C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
VEHBĐ ÜNAL- TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no:48264/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
9 Kasım 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (48264/99) bavuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaı vehbi Ünal’ın (bavuran) 20 Nisan 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur. Mevcut bavuru 10 Nisan ve 3 Ağustos 2000  
tarihlerinde iki ayrı bavurunun eklenmesiyle tamamlanmıtır. Sonradan yapılan bu iki  
bavuru ilk bavuruya ait bavuru numarasıyla kaydedilmitir.  
Bavuran 25 ubat 2003 tarihinde vefat etmive 1956 doğumlu oğlu Ömer Faruk Ünal  
yargılamanın devam ettirilmesi arzusunda olduğunu beyan etmitir. AĐHM kolaylık olması  
amacıyla bavuran olarak Vehbi Ünal’ın adını zikretmeye devam edecektir.  
Bavuran Đstanbul Barosu avukatlarından M. Deral tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Türk vatandaı olan bavuran 1931 yılında doğmuve 2003 yılında ölmütür. Bavuran  
olayların gerçekletiği dönemde müteahhitlik yapmaktaydı.  
A. Davanın meydana geliꢀ ꢀekli  
Bavuran, 1980 yılında üyelerinin çoğunluğunu Adalet Bakanlığı çalıanları ve hakimlerin  
oluturduğu bir yapı kooperatifi için 360 dairelik bir projenin yapımını üstlenmitir ( S.S.  
Đstanbul Hukukçular ve Đdareciler Yapı Kooperatifi, bundan sonra «kooperatif»).  
Çalımaların ilerleyii ile ilgili bir anlamazlığa düülmesi neticesinde kooperatif sözlemeyi  
fesh etmitir. Taraflar karılıklı olarak Đstanbul Mahkemeleri’nde davalar açmılardır. Daha  
sonra birletirilen sözkonusu davaların neticesinde 3 Mart 1993 tarihinde verilen bir kararla  
bavurana, Merkez Bankasınca uygulanan reeskont oranında gecikme faiziyle birlikte bir  
tazminat ödenmesi hükme bağlanmıtır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi verilen bu hükmü  
onamıtır. Bavuran tarafından yapılan kararın gözden geçirilmesi talebi 28 haziran 1994  
tarihinde reddedilmitir.  
Bavuran tarafından sözkonusu olaylara ilikin yapılan bavuru 9 Eylül 1998 tarihinde  
Avrupa Đnsan hakları Komisyonunca kabuledilemez olarak ilan edilmitir (Ünal – Türkiye,  
bavuru no: 29916/96).  
B. Dava konusu olaylar  
Bavuran 1985-1995 yılları arasında büyük çaplı emlak projelerini üstlenmitir.  
Bavuran, yapı kooperatifi üyeleri, sözlemeci taraflar, inaatçılar ve müteahhitlerle bir çok  
kez ihtilafa dütür. Bavuran tarafından sunulan olaylar itibariyle, mevcut davada ihtilaflı  
2
üç olay yer almaktadır. Bu olaylardan her biri ayrı bir dava konusu olmasına karın hepsi de  
aynı sayıyla kaydedilmitir.  
1. 20 Nisan 1999 tarihinde yapılan bavuruya konu olan T.C.’ye karı  
açılmıdava  
Bavuran 1986 tarihinde T.C. ile iki daire karılığı bir binanın inası için bir anlama  
yapmıtır. Binanın yapım aamalarına ilikin bir ihtilafın yaanmasının ardından T.C. tespit  
edilemeyen bir tarihte sözlemeye konu daireleri kendi üzerine kaydettirmek amacıyla bir  
dava açtır. Kadıköy Mahkemesi davayı reddetmitir. Yargıtay 15.Hukuk Dairesi bu kararı  
bozmutur (karar tarihi ve gerekçesi tespit edilememitir). Mahkeme 9 Temmuz 1997  
tarihinde sözkonusu binanın inası için taraflarca yapılan harcamaları hesaplamıve iki  
dairenin T.C.’ye verilmesini karara bağlamıtır.  
