Oysa ki, 27 Haziran 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcısı, davanın ayrılmasına ve Kartal
Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmaların suçlandığı eylemlere iliꢀkin olarak dosyanın
Pendik’te görevli meslektaꢀına gönderilmesine karar vermiꢀtir. Ancak, hiçbir ꢀey, sözkonusu
tedbirden baꢀvuranın haberdar edildiğini göstermemektedir. Dosyasının gönderildiği Pendik
Savcısı, hiçbir zaman baꢀvuranın ifadesini almamıꢀ dolayısıyla baꢀvuran, soruꢀturma
aꢀamasında da durum hakkında bilgi sahibi olamamıꢀtır. Baꢀvuranın haberi olmadan
yürütülen sözkonusu soruꢀturma, 26 Temmuz 2001 tarihli Đl Đdare Kurulu’nun kararı ile sona
ermiꢀtir. Sözkonusu karar, kuvvetle muhtemel jandarmalar R.E., U.Ü., Đ.K., M.T. ve U.Y.
hakkında yürütülen soruꢀturmalara son veren Pendik Cumhuriyet Savcılığı’nın muhakemenin
men’i kararı ile desteklenmiꢀtir.
Ailesinin yanında bulunmadığından sözkonusu kararlar baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir.
Baꢀvurana tebliğ yapılmıꢀ olsa bile, AĐHM, baꢀvuranın harekete geçebileceği hususunda ikna
olmamıꢀtır, zira yargılamanın ilerleyen safhasında, baꢀvuran, sakatlığa yol açan özelliği hiçbir
ꢀekilde ihtilaf konusu yapılmayan Werncike-Korsakoff hastalığına yakalanmıꢀtır.
Bu durumdan haberdar olan ulusal mercilerin, davacı tarafın avukatının yargılamaya etkin bir
ꢀekilde katılmasını sağlamaya çalıꢀtıklarını varsaymak mümkündür (Slimani-Fransa,
57671/00). Sözkonusu avukat, Nisan 2001 tarihinde Bursa’da yürütülen ilk soruꢀturmadan
haberdar olur olmaz Bursa mahkemeleri’nin kararlarına karꢀı mevcut yolların tamamına
baꢀvurmuꢀtur. AĐHM, Pendik’teki süreçten de haberdar olsaydı, avukatın aynı ꢀekilde
davranmayacağı yönünde düꢀünmeye sevk eden hiçbir neden görememektedir.
Davanın sözkonusu istisnai koꢀullarında, AĐHM, Pendik Savcılığı’nın muhakemenin men’i
kararına karꢀı itiraz yolunu tüketmekten baꢀvuranın muaf tutulabileceği kanaatindedir.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına girebilmesi için kötü muamelenin dava olaylarının
bütününe, özellikle muamelenin süresi, fiziksel ve zihinsel etkileri gibi yaꢀa, cinsiyete ve
mağdurun sağlık durumuna bağlı bir değerlendirme ıꢀığında belirli bir ciddiyet seviyesine
ulaꢀması gerektiğini hatırlatır. Taammüden uzun süreli uygulanan, ꢀiddetli fiziksel veya
zihinsel acılara yol açan uygulamalar AĐHS’nin 3. maddesi anlamında «insanlık dıꢀı» bir
muameleyi teꢀkil etmektedir. AĐHM mağdurlarda korku, iç sıkıntısı, aꢀağılık duygusu, küçük
düꢀürücü ve değersizlik hislerini uyandıran bir muamelenin «aꢀağılayıcı» bir muamele
olduğuna itibar etmektedir. Bu bağlamda, ilgili kiꢀinin küçük düꢀürülüp, aꢀağılanıp
aꢀağılanmadığını tespit etmek gerekmekle birlikte, bilhassa etkileri itibarıyla suç unsurunu
oluꢀturan muamele 3. madde ile bağdaꢀmayacak ꢀekilde mağdurun kiꢀiliğini yaralamıꢀ ise,
böyle bir kastın bulunmaması 3. maddenin ihlalinin tespitini nihai surette ortadan kaldıramaz
(Bkz. Ramirez Sanchez-Fransa kararı, no: 59450/00, Henaf-Fransa kararı no: 65436/01, Pers-
Yunanistan kararı no: 28524/95; Kudla-Polonya kararı, no: 30210/96, Raninen-Finlandiya
kararı 16 Aralık 1997).
Bir muamelenin «insanlık dıꢀı» ve «aꢀağılayıcı» olarak nitelendirilebilmesi için çekilen acının
ve/veya alçaltıcı muamelenin her halukarda, yasal muamelenin kaçınılmaz ꢀeklinin ötesine
10