C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
UZUN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:48544/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 NĐSAN 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 48544/99 bavuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaı Nergiz Uzun’un (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 25 ubat  
1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS) 34.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Adli yardımdan faydalanan bavuran, AĐHM  
önünde Ankara Barosu avukatlarından Sevil Ceylan Erkat tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1972 doğumlu bavuran, halihazırda Ankara Cezaevi’nde tutukludur.  
Bavuran, 3 Mayıs 1991 tarihinde jandarmalar tarafından yakalanarak gözaltına  
alınmıtır. 6 Mayıs günü sorgulanan bavuran, sanık olarak sorulara cevap vermeyi ve ifade  
tutanağını imzalamayı reddetmitir. Bavuran, yasak olan afiasma olayına katılmak ve  
jandarmalara karı koymakla suçlanmıtır.  
Bavuran, 7 Mayıs 1991 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumu tarafından muayene  
edilmitir. Düzenlenen raporda sol omuzda hareket zorluğu ve ağrının olduğuna yer  
verilmitir. Raporda bavuranın vücudunda iddet ya da darp izlerine rastlanılmadığı  
belirtilmitir.  
Bavuran, aynı gün öncelikle Ankara Devlet güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet  
Basavcısı tarafından dinlenmi, daha sonra DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıtır. DGM  
hakimi bavuranın tutuksuz yargılanmasına karar vermitir.  
Cumhuriyet Basavcısı, 9 Mayıs 1991 tarihinde diğer bir sanıkla beraber bavuranı,  
silahlı çete üyesi olmak, pankart açmak, el ilanı dağıtmak ve yakalanmaları sırasında polise  
mukavemet etmekle itham etmitir. Cumhuriyet Basavcısı bavuran ve diğer sanığın, silahlı  
çeteye mensup olmak, görevi sırasında memura mukavemet ve yasak afiasmak  
gerekçelerinden mahkum edilmesini istemitir (Türk Ceza Kanunu’nun (TCK)168§2, 258§1  
ve 537§2-4 maddeleri ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi).  
Bu yargılama çerçevesinde (no: 1991/79) ilk duruma DGM önünde 22 Temmuz 1991  
tarihinde yapılmıtır. Sanıklar, 13 Mayıs ve 24 Kasım 1991 tarihli tutanaklara göre  
mahkemeye çağrılmalarına rağmen, ne bu durumaya ne de daha sonra yapılan durumalara  
katılmalardır.  
Bavuranın DGM önüne çıkarılması için adli makamlar tarafından birçok giriimde  
bulunulmutur.  
15 Ocak 1992 tarihli tutanağa göre kızı hakkında sorgulanan bavuranın babası,  
kızının Ankara’da eğitimine devam ettiğini belirtmitir.  
Bavuran, 31 Mart 1992 tarihinde ikinci kez yakalanarak Ankara Emniyet Müdürlüğü  
Terörle Mücadele ubesi’nde gözaltına alınmıtır.  
Bu kez bavuran, yasadıı silahlı örgüt “Dev-Sol”’a (Devrimci Sol) para toplamakla  
suçlantır. Aynı gün bavuranın evinde yapılan aramalar sırasında, polis tarafından Dev-Sol  
tarafından basılan kitap, henüz basılmamıolan el yazması kitaplar, dergi ve heykeller  
müsadere edilmitir.  
2
Bavuran, Terörle Mücadele ubesinde 10 Nisan 1992 tarihine kadar süren  
sorgulamaların ardından Ankara Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmitir. Düzenlenen raporda sol  
omuzda travma ve alt çene eklemlerinde hassasiyet bulunduğuna yer verilmitir. Doktor  
bavuranın hayati riskinin bulunmadığını belirtmive yedi günlük igöremezlik raporu  
vermitir.  
