COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
VAYĐÇ - TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 18078/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Haziran 2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,  
üzerinde ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Dava, Đsrafil Vayiç (“bavuran”) isimli Türk vatandaının, 1 Nisan 2002 tarihinde,  
Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesine  
dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AĐHM’ye yaptığı bavurudan (no. 18078/02)  
kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuran 1963 doğumlu olup, sözkonusu tarihte Đstanbul’da ikamet etmekte idi. 9  
Eylül 1996 tarihinde, yasadıı bir örgüte mensup olduğu üphesiyle Đstanbul Emniyet  
Müdürğü Terörle Mücadele ubesi’ne bağlı polisler tarafından gözaltına alınmıtır. 18 Eylül  
1996 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın tutuklu yargılanmasına  
karar vermitir. 13 Mart 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı,  
bavuran ve diğer on altı kiiyi, Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. bölümü ve Türk Ceza  
Kanunu’nun 168 § 2. maddesi kapsamında suçlayan iddianamesini sunmutur. Đlk duruma,  
21 Mayıs 1997 tarihinde yapılmıtır. 11 Mart 1998 tarihinde, sanıkların temsilcileri, iddiaya  
göre tutukluyken sanıklara kötü muamele yapan polislere yönelik olarak Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde cezai ilemler balatıldığını mahkemeye bildirmitir. Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nden ilgili dava dosyasını incelenmek üzere  
gönderilmesini talep etmitir. 15 Mayıs 1998 tarihli durumada, Devlet Güvenlik Mahkemesi;  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi ve Bakırköy Cumhuriyet  
Savcılığı’ndan, sanıkların da dahil olduğu belirli olaylara ilikin belge ve raporları  
sunmalarını talep etmitir. Ayrıca, sanıklardan ikisine yönelik ayrı ilemlerin devam ettiği iki  
mahkemeden de belge talebinde bulunmutur. Đlgili mahkemelerden yanıt alamadığından  
dolayı, daha sonraki dört durumada, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu talepleri yinelemitir.  
18 Kasım 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, talebinde değiikliğe gitmive  
yalnızca davanın gidiatından haberdar olmak istediğini bildirmitir. Ayrıca, dava  
tamamlandığında nihai kararın bir kopyasını da istemitir. Bu talebi on bir durumada daha  
dile getirmitir. 14 Nisan 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, sanıklardan birisinin  
davasını ayırarak, baka bir mahkemede görülen baka bir davayla birletirmeye karar  
vermitir. 18 Haziran 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, dava esaslarına ilikin görülerini  
sunmutur. Sonraki yirmi üç durumada, bavuranın temsilcisi, müvekkilinin tutuksuz  
yargılanmasını talep etmitir. Mahkeme, suçun niteliği, kanıtların durumu ve dava  
dosyasındaki belgeler bağlamında bu talebi reddetmitir. 14 Kasım 1997 ve 11 Mart 1998  
tarihleri arasında, mahkeme bir kez daha, serbest bırakılması kaçma riski oluturacağından,  
bavuranın tutuklu yargılanmasının devamına karar vermitir. 8 Aralık 2000 tarihinde, Ağır  
Ceza Mahkemesi’nde polislere ilikin davaya ilikin bilgi alınmadığından dolayı, Đstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, nihai kararın ya da iddianamenin bir kopyasını talep etmitir. 28  
ubat 2001 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne  
davanın devam ettiğini bildirmive iddianameyi sunmutur. 22 Mayıs 2001 tarihinde,  
bavuranın avukatı, bavuranın tutuksuz yargılanmasını talep ettiği dilekçesini sunmutur. 19  
Ekim 2001 tarihli durumada, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde baka bir mahkeme,  
bavuranın tutuklu yargılanma süresini, suçun niteliğini ve dava dosyasındaki belgeleri  
dikkate alarak, bavuranın kefaletle serbest bırakılmasına karar vermitir. 31 Ocak 2003  
tarihinde, otuz durumanın ardından, Devlet Güvenlik Mahkemesi sanıklardan beinin  
beraatına karar vermi, bavuran ve diğer altı kiiyi mahkûm etmive geri kalanlara yönelik  
takibatın durdurulmasına karar vermitir. Bavuranı, Türk Ceza kanunu’nun 168 § 2. maddesi  
uyarınca on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır. 25 Mayıs 2004 tarihinde, Yargıtay,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bavuran ve diğer altı kiiye ilikin kararını bozmutur. 16  
2
Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı Kanun’la, devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıtır.  