Bu karar 18 Mart 1998 tarihinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi tarafından onanarak karar  
düzeltme talebinin reddini müteakip 25 Haziran 1998 tarihinden itibaren nihai hale gelmitir.  
2. «Kooperatif» aleyhinde açılan davalar, 10 Nisan 2000 tarihinde sunulan ek bavuru  
Kooperatife karı açtığı davada alacağına yönelik uygulanan faiz oranının bankalar tarafından  
uygulanan ortalama faiz oranına ve döviz kuruna nisbetle düük kaldığını değerlendiren  
bavuran 21 ubat 1991 tarihinde Borçlar Kanununun 105. maddesi temelinde ek tazminat  
davası açmıtır. Đlerleyen yıllarda bavuran aynı mahkemede «yeni ek zararları» için dört dava  
daha açmıtır. Bu davaların sonuncusu 15 Ağustos 1994 tarihinde açılmıtır.  
Daha önce bedavayı birletirmiolan Kadıköy Ticaret Mahkemesi bavuranın talebini  
reddetmitir. Yargıtay 15 Mayıs 1996 tarihinde bu kararı onamıtır.  
Karar düzeltme talebinde bulunan bavuran Yargıtay 15. Hukuk Dairesinde kararı veren  
hakimlerin tamamını reddini istemitir. Bavuran reddi hakim talebine gerekçe olarak  
“Yargıtay hakimlerinin atamalarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından  
yapılması ve Adalet Bakanlığı mensubu bir çok kiinin ev alma maksadıyla adıgeçen  
kooperatife üye olması, ayrıca Yargıtay’da baka bir dairenin bakanı ve bazı Danıtay  
üyelerinin de bu kooperatife üye olması gibi nedenleri ve bu mesleki bağlantıların tarafsızlık  
konusunda üpheye yol açmasını ” göstermitir.  
Bavuranın davaları genikitlelere yayın yapan basın yayın organlarında yer almıtır.  
Bunun akabinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi Hakimleri görünürdeki olası üpheleri dağıtmak  
için tespit edilemeyen bir tarihte davadan çekilmilerdir. 7 Eylül 1997 tarihinde 15. daire  
Bakanı bavuran hakkında hakime hakaret suçundan ikayette bulunmutur.  
Dosya unsurlarından anlaıldığına göre, bavuran 1989 yılından itibaren sözkonusu ihtilafla  
ilgili asıl davada reddi hakim talebinde bulunmuancak bavuranın talepleri Yargıtay  
hakkındaki kanun uyarınca bir yargıtay dairesinin tüm hakimleri hakkında dairenin ileyiine  
mani olacak ekilde ret talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle geri çevrilmitir.  
Yargıtay Bakanlar Kurulu 29 ocak 1999 tarihinde verdiği bir kararla bu davayı 11. Hukuk  
dairesine devretmitir.  
3
11. Hukuk Dairesi ek tazminat talebinin Đstanbul Ticaret Mahkemesi tarafından 3 Mart 1993  
tarihinde görüldüğü gerekçesiyle karar düzeltme talebini reddetmitir.  
3. Özbek Đnaat S.A (Ankara Sitesi) aleyhindeki dava, 3 Ağustos 2000  
Bavuran 1977 yılında Özbek Đnaat S.A. irketi ile 5000 m² büyüklüğünde bir arsa üzerine  
kat karılığı inaat yapmaya ilikin bir sözleme akdetmitir. Ancak ilerin ilerleyii,  
kullanılan malzemeler ve ödemeler gibi konularda anlamazlık ortaya çıkması sonucunda  
adıgeçen irket sözlemeyi feshetmitir.  
Her iki taraf da tazminat, tahsilat ve tapu siciline kayıt istemiyle Đstanbul ve Kadıköy  
mahkemelerine bavuruda bulunmulardır. Bu bavurulardan ilki 4 Nisan 1983 tarihinde  
Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesine yapılmıtır.  
Sözkonusu davalar daha sonra Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından birletirilmitir.  
