COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
UZUNGET VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 21831/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 21831/03 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Sinan Cem Uzunget, Alaattin Uğra, Emre Altun, Hikmet Gökçe, Rıza Altuntov,  
Kazım Savcı, Đsmail Temizyürek, Nazime Karakaya, Zeynep eker, Leyla Mahi Uğra,  
Songül Ergül, Esma Sevi, Fatma Özcelik ve Hüseyin Bolat’ın (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne 19 Haziran 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından E. Olkun, R. Karaman ve  
Kenan Arslan tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Bavuranlar, sırasıyla 1975, 1964, 1982, 1976, 1983, 1978, 1961, 1947, 1955, 1975,  
1979, 1953, 1952 ve 1976 doğumludur ve Ankara’da yaamaktadır.  
31 Temmuz 2000 tarihinde bavuranlar, diğer bazı kiilerle birlikte, F-tipi cezaevlerini  
ve Bergama Cezaevi’nde meydana gelen olayları (27 Temmuz 2000’de tutuklular ve güvenlik  
güçleri arasında iddetli çatımalar meydana gelmitir) protesto etmek amacıyla Ankara’daki  
umumi bir parkta toplanmıtır. Katılımcılar, F-tipi cezaevleri ve Bergama Cezaevi’nde  
meydana gelen olaylar hakkındaki endielerini dile getirmek için bir basın açıklaması yapmak  
istemilerdir. Polis memurları, megafon kullanarak kalabalığı gösterinin, 2911 sayılı Toplantı  
ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu’na aykırı olduğu yönünde uyarmıtır. Grup, polisin uyarısına  
önem vermemitir. Polis memurları bunun üzerine bavuranların da dahil olduğu yirmi dört  
kiiyi yakalamıve göz altına almıtır. Bavuranların sunduğu gazete makalelerinden polis  
memurlarının, protestocuları dağıtmak için güç kullandıkları anlaılmaktadır. Sonuç olarak,  
protestocuların bir kısmı yaralanmıve bir kısmı da polis memurları tarafından yakalanmıtır.  
Polis memurlarının hazırlayıp imzaladığı yakalama tutanağına göre bavuranlar,  
ellerinde protesto afileri ile gösteri yapmaktaydı. Bavuranları gösteriye son vermeleri için  
uyarması ardından polis, gösterilerine devam eden protestocuları yakalamıtır. Yakalama  
tutanağında aynı zamanda yakalama sırasında göstericilerle girdikleri çatımada yaralanan üç  
polis memurunun, hastaneye götürülmeleri gerektiği kaydedilmitir. Sağlık raporlarına göre,  
polis memurları ilerinden iki gün süreyle alıkonmutur.  
31 Ağustos 2000 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcısı, Ankara Asliye Ceza  
Mahkemesi’ne, 2911 sayılı Kanun’a aykırı olarak yetkili makamların izni olmadan kamuya  
açık bir alanda düzenlenen gösteriye katılmakla suçladığı bavuranlar ve diğer dokuz kii  
aleyhinde bir iddianame sunmutur.  
Bavuranlar, polis memurlarının asliye mahkemesi önündeki yargılama sırasında  
silahlı olduklarını ve savunma avukatlarını sözlü olarak taciz ettiklerini ileri sürmütür.  
Ayrıca, polis memurları, yargılamada taraf olmadıkları halde dava dosyasındaki raporların ve  
ifadelerin birer nüshasını almılardır. Bavuranların, sözkonusu olayların duruma tutanağına  
dahil edilmesine ilikin talepleri reddedilmitir.  
5 Temmuz 2001 tarihinde Ankara Asliye Ceza Mahkemesi, sanıklardan bazılarının  
beraatına karar vermiancak kendilerinin ve görgü tanıklarının sundukları delillere dayanarak  
bavuranları suçlu bulmutur. Mahkeme bavuranların, polisin toplanmalarının kanuna aykırı  
olduğu ve dağılmaları gerektiği yönündeki uyarısını dikkate almadığı sonucuna varmıtır.  
