CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
UYAN-TÜRKĐYE DAVASI (no: 2)  
(Bavuru no:15750/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Ekim 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (15750/02) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Sait Oral Uyan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 ubat 2004  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan yararlanan bavuran, AĐHM önünde Bursa Barosu avukatlarından Ü. Emek  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Olayların meydana geldiği dönemde, 1965 doğumlu bavuran, aırı sol bir terör örgütünün  
mensubu olmaktan Bursa Cezaevinde müebbet hapis cezasını çekmekte olan bir hükümlüydü.  
25 ubat 2000 tarihinde, bavuran, Bursa Devlet Hastanesi Nöroirurji Bölümünde muayene  
edilmitir. Düzenlenen rapor, Đstanbul’da bir yıl önce saptanan boyun fıtığı tanısını teyit  
etmitir. Boyundan kola doğru yayılan iddetli ağrılar gösteren sözkonusu hastalığa ilikin  
olarak, doktorlar, ayet cerrahi müdahale yapılacaksa, bunun Đstanbul’da bir üniversite  
hastanesinde gerçeklemesinin uygun olacağını belirtmilerdir. Bilahare, cezaevi yönetiminin  
talebi üzerine, Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi, bavurana gerekli tedavileri  
uygulayabileceklerini ancak, hükümlüler için özel mahkum odalarının mevcut bulunmadığını  
belirtmitir.  
Bunun üzerine bavuran, Đstanbul Bayrampaa Cezaevine nakledilme talebinde bulunmutur.  
2 Haziran 2000 tarihinde, cezaevi yönetimi, bavuranın, Đstanbul’da Kartal Cezaevine  
nakledilmesine karar vermitir.  
A. Bavuranın Kartal Cezaevine Nakli  
5 Haziran 2000 tarihinde, jandarma erler M.A, G.A., H.B., M.B., M.Y., ve uzman çavuꢀ  
S.A.’nın gözetiminde, cezaevi aracı ile nakli sırasında, bavuran, Bayrampaa Cezaevi  
istikametinde gitmediklerini fark edince jandarmalara karı çıkmıve derhal Bursa’ya  
götürülmediği takdirde açlık grevine balayacağı tehdidinde bulunmutur. Ancak itirazları  
sonuçsuz kalmıtır.  
Kartal Cezaevine vardıklarında, Kartal Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmalar, R.E.,  
U.Ü., Đ.K., M.T. ve U.Y. üst araması ve parmak izi alınmasından oluan bavuranın giriꢀ  
ilemlerini yapmak istemilerdir. Ancak, bavuran, cezaevi aracından inmeyi reddederek  
jandarmalara karı çıkmıtır.  
Aynı gün, bavuran, müahede altına alınması gerektiği Kartal Eğitim ve Aratırma Hastanesi  
acil servisine nakledilmitir. Buna karın, poliklinik kayıtlarına göre, bavuran, kötü  
muamelede bulunmakla suçladığı naklinden sorumlu jandarmaları protesto etmek amacıyla  
tedavileri reddetmitir.  
2
6 Haziran 2000 tarihinde, bavuran, Kartal Cezaevi doktoru tarafından muayene edilmitir.  
Doktor, boyunluk takan bavuranın, sol elmacık kemiği üzerinde 1cm’lik laserasyon ve  
iddetli ağradan ikayetçi olduğunu gözlemlemitir.  
13 Haziran 2000 tarihinde, bavuran, Bursa Cezaevine gönderilmitir ve ertesi gün, cezaevi  
doktoru tarafından muayene edilmitir. Cezaevi doktoru, sol kol üst dıyanda 1x1,5 cm’lik  
yeilimsi ekimoz, sol elmacık kemiği üzerinde 1cm’lik laserasyon ve sol bilekte sıyrık  
olduğunu, ayrıca bavuranın kulaklarında aırı kulak kiri bulunduğunu ve sol kulağının  
çınlamasından da ikayetçi olduğunu tespit etmitir.  
B. Bavuranın cezai ikayeti  
14 Haziran 2000 tarihinde, bavuran, Bursa Cezaevi Savcısı aracılığı ile ikayet dilekçesini  
sunmutur. ikayet dilekçesinde bavuran, nakli sırasında cezaevi aracında ve Kartal  
Cezaevine girii sırasında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmitir. Bavuran, 5, 6 ve  
13 Haziran 2000 tarihli sağlık raporlarını sunmutur.  
Aynı gün bavuran, Bursa Cumhuriyet Savcısına ifade vermitir. Bavuranın ifadelerine göre,  
olaylar u eklide özetlenebilir:  
Cezaevi aracında, uzman çavuS.A ve astları, bavuran açlık grevine balama tehdidine  
bulunduğunda elleri kelepçeliyken özellikle baına vurmaya balamılardır.  
Kartal Cezaevine girii sırasında, jandarmalar cezaevi aracından inmesi için bavuranı  
zorlamılar ve sakalından çekmilerdir. Đçeri götürüldüğünde bavurandan soyunmasını  
istemiler, bavuran bu isteklerini reddetmitir. Uzman çavuS.A.’nın da aralarında yer aldığı  
jandarmalar, ellerini sandalyenin arkasından kelepçeleyerek bavuranı dövmeye  
balamılardır. Jandarmalar bavuranın favorilerinden çekmiler, zorla soyduktan sonra  
bavurana su dökmüler ve bavuran bayılana kadar devam etmilerdir.  