Bir çok bilirkii incelemesi ve 4 Temmuz 1988, 15 Aralık 1994 ve 15 nisan 1999 tarihlerinde  
verdiği üç bozma kararının ardından Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 18 Kasım 1999 tarihinde  
irketin sözlemeyi haksız yere feshetmediği sonucuna varmıtır. Ayrıca Yargıtay dairelerden  
bazılarının bavuran, geriye kalanların da irket adına kaydedilmesine hükmetmitir. Ayrıca  
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi adına katdedilen dairelerin kira karılığı tutarını irkete tazminat  
olarak ödemeye mahkum etmitir.  
Taraflar yeniden Yargıtay’a temyiz bavurusunda bulunmulardır. Bavuran “  
4 ubat 2000  
tarihinde olduğu gibi meslaktalarını koruyacakları” gerekçesiyle 11. Daire hakimlerini reddetmitir.  
18 Nisan 2000 tarihinde bavuranın reddi hakim talebi geri çevirilmitir.  
Yargıtay 11. Hukuk dairesi 6 temmuz 2000 tarihinde 18 kasım 1999 tarihli Kadıköy Asliye  
Hukuk Mahkemesinin kararını onamıtır.  
Bavuran tarafından yapılan karar düzeltme talebi 24 kasım 2000 tarihinde reddedilmitir.  
4. Diğer davalar  
Bavuran yasadıı araç ithali (16 Mayıs 1985 tarihinde beraat etmitir.), karılıksız çek kesme,  
dolandırıcılık ve yazıda sahtecilik (13 Kasım 1990 tarihinde beraat etmitir) ve hakime  
hakaret suçlaması (ikayetçi Yrgıtay 15. Hukuk Dairesi Bakanıdır. Đddianame Ankara Ağır  
Ceza Mahkemesi Savcısı tarafından 3 Mart 1998 tarihinde sunulmutur. Davanın neticesi  
bilinmemektedir) gibi hakkında yapılan bir çok cezai takibatı zikretmektedir.  
ꢁĐKAYETLER  
Yukarıda zikredilen davaların tamamını «kooperatif» ile yaadığı ihtilafa bağlayan bavuran  
kendini adalet terörünün kurbanı olarak addetmektedir. AĐHS’nin 6 § 1. maddeye atıfta  
bulunan bavuran adli mercilerin tamamının tarafsızlıktan yoksun olduğundan yakınmaktadır.  
Yine aynı maddeye atıfta bulunan bavuran makul süre içinde davasının görülmesi hakkının  
ihlal edildiğinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran dava süresini on sekiz yıl olarak  
hesaplamaktadır.  
4
Netice olarak bavuran «kooperatife» karı davasında uygulanan gecikme faizi oranının  
bankalarca uyulanan ortalama faiz oranları ve döviz kuru artıına nisbetle yetersizliği ve  
taraflı hakimler tarafından alacağının bilinçli bir biçimde azaltılması sonucunda mülke saygı  
hakkının ihlal edildiğinden ikayetçi olmaktadır. Son davayla ilgili olarak bavuran “  
alacağına nisbetle kendisi adına kaydedilen daire sayısının azlığından” ikayetçi olmaktadır.  
Bavuran, yukarıda adıgeçen üç dosyaya ilikin zararını altı-yedi trilyon Türk Lirası olarak  
hesaplamaktadır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. BAVURULARIN KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞĐ HAKKINDA  
A. Đlk iki bavuru hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca kendisine «kesin içhukuk kararından itibaren altı  
ay içinde» bavurulabileceğini anımsatmaktadır. Bu nedenle AĐHM altı ay kuralını re’sen  
uygulamak amacıyla «kesin içhukuk kararı» tarihini belirlemelidir (Walter – Birleik Krallık,  
no: 34979/07).  
T.C. davasıyla ilgili olarak kesin içhukuk kararı 25 Haziran 1998 tarihli Yargıtay kararıdır. Bu  
nedenle 20 Nisan 1999 tarihinde yapılan bavuru geç yapılmıbir bavuru olduğundan  
AĐHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.  