Bavuran dahi olmak üzere, sanıklardan yedisine yönelik dava, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne gönderilmitir. 2 Eylül 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, tüm  
sanıkları durumaya çağırmıtır. 10 Aralık 2004 tarihli durumada, Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi, bavuran dahil olmak üzere, sanıklardan dördünün yakalanması talimatını  
vermitir. Ne bavuran ne de temsilcisi, 4 Mart 2005, 6 Mayıs 2005, 19 Ekim 2005 ve 3 ubat  
2006 tarihli durumalara gelmitir. Ağır Ceza Mahkemesi, bavuran ve diğer üç kaçağın  
yakalanması için tekrar emir çıkarmıtır. Dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam  
etmektedir. Son duruma 4 Mart 2005 tarihinde yapılmıtır. Mahkeme, bavuranın  
yakalanması için yeni bir emir daha çıkarmıtır.  
HUKUK  
I.HÜKÜMET’ĐN ĐLK ĐTĐRAZI  
Hükümet, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediğinden  
dolayı bavurunun reddedilmesi gerektiğini ifade etmitir. Bavuranın, Kanun Dıı Yakalanan  
veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesine Đlikin Kanun (no. 466) uyarınca tazmin  
talebinde bulunabileceğini ileri sürmütür.  
AĐHM, Hükümet’in ön itirazlarını benzeri davalarda inceleyerek reddettiğini not eder  
(bkz, özellikle, Öcalan – Türkiye [BD], no. 46221/99, §§ 66-71, AĐHM 2005-…). AĐHM, bu  
davada, bu içtihattan ayrılmayı gerektirecek hiçbir özel durum tespit etmemitir.  
Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ilk itirazını reddeder.  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelsiz olmadığını not  
eder. Ayrıca, baka herhangi bir gerekçeden dolayı kabuledilmez olmadığını da not eder.  
Dolayısıyla kabuledilebilir ilan edilmelidir.  
II.AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, beyıldan fazla süren tutuklu yargılanmasının, AĐHS’nin 5 § 3.  
maddesindeki “makul süre” artını karılamağını ileri sürerek ikayetçi olmutur. Bu  
maddeye göre:  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullar uyarınca yakalanan veya tutulu  
durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ  
diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli  
kovuturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin durumada hazır  
bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 110. maddesine göre, bir kamu  
davasından tutuklu yargılanan bir kimsenin azami tutulu bulundurulma süresinin iki yıl  
olduğunu belirtmitir. Kii, en fazla cezanın, bu davada olduğu gibi, yedi yıldan fazla hapis  
cezası olan bir suçla suçlanmıise, mahkeme tutukluluk halinin uzatılmasına karar verebilir.  
Amacın, sanığın, diğer sanıklarla anlaması, delilleri tahrif etmesi, kaçması ve tekrar suç  
ilemesi riskini önlemek olduğunu öne sürmütür.  
3
Ayrıca, bavuranın kaçmasının, tutukluluk halinin uzatılması için iyi bir gerekçe  
olduğunu kanıtladığını belirtmitir.  
Bavuran, toplam beyıl, bir ay, on gün tutuklu yargılandığını ileri sürmütür.  
Yalnızca yasadıı bir örgüte üye olmakla suçlandığını belirtmitir. Dolayısıyla, tekrar suç  
ileme veya adaletin seyrini saptırma riskinin olamayacağını iddia etmitir. Ayrıca,  
kaçmasının nedeninin yargılamadan kaçmak değil, vicdani retçi olduğundan ve askerliğini  
yapmağından dolayı yetkililer tarafından arandığından kaynaklandığını ifade etmitir.  