Bilahare, jandarmalar, bavuranı, Kartal Eğitim ve Aratırma Hastanesi acil servisine  
götürlerdir. Bavuran, doktora, maruz kaldığı iddeti protesto etmek için tedaviyi  
reddettiğini açıklamaya çalıancak orada bulunan uzman çavuS.A. hiçbir ey geçmedi  
diyerek bavuranın sözünü kesmitir. Doktor, bavurandan, poliklinik kayıtlarına kendi  
isteğiyle tedaviyi reddettiğini yazmasını talep etmitir. Uzman çavuS.A. yeniden araya  
girmive bavuranın “ikence” ifadesi ile baladığı cümlesini tamamlamasına engel olmutur.  
Kartal Cezaevine döndüklerinde, nizamiyede görevli jandarmalar, arama yapmak amacıyla  
bavurandan soyunmasını istemilerdir. Bavuran bu isteği yerine getirmeyince, jandarmalar  
bavuranı soymuve hakaret ederek dövmeye balamılardır, içlerinden biri, cinsel organına  
copla tacizde bulunmutur.  
Sözkonusu eylem, bir astsubayın, hücresine götürülmek üzere bavuranın giydirilmesini  
sağlayana kadar sürmütür.  
C. Bavuruya ilikin açılan davalar  
27 Haziran 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcılığı, cezaevi aracında bavuranın nakli  
sırasında meydana gelen olaylar hakkında soruturma balatılmasına karar vermi, ancak  
3
Kartal Cezaevinde yapılan eylemlere ilikin olarak Pendik Savcılığı lehine ratione loci  
bakımından yetkisizlik kararı almıtır.  
Bu tarihten itibaren, sözkonusu jandarmalar hakkında Bursa ve Kartal mahkemelerinde, ilki  
M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y. ve S.A., ikincisi R.E., U.Ü, Đ.K., M.T. ve U.Y hakkında olmak  
üzere iki ayrı soruturma balatılmıtır.  
Bavuranın ikayetinin iki ayrı soruturma eklinde yürütüldüğü kousunda bilgilendirildiğine  
dair dosyada hiçbir unsura rastlanmamıtır.  
1. Bursa Mahkemelerinde yürütülen soruturma  
29 Ağustos 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcılığı, uzman çavuS.A.’nın ifadesini  
almıtır. Uzman çavua göre, Bayrampaa Cezaevine nakledilmemesinin yarattığı hayal  
kırıklığı nedeniyle ya da Bursa’da güvenlik görevlisi olduğundan, yakınları tarafından  
bavurana gönderilen ve cezaevine sokulması yasak olan eylere izin vermemesi nedeniyle  
yalnızca kendisini yıldırma amacıyla bavuran ikayetçi olmutur.  
Belirtilmeyen bir tarihte, Savcılık, 2 Aralık 1999 tarihli 4483 sayılı yasa uyarınca dosyayı,  
jandarma görevlileri M.A., G.A., H.B., M.B. M.Y. ve S.A. hakkında inceleme balatılmasına  
izin verecek yetkili merci olan Bursa Đl Đdare Kurulu’na havale etmitir.  
Bu amaçla, sözkonusu Kurul, Bursa Jandarma Komutanlığı’nda görevli Yüzbaı A.K.’yi  
raportör-müfettiolarak atamıtır.  
16 Ekim 2000 tarihinde, Yüzbaı A.K., olaylar sırasında cezaevi aracında bulunan, M.A.,  
H.B. ve G.A’nın ifadelerini almıtır.  
M.A., uzman çavuS.A.’nın emri ile bavuranı Kartal Cezaevine nakletmekle  
görevlendirildiklerini ifade etmitir. Kartal Cezaevine geldiklerinde, bavuran, nakil aracından  
inmeyi reddetmi, nizamiyede görevli jandarmaların yardımıyla araçtan indirilmitir. M.A.,  
bavuranın nizamiyeden içeri alınmasından sonra neler yaandığını bilmediğini, ancak, M.A.,  
kötü muamele gördüğünü iddia ederek muayene olmayı reddettiği hastaneye kadar bavurana  
elik ettiğini sözlerine eklemitir.  
H.B. ve G.A., M.A.’nın beyanlarını teyit etmitir.  
28 Ekim 2000 tarihinde, A.K., uzman çavuS.A.’nın ifadesini almı, S.A. suçlamaları  
reddetmitir. S.A., nakil aracında bavuranın bakaldırğını, Kartal Cezaevine  
nakledilmesine karı çıktığını ve nakil aracından inmemek için direndiğini, hastanede de  
bavuran tutumunu değitirmediğini ve muayene olmayı reddettiğini dile getirmitir.  
Sonraki bir tarihte jandarma er M.Y. sorgulanmıtır. Adı geçen arkadaının söylediklerini  
yineleyerek hekim karısında bavuranın muayene defterine ikence gördüğünü yazmak  
istediğini, uzman çavuS.A.’nın kendisini engellediğini ve böyle davranmak için uygun bir yer  
olmadığını ve kurallara uygun davranması gerektiğini bildirdiğini belirtmitir  
Jandarma er M.B. sorgulanamamıtır.  
4
Yüzbaı A.K. değerlendirme raporunda bavuranın ikayetlerini destekleyici delillerin  
bulunmaması nedeniyle soruturma açılmasına yer olmadığı sonucuna varmıtır.  