Bavuranın «kooperatife» karı davasına gelince AĐHM, ek tazminat taleplerinin, 3 Mart 1993  
tarihinde verilen bir karara konu olmuolması sebebiyle reddedildiğini gözlemlemitir.  
Neticede Merkez Bankası’nın reeskont ilemlerinde uyguladığı gecikme faizi ile birlikte bir  
tazminata hükmedilmiti. Bavuranın adil tatmine ilikin diğer talepleri reddedilmiti.  
Bavuranın yaptığı karar düzeltme talebinin reddini müteakip bu hüküm ekli kesin hüküm  
niteliği kazanmıtır.  
Ancak AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, ekli kesin hüküm niteliği kazanmıbir karara  
itiraz etmeye matuf bulunan sonraki yargılama altı ay süresinin balangıcı hesaplanırken  
dikkate alınmaz (Abozzi ve Fabbri – Đtalya, no: 33604/96, 16 Nisan 1998 tarihli Komisyon  
kararı). Bu bakımdan, iddia edilen olayların herhangi bir ihlalin varlığını iaret edip etmediği  
noktasında bir görübelirtilmesi gerekli değildir.  
Bu nedenle 10 Nisan 2000 tarihinde yapılan ek bavuru da altı ay süresi kuralına riayet  
edilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.  
B. Üçüncü bavuru hakkında  
1. Hükümet’in itirazı hakkında  
Hükümet bavurunun yapıldığı tarihte sözkonusu davanın halen ulusal mahkemeler önünde  
görülüyor olması sebebiyle AĐHM’yi bavuruyu kabuledilemez ilan etmeye davet etmektedir.  
5
AĐHM bavurunun sunulmasının ardından içhukuk yollarının son haddine erimesini  
beklediğini ancak kabuledilebilirlik hakkında görübelirtmesinin istenmesi durumunda bunun  
mümkün olmayacağını hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, Ringeisen – Avusturya, 16 Temmuz  
1971 tarihli karar, ve E.K. – Türkiye, no: 28496/95, 28 Kasım 2000). Sonuç olarak AĐHM  
Hükümet’in itirazını reddeder.  
2. Adli mercilerin tarafsızlığı hakkında yapılan ikayet  
Bavuran «kooperatif» ile olan ihtilafından haberdar olan adli mercilerin tarafsızlık  
yoksunluğundan ikayetçi olmaktadır.  
AĐHM bavuranın ulusal mahkemeler AĐHM önünde sözkonusu hakimlerle kooperatif üyeleri  
arasında hakimlerin tarafsızlığını tartımalı hale getirecek nitelikte bir ahsi menfaat ilikisi ya  
da doğrudan bir iliki olduğu olduğu yönünde bir ikayette bulunmadığını gözlemlemitir.  
Buna karın Yargıtay 15. Hukuk Dairesi büyük olasılıkla ortaya çıkan medyatik baskının  
ardından görünürdeki tarafsızlık yoksunluğu üphelerini dağıtmak amacıyla davadan  
çekilmitir. Hakimler arasındaki sıkı mesleki ilikilerin, bir hakimin menfaati üzerinde  
belirleyici bir rol oynaması sözkonusu olması durumunda davaya bakan hakim açısından bir  
taraflılık riski ortaya çıkardığı doğruysa da AĐHM mevcut davada hakimlerin görevlerini  
yerine getirme noktasında gösterdikleri özen yahut sergiledikleri tutum noktasında üphe  
yaratmaya elverili herhangi bir somut unsurla karılamamaktadır. Öznel endieler her ne  
kadar anlaılabilir olsalar da belirleyici unsur tekil etmezler. Bu nedenle sözkonusu  
endielerin nesnel olarak addedilebilmeleri için her eyden önce kanıtlanmaları gereklidir  
( mutatis mutandis, Nortier – Hollanda, 24 ğustos 1993 tarihli karar, § 33, ve Remli – Fransa,  
23 Nisan 1996 tarihli karar, § 46).  
Ayrca bavuranın bu davayı gören 11. Hukuk Dairesi hakimlerini “kesinlikle kendi  
meslektalarını koruyacakları” gerekçesiyle reddetmesi hususunda ise AĐHM sözkonusu  
ikayeti destekleyecek herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatine varmıtır.  