Ayrıca, bavuranların savunmalarını inceleyen mahkeme, bavuranların, F-tipi cezaevlerini ve  
Bergama Cezaevi’nde meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla parkta toplandıklarını  
kabul ederek, suçlarını tevil yoluyla ikrar ettikleri kanaatine varmıtır. Dolayısıyla, olay  
tarihinde henüz reit olmadığı cihetle (on yedi buçuk yaındaydı) Rıza Altuntov’u para  
cezasına; diğer bavuranları birer yıl üçer ay hapis cezasına çarptırmıtır. 667 sayılı Kanun’un  
6. maddesi uyarınca Alaattin Uğra, Sinan Cem Uzunget ve Đsmail Temizyürek dıındaki  
bavuranların cezalarını ertelemitir.  
7 Mart 2002 tarihinde bavuranlar, Yargıtay önünde ilk derece mahkemesinin kararına  
itiraz etmilerdir. Yargıtay Basavcısı’nın tebliğnamesi, bavuranlara gönderilmemitir.  
19 Aralık 2002 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar ulusal mahkemelerin kendilerini adil ekilde yargılamadığından ikayetçi  
olmutur. Kendilerine hiçbir zaman Basavcı’nın Yargıtay’a sunduğu tebliğnameye cevap  
verme fırsatı verilmediğini iddia etmilerdir. Ayrıca, polis memurları tehditkar ve saldırgan  
hareketleri ile yargılamanın adilliğine zarar vermiler ve duruma hakimi, sözkonusu  
hareketleri göz ardı etmitir. Buna ek olarak, bavuran Rıza Altuntov olay tarihinde reit  
olmadığı cihetle çocuk mahkemesi tarafından yargılanması gerektiğini iddia etmitir.  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmütür.  
Hükümet, bavuranların iddialarına itiraz etmive yargılamanın adil olduğunu  
kaydetmitir.  
A. Bavuranların çekimeli yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiası  
1. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ikayetin açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Esas  
Hükümet, temyize ilikin Basavcı görüünden bağımsız olarak karar verme yetkisine  
sahip olması nedeniyle Basavcı’nın tebliğnamesinin, Yargıtay üzerinde bağlayıcı olmadığını  
kaydetmitir. Ayrıca, bavuranların ya da temsilcilerinin dava dosyasını ve belgeleri inceleme  
hakları bulunduğunu ileri sürmütür. Son olarak Hükümet, 27 Mart 2003 tarihli değiiklik  
üzerine, CMK’nın 316. maddesi uyarınca, Yargıtay Basavcısı’nın tebliğnamesinin taraflara  
gönderilmesi gerektiğini kaydetmitir.  
Bavuranlar iddialarını yinelemilerdir.  
AĐHM, Göç/Türkiye davasında aynı ikayeti incelemive AĐHS’nin 6/1 maddesinin  
ihlal edildiğini tespit etmiolduğunu kaydeder ([BD], no. 36590/97, 58. paragraf, AĐHM  
2002-V). Sözkonusu kararda, Basavcı’nın görülerinin niteliğini ve bavuranlara cevaben  
yazılı görülerini sunma fırsatı verilmemesini göz önüne alan AĐHM, bavuranların çekimeli  
yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
AĐHM, mevcut davayı incelemive yukarıda anılan davada vardığı sonuçtan farklı bir  
sonuca varmasını gerektiren özel koullar tespit etmemitir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
B. Polis memurlarının tehditleri sonucu yargılamanın adil yapılmadığı iddiası  
Bavuranlar, durumalara katılan polis memurlarının, sanıkları tehdit ederek  
yargılamanın adilliğine zarar verdiklerini iddia etmilerdir. Duruma hakiminin, bu hareketleri  
göz ardı ettiğini ve bunlara duruma tutanaklarında yer vermediğini ileri sürmülerdir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaların dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, bavuranların iddialarını destekleyen deliller sunmadıklarını kaydeder. Ayrıca,  
ilk derece mahkemesinin, bavuranları suçlu bulurken, polis memurlarının hareketleri ya da  
ifadelerinden ziyade görgü tanıklarının sundukları delilleri ve bavuranların savunmalarını  
göz önüne aldığı anlaılmaktadır. Bu koullar altında, ilk derece mahkemesinin durumaya  
katılan polis memurlarının hareketlerinden gereğinden fazla etkilenmiolduğu söylenemez.  