Bursa Đl Đdare Kurulu 8 Kasım 2000 tarihli kararla bu görüü onaylayarak jandarma erler M.A.,  
G.A., H.B., M.B., M.Y., ve uzman çavuS.A. hakkında soruturma açılmasına gerek  
olmadığına karar vermitir. Đl idare Kurulu esasen bavuranın gerekli tedavi için hastaneye  
giderken kendisine elik edenlere karı hasmane bir tavır sergilediğinin sabit olduğuna karar  
vermitir.  
Bavuranın Kocaeli F tipi cezaevine nakledildiği 20 Aralık 2000 tarihinde Bursa Cumhuriyet  
Savcılığı kaymakamlık kararı ile aynı yönde takipsizlik kararı vermitir.  
Bavurana tebliğ edilmeyen bu karardan bavuranın avukatı 19 Nisan 2001 tarihinde haberdar  
olabilmitir. Bavuranın avukatı 4483 sayılı Kanun’un 9/2 maddesinin uygulanmasına istinaden  
bu kararın iptali istemiyle Bursa Bölge Đdare Mahkemesi’nde 25 Nisan 2001’de dava açmıtır.  
Avukat yürütülen soruturmaların yetersizliğinden ve kaymakamlık kararının gerekçesinin  
eksikliğinden yakınmıtır. Avukat 18 Mayıs tarihli ek görüünde AĐHS’nin 3. maddesince  
ortaya konan ikence yasağını öne sürmütür.  
Bu dava sürerken bavuranın avukatı 18 Mayıs 2001 tarihinde Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nın  
takipsizlik kararına karı bu defa Yalova Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açmıtır. Avukat  
özellikle AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmutur.  
25 Mayıs 2001 tarihinde Mahkeme bakanı bavuranın 8 Kasım 2000 tarihli soruturmayı  
sonlandıran kaymakamlık kararının iptali amacıyla idari mahkemelere bavurmaması nedeniyle  
kararın nihai hale geldiğini belirterek takipsizlik kararını onamıtır.  
Ancak, bu bavuru yolu kullanılmıtır. Kaldı ki Bursa Bölge Đdare Mahkemesi 11 Haziran 2002  
tarihli bir karar ile kaymakamlık kararını bozmuve sözkonusu altı jandarma hakkında  
soruturma balatılmasına hükmetmitir.  
9 Temmuz 2002 tarihinde Bursa Cumhuriyet Savcılığı kamu davasını Pendik Cumhuriyet  
Savcılığı’nın açması gerektiğini belirterek anılan savcılık lehine görevsizlik kararı vermitir.  
Dosyada bu kararın bavurana tebliğ edildiğini gösterir bir unsur yer almamaktadır.  
2. Pendik makamları tarafından sürdürülen soruturma  
Bursa Cumhuriyet Savcısı’nın Kartal cezaevinde meydana gelen olaylar hakkında verdiği karar  
ile ilgili olarak, Pendik Cumhuriyet Savcısı 20 Nisan 2001 tarihinde Bölge Đdare Kurulu’ndan  
jandarma erler U.Ü., Đ.K., M.T., U.Y. ve uzman çavuR.E. hakkında soruturma balatılması  
iznini vermesini talep etmitir.  
Bölge Đdare Kurulu bu olayın soruturulması konusunda bölge jandarma komutanlığında  
görevli teğmen G.T.’yi görevlendirmitir.  
Teğmen G.T. 17 Mayıs 2001 tarihinde jandarma er H.A.’yı dinlemi, adı geçen bavuranı  
cezaevi aracından indirmeye ikna etmenin yarım saati bulduğunu, fakat kendisine hiçbir iddet  
uygulanmadığını beyan etmitir.  
5
25 Mayıs’ta jandarma er M.T. dinlenmitir. M.T. bizzat kendisinin bavuranın parmak izlerini  
aldığını, herhangi bir zorlama olmaksızın üstünü aradığını belirtmitir. 29 Mayıs’ta sorgulanan  
uzman çavuR.E. bavuranın iddialarına iddetle karı çıkmı, uzman çavuS.A.’yı bile  
tanımağının altını çizmitir. MüfettiG.T. 8 Haziran 2001 tarihinde jandarma er U.Ü.’yü  
dinlemi, adı geçen sözü edilen gün bavuranı cezaevi aracından indirmeye zorlamak  
durumunda kaldıklarını, içeriye götürürken bavuranın ağzını kapadıklarını zira Türk ordusuna  
karı küfürler yağdırdığını ifade etmitir. U.Ü. bununla birlikte hiç kimsenin bavuranı  
dövmediğini sözlerine eklemitir.  
Teğmen G.T. jandarma er Đ.K.’yı dinlemitir. Đ.K., bavuranın üstünün aranmasına engel olmak  
için kendini yere attığını belirtmitir.  
Jandarma er U.Y.’nin ifadesinin alındığına dair dosyada herhangi bir bilgi yer almamaktadır.  
Bu arada bavuran 13 Haziran 2001 tarihinde Kocaeli Devlet Hastanesi’nde sağlık  
kontrolünden geçmitir. Düzenlenen raporda açlık grevinden kaynaklı kötü beslenme  
belirtilerinin haricinde klinik tablosunun «iyi» olduğu ifade edilmitir. Bir hafta sonra  
bavuranın sağlık durumu ağırlatır. Bavuran takip eden 22 Haziran’da Đstanbul Adli Tıp  
Kurumu enstitüsünde muayene edilmive kendisinde Wernicke-Korsakoff sendromuna bağlı  
olarak disimetri, yönünü bulamama ve nistagmüs rahatsızlıklarının görüldüğü kaydedilmitir.  