Netice olarak AĐHM, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olduğu gerekçesiyle bu ikayeti kabuledilemez ilan etmektedir.  
3. Mal ve mülke saygı hakkına saygı yönünden yapılan ikayet hakkında  
1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunan bavuran «alacağına karılık olarak kendi  
adına kaydedilen dairelerin sayısının azlığından» ikayetçi olmaktadır.  
AĐHM bu davanın mahkeme tarafından son derece ayrıntılı bir incelemeye tabi tutularak bir  
çok bilirkii incelemesi emrettiğini ve bu nedenle bavuranın ikayetinin yalnızca  
yargılamanın sonucuna ilikin olduğunu tespit etmektedir (Kemmache – Fransa (no:3), 24  
Kasım 1994 tarihli karar, § 44). Sonuç olarak AĐHM, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri  
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bu ikayeti kabuledilemez ilan  
etmektedir  
4. Yargılama süresine ilikin olarak yapılan ikayet hakkında  
6
Bavuran yargılama süresinin AĐHS’nin 6 § 1. maddesince öngörülen ivedilik kuralına uygun  
olmadığını değerlendirmektedir.  
Hükümet bavuranın varisinin bu ikayetin incelenmesinin devamını haklı çıkaracak hiçbir  
meru menfaati olmadığı kanısındadır. Hükümet Kofler – Đtalya (bavuru no: 861/78, 9 Ekim  
1982 tarihli Komisyon raporu, DR 30) davasına atıfta bulunmaktadır. Bu kararda komisyon  
varislerin arzusu hilafına yargılama sürecinde vefat eden bavurana karı yürütülen  
yargılamanın süresine ilikin bavuruyu reddetmitir.  
Mevcut davada AĐHM’ye yalnızca 4 Nisan 1983 tarihinde balayıp 6 Temmuz 2000 tarihinde  
sona eren yargılama süreci ile ilgili olarak ikayette bulunulmutur.  
AĐHM Hükümet tarafından dile getirilen Kofler davasının bir caza yargılamasına ilikin  
olduğunu gözlemlemektedir. Ancak hukuk davaları sözkonusu olduğunda AĐHM varisler  
adına yargılamanın ivediliğine ilikin ikayetleri incelemeye devam etmitir (bkz., sözgelimi,  
L – Đtalya, no: 12490/86, 9 Kasım 1990 tarihli Komisyon kararı; ayrıca bkz., X – Fransa, 31  
Mart 1992 tarihli karar, §§ 21 ve 26, Pandofelli ve Polumbo – Đtalya, 27 ubat 1992 tarihli  
karar, ve Coccchiarella - Đtalya, no: 64886/01).  
Mevcut davada AĐHM bu içtihattan ayrılmak için hiçbir gerekçe görmemekte ve Ömer Faruk  
Ünal’a bavuranın yerini alma yetkisi tanımaktadır.  
Bu ikayete ilikin AĐHS’nin 35. maddesi anlamında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi  
bulunmadığından AĐHM bavurunun kabuledilebilir olduğunu ilan eder.  
II. ESASA DAĐR  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunan bavuran yargılama süresinin «makul süre» ilkesini  
çiğnediğini iddia etmektedir.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
Dikkate alınması gereken dönem 4 Nisan 1983 tarihinde balamıve 6 Temmuz 2000  
tarihinde sona ermitir.  
Buna karın hesaba katılması gereken dönem 28 Ocak 1987 tarihinde Türkiye tarafından  
bireysel bavuru hakkı tanınmasının yürürlüğe girmesiyle balamıtır. Böylelikle sözkonusu  
dönem sekiz aama için on üç yıl altı ay sürmütür.  
