 ve 43, 15 Temmuz 2003).  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak bavurana bu doğrultuda 3.000 Euro ödenmesini  
kararlatırmıtır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran yapmıolduğu temsil, çeviri ve iletiim giderleri için 4.730 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, kanıtlayıcı belgelerin olmadığını kaydederek bu talebin reddedilmesi gerektiğini  
ileri sürmektedir.  
Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadına göre bir bavuran yapmıolduğu masraf ve  
harcamaların gerçekliğini ve gerekliğini makul oranlarda ortaya koyduğu ölçüde bu yönde bir  
tazminat elde edebilir (Bkz. diğerleri arasında Nikolova-Bulgaristan kararı, no: 31195/96, §  
79, AĐHM 1999-II).  
AĐHM, sunulan ayrıntıları gözönünde bulundurarak, her türlü vergiden muaf tutulmak  
suretiyle bavurana, 2.000 (ikibin) Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 715  
(yediyüz onbe) Euro tutarındaki adli yardım düülerek, kalan meblağın ödenmesinin makul  
olduğuna kanaat getirmitir.  
Bu miktar Yeni Türk Lirasına (YTL) çevrilmek suretiyle bavuran veya temsilcisi tarafından  
belirtilecek bir banka hesabına yatırılacaktır.  
C. Temerrüt Faizi  
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME,  
1. Oybirliğiyle, bavurunun kabuledilebilir olduğuna ;  
2. Oybirliğiyle, bavuranın tıbbi ehliyetinde net bir değiiklik olmaksızın yeniden  
hapsedilmesi ile AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Oybirliğiyle, bavurunun AĐHS’nin 5 § 1. maddesi altında incelenmesine gerek  
olmadığına;  
9
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin  
bavurana;  
i.  
ii.  
Üçe karı beoyla, manevi tazminat olarak 3.000 (üç bin) Euro;  
Oybirliğiyle, masraf ve harcamalar için 2.000 (iki bin) Euro’dan Avrupa Konseyi  
tarafından verilen adli yardım tutarı 715 (yedi yüz on be) Euro düülerek kalan  
kısmı ödemesine;  
iii.  
Anılan miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
Kararın ekinde AĐHS’nin 45 § 2. maddesi ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 74 § 2. maddesine uygun  
olarak Yargıçlar Caflish ve Türmen’in kısmi muhalefet erhleri yer almaktadır.  
10