AĐHM, belirli bir davada, bir sanığın tutukluluğunun makul bir süreyi geçmemesini  
sağlamanın öncelikle ulusal yargı makamlarının görevi olduğunu tekrarlar. Bu amaçla,  
masumiyet karinesi ilkesini gereğince dikkate alarak, AĐHS’nin 5. maddesindeki kuraldan  
sapmayı gerektirecek bir kamu çıkarının mevcudiyeti lehine ya da aleyhine olan tüm kanıtları  
incelemeli ve bunları serbest bırakılma bavurularına ilikin kararlarında belirtmelidirler.  
AĐHM’nin 5 § 3. maddenin ihlal edilip edilmediğine karar vermeye davet edilmesi, bu  
kararlarda verilen gerekçeler ve bavuranın bavurularında ifade ettiği belgelenmikanıtlar  
temelinde olmaktadır (Muller – Fransa, 17 Mart 1997, Reports of Judgments and Decisions,  
1997-II, s. 388, § 35).  
Yakalanmıolan kimsenin, bir suç ilemiolduğuna dair makul üphenin bulunması,  
devam eden tutukluluk halinin meruiyeti açısından vazgeçilmez bir arttır, ancak belirli bir  
süre sonra, yeterli olmaz. Bu durumda AĐHM, yargı makamları tarafından öne sürülen diğer  
gerekçelerin, özgürlüğün elden alınmasını haklı göstermeye devam edip etmediğini tespit  
etmelidir. Bu gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olduğu hallerde, AĐHM, ulusal makamların  
ilemlerin yürütülmesi esnasında “özel itina” göstermioldukları hususunda ikna olmalıdır  
(ibid.).  
Sözkonusu davada, AĐHM, gözönüne alınacak sürecin 9 Eylül 1996 tarihinde  
baladığını ve 19 Ekim 2001 tarihinde sona erdiğini belirtmektedir. Böylece, bu süre beyıl  
bir aydan fazla sürmütür.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın devam etmekte olan tutukluluğunu,  
kendi gerek görmesi veya bavuranın talebi üzerine, her durumanın sonunda incelemitir.  
Ancak, AĐHM, dava dosyasındaki delillere dayanarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
“suçun niteliğini ve delillerin durumunu gözönünde tutarak” gibi aynı ve basmakalıp ifadelere  
bavurarak bavuranın tutukluluğunun devamını emrettiğini belirtmektedir. “Delillerin  
durumu” ifadesi genel olarak ciddi suç göstergelerinin varlığı ve devamlılığına yönelik ilgili  
bir unsur oluturabilir. Ancak, bu davada, bavuranın hakkında ikayetçi olduğu tutukluluk  
süresini tek baına haklı çıkarmaya yetmez (bkz. Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli  
karar, Seri A no. 207; Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, Seri A no. 241-A;  
Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, Seri A no. 319-B, § 55 ve Demirel – Türkiye,  
no. 39324/98, § 59, 28 Ocak 2003).  
AĐHM, ayrıca, davanın balangıç safhalarında düzenlenen iki durumada, Đstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, serbest bırakılmasının kaçma tehlikesi doğuracağını ifade  
ederek, bavuranın tutuklu yargılanmasının uzatılmasına karar verdiğini gözlemlemektedir.  
AĐHM’nin görüüne göre, bu tehlikenin gerçeklemiolmasa bile bavuranın toplam tutuklu  
yargılanma süresini haklı çıkarmaz.  
4
Ayrıca, AĐHM, Hükümet’in bavuranın karı karıya olduğu suçlamaların ciddiyetine  
atıfta bulunduğunu belirtmektedir. Ancak, suçlamaların ciddiyetinin, uzun süreli tutuklu  
yargılamayı tek baına haklı çıkarmaya yetmeyeceğini yinelemektedir (bkz. diğer içtihatların  
yanı sıra, Ječius – Litvanya, no. 34578/97, § 94, AĐHM 2000-IX).  
Ek olarak, AĐHM, cezai ilemlerin yürütülmesinde yetkililerin özel itina  
göstermediklerini kaydetmektedir. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı’nın bavuran aleyhinde iddianame sunmasının neredeyse altı ay sürmesinin veya  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin polis memurları  
hakkındaki davaya ilikin soruturmasına yanıt vermesinin neredeyse üç yıl sürmesinin  
sebebine ilikin olarak Hükümet’ten bir açıklama gelmediğini gözlemlemektedir. Bu son  
olarak belirtilen unsurun sonucunda, durumalar düzenli olarak baka bir tarihe ertelenmitir.  