Adli tıp uzmanları hapishane ortamının gerçek bir ölüm tehlikesi oluturacağı gerekçesiyle  
bavuranın cezasının altı ay süreyle ertelenmesinde yarar olacağını dile getirmilerdir.  
Kocaeli Cumhuriyet Savcısı 26 Haziran 2001 tarihinde CMUK’un 399. maddesinin  
uygulanmasına istinaden bavuranın serbest bırakılmasını kararlatırmıtır. Bavuran iki gün  
sonra ailesinin yanına Đstanbul’a yerlemitir (Bkz. Uyan-Türkiye kararı, no: 7454/04, 10  
Kasım 2005).  
Teğmen G.T. 24 Temmuz 2001 tarihinde yapılan soruturmalardan R.E., U.Ü., Đ.K., M.T., ve  
U.Y. hakkında kovuturma açılmasına yer olmadığı bilgisini Pendik kaymakamına sunmutur.  
Pendik Đdari Kurulu daha sonra 1 Ağustos’ta kesinleen 26 Temmuz 2001 tarihli bir karar ile  
bavuranın ikayetlerine karı elle tutulur herhangi bir unsurun bulunmadığına kanaat  
getirmitir.  
Dosyada yer alan bilgilerden bu kararın da ilk karar gibi bavurana tebliğ edilmediği  
görülmektedir. Anlaıldığı kadarıyla bavuran artık ailesinin yanında kalmamaktaydı. Döneme  
ait gelimeler, adli makamların cezanın icrasına sağlık nedenleriyle ara verilmesi kararından  
dönmelerinden çekinen yakınlarının bavuranı polisten korumaya çalığını düünmeye  
sevketmektedir.  
AĐHM bu sürece ilikin baka belgelere sahip bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Bursa’daki  
süreçte olduğu gibi kuvvetle muhtemel Pendik Savcılığı’nın takipsizlik kararı ile sona erdiği  
sonucunu çıkarmaktadır.  
D. Jandarmalar M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y. ve çavuS.A. hakkında açılan ceza davası  
Pendik Cumhuriyet Savcısı 13 Aralık 2002 tarihinde asliye ceza mahkemesi’nde TCK’nın  
245/1 maddesi uyarınca M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y. ve çavuS.A. hakkında görevlerini  
yerine getirdikleri sırada darp ve yaralamaya sebebiyet verdikleri suçlamasıyla dava açmıtır.  
6
Bavuran taraf bu davaya müdahil olmamıtır.  
Nöbetçi hakim 4 Mart 2003’te M.Y.’yi ardından 20 Mart’ta çavuS.A.’yı dinlemitir. Çavuꢀ  
hakkında yapılan suçlamalara bir kez daha karı çıkmıtır.  
ÇavuS.A. 9 Mayıs 2003 tarihli durumada savunmasını sunmutur. S.A.’nın beyanları  
özellikle Kartal Eğitim ve Aratırma Hastanesi’nde geçenler hakkındadır.  
G.A., M.A. ve H.B. 20 Kasım 2003, 19 Ocak 2004 ve 1 Mart 2005 tarihlerinde esas hakimi  
karısına çıkmılardır.  
Asliye ceza mahkemesi 23 Mart 2006 tarihinde sekiz sanığın serbest bırakılmasına karar  
vermitir.  
Bursa Cezaevi doktoru tarafından 6 Haziran 2000 tarihinde gönderilen sağlık raporuna göre  
hakimler inandırıcı delillerin yokluğunda, bavuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğu,  
özellikle yüzünde görülen 1 cm.lik yarayı cezaevi aracındaki jandarmaların yaptığını gösterir  
herhangi bir bulguya rastlanmadığı sonucuna varmılardır.  
Bu karar bavurana 17 Ocak 2007 tarihinde tebliğ edilmive yalnızca müdahillerin  
bavurabileceği temyize bavuran gidemediğinden karar kesin hüküm haline gelmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran Kartal Cezaevi’ne nakledilmesi sırasında kendisine uygulanan kötü muamelelerden  
dolayı AĐHS’nin 13. maddesiyle bağlantılı ve ayrı olarak 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri  
sürmektedir.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
A. Tarafların argümanları  
1. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, iç hukukta yürütülen iki yargılamanın her birine ilikin olarak bavuru yollarının  
tüketilmediğini savunmaktadır.  
Đlk olarak Kartal Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmalar hakkında yürütülen soruturma,  
Pendik Đl Đdare Kurulu’nun kararı ile kapanmı, bavuran sözkonusu karara Đdare  
Mahkemeleri önünde itiraz etmemitir. Đkinci olarak ise ceza davası, beraat kararı ile  
sonuçlanmıancak bu karara karı da Yargıtay önünde temyiz bavurusu yapılmamıtır.  
Bavuran, 18 Mayıs 2001 tarihinde Yalova Ağır Ceza Mahkemesi’ne ve 25 Nisan 2001  
tarihinde Bursa Bölge Đdare Mahkemesi’ne yaptığı bavuruya atıfta bulunmaktadır. Ayrıca  
bavuran, hastalığının ve Kocaeli Cezaevi ile kararın verildiği yer arasındaki uzaklığın  
kendisinin etkin bir ekilde durumaya katılmasını engellemesi nedeniyle müdahil taraflara  
tanınan temyiz hakkını kullanmadığını hatırlatmaktadır.  
