AĐHM, ulusal mahkemelerin sözü edilen makalede yer alan terimlerin din ve etnik kökene
dayalı bir ayrımcılıkla halkı tahrik ederek Devletin bölünmez bütünlüğünü bozmayı
amaçladığına kanaat getirdiklerini hatırlatmaktadır.
AĐHM, iç hukuk mercilerinin vermiꢀ oldukları kararlardaki gerekçeleri incelemiꢀ ve bunların
baꢀvuranların ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi meꢀru kılmaya yetmediğine itibar
etmiꢀtir (Bkz. mutatis mutandis, Yurttaꢀ ve Sürek-Türkiye kararı). AĐHM, sözkonusu
bildirideki bazı bölümlerin çok sert bir üslupla Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt sorununda
izlediği politikanın en olumsuz yönlerini ortaya koyan bir tabloyu çizdiğini ve dolaylı yoldan
düꢀmanlığa tahrik ettiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte AĐHM, baꢀvuranların ne ꢀiddet
kullanımını, silahlı direniꢀi, ne ayaklanmayı teꢀvik eden bir söylemde bulunduklarını, bölge
insanı ve siyasi bir partinin üyeleri sıfatıyla Türk sosyal hayatının aktörleri olarak kendilerine
tanınan görev çerçevesinde görüꢀlerini ifade ettiklerini not etmektedir. AĐHM nezdinde
dikkate alınacak temel unsur budur. Öte yandan, «sosyal bir ihtiyacı karꢀılama» kıstasından
doğan yerleꢀik içtihadı doğrultusunda AĐHM, baꢀvuranlar hakkında yürütülen cezai
soruꢀturmanın makalenin yayımlanmasından altı ay sonra baꢀlatıldığı tespitini yapmaktadır.
AĐHM, yapılan müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda verilen cezanın niteliğinin ve
ağırlığının kaydedilmesi gerekli hususlar arasında yer aldığını hatırlatmaktadır.
Bu çerçevede, baꢀvuranlar iki yıl hapis ve para cezasına çarptırılmıꢀlar, yedi aylık hapis
cezasının ardından Af Yasasından yararlanarak serbest bırakılmıꢀlardır. Suçun tekerrür etmesi
halinde, baꢀvuranların kalan cezayı çekme riskleri bulunmaktaydı. AĐHM ayrıca, yürürlükte
bulunan yasanın baꢀvuranlar gibi TCK’nın 312 § 2. maddesi uyarınca mahkum olan kiꢀilerin
toplanma özgürlüğüne iliꢀkin kayda değer kısıtlamaları öngördüğünü gözlemlemektedir.
Baꢀvuranların mahkum edilmesi, öngörülen meꢀru amaçlarla orantılı bulunmamakta ve
«demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmemektedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 10. maddesi
ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
A. Tazminat
Baꢀvuranların her biri maddi tazminat talep etmektedir: Varlı, Yakmaz ve Köçeroğlu 30.000
Euro, Irgat, Yağmur, Soylu, Sola, Kılıçarslan ve Görkey 25.000 Euro istemekte, baꢀvuranların
her biri ayrıca 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
AĐHM, ihlal kararının tespiti ile iddia edilen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı
kuramamakta, bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, dava olaylarının manevi bir zarara yol
açtığını hatırlatır. AĐHM davanın değiꢀik koꢀulları dikkate alındığında ve AĐHS’nin 41.
maddesi gereğince hakkaniyete uygun olarak manevi tazminat baꢀlığında baꢀvuranların her
birine 6.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
AĐHM’ye göre bu baꢀvurudaki gibi, Sözleꢀme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık
koꢀullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkumiyet kararı alındığında,
ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir sürecin ya da yargılamanın baꢀlatılması ilke olarak
tespit edilen ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir yöntemi oluꢀturur.
4