AĐHM, bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının AĐHM’nin bu husustaki  
içtihadında hasredilen ölçütler ve bilhassa davanın karmaıklığı, bavuranların ve yetkili  
mercilerin tutumu ve ihtilafın konusu gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini  
hatırlatır (Frydlander – Fransa, no:30979/96, § 43).  
AĐHM bilhassa bavuranın davanın seyrinde özen eksikliği göstermiolduğunu tespit  
etmemektedir. AĐHM ihtilaflı davanın karmaıklığını görmezden gelmemekte ve ilk derece  
mahkemesinin bir çok davayı birletirmek zorunda kaldığını ve bir çok bilirkii incelemesi  
yaptırğını gözden kaçırmamaktadır. Buna rağmen ulusal mahkemelerini, herkese hukuki  
7
nitelikli hak ve yükümlülüklerne ilikin ihtilaflar hakkında kesin bir karar elde edebilme  
güvencesini verebilecek ekilde düzenleme görevi Sözlemeci Devletler’e düer.  
Özetle kendisine sunulan tüm unsurları inceleyerek bu alandaki içtihadını gözönünde  
bulunduran AĐHM mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aırı olduğunu ve «makul  
süre» ilkesinin gereklerine cevap vermediğini takdir etmektedir  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Tazminat  
Bavuranın oğlu maruz kaldığını iddia ettiği maddi zararın tazmini için muhtelif meblağlar  
talep etmektedir. Bavuran ayrıca kendisine ödenecek tutarın hali hazırda yaklaık on milyon  
Amerikan Dolarına ulaan miras sebebiyle istihkak davası dosyasına aktarılacağına dikkat  
çekmektedir.  
AĐHM, bu taleplerin kabuledilemez ilan edilen 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesiyle ilintili  
olduğunu gözlemlemektedir. Sonuç olarak AĐHM bu talepleri reddetmektedir.  
Bavuranın oğlu manevi tazminat konusunu AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.  
Hükümet ihlal tespitinde bulunulması halinde bunun manevi zararın tazmini için yeterli  
olacağını değerlendirmektedir.  
AĐHM, bavuranın oğlunun dolaylı olarak manevi bir zarara uğradığını değerlendirmektedir.  
AĐHM hakkaniyete uygun olarak bavuranın oğluna 9.000 Euro manevi tazminat ödenmesine  
hükmetmektedir.  
Masraf ve harcamalar  
Bvuranın oğlu ayrıca ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalara için farklı  
meblağlar talep etmektedir. AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamaların takdirini AĐHM’ye  
bırakmaktadır.  
Herhangi bir belge sunulmadığını gözönünde bulunduran Hükümet bu taleplerin  
reddedilmesini istemektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, bir bavuran 41. madde anlamında yaptığı masraf ve  
harcamaların iadesini ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu  
ve makul oranda olduğunu ispatladığı sürece elde edebilir. Ayrıca yargılama giderlerinin  
iadesi ancak tespit edilen ihlalle ilikili olduğu sürece mümkündür (Beyeler – Đtalya (adil  
tatmin), no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).  
Elindeki unsurları ve yukarıda zikredilen ölçütleri gözönünde bulunran AĐHM ulusal  
mahkemeler önünde yapılmımasraf ve harcamalara ilikin talebi reddeder.  
Kendi önünde yapılan masraf ve harcamalara gelince AĐHM bu bakımdan belge  
bulunmamasına rağmen mevcut bavurunun hazırlanması amacıyla bazı masrafların yapılmıꢀ  
8
olması gerektiği kanaatindedir. Bu gerekçeyle AĐHM 1.000 Euro ödenmesinin hakkaniyete  
uygun olacağına hükmetmektedir.  
Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Ömer Faruk Ünal’ın varis sıfatıyla bavuranın yerine geçme yetkisi olduğuna;  
2. Yargılama süresi yönünden yapılan ikayete ilikin bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü  
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavurana manevi tazminat olarak  
9.000 Euro, masraf ve harcamalar içinse 1.000 Euro (bin) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 9 Kasım 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
9