7
Pendik makamlarınca yürütülen soruturmalara ilikin olarak, bavuran, ancak Hükümet’in  
AĐHM’ye sunduğu yazılı görüleri okumasının ardından ilgili kaymakamlık kararından  
haberdar olabildiğini belirtmektedir.  
Bavuran, mevcut davada ortaya çıkan hukuki sorunun, mağdur olan bavuranın müdahalesi  
gerekmeden Devlet’in re’sen riayet etmesi gereken pozitif yükümlülüklerden kaynaklandığını  
belirtmektedir.  
2. Esas  
Bavuran, nakil aracında kendisini götüren jandarmalardan ve Kartal Cezaevi nizamiyesinde  
görevli jandarmalardan ikayetçi olmaktadır. Bavuranın bave ense bölgelerinde iddetli  
rahatsızğı bulunmasına rağmen, yol boyunca, bavuranın bave ense bölgelerine yumruk ve  
tekme ile vurulmutur. Ardından, sözkonusu nizamiyede odalardan birine götürülmü, elleri  
bağlanmı, saatlerce dövülmü, hakarete uğramı, giysileri çıkarılmı, su dökülmüve cinsel  
tacize uğramıtır.  
Bavuran, iddialarını destekleyen sağlık raporlarına aykırı olarak, baskıcı mercilerin, sonunda  
ikence uygulayanlar hakkında nerdeyse cezasızlık kararına ulamak için yargılamaları altı  
yıldan fazla bir süre boyunca uzatmalarından ikayetçidir. Bavurana göre, böyle bir sonuç,  
yürütülen soruturmaların etkisizliğini ve AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri kapsamında Devlet  
görevlilerinin sorumluluklarını ortaya koymak için etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını  
göstermektedir.  
Hükümet, az sayıdaki ve yüzeysel yara izlerinin, neredeyse on kadar jandarmanın saatlerce  
kendisine ikence uyguladığı hakkındaki bavuranın iddiasının inandırıcılığını ortadan  
kaldırğını belirtmektedir. Hükümet, ciddiyetinin AĐHS’nin 3. maddesi ile belirtilen sınırın  
altında olan sözkonusu yaraların, bavuranın nakil aracından inmemek ve üst araması  
yaptırmamak için direnmesinden kaynaklandığı kanaatindedir.  
Mevcut davada hukuki mekanizmaların ileyiine ilikin olarak ise, Hükümet, ezamanlı iki  
ayrı soruturma yürütülmesi ile sonuçlanan dosyalara atıfta bulunmakta ve sözkonusu  
soruturmaların hiçbir eletiriye mahal vermediğini savunmaktadır.  
Son olarak AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında, Hükümet, Türk Ceza Kanunu’nun 243.  
ve/veya 245. maddeleri uyarınca kötü muamele ile suçlanan devlet görevlileri hakkında  
kovuturma yapılmasına ve müdahil tarafı oluturmaya ilikin iç hukuk hükümlerini  
hatırlatmaktadır. Ayrıca Hükümet, Devlet görevlilerinin ve yetkililerinin suçlandığı  
eylemlerden dolayı mağdur olan kiilere tazminat ödenmesini öngören idare hukuku  
kapsamındaki bavuru yollarına (Anayasa’nın 125. maddesi ve 2577 sayılı yasanın 13.  
maddesi) ve yasadıı eylemler nedeniyle maddi veya manevi zarara uğrayan kiilerin  
açabileceği farklı hukuk davalarına atıfta bulunmaktadır.  
Bavuranın bavurmadığı iç hukuk yollarını belirten Hükümet, bavuranın AĐHS’nin 13.  
maddesine atıfta bulunmakta haksız olduğu sonucuna ulamaktadır.  
B. AĐHM’nin takdiri  
1. Kabuledilebilirliğe ilikin  
8
Cezaevi aracında bavuranın naklini çevreleyen koullara ilikin olarak Hükümet, iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.  
Buna karın, davanın haklarında yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle sanıkların beraatlarıyla  
kapanan sözkonusu kısmı göz önüne alındığında, AĐHM, benzer bavurularda 0015/96, 28  
Mart 2000; enses-Türkiye, bavuru no: 24991/94, 14 Kasım 2000; Günay Kızılgedik-Türkiye,  
bavuru no: 24944/94, 14 Kasım 2000; Suna Parlak, Rahime Aktürk ve Hatice Tay-Türkiye,  
bavuru numaraları, 24942-24943-25125/94, 9 Ocak 2001).  
Ayrıca, hakimlerin ceza hukuk sistemindeki merkezi konumları, görevlerinden ileri gelen  
yetkileri ve Hükümetin sağlam dayanaklı açıklamalar getirmediği dikkate alındığında AĐHM,  
muhtemel bir temyiz bavurusunun uygulamada bavuranın dosyada bulunan delilleri  
açıklamasına, tamamlamamasına veyahut sözkonusu soruturmanın ve ceza davasının  
sonuçlarını kayda değer ekilde değitirmesine imkan sağlamayacağını düünmektedir (Bkz. a  
contrario, Beyhan Kaygısız- Türkiye kararı, no: 44032/98, 29 Ağustos 2006).  
AĐHM bu durumda yapılan itirazın bu bölümünü reddetmektedir.  