Bu nedenle sözkonusu ikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
C. Rıza Altuntov’un yargılanması  
Bavuran Rıza Altuntov, sözkonusu tarihte reit olmadığı cihetle çocuk mahkemesince  
yargılanması gerektiğini iddia etmitir. Buna göre, ceza mahkemesince yargılanması ve  
mahkum edilmesi, AĐHS’nin 6/1 maddesi bağlamındaki haklarının ihlal edilmesine yol  
açmıtır.  
Hükümet, Rıza Altuntov’un o zamanlar yürürlükte olan iç hukuka uygun olarak ceza  
mahkemesi tarafından yargılandığını kaydetmitir. Ulusal mahkemeler, yargılama sürecinde  
Altuntov’un yaını göz önüne almıve suçlu bulunması ardından cezasına karar verirken  
Ceza Kanunu maddelerini lehine uygulamılardır.  
AĐHM, 6/1. madde bağlamındaki güvencenin, çocuklar aleyhindeki cezai  
yargılamalara ne ekilde uygulandığını değerlendirdiği çok sayıda davaya bakmadığını  
kaydeder. Ancak, bütünüyle yorumlandığında 6. maddenin sanığın cezai yargılanmasına etkin  
olarak katılma hakkını güvence altına aldığını yineler (bkz. T./Đngiltere [BD], no. 24724/94,  
83. paragraf, 16 Aralık 1999). Ayrıca, sözkonusu maddenin asıl amacı, herhangi bir “suç  
isnadını” karara bağlama yetkisi bulunan bir “mahkeme” tarafından, hukukun üstünlüğüne  
dayanarak ve kanunda öngörülen yargılama usullerine uygun olarak, adil ekilde yargılama  
yapılmasını sağlamaktır (bkz., mutatis mutandis, Magee/Đngiltere, no. 28135/95, 41. paragraf,  
AĐHM 2000-VI, ve Belilos/Đsviçre, 29 Nisan 1988, 64. paragraf, A Serisi, no. 132).  
Dolayısıyla, on sekiz yaın altındaki bir küçüğün, çocuk mahkemesi yerine ceza  
mahkemesince yargılanmasının, 6/1. madde bağlamındaki adil yargılanma güvencesini ihlal  
ettiği söylenemez.  
Ancak, AĐHM suçla itham edilen bir çocuğun, yaı, olgunluk seviyesi, entellektüel ve  
duygusal kapasitesi göz önünde bulundurularak yargılanmasının ve yargılamayı anlayarak  
yargılamaya katılma yetisini gelitirecek adımlar atılmasının gerekli olduğu kanaatindedir  
(bkz. T/Đngiltere, 84. paragraf).  
AĐHM yukarıda kaydedilenler ıığında, 30 Temmuz 2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanun  
tarafından getirilen değiiklikleri müteakiben, çocuk mahkemelerinin cezai hususlardaki  
yargılama yetkisinin, on sekiz yaın altındaki küçükleri de kapsayacak ekilde genilediğini  
kaydeder. Bununla birlikte, yukarıda anılan değiiklikten önce, çocuk mahkemelerinin  
yalnızca on beyaın altındaki küçükleri yargılama yetkisi bulunmaktaydı. Bu nedenle, ilgili  
tarihte on yedi buçuk yaında olması nedeniyle küçük sayılmayan bavuran Rıza Altuntov,  
yürürlükteki yasalar gereğince bir ceza mahkemesi tarafından yargılanmıtır.  