AĐHM, ayrıca, Cumhuriyet Savcılığı’nın davanın esaslarına ilikin görüünü 18 Haziran 1998  
tarihinde sunmuolmasına rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin nihai kararını dört yıl ve  
yedi aydan fazla bir süre sonra verdiğini kaydetmektedir.  
Bu değerlendirmelerin ıığında, AĐHM, bavuranın tutuklu yargılanma süresinin  
AĐHS’nin 5 § 3. maddesini ihlal ettiği kararını vermitir.  
III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, ayrıca, hakkında halen devam etmekte olan cezai ilemlerin süresinin  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde yer alan “makul süre” artını ihlal ettiği konusunda ikayetçi  
olmutur. Sözkonusu maddenin ilgili kısmı öyledir:  
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
Hükümet, sanıkların sayısı ve onlara yöneltilen suçlamaları göz önünde tutarak  
davanın karmaık olduğunu belirtmitir. Delil toplamak ve olayları saptamak güç olmutur.  
Bundan baka, herhangi bir ihmal veya gecikme suçunun yargı makamlarına  
yüklenemeyeceğini belirtmitir. Hükümet, ayrıca, 31 Ocak 2003 tarihli kararın öncesinde,  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin otuz iki duruma düzenlemiolduğunu ve  
bavuranın kaçarak bu süreye etkide bulunmuolduğunu ileri sürmütür.  
Bavuran, davanın karmaık olmadığını zira sanıkların tümünün sadece yasadıı bir  
örgüte üye olmakla suçlandıklarını iddia etmitir. Ayrıca, Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin aırı olarak iki ayda bir duruma düzenlediği konusunda ikayetçi olmutur.  
AĐHM, ilemlerin süresinin makuliyetinin davanın özel artları ıığında ve AĐHM  
içtihadında yer alan kriterler, özellikle davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili makamların  
tutumu ve bavuran için tehlikede olan eyin önemi göz önünde tutularak değerlendirilmesi  
gerektiğini yinelemektedir (bkz. Humen – Polonya [BD], no. 26614/95, § 60, 15 Ekim 1999).  
Göz önüne alınacak süreç hususunda, AĐHM, ilemlerin bavuranın yakalandığı 9  
Eylül 1996 tarihinde baladığını ve halen devam etmekte olduğunu tespit etmitir.  
Dolayısıyla, ilemler üç yargılama kademesinde halihazırda dokuz yıl ve sekiz aydan fazla  
sürmütür. Ancak, AĐHM, bavuranın, kaçak olduğu, ülkesinde adalet önüne çıkmaktan  
kaçmaya çalığı döneme itimat edemeyeceğini değerlendirmektedir. AĐHM, sanığın  
kaçıının, ilemlerin süresi ile ilgili olarak AĐHS’nin 6 § 1. maddesi tarafından sağlanan  
5
güvencenin kapsamına ilikin kendi içinde belli sonuçlarının olduğu kanısındadır. Sanığın,  
hukukun üstünlüğü ilkesini benimseyen bir Devlet’ten kaçması halinde bu kiinin ilemlerin  
makul olmayan süresinden ikayetçi olmaya hakkı olmadığı varsayılabilir. Bu varsayımı  
çürütmek için yeterli gerekçe gösterilmediği takdirde aksi gerçeklemez (bkz. Ventura –  
Đtalya, no. 7438/76, 15 Aralık 1980 tarihli Komisyon raporu, Decisions and Reports (DR) 23,  
s. 91, § 197). Bu davada sözkonusu varsayımı çürütecek bir ey mevcut olmadığına göre,  
ilgili süreç bavuranın tutuksuz yargılanması kararının alındığı 19 Ekim 2001 tarihinde sona  
ermiolarak kabul edilmelidir (bkz., mutatis mutandis, X – Đrlanda, no. 9429/81, 2 Mart 1983  
tarihli Komisyon kararı, DR 32, s. 226). Dolayısıyla, göz önüne alınacak ilgili süreç bir  
yargılama kademesi için beyıl ve bir aydan fazla sürmütür.  