Pendik mahkemeleri tarafından balatılan ikinci soruturma ile ilgili AĐHM, bunun 6 Temmuz  
2001 tarihli kaymakamlık kararının iptaline ilikin idari bir dava olması nedeniyle Hükümetin  
itirazını reddeder, çünkü, bu yol esas hakkındaki sorunlara değinmeyip yalnızca dosya  
üzerinden inceleme yapılması nedeniyle bu haliyle uygun addedilemez. Mevcut bavuruda  
olduğu gibi geçmite de bu bavuru yolunun devlet görevlilerine karı dava açılmasını  
sağladığı örneklerin varlığı bu yolun kesin ve yeri doldurulamaz olduğunu göstermemektedir.  
(Bkz. örneğin Veli Tosun-Türkiye kararı, no: 62312/00, 6 Eylül 2005 veya Mehmet Soylu-  
Türkiye kararı, no: 43854/98, 4 Ekim 2005). Nitekim, bu bavurudakine benzer, adli denetimin  
bu ekilde sınırlandığı davalarda, idare hakimleri her halukarda, soruturmanın idari  
organlarının yönetime karı bağımsız olmamalarına ilikin AĐHM tarafından birçok kez dile  
getirilen ciddi tereddütleri ortadan kaldırmaya yetmemektedirler (Bkz. Sultan Öner vd.-Türkiye  
kararı, no: 73792/01, 17 Ekim 2006; Kanlıba-Türkiye kararı, no: 32444/96, 8 Aralık 2005).  
Sonuç olarak AĐHM ikayetin bu kısmını reddetmektedir.  
AĐHM, dosyayı kapatarak takipsizlik kararı veren Pendik Cumhuriyet Savcısı’nın kararına  
karı bavuranın teorik olarak itiraz edebileceninin hakkını vermektedir. AĐHM daha önce de,  
bu bavurudaki gibi koullarda bu yolun tüketilmesi gerektiğini vurgulamıtır (Bkz. Kanlıba-  
Türkiye kararı, no: 32444/96, 28 Nisan 2005).  
Öte yandan, iç hukuk yollarını tüketme kuralının mutlak bir niteliği bulunmağını ve otomatik  
olmadığını, bavuranın ahsi durumu dahil davanın koullarına göre değerlendirilmesi  
gerektiğini de kabul etmitir (Bkz. Akdivar vd-Türkiye kararı, 16 Eylül 1996).  
Bu noktada, öncelikle nakil aracında ve Kartal Cezaevi’nde meydana gelen olayların  
tamamını kapsayan bavuranın asıl ikayetinin içeriği üzerinde durmak gerekmektedir.  
Hakimlerin, genel bir çerçevede önlerine gelen bu sorunu incelerken, resen Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanununun 153. maddesi uyarınca, ihtilaflı dönemin herhangi bir  
anında suç ilenip ilenmediğini aratırılmaları gerekirdi.  
9
Oysa ki, 27 Haziran 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcısı, davanın ayrılmasına ve Kartal  
Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmaların suçlandığı eylemlere ilikin olarak dosyanın  
Pendik’te görevli meslektaına gönderilmesine karar vermitir. Ancak, hiçbir ey, sözkonusu  
tedbirden bavuranın haberdar edildiğini göstermemektedir. Dosyasının gönderildiği Pendik  
Savcısı, hiçbir zaman bavuranın ifadesini almamıdolayısıyla bavuran, soruturma  
aamasında da durum hakkında bilgi sahibi olamamıtır. Bavuranın haberi olmadan  
yürütülen sözkonusu soruturma, 26 Temmuz 2001 tarihli Đl Đdare Kurulu’nun kararı ile sona  
ermitir. Sözkonusu karar, kuvvetle muhtemel jandarmalar R.E., U.Ü., Đ.K., M.T. ve U.Y.  
hakkında yürütülen soruturmalara son veren Pendik Cumhuriyet Savcılığı’nın muhakemenin  
men’i kararı ile desteklenmitir.  
Ailesinin yanında bulunmadığından sözkonusu kararlar bavurana tebliğ edilmemitir.  
Bavurana tebliğ yapılolsa bile, AĐHM, bavuranın harekete geçebileceği hususunda ikna  
olmamıtır, zira yargılamanın ilerleyen safhasında, bavuran, sakatlığa yol açan özelliği hiçbir  
ekilde ihtilaf konusu yapılmayan Werncike-Korsakoff hastağına yakalanmıtır.  
Bu durumdan haberdar olan ulusal mercilerin, davacı tarafın avukatının yargılamaya etkin bir  
ekilde katılmasını sağlamaya çalıtıklarını varsaymak mümkündür (Slimani-Fransa,  
57671/00). Sözkonusu avukat, Nisan 2001 tarihinde Bursa’da yürütülen ilk soruturmadan  
haberdar olur olmaz Bursa mahkemeleri’nin kararlarına karı mevcut yolların tamamına  
bavurmutur. AĐHM, Pendik’teki süreçten de haberdar olsaydı, avukatın aynı ekilde  
davranmayacağı yönünde düünmeye sevk eden hiçbir neden görememektedir.  