Ancak, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararından, duruma hakiminin bavurana  
verilecek cezaya karar verirken yaını göz önüne aldığı ve kendisini yalnızca para cezasına  
çarptırğı anlaılmaktadır. Bu koullar altında aleyhinde yapılan yargılama sırasında  
bavuranın avukat tarafından etkili ekilde temsil edildiğini ve on yedi buçuk yaında olması  
nedeniyle yargılamayı anlamayarak ona yeterince itirak edemediğine iaret eden bir gösterge  
bulunmamasını göz önüne alan AĐHM, bavuranın ceza mahkemesi tarafından  
yargılanmasının AĐHS’nin 6/1 maddesi bağlamındaki adil yargılanma hakkını ihlal ettiği  
kanaatinde değildir.  
Sonuç olarak, sözkonusu ikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 9., 10. VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI  
Bavuranlar, polisin toplanmalarına müdahale etmesinin AĐHS’nin 9., 10. ve 11.  
maddeleri bağlamındaki düünce, ifade ve toplantı yapma özgürlüğü haklarını ihlal ettiğinden  
ikayetçi olmulardır.  
AĐHM, bavuranların ikayetlerinin yalnızca 11. madde yönünden incelenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
1. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ikayetin açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Esas  
1. Barıçı toplantı özgürlüğüne müdahalede bulunulup bulunulmadığı  
Hükümet, bavuranların AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki haklarına müdahale  
edilmediğini iddia etmitir.  
AĐHM, polis müdahalesinin ve bavuranların, müteakip olarak, düzenlenen mitinge  
katılmaları nedeniyle suçlu bulunmalarının, 11. madde bağlamındaki haklarına balı baına  
bir müdahale tekil ettiği kanaatindedir.  
2. Müdahalenin haklı olup olmadığı  
Hükümet, sözkonusu mitingin kanuna aykırı olarak düzenlendiğini kaydetmitir. 11.  
maddenin ikinci paragrafının, kargaayı önlemek amacıyla barıçı toplantı hakkına  
kısıtlamalar getirdiğini kaydeder.  
AĐHM, müdahalenin “kanunda öngörülmü” olmadığı, 2. paragraf bağlamındaki bir ya  
da daha fazla meru amaca hizmet etmediği ve sözkonusu amaçların yerine getirilmesi için  
“demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı müddetçe 11. maddenin ihlalini tekil edeceğini  
yineler.  
Bu bağlamda, mevcut davadaki müdahalenin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri  
Yürüleri Kanunu’nun 22. maddesine dayandığı ve dolayısıyla AĐHS’nin 11/2 maddesi  
bağlamında “kanunda öngörülmü” olduğu kaydedilmitir. Hükümet, meru amaca ilikin  
olarak, müdahalenin kamu düzeninin bozulmasını engellemeye yönelik meru bir amaca  
hizmet ettiğini kaydetmive AĐHM, bunu kabul etmitir.  
Müdahalenin, “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususunda AĐHM,  
öncelikle 11. maddeye ilikin kararlarına dayanak tekil eden temel ilkelere atıfta bulunur  
(bkz. Djavit An/Türkiye, no. 20652/92, paragraflar 56-57, AĐHM 2003-III, ve Plattform  
“Ärzte für das Leben”/Avusturya, 21 Haziran 1988, 32. paragraf, A Serisi no. 139). Bu  
içtihattan, yetkili makamların, kanuna uygun olarak yapılan mitinglerin barıçı ekilde  
gerçekletirilmesine ve vatandaların güvenliğinin sağlanmasına yönelik uygun önlemleri  
alma yükümlülüklerinin bulunduğu anlaılmaktadır (bkz. Balçık ve Diğerleri/Türkiye, no.  
25/02, 46. paragraf, 29 Kasım 2007, ve Oya Ataman/Türkiye, no. 74552/01, 35. paragraf,  
AĐHM 2006-…).  