AĐHM, ilemlerin birkaç sanığı kapsadığını ve suçlamaların bir terör örgütüne üyeliğe  
ilikin olduğunu gözlemlemektedir. Ancak, ilemlerin karmaıklığının tek baına uzun  
süresini haklı çıkarmaya yetmeyeceğini değerlendirmektedir.  
Bavuranın tutumu hakkında, AĐHM, bavuranın, 19 Ekim 2001 tarihinde tutuksuz  
yargılanmasına karar verilmesini müteakip kaçarak, ilemlerin süresinde etkili olduğunu  
kaydetmektedir. Ancak, serbest bırakıldığında ilemlerin birinci derece mahkemesinde hali  
hazırda beyıldan fazla sürmüolduğunu gözlemlemektedir.  
Yetkililerin tutumu hakkında, AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlaline ilikin  
yukarıdaki değerlendirmelerine atıfta bulunmaktadır. Đꢀlemlerin yürütülmesinde yetkililerin  
kendilerinden beklenen özel itinayı göstermedikleri yönündeki tespiti cezai ilemlerin  
süresine ilikin olarak yine geçerlidir. Ek olarak, AĐHM, Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde yeniden balatılan ilemlerde bavuranın tutuksuz yargılanması kararını  
müteakip, durumaların uzun aralıklarla düzenlenmiolduğunu ve bunun sonucunda iki yılda  
ancak bedurumanın gerçeklemiolduğunu gözlemlemektedir.  
Dolayısıyla, AĐHM, bavuran hakkındaki ilemlerin “makul süre” içinde  
yürütülmediği kararını vermitir. Sonuç olarak, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN  
UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, 20.000 Yeni Türk Lirası1 maddi tazminat talep etmitir. Bu bağlamda,  
çalımasına engel olan tutulu yargılanma süresine ve cezai ilemlerin aırı süresine atıfta  
bulunmutur. Aynı zamanda, 30.000 Yeni Türk Lirası2 manevi tazminat talep etmitir.  
1 Yaklaık 12.266 Euro  
2 Yaklaık 18.399 Euro  
6
Hükümet, talep edilen tazminat ile iddia edilen AĐHS ihlali arasında bir sebep sonuç  
ilikisi olmadığını iddia ederek bu miktarlara itiraz etmitir. Bavuran tarafından talep edilen  
maddi ve manevi tazminatların ülkenin ekonomik ve sosyal gerçekleri ile tamamıyla orantısız  
olduğunu ileri sürmütür. Hükümet, bavuranın, sözde yapmasının engellendiği ii  
belirtmediğini ifade etmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlaller ve iddia edilen maddi tazminat arasında herhangi bir  
sebep sonuç ilikisi görmemekte, dolayısıyla, bu talebi reddetmektedir. Öte yandan, AĐHM,  
bavuranın, büyük olasılıkla, manevi zarara maruz kalmıolduğunu değerlendirir ki bu tek  
baına ihlal tespitiyle yeterli ekilde telafi edilemez. Dava olaylarını ve içtihadını göz önünde  
bulunduran AĐHM, bavurana, 3.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran, yerel makamlar ve AĐHM’de gerçekleen ilemler zarfında yaptığı  
mahkeme masraflarına karılık 28.203 Yeni Türk Lirası3 talep etmitir.  
Hükümet, herhangi bir belge ile kanıtlanmamıolması nedeniyle bavuranın talebine  
itiraz etmitir.  
AĐHM, elindeki belgelere dayanarak ve hakkaniyet temelinde karar vererek, mahkeme  
masraflarına karılık bavurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre  
kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Türk  
Lirası’na dönütürmek üzere ödemesine:  
(i) 3.000 Euro (üç bin Euro) manevi tazminat;  
3 Yaklaık 17.297 Euro  
7
(ii) 1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafları;  
(iii) tabi olabilecek her türlü vergi;  
b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Bavuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 20 Haziran 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
S. DOLLÉ  
J.-P. COSTA  
Zabıt Katibi  
Bakan  
8