Davanın sözkonusu istisnai koullarında, AĐHM, Pendik Savcılığı’nın muhakemenin men’i  
kararına karı itiraz yolunu tüketmekten bavuranın muaf tutulabileceği kanaatindedir.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Esas hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına girebilmesi için kötü muamelenin dava olaylarının  
bütününe, özellikle muamelenin süresi, fiziksel ve zihinsel etkileri gibi yaa, cinsiyete ve  
mağdurun sağlık durumuna bağlı bir değerlendirme ıığında belirli bir ciddiyet seviyesine  
ulaması gerektiğini hatırlatır. Taammüden uzun süreli uygulanan, iddetli fiziksel veya  
zihinsel acılara yol açan uygulamalar AĐHS’nin 3. maddesi anlamında «insanlık dıı» bir  
muameleyi tekil etmektedir. AĐHM mağdurlarda korku, iç sıkıntısı, aağılık duygusu, küçük  
ürücü ve değersizlik hislerini uyandıran bir muamelenin «aağılayıcı» bir muamele  
olduğuna itibar etmektedir. Bu bağlamda, ilgili kiinin küçük düürülüp, aağılanıp  
aağılanmadığını tespit etmek gerekmekle birlikte, bilhassa etkileri itibarıyla suç unsurunu  
oluturan muamele 3. madde ile bağdamayacak ekilde mağdurun kiiliğini yaralamıise,  
böyle bir kastın bulunmaması 3. maddenin ihlalinin tespitini nihai surette ortadan kaldıramaz  
(Bkz. Ramirez Sanchez-Fransa kararı, no: 59450/00, Henaf-Fransa kararı no: 65436/01, Pers-  
Yunanistan kararı no: 28524/95; Kudla-Polonya kararı, no: 30210/96, Raninen-Finlandiya  
kararı 16 Aralık 1997).  
Bir muamelenin «insanlık dıı» ve «aağılayıcı» olarak nitelendirilebilmesi için çekilen acının  
ve/veya alçaltıcı muamelenin her halukarda, yasal muamelenin kaçınılmaz eklinin ötesine  
10  
geçmelidir (Bkz. V.-Birleik Krallık kararı, no: 4888/94, Ilacu vd.-Moldova ve Rusya, no:  
48787/99, Lorse vd.-Hollanda kararı, no: 52750/99, 4 ubat 2003).  
AĐHM, bu bavuruda tıbbi belgelerden anlaıldığı kadarıyla olayların meydana geldiği  
dönemde bavuranın boyun fıtığı, boynunda ve sağ kolunda iddetli ağrılar gibi  
rahatsızlıklarının bulunduğunu not etmektedir.  
AĐHM bavuranın Kartal Cezaevi’ne dönüünün hemen akabinde 6 Haziran 2000 tarihinde sol  
elmacık kemiğinde 1 cm.’lik ezilme saptandığını ayrıca kaydeder. Bunlara 13 Haziran 2000  
tarihinde Bursa Cezaevi’ne nakledilite sol kemer hizasında 1x1,5 cm. büyüklüğünde yeilimsi  
morluk, sağ bilekte sıyrık ve serçe parmaklardaki hassasiyet eklenmitir. Bavuran cezaevi  
aracına konulmadan önce herhangi bir sağlık kontrolünden geçmediğinden, üzerindeki yara  
berelerin nakilden önce olutuğunu kimse iddia edemez. Aynı ekilde bilekte görülen çiziklerin  
ve yedi gün sonra düzenlenen raporda yeilimsi olarak tasvir edilen morlukların kelepçeden  
kaynaklandığı anlaılmaktadır. Burada genel olarak sabit bir kronoloji ile gelien ve altıncı  
günden sonra genellikle sarıdan-yeile dönüen bir morluk sözkonusudur (mutatis mutandis,  
Sultan Öner vd-Türkiye kararı, no: 73792/01, 17 Ekim 2006).  
Bavuranın klinik tablosu göz önüne alınarak, bu yara bereler hep beraber  
değerlendirildiklerinde, AĐHS’nin 3. maddesinin kapsamına girecek kadar ciddidirler  
(Abdülkadir Akta-Türkiye, bavuru no: 38851/02, 31 Ocak 2008 ve bu kararda geçen atıflar).  
Bavuranın yukarıda sözü edilen kulak sorunları, ne kadar ciddi olurlarsa olsunlar bu  
kapsamda kaale alınmazlar. Her ne kadar baa alınan darbeler kulak çınlamasına neden  
olabilmekteyse de, bavuranın derdini çektiği ve travmatik bir kaynağı olmayan kulak kiri  
birikmesi nedeniyle de kulağı çınlayabilir.  
AĐHM, sözkonusu yaraların, bavuranın Kartal Cezaevine naklini gerçekletiren jandarmalara  
isnat edilen iddetten kaynaklandığı kanaatindedir (Klaas ve diğerleri-Almanya, 6 Eylül 1978)  
Sözkonusu jandarmalar da önce nakil aracından indirmek ve ardından üst aramasını yapmak  
için bavuranı kontrol altına almak amacıyla belli bir güç kullandıklarını inkar etmemektedir.  
Bu durumda, Savunmacı Devlet’in sözkonusu yaralardan sorumlu tutulup tutulamayacağının  
aratırılması gerekmektedir.  