Bavuran yine 10 Nisan 1992 tarihinde, önce Ankara DGM Cumhuriyet Basavcısı  
tarafından dinlenmi, daha sonra DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıtır. DGM hakimi  
tutuksuz yargılanmasına karar vermitir. Bavuran, Cumhuriyet Basavcısı ve hakim önünde  
aleyhinde yapılan suçlamalara itiraz etmitir.  
Cumhuriyet Basavcısı, 1 Haziran 1992 tarihli iddianameyle, bavuranı silahlı çeteye  
mensup olmakla suçlamıtır. Cumhuriyet Basavcısı bavuranın TCK’nın 168§2 ve 3713  
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca mahkum edilmesini istemitir.  
Đddianame bavuranla birlikte diğer altı sanık ile ilgilidir.  
15 Nisan 1993 tarihli tutanakta, bavuranın kardeinin, bavuranın Ankara’da  
okuduğunu söylediği belirtilmektedir.  
15 Haziran 1993 tarihli durumaya katılan bavuran suçlamaları reddetmive esas  
hakkındaki görülerini beyan etmitir. Bavuran, evinde bulunan bemilyon TL’nin  
Erzincan’da meydana gelen depremden mağdur olan kiilere destek amacıyla toplandığını  
belirtmitir. Alındı makbuzlarını mahkemeye sunabileceğini belirtmitir.  
22 Temmuz ve 19 Ekim 1993 tarihli duruma tutanaklarına göre, sözkonusu alındı  
makbuzlarının mahkemeye sunulması için bavurana süre verilmitir.  
DGM, 19 ubat 1998 tarihli bir kararla, bavuranı silahlı çeteye mensup olmaktan on  
iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır. DGM, soruturma aamasında düzenlenen çeitli  
tutanaklara dayanarak, bavuranın özellikle yasadıı afiasma yoluyla, el kitabı dağıtarak,  
gözaltı sırasında duvarlara yasak olan yazıları yazarak yukarıda belirtilen yasadıı örgüt için  
propaganda yapma eylemlerinde bulunduğunu belirtmitir.  
Yine 19 ubat 1998 tarihinde bavuran aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkarılmıtır.  
Bavuran, 27 Mart 1998 tarihinde Gazipaa’da (Antalya) yakalanmıtır.  
Bavuran, ilk defa yargılama sırasında avukat yardımından faydalanarak, 19 ubat  
1998 tarihli karar hakkında açık duruma talebinde bulunarak temyiz bavurusunda  
bulunmutur. Bavuran savunmasında, ilk derece mahkemesinin sunduğu ekliyle olaylara ve  
kanıtlar hakkında yapılan değerlendirmeye itiraz etmitir. Bavuran, ilk derece mahkemesi  
kararının, jandarmaların ifadelerine ve polis memurlarının düzenlediği tutanağa dayandığını  
iddia etmitir. Ayrıca bavuran, 168. maddede tanımlanan suç oluturan unsurların bu  
durumda bir araya gelmediğini savunmaktadır.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı, bavuranın temyizi hakkındaki tebliğnamesini  
sunmutur. Sözkonusu tebliğname bavurana tebliğ edilmemitir.  
Yargıtay, 26 Ekim 1998 tarihinde bavuranın avukatlarının da hazır bulunduğu bir  
duruma yapmıve 19 ubat 1998 tarihli kararı onamıtır.  
3
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin, bünyesinde askeri  
hakimin bulunması nedeniyle “tarafsız ve bağımsız” bir mahkeme olmadığını iddia  
etmektedir.  
Bavuran, yargılama süresinde “makul süre” ilkesine riayet edilmediğini iddia  
etmektedir. Ayrıca, bavuran, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı tebliğnamesinin kendisine  
tebliğ edilmediğinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran, AĐHS’nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik Hakkında  
AĐHM, ikayetlerin AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, bavuru hakkında baka hiçbir kabul edilemezlik  
gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla ikayetleri kabul edilebilir ilan etmek  
uygun olacaktır.  