AĐHM ayrıca devletlerin, yalnızca barıçı toplantı özgürlüğünü korumakla yükümlü  
olmayıp aynı zamanda sözkonusu hakka makul olmayan dolaylı kısıtlamalar getirmekten de  
kaçınması gerektiğini kaydeder. AĐHM son olarak, 11. maddenin asıl amacının bireyi, koruma  
altındaki haklarını kullanırken keyfi müdahalelere karı korumak olduğunu; bununla birlikte,  
bu haklardan etkili ekilde yararlanılmasını sağlama amaçlı pozitif yükümlülüklerin de  
bulunabileceğini değerlendirmektedir (bkz. Djavit An, 57. paragraf ve Oya Ataman, 36.  
paragraf).  
AĐHM, sözkonusu ilkelerin aynı zamanda kamuya açık alanlarda düzenlenen  
gösterilere ve yürüyülere de uygulanabileceği kanısındadır. Ancak, Yüksek Sözlemeci bir  
Devlet’in, a priori, kamu düzeni ve ulusal güvenlik sebepleriyle, toplantı düzenlenmesini izne  
tabi tutması ve dernek faaliyetlerini düzenlemesi 11. maddenin ruhuna aykırı değildir (bkz.  
Djavit An, paragraflar 66-67).  
AĐHM, ulusal mevzuat uyarınca, sözkonusu tarihte kamuya açık bir miting  
düzenlemek için izin gerekmediğini; ancak, yapılacak toplantının olaydan yetmiiki saat önce  
bildirilmesi gerektiğini gözlemler. Đlke olarak, bu nitelikteki düzenlemeler, AĐHS tarafından  
koruma altına alınan barıçı toplantı özgürlüğüne gizli engel tekil etmemelidir. Gayet açıktır  
ki kamuya açık bir alanda düzenlenen herhangi bir gösteri, gündelik hayatta belirli düzeyde  
bir aksamaya yol açmakta ve muhalefet görmektedir. Bu durumda, demokratik sürecin  
aktörleri olarak derneklerin ve gösteriyi organize eden diğer kiilerin, yürürlükteki mevzuata  
uygun olarak, sözkonusu süreci düzenleyen kurallara riayet etmeleri önemlidir (bkz. Oya  
Ataman, 38. paragraf).  
Mevcut davada, bavuranların F-Tipi cezaevi sistemini ve Bergama Cezaevi’nde  
meydana gelen iddetli çatımaları protesto etmek amacıyla 31 Temmuz 2000 tarihinde bir  
parkta yapılan toplantıya katıldıkları anlaılmaktadır. Ancak polis memurları mitinge  
müdahale etmive katılımcıların dağılmasını istemitir. Bavuranlar ve diğer katılımcılar  
sözkonusu uyarıya uymadıkları için polis memurları, kalabalığı dağıtma amacıyla güç  
kullantır. Tarafların ifadelerinden, göstericilerden bazılarının iddet kullanarak karılık  
verdikleri, kargaa çıktığı ve bunun sonucunda, üç polis memuru ile bazı protestocuların  
yaralandıkları anlaılmaktadır.  
AĐHM, sözkonusu grubun kamu düzenine ciddi bir tehlike arz ettiklerini gösteren  
delillerin mevcut olmadığını gözlemler. Ancak, Ankara’nın merkezi noktasında bulunan bir  
parkta belli ölçüde rahatsızlık yaratmıolmaları olasıdır. Bavuranların da aralarında  
bulunduğu protestocuların, cezaevlerindeki tutukluluk koullarına ilikin hassas bir konuya  
dikkat çekmek istedikleri ve toplantının bata barıçı olduğu anlaılmaktadır. Ancak, yetkili  
makamlar göstericileri dağıtmak için kayda değer bir güç kullanarak derhal müdahalede  
bulunmuve bunun sonucunda artan gerilim, çatımalara yol açmıtır.  
AĐHM, göstericilerin iddet içeren eylemlerde bulunmadıkları durumlarda, yetkili  
makamların barıçı toplantılara belirli derecede hogörü göstermelerinin, AĐHS’nin 11.  
maddesince güvence altına alınan toplantı özgürlüğünün bütünüyle ihlal edilmemesi  
bakımından önemli olduğu kanaatindedir.  