Bavuranın yüzünde görülen laserasyon ve lezyon, bavuranın babölgesine darbe aldığı  
hakkındaki ifadelerini desteklemektedir. Dolayısıyla, bavuranın davranıının gerekli kıldığı  
ölçüde orantılı güce bavurulduğu ortaya konmadığından sözkonusu yaralar, Devlet’in  
sorumlu olduğunu gösterir niteliktedir (Bkz, Abdulkadir Aktave bu davadaki atıflar; R.L. ve  
M.- J.D.-Fransa, bavuru no: 44568/98, 19 Mayıs 2004). Aynı tutum, bavuranın  
kelepçelenmibileklerinin birinde tespit edilen sıyrık için de geçerlidir. Sözkonusu yara  
bavuranın maruz kaldığını iddia ettiği çekitirmelerle açıklanabilir. Kelepçe takılması  
AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında genel olarak bir sorun tekil etmese dahi makul olarak  
gerekli olanın ötesinde güç kullanımına neden olduğunda aksi takdirde yorumlanır (Bkz,  
örneğin, Naoumenko-Ukranya, bavuru no: 42023/98, 10 ubat 2004 ve bu kararda sözü  
edilen alıntılar).  
Bavuranın bakaldıran tutumu ihtilaf konusu olmamaktadır. Bavuran da ayet nakil aracı  
istikametini değitirmese açlık grevine balama tehdidinde bulunarak jandarmalara karı belli  
bir direnç gösterdiğini beyanlarında ortaya koymaktadır. AĐHM, bavuranın araçtan inmemek  
veya üst aramasına karı çıkmak için direndiğini kabul etmektedir.  
11  
Bununla birlikte dile getirilen yaralanmaların kaynağının bavuranın tutumundan ileri geldiği  
ve «gerekli» olduğu varsayılsa bile, sözkonusu hasta bir kii olduğu ve jandarmalar için gerçek  
bir tehdit olmadığı cihetle AĐHM, ne aracın içinde ne cezaevinin nizamiyesindeki muamelenin  
orantılı olduğu kanaatindedir.  
Nitekim boyun fıtığı rahatsızlığından dolayı bavuranı hastaneye götürmekle görevli, aralarında  
uzman çavuS.A.’nın da bulunduğu jandarmaların bavuranın aleni fiziki zayıflığını inkar  
etmeleri mümkün değildir. Oysa bavuran bilhassa boynundaki ciddi rahatsızlığa rağmen  
kafasından darbe almıtır. Böyle bir muamele iddetli bir acının ötesinde bavuranın bir yandan  
sağlık durumu nedeniyle, öte yandan terorist eylemleri nedeniyle mahkum edildiği gözönünde  
bulundurulursa devlet görevlilerine karı endielerini artıracak bir güvensizlik ortamı  
yarattır.  
Bu çerçevede anılan dönemde Türkiye’nin birçok hapishanesini sarsan olayların süregeldiğini  
de hatırlatmakta fayda bulunmaktadır. Cezaevi yetkilileri mahkumların F tipi cezaevlerinin  
kurulmasını ve buralara nakledilmelerini protesto etmek amacıyla uzun süreli balattıkları açlık  
grevleri ile karı karıya kalmılardır. Bu tür olayları yeniden incelenmesinde gerekli mesafeli  
durula bile bavuranı dahil olduğu bu süreçten ayrı tutmak ve jandarmaların açlık grevi  
balatma tehdidine kayıtsız kalacaklarını düünmek mümkün değildir. Ayrıca Kartal Eğitim ve  
Aratırma Hastanesi acil servisinde bavuranın hekim karısında sıkıntılarını dile getirmesine  
engel olan uzman çavuS.A.’nın tutumunun da üstünde durmak gerekir çünkü bu da  
bavuranda zaafiyet duygusu yaratabilecek bir baka keyfi davranıtır.  
AĐHM, yeterince ciddi, belirli ve birbiriyle uyuan bir dizi emare veyahut çürütülemeyen  
karinelerden oluan kanıt unsurundan hareketle, bu gözlemlerin tamamı ıığında yapılan  
muamelenin AĐHS’nin 3. maddesine aykırı bir uygulamayı tekil ettiği çıkarımında  
bulunmaktadır (Bkz. sözü edilen R.L. ve M.-J.D., Selmouni-Fransa kararı no: 25803/94).  
AĐHM bu bağlamda, halihazırdaki sağlık durumunu gözetmeksizin, bavurana gösterilen  
muamelenin adı geçenin kendisine ya da bir bakasına iddet uygulamasını engellemek için  
gerekli addedilebilecek orantılı bir güç olmadığına ve «insanlık dıı ve aağılayıcı» bir  
uygulamayı tekil ettiğine itibar etmektedir.  
AĐHM bu gerekçelerle AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
AĐHM, mevcut bavuru ile gündeme getirilen asıl hukuki sorunu incelediği ve dava  
olaylarının ve tarafların argümanlarının tümünü dikkate alarak, AĐHS’nin 3. ve/veya 13.  
maddelerinin usuli gerekliliklerine ilikin ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı  
kanaatindedir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı manevi zarar için 50.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, aırı bulduğu söz konusu miktarın hiçbir kanıt unsur ile desteklenmediği  
kanaatindedir.  
12  
AĐHM, bavurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, AĐHM önünde ve ulusal merciler önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve  
giderleri için 2.485 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, belgelendirilmediği gerekçesi ile sözkonusu miktara karı çıkmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut  
davada, Avrupa Konseyi tarafından bavurana adli yardım olarak ödenen 850 Euro göz önüne  
alındığında, AĐHM, sözkonusu talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 3. ve 13. maddesi kapsamında yapılan diğer ikayetlerin ayrıca  
incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana  
5.000 Euro (bebin Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
13  
14