B. Esas Hakkında  
1. DGM’nin Tarafsız ve Bağımsız Olması Hakkında  
AĐHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemive  
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (Bkz. sözüedilen Özel, §§33-34 ve 10  
Temmuz 2001 tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, §§35-36).  
AĐHM, mevcut davayı incelemive Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca  
ulatırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AĐHM, TCK’nın  
öngörğü suçlardan DGM önüne çıkarılan bavuranın, aralarında askeri hakimin de  
bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayıla karılanacağını  
saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, bavuran, DGM’nin bu türden davalara ters düen  
değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak  
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında bavuran  
tarafından duyulan üphelerin objektif olarak kanıtlandığı düünülebilir (9 Haziran 1998  
tarihli Incal-Türkiye kararı,1998-IV, s. 1573, §72 in fine).  
AĐHM, bavuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada DGM’nin, 6§1 maddesi uyarınca  
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.  
2. Cezai Yargılamanın Adil Olması ve Savcı Görüünün Tebliğ Edilmemesi Hakkında  
AĐHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya  
konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kiilere hakkaniyetli bir yargı  
sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıtır.  
AĐHM, bavuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının  
ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, AĐHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer  
4
ikayeti incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğerleri arasında, 28 Ekim  
1998 tarihli Çıraklar-Türkiye kararı, 1998-VII, §§ 44-45).  
3. Cezai Yargılamanın Süresi Hakkında  
AĐHM, ikayet konusunun, yargılama sırasında ikinci bir dosyanın eklendiği 1991/76  
sayılı dosyaya ilikin ilk yargılama olduğunu not etmektedir. Ele alınması gereken dönem,  
bavuranın yakalandığı 3 Mayıs 1991 tarihinde balamakta ve 26 Ekim 1998 tarihinde  
Yargıtay’ın verdiği nihai kararla son bulmaktadır. Dolayısıyla yargılama iki mahkeme için  
yaklaık yedi yıl altı ay sürmütür.  
Hükümet, dava koulları gözönüne alındığında, yargılama süresinin AĐHS ve AĐHM  
içtihadı bakımından makul olmadığının düünülemeyeceğine kanaat getirmektedir. Hükümet,  
ciddi bir suçtan yargılanmasına rağmen bavuranın, hakim önüne çıkmadığını ve bir avukat  
tarafından temsil edilmek için hiçbir giriimde bulunmadığını vurgulamaktadır.  
Bavuran ise, yargılamadan haberdar edilmediğini ve serbest bırakılmasının ardından  
yargılamanın sona erdiğine inandığını belirtmektedir. Bavuran, mahkum edilmesinin  
ardından çıkarılan tutuklama emrinin gerçekletirildiği sırada olaylardan haberdar olduğunu  
ileri sürmektedir.  
AĐHM, yargılama süresinin makul yönünün dava koullarına göre ve özellikle davanın  
karmaıklığı, bavuranların ve yetkili makamların tutumlarının yanı sıra dava koulları gibi  
AĐHM içtihadı tarafından yer verilen kriterler gözönüne alınarak değerlendirildiğini  
hatırlatmaktadır.  
Taraflar, davanın karmaıklığı hakkında görübildirmemilerdir.  
AĐHM bu durumda, iki sanık hakkındaki dava özel bir karmaıklık arz etmiyor ise,  
mahkemeye çıkmamaları hiç kukusuz yargılamanın uzamasındaki belirleyici faktörü  
oluturmağını gözlemlemektedir.  
Bu bağlamda AĐHM, olayların tartımalı olduğunu tespit etmektedir. AĐHM,  
bavuranın uygun ve gerekli ekilde mahkemeye çağrılmağından dolayı yargılamanın  
kendisinden habersiz sürdüğüne dair iddiasının inandırıcı olmadığına kanaat getirmektedir.  