Dolayısıyla, AĐHM mevcut davada polis memurlarının müdahalede bulunurken  
kullandıkları gücün orantılı olmadığı ve AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca  
kargaanın önlenmesi için gerekli olmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak AĐHM, bavuranların  
bazılarına verilen bir yıl üç aylık hapis cezasının, dava koulları altında orantılı olduğunun  
kabul edilemeyeceğini gözlemler.  
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varmıtır.  
III. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar ayrıca AĐHS’nin 14. maddesine dayanarak, siyasi görüleri dolayısıyla  
mahkum oldukları gerekçesiyle ayrımcılığa maruz kaldıklarını ileri sürmütür.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
Sunulan delilleri inceleyen AĐHM, sözkonusu maddenin ihlal edilmediği kanaatine  
varmıtır.  
Sonuç olarak, bavurunun sözkonusu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları çerçevesinde kabuledilemez olduğuna karar  
verilmelidir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören  
tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
A. Zarar  
Bavuranların her biri maddi ve manevi tazminat olarak aağıda kaydedilen meblağları  
talep etmitir:  
Sinan Cem Uzunget maddi tazminat olarak 50,500 Euro ve manevi tazminat olarak  
100,000 Euro talep etmitir. Ayrıca, AĐHM’nin ihlal tespitinde bulunması halinde, ulusal  
mahkemelerce yeniden yargılanmayı, sabıka kaydının silinmesini ve kamu hizmeti görevine  
yeniden getirilmeyi talep etmitir.  
i) Alaattin Uğra, maddi tazminat olarak 48,977 Euro ve manevi tazminat olarak  
50,000 Euro talep etmitir.  
ii) Đsmail Temizyürek maddi tazminat olarak 47,000 Euro ve manevi tazminat olarak  
50,000 Euro talep etmitir.  
iii) Diğer bavuranlar Rıza Altuntov, Emre Altun, Hikmet Gökçe, Kazım Savcı,  
Nazime Karakaya, Zeynep eker, Leyla Mahi Uğra, Songül Ergül, Esma Sevi, Fatma  
Özcelik ve Hüseyin Bolat’tan her biri 10,000 Euro manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet, maddi ve manevi tazminat olarak talep edilen meblağların dayanaktan  
yoksun olduğunu kaydetmitir. Bavuranların manevi tazminat talepleri hususunda Hükümet,  
hükmedilecek herhangi bir tazminatın haksız zenginlemeye yol açmaması gerektiğini ileri  
sürmütür.  
Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını  
tespit eden AĐHM, sözkonusu talebi reddeder.  
AĐHM, manevi tazminat talepleri hususunda bavuranların, dava koulları altında  
belirli derecede sıkıntı çekmiolduklarının kabul edilmesi gerektiği kanaatindedir.  
Hakkaniyet temelinde, AĐHS’nin 41. maddesinin gerektirdiği gibi, bavuranların her birine  
1,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranların her biri AĐHM önünde yaptıkları masraflar için 3,120 Euro talep  
etmitir.  
Hükümet, talep edilen meblağların dayanaktan yoksun ve aırı olduğunu kaydetmitir.  
AĐHM içtihadına göre, bavuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını  
ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak  
kazanır. Mevcut davada bavuranlar, avukatlarının taleplerine ilikin olarak, yalnızca Đstanbul  
Barosu’nun hazırladığı ücret çizelgesine atıfta bulunmular ve taleplerini destekleyen  
herhangi bir belge sunmamılardır. Bu nedenle AĐHM, bu balık altında tazminat  
ödenmemesine karar vermitir (bkz. Balçık ve Diğerleri, 65. paragraf).  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuranların çekimeli yargılanma haklarının ve toplantı özgürlüklerinin ihlal edildiği  
hususundaki ikayetlerinin kabuledilebilir ve bavurunun kalan kısmının kabuledilemez  
olduğuna;  
2. Bavuranların çekimeli yargılanma haklarına ilikin ikayetleri hususunda AĐHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Davalı  
Devlet tarafından bavuranların her birine manevi tazminat olarak 1000 Euro (bin Euro) ve  
uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.