Bunun dıında AĐHM, temyiz savunmasında bavuranın DGM’nin delilleri değerlendirme  
ekline itiraz etmekle ve bu nedenle mahkumiyet kararının sadece davanın ön soruturması  
aamasında elde edilen ifadelerle gerekçelendirildiğinden ikayet etmekle yetindiğini  
gözlemlemektedir. Ancak savunmada mahkemeye çıkmaması hakkında hiçbir görüyer  
almamaktadır.  
AĐHM, bavuranın 15 Haziran 1993 tarihli durumaya katıldığını ve esas hakkındaki  
görülerini bildirdiğini not etmektedir. Bu tarihten itibaren ve yargılamanın sona ermesine  
kadar, bavuran hakkında hiçbir gelime ve yargı eylemi meydana gelmemitir.  
AĐHM, kendisine sunulan unsurların tümünü inceledikten sonra, 15 Haziran 1993  
tarihine kadar adaletten kaçan bavuranın tutumunun, belirtilen tarihe kadar yargılamanın  
uzamasının kaynağı olduğuna kanaat getirmektedir.  
5
AĐHM, adli makamların tutumu konusunda ise, sadece Devlet’e atfedilecek  
yavalıkların, “makul sürenin” aılmasına neden olduğu tespitinde bulunmaya itebileceklerini  
hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Gergouil-Fransa, no: 40111/98, § 19, 21 Mart 2000 ve  
Papachelas-Yunanistan, no: 31423/96, § 40, AĐHM 1999-II). Yargılamanın uzaması, dosyada  
hiçbir ilerleme kaydetmeden ve sanıkların bulunamadığı gerekçesiyle, 15 Haziran 1993 ve 19  
ubat 1998 tarihleri arasında yani yaklaık dört yıl sekiz ay boyunca durumaların  
ertelenmesine düzenli olarak karar verdikleri sürece adli makamlara atfedilebilir.  
Yargılamanın genel süresini, özellikle bavuranın esas hakkında görülerini beyan  
etmesinden sonraki ilk derece mahkemesi önündeki yargılama ve hiçbir özel karmaıklık arz  
etmeyen yargılamanın konusunu gözönüne aldığında, AĐHM AĐHS’nin 6§1 maddesi uyarınca  
“makul sürenin” aıldığına kanaat getirmektedir.  
Dolayısıyla bu hüküm ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi zararı için 100.000 Euro ve manevi zararı için 200.000 Euro  
istemektedir.  
Hükümet aırı olduğunu düündüğü bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, maddi zarar hakkında, bavuran AĐHS’nin 6. maddesinin ihlalinden doğan  
zararın belirlenmesini sağlayacak hiçbir kanıt unsuru sunmadığından, bu talebi  
reddetmektedir. Manevi zarar konusunda AĐHM, dava koullarından dolayı bavuranın bir  
takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat getirmektedir. AĐHM, bavurana bu bakımdan 4.000  
Euro’nun ödenmesinin uygun olduğuna kanaat getirmektedir.  
AĐHM için, bu davada olduğu gibi bir kimse AĐHS’nin gerektirdiği tarafsızlık ve  
bağımsızlık koullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde,  
sözkonusu kiinin isteği üzerine yeni bir yargılama veya yeniden dava açılması, tespit edilen  
ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yoldur (Bkz. Öcalan-Türkiye, no:  
46221/99, § 210, AĐHM 2005-).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran, AĐHM önünde yapmıolduğu masraf ve harcamalar için 2.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
AĐHM içtihadına göre bavuran, gerçekliğini, gerekliliğini ve oranlarının makul  
yönünü ortaya koyduğu sürece masraf ve harcamaların karılanmasını sağlayabilir. AĐHM,  
elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne alarak, yapılan bütün  
masraflar için bavurana 1.000 Euro’nun ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.  
6
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;  
2. DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması ve yargılama süresi nedeniyle  
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer ikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet’in bavurana manevi tazminat için  
4.000 Euro (dört bin Euro) ve masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin Euro) ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda faiz uygulamasına;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve 20 Nisan 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
7